İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/816 E. 2023/430 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/816
- Karar No
- 2023/430
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/816 KARAR NO : 2023/430 DAVA : Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 17/02/2022 KARAR TARİHİ : 04/05/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/06/2023 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin İstanbul Nebetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verdiği 17/02/2022 harçlandırma tarihli dilekçesiyle; İstanbul Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin .... Esas sayılı dosyasında 04/11/2021 tarihli ara karar ile ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'ne ...'in yönetici kayyım olarak atandığını, 12/11/2021 tarihinde kararın ticaret sicilde tescili ile kayyım ...'in göreve başladığını, iptal edilen ve kesinleşerek şirket alacağına dönüşen alacakların kayyım ...'in görev dönemi içinde olduğunu, bu alacakların tahsilinin kayyımın sorumluluğunda olduğunu, yeni kayyımın işgalcilerin kira ödemeden ticaret yapmalarına göz yumduğunu, şirket üzerindeki yatırımlarla ilgili hiçbir hukuki girişimde bulunmadığını, kayyımın Bursa Uludağ'daki kiraya verilen otelin kira alacaklarını Orman Bakanlığının icra dosyasına yatırılmak üzere yapılmış olan protokolü bozmaya çalışarak otelin icra yoluyla mühürlenmesine ve atıl olarak kalmasına sebep olacak davranışlarda bulunduğunu, bütün bu olumsuzluklar sonucu kayyım hakkında sorumluluk davası açmak ve tazminat talebinde bulunmak durumunda kaldığını, şirketin çıkarlarını göz önüne alarak ve ileride telafisi imkansız durumlara mahal verilmemesi için ihtiyati tedbiren kayyım ...'in yönetim kayyımlığı yetkisinin yürütmesinin geri bırakılmasını talep ve dava etmiştir. SAVUNMA; Davalı vekilinin 25/03/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkisizlik nedeni ile reddini talep ettiklerini, huzurdaki davanın müvekkilinin mesleği sebebiyle kendisine açılan ilk dava olduğunu, açılan davanın haksız, mesnetsiz ve hukuka aykırı davanın reddi gerektiğini, davacının işbu davayı açmasındaki sebebin, davacı ile kayyım arasında husumet olduğu izlenimi uyandırıp şirketin işleyişine engel olmak ve kayyımın görevden el çektirilmesine sebep olmak olarak düşünüldüğünü, davacının kötü niyetli olduğunu, tüm bu nedenlerle öncelikle Bakırköy Mahkemeleri yetkili olmasına rağmen dava yetkisiz yerde açıldığından yetki açısından usulden reddini, usul ve yasaya aykırı şekilde huzurda açılan davanın esastan reddini, yargılama masrafları ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, yönetici sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişiler .... ve Prof. Dr. .... tarafından mahkememize sunulan 23/03/2023 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle; Dava dışı şirket tarafından ibraz edilen ticari defter ve belgeler ile dosya münderecatının incelenmesi neticesinde; Dava dışı şirket tarafından ibraz edilen ticari defterlerin usulüne uygun bir şekilde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, ticari defterlerinin birbirini teyit eder şekilde tutulduğu, ticari defterlerinin dava dışı şirket lehine delil niteliğinin sayın mahkemenizin takdirlerinde olduğu, Şirketin dolaylı zararının talep edildiği davada yukarıda belirtildiği üzere davalının sorumluluğu bakımından şartların oluşmadığı bildirmişlerdir. Huzurdaki dava hukuki niteliği itibarıyla şirket ortağının uğradığı dolaylı zararın tazminine yönelik TTK md. 553 vd. hükümlerine istinaden açılmış bir hukuki sorumluluk davasıdır. Davacı şirket ortağı olmakla davada aktif husumet ehliyetini haizdir. Davalı şirkete atanmış yönetim kayyumu olup, TTK md. 553 de sorumluluğa tabi kimseler “kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları” olarak sıralanan yönetici sıfatını haiz olup pasif husumet ehliyetine sahiptir. Yönetim kayyımının, denetim ve gözetim görevi ile ortaklara eşit işlemde bulunma, şirkete karşı rekabette bulunmama, şirketle işlem yapmama, özen ve bağlılık yükümünün yerine getirilmemesi bir zarara yol açmışsa, bunlara aykırılık yönetim kayyımının sorumluluğuna yol açacaktır. İşte yönetim kayyımının işlem ve eylemleri nedeniyle zarara uğrayan şirkete, meydana gelen zararın giderimini sağlamak için kanunda hukuki sorumluluk halleri düzenlenmiştir. Kanun koyucu çeşitli durumlara göre farklılıklar gösteren hallerde, şirkete veya ortaklar ile şirket alacaklılarına uğradıkları zararları yönetim kurulundan veya diğer sorumlulardan talep etme hakkı vermektedir. Ancak belirtmek gerekir ki,yönetim kayyımının hukuki sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için, ortada somut bir zararın bulunması gereklidir. Zira zarar tehlikesi sorumluluk için yeterli değildir. Ayrıca meydana gelen zararın müdürün kanuna ve esas sözleşmeye aykırı kusurlu davranışları, yani uygun illiyet bağı sonucu meydan gelmesi şarttır. Yönetim kayyımının (organa) özgü genel sorumluluk hallerini düzenleyen, TTK m. 553, 6762 sayılı TTK m. 336 dan farklı olarak, ayrı ayrı hangi hallerin sorumluluk doğuracağını belirtmemiş, genel ve kapsayıcı bir şekilde kayyımın kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlâl edip şirketin zarar görmesine sebep olmaları hallerine hasretmiştir. Maddede belirtilen kanun ifadesi, sadece TTK’nu değil, diğer kanunlardaki yükümlülükleri de kapsar şekilde anlaşılmalıdır. Madde anlamındaki yükümlülük, kayyımın kanunlardaki veya esas sözleşmede bir görev veya yetki bağlamında öngörülen hususlardaki yapma ve yapmama zorunluluğunu ifade eder. Bu bağlamda ilk olarak kayyımın (yöneticinin) TTK'nın 626 ncı maddesi anlamında özen ve bağlılık yükümü ile rekabet yasağına aykırı davranması, eşit işlem ilkesini ihlâl etmesi açıkça yükümlülük ihlâli olarak tespit edilebilir. Yükümlülükler,kayyımın limited şirketi, ortakları ve alacaklıları korumaya yönelik görev ve yetkilerdir.Yükümlülüklerin kusurlu olarak ihlâli nedeni ile kayyımın sorumlu olabilmesi için, ihlâl sonucu, şirketin, ortakların ya da alacaklıların bir zarara uğraması gereklidir. Yükümlülüğün ihlâline rağmen ortada bir zarar yoksa müdürlerin sorumluluğu söz konusu olmayacaktır. Limited şirket yönetim kayyımlarının hukuki sorumluluğunun kusura dayalı bir sorumluluk olduğu, hem TTK m. 553/1 de hem de 557 de açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle yükümlülüğün ihlâlinde kusur olmadan kayyımın sorumlu tutulması mümkün değildir. Hatta şirketin zarar etmiş olması veya beklenen gelişmeyi göstermemesi kayyımı sorumlu tutmak için yeterli değildir. Buna karşılık kayyım kendilerine kanun ve esas sözleşmenin yüklediği görevlerden birisini kusurlu olarak yerine getirmeyerek bir zarara neden olmuşlarsa, sorumlu olacaklardır.TTK m. 553/1, 6762 sayılı TTK m. 336 ve İsviçre BK m. 754 den farklı olarak, “kasten veya ihmal” kavramı yerine, kusur kavramını kullanmıştır. Bu çerçevede zararın kasıt veya ihmalle gerçekleşmiş olması,kayyımın sorumluluğuna gidilmesi açısından önem taşımayacaktır. Kusur oranı hükmedilecek tazminatın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. 6102 sayılı TTK da değişiklik yapan 6335 sayılı Kanun, m. 553'ü ilk haline dönüştürerek, önceden olduğu gibi kusurun ispatını davacıya yüklemiştir.Buna göre meydana gelen zararın oluşmasında kayyımın kusurlu olduğu davacı tarafından ispat edilecektir. Yeni TTK kusurun niteliğini, İsviçre hukukundaki gelişmelere uygun olarak, objektifleştirmiştir. Objektifleştirilmiş kusura göre, sorumlu olan kişi aynı olayda, bilinçli ve mantıklı bir kişinin aynı şartlar altında göstermesi gereken özeni göstermiş olmalıdır. Bu nedenle hakkında sorumluluk davası açılan kayyımın kendi işinde göstermesi gereken özeni gösterdiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulması mümkün olmadığı gibi, tecrübesizliği ve yeterince bilgi sahibi olmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulması da mümkün değildir. Hâkim,yönetici(kayyım) aleyhine açılan sorumluluk davalarında, özen borcunun kapsamını dikkate alarak, onların kusurlu olup olmadığını, kendilerine yüklenen özen borcunu yerine getirip getirmediklerini araştıracaktır.Kayyımın(yöneticinin) söz konusu kararı verirken, konu hakkında yeterince bilgi sahibi olup olmadığı, gerekli dokümanların toplanıp toplanmadığı, konu hakkında uzman kişilerden görüş alınıp alınmadığı özen borcu kapsamında incelenecektir. Hâkim, yöneticinin karar verdikleri konuya vakıf olup olmadıklarını, verdikleri kararın bilincinde olup olmadıklarını ve şirketin çıkarlarına yabancı hususların karara etkisinin bulunup bulunmadığını, TTK m. 626'da benimsenen özen ölçüsünde araştıracaktır. Bir karar alınmadan önce gerekli araştırmanın yapıldığı, şirket çıkarına yabancı etkilerin söz konusu olmadığı bir kararın özen borcuna aykırı olamayacağı ve yöneticilerin sorumlu tutulamayacağı kabul edilmelidir. Çünkü bu durumda yöneticilerin tercihine saygı duyulmalı,kararın yerinde olup olmadığı tartışılmamalıdır. Zira yöneticiler, kanunun kendileri için getirdiği objektif özeni göstermiş ve bu kararı almıştır. TTK m. 553/1 göre, meydana gelen zarardan şirket, ortaklar ve alacaklılar doğrudan zarara uğramışlar ise bunlar, yöneticilere karşı doğrudan sorumluluk davası açabileceklerdir. Bu nedenle TTK ortakların ve şirket alacaklılarının doğrudan uğradıkları zararlar nedeni ile müdürlere karşı dava hakkına sahip olduklarını açıkça hüküm altına almıştır. Doğrudan zararlar şirketin zarar görmesinden dolayı değil, ortak ve alacaklıların şirketten bağımsız olarak uğradıkları zararlardır. Bu dava sonucu elde edilen tazminat davayı açan kişilere verilir. Buna karşılık şirketin zarara uğradığı hallerde, şirketin yanında ortaklar da, tazminatın şirkete ödenmesini istemeleri şartıyla dava hakkına sahiptirler (TTK m. 555). Bu maddeye göre, şirket ya da pay sahipleri zarara neden olan yöneticilere karşı sorumluluk davası açabileceklerdir. Ayrıca bu davanın ortak tarafından açılmış olması halinde, TTK m. 555/2’de bir yenilik olarak dava masrafları rizikosu, davacı lehine kolaylaştırıcı hüküm getirmiştir. Ancak belirtmek gerekir ki, yöneticiler aleyhine sorumluluk davası açma hakkı öncelikle limited şirketindir. Davanın şirket tarafından açılmaması veya açılamaması halinde şartlar mevcutsa, ortakların veya alacaklıların da bu davayı açma hakları vardır (TTK m. 555- 556). Yukarıda yapılan genel açıklamalara göre,yapılan işlemler sonucunda bir zararın oluşması hâlinde, bu zarar nedeniyle yöneticinin sorumluluğuna gidilebilmesi için işlemi yapan yöneticinin kusurlu olduğunun da ayrıca kanıtlanması gerekir. Bir başka deyişle, basiretli davranmakla yükümlü olan bir yöneticinin yapmaması gereken işlemlerin davalı yönetim kayyımı tarafından yapılmış olduğunun ve bunun sonucunda da bir zararın meydana geldiğinin kanıtlanmış olması gerekir. Aksi takdirde enflasyon ve kur farkı da dahil olmak üzere şirketin uğramış olduğu her türlü işletme zararının yöneticilerden tahsili imkanı doğmuş olur ki, böyle bir sonuç, yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin hükümlerin düzenlenme amacıyla bağdaşmadığı gibi ticari işletmenin kâr edebileceği gibi yapmış olduğu faaliyetin taşıdığı ticari riskler nedeniyle zarar etme ihtimâlinin de bulunması, özelliğiyle de bağdaşmaz. Davacı bu bağlamda davalının Uludağ'daki Otellerinin altında bulunan dükkanların geçmiş yıllara ait kira alacaklarının icra yoluyla tahsiline gitmeyerek, yine şu anda 2 adet dükkanda işgalci olarak kiralama sözleşmeleri olmaksızın faaliyet gösteren ...-... (.... Cafe) nün işgaline hukuki müdahale bulunmayarak yönetiminden sorumlu olduğu şirketine ve dolaylı olarak şirket ortağı olarak şahsına maddi zarar verdiğini ileri sürmektedir. Ancak bu iddia somutlaştırılmamıştır. Zararı ispat yükü kendisinde olan davacının zararı ve miktarını inandırıcı biçimde ispatlayamadığı, Davacının davalı Kayyım ...'in Bursa Uludağda'ki kiraya verilen otelin kira alacaklarının Orman Bakanlığının İcra dosyasına yatırılmak üzere yapılmış olan protokolü bozmaya çalışarak - otelin icra yoluyla mühürlenmesine ve atıl olarak kalmasına sebep olacak istek ve davranışlarda bulunmakta olduğu yönündeki soyut iddialarının zararın ispatı bakımından yeterli kabul edilemeyeceği, kaldı ki davalı yönetim kayyumunun göreve gelmesinin ardından bu işleri takip etmek üzere avukat görevlendirmekle kendisinden beklenen özeni gösterdiği, davalının kusurlu bir davranışından bahsedilemeyeceği, davalının eylemsiz kalması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, anlaşılmakta davalının sorumluluk koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gerekli 179,90 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 3.842,44 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 3.662,54 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 390,00 x 2 saat= 780,00.-TL) X 2 = 1.560,00.-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, 5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre reddedilen miktar üzerinden hesap edilen 34.500,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE, 6-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 440,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacının yüzüne karşı, davalı vekilinin yüzüne karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.04/05/2023 Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪