İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/49 E. 2024/894 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/49
Karar No
2024/894
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/49 Esas KARAR NO : 2024/894 DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 17/01/2024 KARAR TARİHİ : 17/09/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 03/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili ..... İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi ile davalı tacir arasında 27.04.2019 tarihinde ticari nitelikte Fuar Katılımcılık Sözleşmesi tanzim edilmiş olduğunu, sözleşmede tarafların yüklenecekleri edimlerin belirlenmiş olduğunu, sözleşmeye göre davalının ....... (...... Nisan 2020) fuarında 63 m2 yer temin edilmesi edimi, davacının ise bu hizmet karşılığı sözleşmede kararlaştırılan bedelin ödenmesi edimi hususlarında anlaşmaya varmış olduklarını, müvekkilinin sözleşme ile belirtilen bedelleri vadesinde davalı tarafa ödemesine karşın davalı tarafın fuar alanında yer tesisi edimini gerçekleştirmemiş olduğunu, davalının sözleşmede kararlaştırılan edimini gerçekleştirememesinden dolayı müvekkili tarafından ödenen bedelin iadesini davalıdan istenmişse de olumlu veya olumsuz bir netice alınamamış, bunun üzerine müvekkili tarafından davalıya karşı mağduriyetinin giderilmesi amacıyla zorunlu arabuluculuk kurumuna başvurulmuş olduğunu, ancak arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamamış olduğunu beyanla; alacak davasının kabulüne, fazlaya ilişkin hakları ve ek dava açma hakları saklı kalmak kaydı ile 41.051,24-TL’nin davalıya ödeme (27.04.2019) tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkili davacıya verilmesine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının talep ettiği alacağın zamanaşımına uğramış olduğunu, arabuluculu tutanağının dava şartını sağlayacak nitelikte olmadığını, müvekkilinin arabuluculuk toplantısından haberdar olmadığını, müvekkilinin haberdar olmadığı bir toplantıda anlaşmama iradesi ortaya koymasının mümkün olmadığını, nitekim haberdar olunan bir arabuluculuk toplantısına katılmamak gibi bir durumun da söz konusu olmadığını, arabuluculuk son tutanağının hatalı düzenlenmiş olup dava şartını karşılayacak nitelikte olmadığını, bu nedenle mevcut davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİ gerektiğini, davacı tarafın fuarın yapılmadığına ilişkin iddialarının asılsız olduğunu, söz konusu fuarın haklı sebeplerle ertelenmesine karşın ..... Eylül 2022 tarihinde yapılmış olduğunu, davacı her ne kadar ödeme yaptığını iddia etse de bu hususu kabul etmiyor olduklarını, davacı tarafından müvekkiline ödeme yapıldığının ispat edilememiş olduğunu, davacıya para iadesini gerektirecek bir durum bulunmadığını, davacının iddialarının aksine fuar iptali gibi bir durum söz konusu olmadığını, Nisan 2020'de yapılması planlanan fuar her ne kadar pandemi gerekçesi ile ertelenmiş olsa da bu durumun sözleşmenin sonlanmasına sebebiyet vermemiş ve sözleşmenin ayakta kalmış olduğunu, ayakta kalan sözleşme uyarınca daha sonraki bir tarihte ilgili fuar yapılmış olup davacıya da yer sağlanmış olduğunu, bu haliyle davacı bir bedel ödediyse bile bu bedelin iadesini gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığını, sözleşmenin ayakta olduğunu ve gereği gibi ifa edilmiş olduğunu, davacı tarafından TTK 18/3'e uygun olarak yapılan bir sözleşmeden dönme işlemi bulunmadığını, sözleşmenin ayakta olduğu ve gereği gibi ifa edildiğine ilişkin beyanlarının yanısıra; davacının bu zamana kadar haklı/haksız olarak taraflarına TTK 18/3'e uygun olarak ilettiği herhangi bir sözleşmeden dönme beyanının olmadığını da belirtiyor olduklarını, bu haliyle de bedel iade etme yükümlülüğü doğuracak herhangi bir durum bulunmadığını, fuarın ertelenmesinin haklı gerekçelere dayanmakta olduğunu, 2020 yılının Mart ayında ülkemizde görülen COVID-19 vakaları ile başlayan yerel/küresel pandeminin sonucunda tüm dünyada pandeminin etkilerini en aza indirmek için sıkı önlemler alınmış, bu önlemlerin başında sokağa çıkma yasakları, uluslararası seyahat yasakları ve fuar, festival, konser gibi organizasyonların yasaklanması geldiğini, 2020 yılının Mart ayında başlayan pandemi halinin 2022 yılının sonlarına kadar etkisini sürdürmüş olduğunu, bu dönem dahilinde belli periyotlarda sosyal hayatı sınırlayan tedbirlerin hükümet tarafından uygulanmış olduğunu, Fuar Katılım Sözleşmesinde fuarın yapılacağı planlanan tarihlerin bu pandemi sürecine denk gelmiş olduğunu, ilgili dönemde pandemiye ilişkin kısıtlamaların devam etmekte olduğunu, özellikle uluslararası seyahat bağlamında kısıtlamanın devam etmesinin dava konusu fuar bakımından son derece önemli bir faktör olduğunu, zira ... fuarının milli katılımlı uluslararası bir fuar olduğunu, fuarın cazibesinin de bu niteliğinden dolayı olduğunu, ...... fuarına katılan milli katılımcıların ürünlerini uluslararası piyasaya tanıtma gayesi gütmekte olduklarını, bu bağlamda fuarın amacı bakımından uluslararası katılım olmazsa olmaz bir unsur olduğunu, fuarda sergilenen ürünlerin uluslararası katılımcılar tarafından görülememesinin fuarın amacını çok ciddi şekilde baltalayacak olduğunu, buna karşın ilgili dönemde küresel çapta mevcut olan pandemi sebebiyle uluslararası seyahat zaten zorlu şartlarda yapılmakta iken, Türk Hükümeti tarafından alınan tedbirler kapsamında da fuara uluslararası katılım oldukça zorlaşmış olduğunu, esasen uluslararası katılım bakımından karşılaşılan engellerin sadece Türk Hükümeti bakımından alınan tedbirlerden kaynaklanmamakta olduğunu, her katılımcının menşei farklı ülkeler olduğunu, bu bağlamda her ülkenin doğal olarak seyahat kısıtlamaları bulunduğunu, Ülkelerin aldığı bu tedbirlerin pandeminin resmi olarak sona ermesine kadar devam etmiş olduğunu, ululararası katılımcılarla yapılan yazışma örnekleri de ilgili tarihte fuarın yapılması halinde yurtdışı katılımın düşük olacağını göstermekte olduğunu, müvekkilinin, fuarın amacına hizmet edebilmesi için fuar tarihinde değişiklik yapmak zorunda kalmış olduğunu, müvekkili şirketin fuar alanında kendini kanıtlamış ve kamuya mal olmuş bir şirket olduğunu, fuarcılık alanında Türkiye’de en çok bilinen, güvenilen ve saygın şirketlerden biri olduğunu, müvekkilinin bu saygınlığının fuarcılık sektörünü çok iyi tanımasından ve düzenlediği fuarları en ince ayrıntısına kadar planlamasından kaynaklanmakta olduğunu, söz konusu ...... fuarının da 2005 yılından itibaren yapılan ve toplamda 25 defa müvekkili tarafından düzenlenmiş bir fuar olduğunu, müvekkilinin bu fuarın ihtiyaçlarını çok iyi bilmekte, ..... fuarının yapılması için uluslararası katılım olmazsa olmaz olduğunu, söz konusu fuarın yapılması için en az bir yıl önceden başlayan bir organizasyon gerektiğini, bu süre zarfında reklam ajansları, fuar personeli anlaşmaları, stand kurulumları ve fuar için gerekli tüm unsurların planlanan tarihte hazır olması için titizlikle anlaşmalar yapılmakta olduğunu, bir fuarın organizasyonu için müvekkilinin çok ciddi planlama ve maliyetlere katlanmakta olduğunu, dosyaya sunacakları belge ve bilgilerin bu organizasyon için gerekli girişimlerin yapıldığını ispat eder nitelikte olduğunu, bu organizasyonun müvekkili şirkete maliyetinin astronomik miktarda olduğunu, buna rağmen müvekkili şirketin, pandemi şartları nedeniyle uluslararası katılımın çok düşük olacağını öngörerek, fuarın niteliğine aykırı bir durumun oluşmaması için fuar tarihini ertelemek zorunda kalmış olduğunu, kaldı ki fuarın ertelenmesi kararının katılımcılarla müzekere edilerek alınmış olduğunu, müvekkili şirketin pandemi koşulları gerekçesiyle fuarın yapılabileceği bir ortam bulunmaması gerekçesiyle katılımcılardan gelen talepleri değerlendirerek fuarı ertelemiş olduğunu, fuar katılım sözleşmesinin 2. maddesine göre müvekkili şirketin fuar tarihini değiştirme hakkı bulunduğunu, sözleşmede fuar erteleme hakkına dair hüküm mevcut olmasa idi dahi, pandemi hali sözleşmeler bakımından bir mücbir sebep kabul edilerek fuar tarihinin ertelenebilecek olduğunu, sözleşmede fuar tarihinin ertelenebileceğine dair hüküm bir an için gözardı edilse dahi, mücbir sebebin mevcudiyeti tespit edilip fuarın haklı gerekçelerle ertelendiğinin anlaşılabileceğini, nitekim yargıtay kararlarında mücbir sebeple ertelenen fuarlarda organizatör şirketin sorumlu tutulamayacağının vurgulanmakta olduğunu, müvekkili şirketin fuar tarihinin ertelenmesinde bir kusuru bulunmadığını, müvekkil şirketin ve grubunun yaklaşık 30 yıldır fuar sektörünün öncüsü olarak müşterilerine hizmet vermekte olduğunu, bu bağlamda şirket bünyesinde 500 ün üzerinde çalışana istihdam imkanı vermekte olduğunu, şirketin fuar organizasyonları üzerinden para kazanmakta ve vergilerini vermekte olduğunu, müşterilerinden tahsil edilen fuar ücretleri ile fuar alanlarını kiralayan kurumlardan kiralamalar yapılmakta yine fuarın yürüyebilmesi için personel alımları yapılmakta olduğunu, bütün bu harcamalar yapılmışken pandemi süreci olduğu için harcamaları yapılmış olan organizasyonların ücret iadesinin kabul edilmesinin ne hukuken ne de vicdanen mümkün olmadığını, hali hazırda her ne kadar Covid-19 süreci devam etse de kamu otoritesi tarafından artık yasaklar kaldırılmış olmakla müvekkili tarafından organizasyonlar yapılmaya başlanmış bulunduğunu, bu bağlamda ahde vefa (sözleşmeye bağlılık-pacta sund servanda) ilkesi göz önünde bulundurulması gerektiğini, yapılan erteleme ile katılımcıların haklarının aynen korunacağı, aynı şartlarda fuarın gerçekleştirileceği bildirilmiş olduğunu, halihazırda diğer fuarlarda bu uygulama yapılmakta, katılımcıları mağduriyete uğratmadan fuarlar pandemi öncesinde olduğu gibi gerçekleştirilmekte olduğunu, bu sayede, katılımcılar ile müvekkili şirket arasında akdedilen sözleşme ayakta tutularak fuarlar için büyük harcamalar yapan müvekkili şirketin de mağduriyetinin önüne geçilmiş olacağını, ayrıca fuarın uzak bir tarihe ertelenmesinde müvekkili şirketin bir kusuru bulunmadığını, bir fuarın tarihinin belirlenebilmesi için fuarın yapılacağı alanın takviminde yer olması; fuarın yapılacağı şehirde, fuarın yapılacağı tarihten bir ay önce ve bir ay sonra aynı sektöre ilişkin başka bir fuarın olmaması gibi değişkenler bulunmakta olduğunu, özellikle son iki yılda pandemi sebebiyle tüm fuarların ertelenmesi sebebiyle TOBB Fuar Takviminin sıkışması, fuar alanlarında yer bulunamaması, aynı sektöre ilişkin 1 ay içerisinde aynı fuarın yapılamaması kuralı sebebiyle mecburen fuar ..... Eylül 2022 tarihine ertelenmiş olduğunu, yine yukarıda bahsedilen "1 ay" kuralı sebebiyle de, katılımcıların daha fazla mağdur olmaması adına İstanbul içerisinde yakın bir tarihte yapılamayacak olması nedeniyle fuarın Antalya'ya alınmış, ayrıca müvekkil şirketin, söz konusu .... fuarı katılımcılarının tamamına, yaşanan enflasyon sebebiyle ülkemizde maliyetlerin neredeyse 10 katına çıkmasına rağmen hiçbir ek ödeme almaksızın ve tahsis edilen alandan hiçbir kesinti yapmaksızın yeniden katılım imkanı sağlamakta olduğunu, buna bağlı olarak da halihazırda yüzlerce şirket katılım sağlamış olduğunu, ..... fuarının ertelenmesi nedeniyle Ticaret Bakanlığı tarafından müvekkili şirket aleyhine inceleme başlatılmış, bu inceleme kapsamında müvekkilinden bilgi ve belge istenmiş, müvekkili şirketin ise gerekli bilgilendirmeyi yapmış, yapılan inceleme sonucunda müvekkili aleyhine herhangi bir müeyyide uygulanmamış olduğunu, bu doğrultuda anlaşılmaktadır ki .... fuarının 2022 yılına ertelenmesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığını, müvekkili şirketin mücbir sebep nedeniyle ertelenen fuar organizasyonunu ..... Eylül 2022 tarihleri arasında .... Fuar ve Kongre Merkezinde gerçekleştirmiş olduğunu, gerçekleştirmiş oldukları fuarda davacı yana müvekkili ile aralarında münakit fuar katılım sözleşmesi belirtilen nitelik ve hacimde yer ve stant tahsisi gerçekleştirilmiş olduğunu, müvekkili şirketin, davacıya 3 defa mail kanalıyla fuar ertelendiğini bu kapsamda yer belirlemesi ve stand kurulumuna ilişkin ihtar ve bilgilendirme yapılmış olduğunu, ayrıca uyuşmazlığa konu fuarın ..... Eylül 2022 tarihine ertelendiğine ilişkin bilgilendirmenin ayrıca posta yolu ile de bildirilmiş olduğunu, müvekkili şirketin fuar organizasyonunu gerçekleştirerek sözleşmenin yüklemiş olduğu görevi ve yükümlülükleri yerine getirmiş ve sözleşmeyi gereği gibi ifa etmiş olduğunu, fuarın gerçekleştirildiğine ilişkin hususun TOBB' a müzekkere yazılarak fuar sonuç belgesinin celbi ile görülecek olduğunu, gerek taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri, gerekse fuarın geçekleştirildiği ve davacıya yer tahsisi yapıldığı dikkate alındığında, fuara katılım sağlamayan davacının akdedilen sözleşme gereğince ödemekle yükümlü olduğu bedeli müvekkili şirkete ödeyerek ifa yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini, sözleşmede müvekkilinin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmiş olmakla davacının katılım sağlamadığı fuar bedelini haksız ve mesnetsiz olarak iadesi talepli olarak ikame etmiş olduğu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının bu davayı açmaka kötüniyetli şekilde hareket etmiş olduğunu, davacı müvekkili ile yaptığı sözleşmeye uygun olarak Ev Tekstili Fuarına katılmayı reddederek işbu dava ile bedel iadesi talep etse de, davacının bu davayı açarken kötüniyetli hareket ettiği göz ardı edilmemesi gerektiğini, davacının müvekkilinin sözleşmeye uygun olarak düzenlediği Ev Tekstili fuarına katılmayı reddederek ....... fuarına katılmış olduğunu, ....... fuarının davacının üyesi olduğu dernek ..... tarafından düzenlenen bir fuar olduğunu, ..... derneği tarafından ....... fuarının düzenlenmesi için .... A.Ş isimli bir şirket kurulmuş olup fuarın bu şirket üzerinden organize edilmekte olduğunu, davacının bu fuara katıldığı hususunun "https://........com.tr/" adresinde bulunan katılımcı listesi incelendiğinde rahatlıkla görülebileceğini, müvekkili şirketin ilgili ertelemelere ilişkin birçok dava ile karşı karşıya kalmış olduğunu, ne tesadüftür ki bütün bu şirketlerin ....... fuarını düzenleyen derneğin üyesi olup, bu fuara katılmak üzere müvekkili ile olan fuarcılık sözleşmelerini feshetmiş yahut fuara katılmayarak müvekkiline karşı dava açmış olduklarını, hatta ..... derneğinin (derneğin kurmuş olduğu ..... Fuarcılık A.Ş) katılımcıları müvekkiline dava açmaya teşvik ettiğinin de taraflarınca bilinmekte olduğunu, ilgili kayıtlarda ....... katılımcılarına müvekkiline dava açılması halinde indirimli fiyat teklifleri yapılmış olduğunu, bu olayı ispat eden kayıtların dosyaya sunulacak olduğunu, bu hususta ......'a karşı soruşturma da açılmış olduğunu,.... A.Ş tarafından yapılan bu teşvikin şüphesiz ki müvekkilinin elinde bulunan fuar portföyünü haksız rekabet yoluyla elde etme çabasının bir sonucu olduğunu, bir an için her katılımcının müvekkiline karşı dava açma hakkı bulunduğu düşünülse dahi, bu hakkın hangi amaçla kullanıldığının tespit edilmesi gerektiğini, zira bir hakkın kötüniyetli şekilde kullanıldığının tespit edilmesinin TMK m.2 uyarınca artık bu hakkın korunmaması sonucunu doğurduğunu, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacının (ve davacının içinde bulunduğu katılımcı grubunun) kötüniyetli şekilde hareket ederek dava açtığının anlaşılmakta olduğunu, şüphesiz ki hukukun kötüniyetli eylemleri korumadığını, davacının mevcut davayı açmakta kötüniyetli olup olmadığının tespiti için ....... fuarına katılıp katılmadığı, katıldıysa indirimli fiyattan yararlanıp yararlanmadığı, yararlandıysa bu indirimin hangi sebebe dayandığının araştırılması gerektiğini, bu yöndeki araştırmanın tutarlı olabilmesi için müvekkili ile fuar katılım sözleşmesi yapmadan doğrudan ....... fuarına katılan (dolayısıyla müvekkile dava açarak indirim elde edemeyen) kişilerin ....... fuarında kiraladığı alan için ne kadar bedel ödediğinin araştırılması ve bu bedelin davacının ....... fuarına katılım için ödediği bedel ile kıyaslanması gerektiğini, davacının faiz talebinin tamamen hukuka aykırı olduğunu beyanla; haksız, kötüniyetli ve hukuki mesnetten yoksun huzurdaki davanın reddine, tüm yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, alacak istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık; ..... (..... Nisan 2020) fuarında davacı adına yer tesis edilip edilmediği, dava sebebinin dava dilekçesinde belirtildiği üzere yer tesis edilmemesi veya fuarın ertelenmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, dava dilekçesi ekinde yer alan çek bedellerinin ödenip ödenmediği, ödenmiş olması halinde yapılan ödemelerin toplam miktarı ile davalı taraftan tahsiline karar verilebilip verilemeyeceği hususlarına ilişkindir. Dava dilekçesi ekinde yer alan çeklerin ödeme ve ibraz bilgileri dosyaya celp edilmiş olup incelenmesinde çeklerde davalının lehtar olarak yer aldığı, çek bedellerinin tahsil edilmiş olduğu analaşılmakla davacı tarafın belirtilen çekler nedeni ile ödeme yapmış olduğu kabul edilmiştir. Yine sözleşmede peşin ödeme olarak kararlaştırılan 4.105,12 TL'nin banka yolu ile yapılmış olduğu anlaşıldığından dekont örneği dosyaya celp edilmiştir. Belirtilen bu tutarın da davacı tarafından davalı adına ödenmiş olduğu anlaşılmıştır. Somut olayda davacı taraf, ..... Uluslararası Ev Tekstili Fuarı’na katılım için fuar katılım sözleşmesinin imzalandığını ancak gerçekleşen fuarda davacı adına yer tahsil edilmediği beyanla sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin tahsili isteminde bulunmuş, davalı taraf ise söz konusu fuarın pandemi sebebi ile mücbir sebeple ertelendiğini, fuarın ilerleyen tarihlerde gerçekleştirildiğini, buna rağmen davalının fuara katılmadığını, aksi düşünülse dahi taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafa tek taraflı olarak fuar tarihi değiştirme hakkı tanıdığını iddia etmiştir. Buna göre taraflar arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava konusu ..... Uluslararası Ev Tekstili Fuarına katılım için taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davacı tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı, davalının fuarın ertelenmesine gerekçe gösterdiği mücbir sebep ve sözleşme maddelerine ilişkin iddialarının yerinde olup olmadığı ve neticeten davacının sözleşmenin tek taraflı feshi karşısında davalı tarafa ödediği bedelin iadesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bu doğrultuda uyuşmazlığın iki yönden ele alınması gerekmektedir. Bunlardan biri davalı tarafın mücbir sebep iddiasının irdelenmesi, bir diğeri ise taraflar arasında ihtilafsız olan ve davalı tarafa fuarın yeri ve tarihini değiştirme, kısmen veya tamamen iptali hakkı tanıyan fuar katılım sözleşmenin 2. Maddesi'nin uygulanma imkanının bulunup bulunmadığıdır. Mücbir sebep, günümüzde akdedilen sözleşmelerde sıklıkla yer alan bir kavram olmakla birlikte, Türk Hukuku'ndaki uygulamasının hangi esaslar çerçevesinde gerçekleşeceği doktrin görüşleri ve Yargıtay içtihatları ile şekillenmektedir. Öğretiye göre; mücbir sebep, teori ve uygulamada genel olarak “borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun ya da borcun ihlaline, kaçınılmaz ve mutlak şekilde neden olan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay” olarak tanımlanmaktadır. Bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi için zorunlu veya zorlayıcı bir olay gerçekleşmiş olmalıdır. Bu olay, doğal, sosyal ve hukuki bir olay olabilir, insana bağlı bir davranış da olabilir. Deprem, kasırga bunlardan birincisine örnek verilebilirken, savaş, darbe gibi olaylar ikincisine örnek olabilir. Bundan başka, mücbir sebep, borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında kalan harici bir olay olmalıdır. Diğer bir ifade ile zarar veren olay ile olayın meydana geldiği işletme arasında bir bağlantı olmamalıdır. Buna ek olarak mücbir sebep kaçınılmaz bir olay olmalıdır. Kaçınılmazlık kavramı aynı zamanda önlenmezlik kavramını da içerir. Zira mücbir sebebin diğer bir unsuru öngörülemezlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Önceden öngörülemeyen husus, olayın doğuracağı sonuçlar olarak algılanmalıdır. Tanımdan da anlaşılabileceği üzere bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için bazı unsurları birlikte barındırıyor olması gerekir. Bunlar; öngörülemezlik, karşı konulamazlık, dışsallık ve kusursuzluktur. Bununla birlikte meydana gelen olağanüstü olay ile borcun ifa edilememesi arasında uygun illiyet bağının da olması gerekir. Bir başka anlatımla borcun ifa edilmesinin aşırı güçleşmesine veya imkânsız hale gelmesine tüm bu unsurları bir arada bulunduran bir olayın sebep olması gerekmektedir. Yargıtay'a göre; sorumlu ya da borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır. Yargıtay ..... Hukuk Dairesi'nin ..... Esas ..... Karar, 11.2.2016 tarihli ilamında; “..davalının kuş gribi ve bombalamaların mücbir sebep oluşturduğu savunmasına tarafların tacir olmaları, olayların etkisinin sınırlı olduğunun belirlenmesi ve aralarındaki sözleşme nazara alınarak kabul görmediği, davalının doldurulmayan odalardan dolayı davacının tasarruf ettiği ve bunların düşülmesi gerektiği savunması da sözleşme hükümleri gereğince yerinde görülmediği..” hususlarına yer verilmiştir. Dolayısıyla her somut olay nezdinde mücbir sebep nitelendirmesine neden olacak unsurların bir arada bulunup bulunmadığını değerlendirmek gerekecektir. Mücbir sebep teşkil eden olay sebebiyle borçlunun, imkânsızlaşan ediminin karşılığında kusursuz olduğu için tazminat ödeme yükümlülüğü olmadığı gibi alacaklı tarafından aynen ifaya da zorlanamamaktadır. Fakat alacaklı mücbir sebep halinde iki yola başvurabilecektir. Bunlar; -Sözleşmenin sona ermesi -Sözleşme var olduğu müddetçe yükümlülüklerin askıya alınmasıdır. Borçlu taraf ifasını mücbir sebep teşkil eden olaydan dolayı gerçekleştiremediğinde alacaklı taraf, sözleşme sona ermediği ve borçlu, edimini ifa etmediği müddetçe sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğünün ifasını askıya alabilmektedir. Yukarıdaki yer verilen unsurlar ve kriterler çerçevesinde tanımı yapılan mücbir sebep, şartları oluşmuş ise bazı durumlarda borçlunun edimi ifa etmesini imkânsız hale getirmektedir. Kanun koyucunun, sözleşme sorumluluğunda esas aldığı kavram mücbir sebebin aksine “imkânsızlık” kavramıdır. İfa imkânsızlığı, edimin ifa edilememe durumudur. Ancak bu kapsamda hangi hal ve şartların ifanın imkânsızlığına neden olacağının belirlenmesi gerekmektedir. İmkânsızlığa neden olan olayın niteliğine göre fiili veya hukuki imkânsızlık ayrımı yapılmaktadır. İmkânsızlık tabi bir olaydan veya şahsın fiilinden doğabilir. İmkânsızlık fiili (maddi) bir sebepten ileri gelebileceği gibi, hukuki bir sebepten de doğabilir. İfa imkânsızlığı, sürekli ifa imkânsızlığı ve geçici ifa imkânsızlığı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Sürekli ifa imkânsızlığı, borcun ifa edilememesine yol açan engelin ortadan kalkmasının mümkün olmaması halinde gündeme gelmektedir. Sözleşmede kararlaştırılan edimin hukuki nedenlerle sürekli olarak imkânsız hale gelmesi, borçlunun ifa yükümünü, alacaklının da aynen ifayı talep hakkını sona erdiren sebeplerden biridir. İfa imkânsızlığının gerçekleştiği an itibariyle ifa yükümü kanun gereği (ipso iure) sona erer. İmkânsızlığın sözü edilen etkisi, yalnızca kararlaştırılan (birincil) edimi ifa yükümü üzerinde kendisini gösterir ve bu etki, imkânsızlıktan hangi tarafın sorumlu olduğu konusundan bağımsız olarak ortaya çıkar. Diğer bir ifadeyle, borçlu, imkânsızlıktan sorumlu olsa da olmasa da ifanın imkânsız hale gelmesiyle, aynen ifa yükümü sona erer. Borçlunun aynen ifa yükümünün sona ermiş olması, tek başına geniş anlamda borcun da sona ermesi anlamına gelmez. Çünkü imkânsız hale gelen edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlunun aynı zamanda imkânsızlıktan sorumlu olması halinde, sona eren ifa yükümünün yerine, karşı tarafın bu nedenle uğradığı zararları tazmin yükümü doğar (TBK 112). Borçlunun imkânsızlıktan sorumlu olmaması halinde ise, ifa yükümü, yerine tazminat yükümü doğmaksızın sona ermiş olur (TBK 136/1). Ancak bu halde borçlu, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde karşı edimi talep hakkını da kaybeder (TBK 136/1l). Bu durumda ise imkânsız hale gelen edimin alacaklısının imkânsızlıktan sorumlu olup olmadığı önem kazanır. Zira eğer ifa, alacaklının sorumlu olduğu bir sebeple imkânsız hale gelmiş ise bu, TBK 136/ll hükmü gereğince karşı edimi talep etme hakkını kaybeden borçlunun ifa gerçekleşebilseydi elde edeceği menfaatten, alacaklıdan kaynaklanan bir sebeple yoksun kalması anlamına gelir. Bu durumda, sona eren edim yükümünün alacaklısının, borçlunun, belirtilen nedenle uğradığı zararı tazmin etmesi gerekir. Türk Borçlar Kanunu'nun 131. maddesi ile düzenleme getirilmiş olup sözleşme ile saklı tutulmamış ise asıl borcun sona ermesi halinde buna bağlı hak ve borçların da sona ereceği düzenlenmiştir. İlgili madde metninde: “Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır.” düzenlemelerine yer verilmiştir. Mücbir sebebin geçici olması ise kural olarak sadece borcun zamanında ifasını engeller. Bu hâlde, borçlu gecikmeden sorumlu olmasa da ifası hâlâ mümkün olan borcunu ifa etmekle yükümlüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2010 gün ve 2010/15-193- 235 sayılı ilamında; “İfa imkânsızlığı borcu sona erdiren nedenlerdendir. Gerçekten BK. md. 117/1'e göre ” borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa borç sakıt olur”, İfa imkânsızlığı ortaya çıkış nedenlerine göre bazı ayırımlara tabi tutulmaktadır. Bu ayırımlardan birisi de objektif imkânsızlık (daimi imkânsızlık)- geçici imkânsızlık ayırımıdır. Şayet ifa imkânsızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu ise buna objektif imkânsızlık denilmektedir. Objektif imkânsızlıkta sözleşme esasen BK. md.20 uyarınca butlanla batıldır (geçersizdir) ve ayrıca feshi gerekmez. Hâlbuki geçici imkânsızlıkta akdin ifası (icrasının istenmesi) bir hadisenin gerçekleşmesine bağlıdır. Ancak o hadise tahakkuk ederse akdin icrası istenebilir. (...) Şüphesiz geçici imkânsızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural “ahde vefa-söze sadakat” ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine “akde tahammül süresi” denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir” hususlarına yer verilmiştir. Buna göre süresi her somut olaya göre ayrı ayrı belirlenmesi gereken bir “akde tahammül süresi” aramaktadır. Akde tahammül süresi geçtikten sonra ise alacaklı temerrüt hükümleri uyarınca sözleşmeden dönme hakkını kullanabileceği gibi edimler arası dengenin aşırı derecede bozulmasını sebep göstererek TBK 138.md uyarınca sözleşmenin uyarlanmasını hâkimden talep edebilir veya uyarlama mümkün değilse yine TBK 138.md uyarınca sözleşmeden dönme veya fesih hakkını kullanabilir. Buna göre alacaklının TBK m.125 uyarınca şu seçimlik hakları vardır; -Aynen ifayla birlikte gecikme tazminatı, -İfadan vazgeçerek zararın tazmin edilmesi -Sözleşmeden dönerek menfi zararın tazmini Bu kapsamda vurgulamak gerekir ki, mücbir sebep sonucu borçlunun asli edim borcunun tamamı imkânsızlaşabileceği gibi bir kısmı da imkânsızlaşabilir. Maddi olarak bölünebilir edimin bir kısmının ifasının imkânsızlaşmasının kısmi imkânsızlığa neden olabilmesi için kısmi ifanın aynı zamanda tarafların sözleşmeyi kurdukları sıradaki iradelerine ve sözleşmenin amacına uygun olması gerekir. Zira TBK m. 137/l maddesinde, “.. kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. (23) Dolayısıyla kısmi ifanın aynı zamanda tarafların sözleşmeyi kurdukları sıradaki iradelerine ve sözleşmenin amacına da uygun olması gerekmekte olup aksi halde borcun tamamı sona erecektir. Yukarıda yer verilen açıklamaların somut olaya uyarlanması bakımından yapılan değerlendirmede; taraflar arasındaki fuar katılım sözleşmesinin imzalanmasının ardından dünya genelinde ortaya çıkan Covid-19 pandemisi ve bu bağlamda yasa koyucu tarafından alınan önlemler ve bu minvalde yapılan düzenlemelerin sosyal hayat ve doğal sonucu olarak iş hayatına etkileri oldukça açıktır. Dünya genelinde ortaya çıkan pandemi şartlarının; mutlak, kaçınılmaz, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan, dış etkenlerden kaynaklanan, olağanüstü bir olay olduğu, bu olayda sözleşmenin taraflarının bir kusurunun bulunmadığı ve bu olayın mücbir sebep kapsamında değerlendirilmesi gerektiği izahtan varestedir. Bu nedenle iş bu mücbir sebep nedeniyle ifa imkansızlığı şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri uyarınca dava konusu fuarın ilk olarak ..... Nisan 2020 tarihleri arasında yapılmasının planlandığı anlaşılmaktadır. Yine davalı tarafların beyanlarına göre davacı tarafın iş bu fuara ilk ertelemeden sonra..... 2021 tarihleri arasında katılım göstermeyi kabul ettiği ancak fuarın bu tarihte gerçekleşmeyerek yeniden ertelendiği görülmektedir. Davalı taraf yargılama sırasındaki beyanlarında fuarın ..... 2022 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirildiğini ve davacı tarafın iş bu fuara katılım sağlamadığını beyan etmiştir. Salgın nedeniyle 2020 yılı Mart ayından itibaren hastalığın yayılmasının kontrol altına alınması amacıyla ülkemizde ve dünya genelinde çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında sokağa çıkma yasağı uygulanması, iş yerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, düğün törenlerinin ertelenmesi, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmıştır. Yaşanılan salgın süresince, bu durumun mücbir bir sebep olduğu ve sözleşmenin imzalandığı aşamada taraflarca öngörülemeyen bir durum olduğu ve yine bu salgın nedeniyle sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde ..... Nisan 2020 tarihleri arasında fuarın gerçekleştirilemeyeceği sabittir. Dosya arasında mevcut İstanbul Valiliği, İstanbul İl Hıfzısıhha Kurulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nden gelen müzekkere cevapları da bu hususu doğrulamaktadır. Bu doğrultuda salgın hastalık sürecinin mücbir sebep hali olduğu, Türk Borçlar Kanunu'nun 136.maddesinde belirtilen ve tarafların kusurundan kaynaklanmayan imkansızlık sebebi sayılması gerektiği Mahkememizce kabul edilmiştir. Davalı tarafın iş bu tespitin aksine, mücbir sebep halinin geçici sebepten kaynaklandığını ve söz konusu fuarın ilerleyen tarihlerde ( 10-14/09/2022 tarihleri arasında ) gerçekleştirildiğini ve davacı tarafa bildirimde bulunulmasına rağmen fuara katılım sağlamadığını bildirdiği görülmüştür. Ancak taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği ve tarafların sözleşmeden bekledikleri yarar göz önüne alındığında davacı tarafın belirlenen tarihlerde fuara katılım sağlayarak kendi sektöründe tanıtım ve reklam amacı taşıdığı görülmektedir. Sözleşme kapsamındaki edimlerin imkansızlık sebebi olan salgın şartları ortadan kalktıktan sonra ifa edilebileceği düşünülse dahi taraflarca müzakere edilmeden ve davacının sözleşme ile elde etmek istediği yararı sağlamayacak bir tarihte fuarın gerçekleştirilmesine davacı tarafın katlanma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Zira ifa imkansızlığının ortaya çıkmasında yukarıda ayrıntılarına yer verildiği üzere tarafların kusurlu davranışı etkili olmadığı gibi, süresiz bir şekilde davacı tarafın sözleşmeyle bağlı tutulması tarafların ekonomik ve ticari özgürlüğünü zedeler nitelikte olacaktır. Tüm bu hususlara ek olarak söz konusu fuarın birden fazla kez ertelendiği ve davacı tarafın yapılmasını beklediği tarih olan "..... Eylül 2021" tarihlerinde de yapılmadığı, fuarın ilk kararlaştırılan tarihten yaklaşık 2 yıl sonra ve farklı bir ilde gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu hususa sözleşme kapsamında davacının katlanmasının beklenemeyeceği gibi, bu durumun davacının sözleşme ile elde etmek istediği yararı sağlayamayacağı açıktır. Her ne kadar davalı tarafça fuarın yeri ve tarihini değiştirme, kısmen veya tamamen iptali hakkının fuar katılım sözleşmenin 2. Maddesi ile tanındığı, davacı tarafın tacir olması nedeniyle sözleşme hükümlerine katlanması gerektiği iddia edilmiş ise de; sözleşmenin 2. Maddesi ile davalı tarafa verilen tek taraflı hakların dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılması gerekmektedir. Sözleşmede yer verilen bu hakkın taraflarca keyfi olarak ve sözleşmeden beklenen yararı engelleyecek şekilde kullanılması mümkün değildir. ...... Nisan 2020 tarihleri arasında yapılması kararlaştırılan fuarın 10-14/09/2022 tarihleri arasında ve farklı bir ilde yapılmasına davacı tarafın katlanmak ve uymak zorunda olmadığı, katlanmaya zorlanması halinde davacının sözleşmeyi imzalarken beklediği faydayı elde etmesinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığından davalının bu yöndeki iddialarına Mahkememizce itibar edilmemiştir. Davalı tarafın cevap dilekçesi ile "katılımcılardan aldığı ücretler ile fuar organizasyonu harcamaları yaptığını, personelin çalıştırdığını, maaşlarını vererek istihdam sağladığını ve devlete vergilerini ödediği" gerekçesiyle bir takım masraflar yapıldığını beyan ettiği görülmektedir. Davalı tarafın iş bu sözleşme kapsamında ifaya hazırlık aşamasında bir takım zorunlu masraflar yapması gerektiği şüpheye vermeyecek şekilde kuşkusuzdur. Ancak davalının bu masrafları davacı taraftan talep etmesi mümkün değildir. Zira yukarıda da ayrıntılarına yer verildiği üzere dava konusu sözleşme mücbir sebep / ifa imkansızlığı ile sona ermiş olup, bu imkansızlıkta kusuru bulunmayan davacıdan sözleşme kapsamında yapılan zorunlu masrafların talep edilmesi de mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle davalı tarafın bu yöndeki taleplerine Mahkememizce itibar edilmemiştir. Bu doğrultuda davacı tarafın bu süreçte “akde tahammül süresi” bakımından, seçimlik hakkını kullanarak sözleşmeden dönmesi, taraflar arasında ihtilaflı olmayan ve davacı tarafından ödendiği sabit olan bedelin iadesi talebinin yerinde olduğu Mahkememizce kabul edilmiş, sözleşme kapsamında ödenen bedelin davacı tarafa iadesine karar vermek gerektiği kanaatine varılmış, davanın kabulü ile 41.051,24 TL'nin 26/12/2019 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: AÇILAN DAVANIN KABULÜ İLE; 1-41.051,24 TL'nin 26/12/2019 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa VERİLMESİNE, 2-Alınması gereken 2.804,21 TL harçtan peşin alınan 701,06 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.103,15 TL eksik harcın davalıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA, 3-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA, 4-Davacı tarafça sarf edilen ilk dava açılış harç gideri 1.128,66 TL ile tebligat ve posta masrafı 58,75 TL olmak üzere toplam 1.187,41 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, (e-duruşma ortamında) kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.17/09/2024 Katip ...... Hakim .......

Atıf: Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/49, K. 2024/894, T. 17.09.2024, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-49-e-2024-894-k-4c32beb7d9f6