İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/225 E. 2024/609 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/225
- Karar No
- 2024/609
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/225 KARAR NO : 2024/609 DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 21/04/2021 KARAR TARİHİ : 02/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin sınav kaygısı nedeniyle başvurduğu ... de, ... tarihinde ... uzmanı ... tarafından kendisine ... tanısı konularak ... adı veriler ... etkin maddeli ölümcül yan etkisi ... olan bir ilaç başlandığını, ilaç başlanırken bu ilacın ölümcül olabilecek yan etkisi konusunda kişi ve yakınının bilgilendirilmediğini, aydınlatılmış onam alınmadığını, ilaç prospektüsünde belirtildiği gibi bu ilacın ... yaş ve üstü hastalar için ... bozuklukta kullanılması önerildiğini, müvekkilinin ilaç başladığında ... yaşının altında olduğunu, ilaç başladıktan sonda müvekkilinin vücudunda döküntülerin geliştiğini, bu nedenle başvurduğu hastaneye yatırıldığını ve ... tanısı konulduğunu, tüm vücudunda ve iç organlarında yanıklar oluştuğunu, hayati tehlikesi olması sebebi ile uzun süre yoğun bakımda tedavi gördüğünü, zor ve acılı tedavi süreci boyunca yaşam savaşı verdiğini, bu şartlar altında tüm hayatını etkileyecek üniversite sınavına girmek zorunda kaldığını, müvekkilinde ... na bağlı olarak tüm vücudunda yanıklar oluştuğunu, deri nekrozu geliştiğini, yoğun bakımda tedavi gördüğünü, gözde kalıcı göz kuruluğu ve deride kalıcı yanık izleri geliştiğini, uzun süre yanıkları için medikal tedavi görmüş ise de vücudunda kalıcı izler oluştuğunu, gözünde kalıcı kızarıklık ve kuruluk oluştuğunu, bu nedenle ömür boyunca ilaç kullanma mecburiyetinde kaldığını, tedaviyi düzenleyer ...'in davalı ile tıbbi kötü uygulamaya ilişkin mali sorumluluk sigorta güvencesi altına alındığını beyan ederek; maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; Davacı ... nın, ilk olarak ... tarihinde “huzursuzluk, keyifsizlik, iç sıkıntısı ve bunaltı” şikayetleri ile sigortalı hekimin görev yaptığı ...’nde ... Polikliniği’ nde değerlendirildiğini, davacının hikayesinde, 40 güne yakın okul devamsızlığı, ders başarısında düşüş, erkek arkadaşı tarafından darp edilme, geçmişte ...(intihar) girişim ve duygusal gelgitlerin olduğu öğrenilerek, görüşme akabinde gerekli notlar alınmış ve hastaya, uyum bozuklukları, karışık anksiyete ve depresif bozukluk tanısı konulduğunu, bu aşamada görülen endikasyon üzerine hastaya, gerekli bilgilendirme yapılarak “... 25 mg ve 50 mg tablet, ... 10 mg tablet ve geceleri uyku sorunu için ... tablet” tedavi için planlandığını, davacı hastanın şikâyeti ve var olan bulgular değerlendirilerek, hastayla detaylı olarak görüşülmüş ve “...” adlı ilacın reçete edilmesi esnasında kullanım şekli, doz ayarlaması, yan etkiler konusunda hem hasta hem de o esnada yanında bulunan yakınına ayrıntılı bilgilendirme yapıldığını, ilaç kullanımı akabinde döküntü olması durumunda ise derhal tekrar gelmesi hususunda ise hasta özellikle uyarıldığını, davacı hastanın ilaç reçete edilmesi sonrası ilk kaşıntı ve döküntü şikayeti ile sigortalı hekime değil, haricen öğrenildiği üzere, başka bir dış merkeze, ...’ne müracaat ettiğini, sonrasında ise ...’ne de müracaat etmişse de sigortalı hekime görünmemiş dolayısıyla söz konusu şikayetleri sebebi ile sigortalı hekimin döküntü ve kaşıntı olması halinde derhal gelmesi gerektiğini özellikle belirttiği tüm uyarılarını dikkate almaksızın ve irtibata dahi geçmeksizin hastanın, sigortalı hekimin takibinden çıkarak, gereken zamanda müdahale imkanını da hasta kendi ihmali ile ortadan kaldırdığını, somut olayda hekimlik uygulamasından söz edilemeyeceğini, sigortalı hekim tarafından hastaya önerilen tedavide reçete edilen ilacın endikasyonu bulunmakta olup, tıbbi standartlara uygun olduğunu, hastanın tedavi sürecindeki yükümlülüklerini yerine getirdiğini, tıbbi literatüre göre hastada gelişen durumun komplikasyon niteliğinde olup gerek komplikasyon sebebi ile gerekse komplikasyona hasta ihmali ile müdahale imkanı verilmeyen bir durumda sigortalı hekime kusur atfedilemeyeceğini, sigortalı hekim kontrolünden çıktıktan sonraki süreçte başkaca sağlık kuruluşlarında tedavi gören hastada gelişen zarardan sigortalı hekimin sorumlu tutulamayacağını, tazminat taleplerinin yersiz olduğu beyan edilerek; davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Dava, doktorun tıbbi uygulama hatasını sigortalayan sigorta şirketine karşı açılan maddi ve manevi tazminat talebinden ibarettir. Doktorun tıbbi uygulama hatasını sigortalayan sigorta şirketine karşı açılacak tazminat davası, 6102 sayılı TTK’nın 143 vd. maddelerine göre yürütülecek olunup sigorta şirketinin ticari faaliyeti kapsamında doktor ile yapmış olduğu sigorta sözleşmesi tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın 6102 sayılı Ticaret Kanunu’nda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları mutlak ticari dava olarak kabul edilmiştir. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.4/1-a). (11. HD 2020/5820 Esas, 2020/4200 Karar, 2017/270 Esas 2017/765 Karar)( Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 12.12.2016 tarih, E.2016/13942-K.2016/9470 sayılı; 13.02.2017 tarih, E.2017/270-K.2017/765 sayılı; 05.12.2016 tarih, E.2016/13640-K.2016/9304 sayılı kararları)(Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 10/01/2017 Tarih, 2016/13643 Esas ve 2017/166 Karar sayılı ilamı). Anlatılan nedenlerle, dosyada, mahkememiz görevlidir. Aşamalarda, mahkememizce tanıklar dinlenmiş, deliller toplanmıştır. Aşamalarda, yargılamaya katılan davacı asil; " Doktor bana ilacın yan etkilerinden bahsetmemiştir, bu konuda bahsettiğini söylemiş ancak bu doğru değildir, bana yan etkilerinden bahsetse ise ben ilacı kullanmazdım, ben hiçbir yazılı evrak imzalamadım, hasta benim sorumluluğumdan çıkmıştır şeklinde beyanı olmuştur, ben aynı Hastane'de çalışan ... hanım'a gittim, Bu doktor bana ödediğim ücreti dahi iade etti, "seni burada tedavi edemem ... ne yatışın yapılması lazım," dedi. Bana doktor bey ... bozukluk teşhisi koymuş, ben oraya Üniversite sınavına gireceğim dönemde geceleri uyuyamadığım için daha ... yaşında iken gitmiştim, bana doktor bey 3 günde 50mg dozu arttırmam gerektiğini söylemişti, ben ... okumak istiyordum, ancak istediğim okulu şuan okuyamıyorum, benim geleceğim ile oynadı" şeklinde beyanda bulunmuştur. Dinlenen davacı tanıkları, dava dilekçesinde iddia edilenler çerçevesinde beyanlarda bulunmuşlardır. Belirtmek gerekir ki; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesine göre “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” (Aynı yönde; 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu, m. 3/2-3). Hastane, hekim ve sağlık çalışanlarının kusurunun tespiti, konunun uzmanlık gerektiren, teknik bir alana ilişkin olması nedeniyle çoğunlukla bilirkişi incelemesi aracılığıyla yerine getirilir. Bilirkişi hekimlik görevinin gerek ve ilkelerine aykırı davranışın bulunup bulunmadığını değerlendirir, mahkeme de bu tespitten istifade ederek sorumluluğun diğer koşullarını da irdelemek suretiyle neticeye varır. Uyuşmazlığın çözümünün özel veya teknik bir inceleme gerektirdiğini değerlendiren mahkeme, hukuken neticeye varabilmek için hangi teknik hususların aydınlatılmasına ihtiyaç duyduğunu açıkça belirtmeli, gerekirse tarafların söz konusu teknik meseleyle ilgili iddia ve savunmalarını açıkça ortaya koyarak bunların bilirkişilerce karşılanmasını sağlamalıdır. Mahkememizce, ... tarihli celsede Yargıtay kararları da dikkate alınarak; dosyanın İstanbul ATK'ya gönderilerek, heyet içinde en az 3 psikiyatri uzmanı ve bir adet kadın doğum uzmanı da olacak şekilde, maluliyet oranı tespiti de istendiğinden yönetmelik gereği oluşturulacak heyetten, olayda davalı sigortalısı doktorun; hukuki konum ve sorumluluğu, hafif bile olsa kusurun olup olmadığı, var ise kusurlarının niteliğinin ve açıkça oranının net şekilde açıklanması, tedavi yönteminin tıbben uygun yöntem olup olmadığı, davalı sigortalısı doktorun uygulanan tıbbi müdahale sırasında hastanın tüm özelliklerinin titizlikle gözönüne alınıp alınmadığı, komplikasyon bulunup bulunmadığı ve varsa komplikasyonun meydana gelmemesi ile komplikasyonun yönetimi hususunda davalı tarafın gerekli özen ve titizliği gösterip göstermediği, komplikasyonlar konusunda aydınlatılmış onam yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği, sonuç olarak tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalı sigortalısı doktorun sorumluluğunu gerektirecek ihmal veya hatalı işlem bulunup bulunmadığı, bu hususlardan sonra da davacının sürekli ve geçici iş göremezliği olup olmadığı, iyileşme süresinin ne kadar olduğu hususunda maluliyet oranının belirlenmesi hususlarında tatmin edici açıklama getiren, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor düzenlenmesinin istenmesine karar verilmiştir. İstanbul ATK ... İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarihli, ... karar numaralı raporda özetle; ... adlı ilacın reçete edilerek kullanımı neticesinde ... geliştiği belirtilen ... ... doğumlu ... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; Kişinin ... ne ... tarihinde uykusuzluk, huzursuzluk, keyifsizlik, iç sıkıntısı, daralma, bunalma şikayetleri ile başvurduğu, okul devamsızlığı, ders başarısında düşüş, keyifsizlik isteksizlik, geçmişte ... olduğu, psikiyatrik muayenesinde ..., ..., ... saptandığı, Uyum bozuklukları, karışık anksiyete ve depresif bozukluk tanısı konularak ... 3 er gün arayla 12.5 arttırılacak şekilde reçete edildiği, döküntü olursa haber verilmesinin belirtildiği ve bu hususun tıbbi belgede de kayıtlı olduğu, kişinin psikiyatri uzmanınca yapılan muayenesi sonucunda Anksiyete Bozukluğu ve Depresyon tanılarıyla tedavi için başlanan ... (...) ilacının ilk tercih edilecek ilaç olmamakla birlikte, bu tip durumların tedavisinde kullanılabileceği, kişide takip eden süreçte tespit edilen ... nun sıklıkla ilaç kullanımına bağlı, daha az olarak da enfeksiyonlara (... vb.) bağlı görülebileceği ve ilaca bağlı bu ... ortaya çıkmasının bir komplikasyon olduğu, kişiye reçete edilen ...’in seyrek olarak ... na neden olabileceğinin tıbben bilindiği, ayrıca kişinin ... tarihinden sonra başka bir sağlık kuruluşuna başvurduğundan dolayı ilgili hekimin takibinden çıkmış olduğu, dolayısıyla hekimin komplikasyonu yönetme imkanının kalmadığı, kişinin ...’nde yapılan muayene ve tetkikler ile komplikasyonun zamanında tanısının konularak ilacın kesildiği, tedavisine başlanıldığı, dolayısıyla; ...'in uygulamasına tıbbi hata atfedilmediği, tıbbi uygulama hatası tespit edilmeyen durumlarda dava konusu tıbbi uygulamaya bağlı maluliyet oranlarına ilişkin değerlendirme yapılmadığı, ancak bu hususlarla ilgili değerlendirme isteniyorsa ... Adli Tıp İhtisas Kurulundan görüş alınabileceği belirtilmiştir. Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, itirazlar/beyanlar alınmıştır. Aşamalarda, davalı vekilinin talebi doğrultusunda, dava, dava dışı ...'e ihbar edilmiştir. İhbar olunan duruşmada; "ben süreci biliyorum, tedavi sürecinde de hep yardımcı oldum, davacı bunu bilmeyebilir ama benim kayınbiraderim de doktordur, onun aracılığıyla hastayı takip ettim, ben ona bir ilaç başlamıştım, ilaç'ın ismi dosyada yazıyor, yan etki olursa görmem gerektiğini söyledim, deri döküntüsü olursa başvuracağına ilişkin epikrize de yazdım, aşamalı bir tedaviye başladım, davacı rahatsızlığında ilk başta ilaç yazan hekim olarak bana değil, dermotolojiye, sonrasında acile, sonrasında alerji bölümüne gitmiş, ... yapan ben size bir çok ilaç söyleyebilirim, bu ilaçta bunlardan biridir, ama benim tedavi takibim engellendi, bana gelinmedi" şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkememizce itirazlar da göz önüne alınarak, İstanbul nöbetçi asliye ticaret mahkemesi aracılığı ile başkaca oluşturulacak bir tıbbi heyetten tekrar rapor aldırılmasına karar verilmiştir. Davacı vekili, yargılama sırasında adli yardım talep etmiştir. 6100 sayılı HMK 334 gereğince; kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. Mahkeme, talepte bulunanın, yukarıdaki bentlerde düzenlenen hususlardan bir kısmından yararlanmasına da karar verebilir. ...-... kararında da bahsettiği üzere; ..., ...'nin pratik ve etkili hakları güvence altına almayı amaçladığını hatırlatır. Bu, özellikle adil yargılamanın demokratik bir toplumda tuttuğu önemli yer ısığında mahkemeye erisim için geçerlidir. Davacı veya davalının davasını mahkemelerde etkili bir sekilde savunma fırsatının engellenmemesi ve karsı tarafla silahların esitliğinden yararlanabilmesi ceza davalarında olduğu gibi hukuk davalarında da adil yargılama kavramının merkezinde yer almaktadır (bkz. Steel ve Morris – İngiltere, no. 68416/01). Ancak mahkemeye erisim hakkı mutlak olmayıp, mesru bir amaca hizmet etmeleri ve orantılı olmaları kosuluyla kısıtlamalara tâbi olabilir. Madde 6/1 bu amaca yönelik olarak kullanılacak yöntemler konusunda devletlere seçme özgürlüğü tanımakta, ancak Sözlesmeci Devletler bu bağlamda belli bir takdir yetkisine sahip iken, ...'nin gereklerine uyulup uyulmadığına iliskin nihai kararı verme yetkisi ...'dedir (bkz. Kreuz – Polonya, no. 28249/95; Mehmet ve Suna Yiğit – Türkiye, no. 52658/99). Bir adli yardım sisteminin tesis edilmesi bu yöntemlerden birini olusturmaktadır. Dolayısıyla adli yardım sağlanmasının diğer hususların yanı sıra ilgili sahsın maddi durumu ya da davasının basarı sansı gibi kosullara bağlanması kabul edilebilir (bkz. Steel ve Morris, yukarıda anılan; Wieczorek – Polonya, no. 18176/05). Adli yardım tanınmasının adil bir yargılama için gerekli olup olmadığının tespiti her davanın özel olayları ve sartları temelinde tespit edilmeli ve diğer hususların yanında davada basvuran için tehlikede olan seyin önemine, ilgili yasa ve usullerin karmasıklığına ve basvuranın kendini etkili bir sekilde temsil etme kapasitesine bağlı olmalıdır. Bu temel belirlemeler ışığında bakıldığında, talebin yargılanması sırasında bilirkişi masrafı ve yargılama giderlerinin yargılama sürecinde davacı için olağandan fazla bir yük oluşturacağının, davacının tespit edilen sosyal ekonomik durumu göz önüne alınarak, açık olması, mahkemeye erişim hakkının sırf ekonomik durumlardan ötürü engellenmemesinin gerekmesi, hak kaybının olmaması gerekçesiyle adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Dosyaya dönüldüğünde, bilirkişi kuruluna eklemeler de yapılarak, talimat yazılmış ve heyetten rapor aldırılmıştır. Burada aydınlatma yükümlülüğü kurumuna da değinmek gerekmektedir. Aydınlatma yükümlülüğü, temelde sözleşme görüşmeleri sırasında taraflar arasındaki özen yükümlülüğünün bir gereğidir. Kendi geleceği hakkında karar verme hakkına sahip olarak vücudu üzerinde gerçekleştirilecek her türlü müdahaleye ilişkin olarak olumlu ya da olumsuz bir karar verecek olan hastanın, yapılacak tıbbi müdahale konusunda karar verebilmesi için neye rıza gösterdiğini bilmesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, tıbbi müdahale, hastanın tam olarak aydınlatılmasından sonra “aydınlatılmış rızanın” verilmesi üzerine yapılabilir. Aydınlatılmış rıza, “riskleri, yararları ile alternatifleri ve onların da risk ve yararlarını kapsayan tedavi uygulamasının, hekim tarafından yeterli düzeyde ve uygun şekilde açıklanmasından ve hasta tarafından hiçbir tereddüte yer kalmayacak şekilde anlaşılmasından sonra, tıbbi tedavinin, uygulamanın hasta tarafından “gönüllülükle kabulü” olarak tanımlanmaktadır (Pozgar, D., George, Legal Aspects of Health Care Administration, LLC 2007, s.278.- s.72.; atıf yapan Çaydar, Pelin: Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü, Cevdet Yavuz’a Armağan, s.739; Ayan, Mehmet: Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukuki Sorumluluk, Ankara 1991,). Bu noktada belirtmek gerekir ki, hekimin aydınlatma yükümlülüğü aydınlatılmış rızayı kapsamına alan ancak ondan daha kapsamlı bir yükümlülüğü ifade eder. Bir başka ifadeyle, aydınlatma yükümlülüğünün kapsamına aydınlatılmış rıza girdiği gibi, hekimin hastasını uygulanan tedavi sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirmesi de girer (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.11.2021 Tarih ve 2018/(13)3-849 Esas-2021/1385 Karar sayılı kararı). Tekrar dosyaya bakıldığında; aldırılan ... tarihli heyet bilirkişi raporunda özetle; dava dışı doktorun, davacıya uyguladığı psikiyatrik tanı ve tedavi yaklaşımının tıbbın gerek ve kurallarına uygun olduğu, doktorun aydınlatılmış onam yükümlülüğünü de yerine getirdiği, doktorun sorumluluğunu gerektirecek her hangi bir kural ihlalinin olmadığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, itirazlar/beyanlar alınmıştır. İtirazların karşılanması amacıyla heyetten ek rapor alınmış, ... tarihli ek raporda da kök rapor özetle teyit edilmiştir. Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, itirazlar/beyanlar alınmıştır. Bilirkişi raporunu hakim denetlemelidir. Öğretide Akyol, bilirkişi raporunun denetimi sadece hâkime ait bir görev değil; aynı zamanda taraflara ait bir haktır demektedir(AKYOL, Şener :Hukuk Usulünde Bilirkişilerle İlgili Bazı Problemler, Mukayeseli Hukukta Bilirkişilik Ve Sorunları, Yargıtay 125.Yıl Dönümü, s. 72 naklen). Hâkimin bilirkişinin uzmanlığı nedeniyle taşıdığı egemenliği kıracak araçları olduğu, bir yanlışın mutlaka geri döneceği ve özellikle böyle bir yanlışın müeyyidelendirileceği konularında bilirkişi inandırılmalı; böyle bir bilinç oluşturulmalıdır.“Hâkim kesinlikle ve mutlak olarak usulün egemeni olmalı; dosyaya, kendi sorumluluğunda girecek olan tanık beyanı gibi bilirkişi raporu gibi hususların adaleti saptıracak biçimlerde tezahürünü önleyecek tedbirleri almalı ve bu egemenliğini davanın sonuna kadar sürdürmelidir.” (Akyol s. 64-65 naklen). Bu hususlar doğrultusunda, bilirkişi raporlarının, hükme ve denetime elverişli, dosya kapsamına uygun olduğu, birbirini teyit ettiği kanaatine varılmıştır. Aldırılan ATK raporunda yapılan itirazlardan birisi de mahkeme ara kararına aykırı heyet oluşturulduğu yönünde olmakla beraber, orada da esasen psikiyatri doktoru heyette yer almış sadece mahkememizce en az üç denmesine rağmen bir tane psikiyatri uzmanı heyette yer almıştır. Yine de mahkememizce yeni bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılmasına karar verilmiş, tüm raporlardaki tespitler aynı yönde gelmiştir. Tüm dosya kapsamı, birbirini teyit eden bilirkişi heyet raporları dikkate alınarak, dava dışı doktorun, davacıya uyguladığı psikiyatrik tanı ve tedavi yaklaşımının tıbbın gerek ve kurallarına uygun olduğu, doktorun aydınlatılmış onam yükümlülüğünü yerine getirdiği, doktorun sorumluluğunu gerektirecek her hangi bir kural ihlalinin olmadığı anlaşılmakla; ispatlanamayan davanın (maddi ve manevi tazminat talebinin) reddine karar vermek gerekmiştir. Yargılama giderlerine bakıldığında; HMK m. 337/3 gereği; Adli yardım, daha önce yapılan yargılama giderlerini kapsamaz. HMK m. 339 gereği; Adli yardım kararından dolayı ertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen avanslar dava veya takip sonunda haksız çıkan kişiden tahsil olunur. Adli yardımdan yararlanan kişinin haksız çıkması hâlinde, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıl içinde aylık eşit taksitler hâlinde ödenmesine karar verilebilir. Adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme, hükümde tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmasına karar verebilir. Somut olaya bakıldığından, davacının sosyal ekonomik durumu, yargılama süreci göz önüne alındığında; adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine neden olacağı mahkemece açıkça anlaşıldığından,, adli yardım kararı sonrası hazineden karşılanan tüm giderlerin hazine üzerinde bırakılmasının hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Adli yardım kararı öncesi giderler konusunda ise hüküm gereği karar verilmiştir. Zorunlu arabuluculuk giderinin ise adli yardım kararından önce olması da dikkate alınarak, davacıdan tahsiline karar verilmesi gerekmektedir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafça yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yatırılan ... TL peşin karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm gereği alınması gerekli bakiye ... TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine, 5-Davacının adli yardım kararı öncesi yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Dosyada, adli yardım kararı sonrası hazineden karşılanan yargılama giderlerinin hazine üzerine bırakılmasına, 7-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; ... TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 8-Davalı, davacının maddi tazminat talebi konusunda kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; AAÜT m. 10/4 hükmü de dikkate alınarak, ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-Davalı, davacının manevi tazminat talebi konusunda kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; AAÜT m. 10/4 hükmü de dikkate alınarak, ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, Dair, davacı vekili ...'ın ve davalı vekili ...'un yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.2/10/2024 Katip ... ¸ Hakim ... ¸