İlk Derece Mahkemesi · Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/335 E. 2024/784 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/335
Karar No
2024/784
Karar Tarihi

T.C. ... 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/335 Esas - 2024/784 TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ T.C. ... ASLİYE SEKİZİNCİ TİCARET MAHKEMESİ K A R A R ESAS NO : 2024/335 Esas KARAR NO : 2024/784 DAVA : Sözleşmenin Uyarlanması DAVA TARİHİ : 19/03/2019 KARAR TARİHİ : 27/11/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/11/2024 DAVA : Davacılar vekili ... Asliye 19. Hukuk mahkemesinin 2019/182 esasına kaydedilen dava dilekçesinde; davalı/arsa malikleri ile yüklenici davacılar arasında, davalıların müştereken paydaşı bulundukları ... ili,.... .... .... sayılı imar parseli üzerinde mevcut imar durumu ve uygulaması doğrultusunda belirlenen proje ile iş merkezi, iş yerleri, alışveriş merkezi/dükkan ve ofis katlarının yapımı ile meydana gelen yapının satışından elde edilecek hasılatın %50-%50 oranında paylaşılması veya meydana gelen yapının bağımsız bölümlerinin hissesi oranında arsa maliklerine devri konusunda ... 24. Noterliğinin 28192 yevmiye numaralı 22/09/2016 tarihli düzenleme şeklinde arsa satışı karşılığı hasılat, paylaşım ve kat karşılığı sözleşmesi düzenlendiğini, davacılar ile davalılardan ... .. Anonim Şirketi arasında ise 03/07/2018 tarihli protokol ile söz konusu arsa maliki açısından gelir paylaşımı yerine, bağımsız bölüm devrinin kararlaştırıldığını, davacı.... .... ... Adi Ortaklığı ticari işletmesinin sözleşmenin düzenlenmesi ile birlikte sözleşmenin kendisine yüklemiş olduğu edimlerin ifası için basiretli bir tacir olarak yapılacak inşaata ve meri imar planına uygun proje tanzimi ile ruhsat için ilgili belediyesi nezdinde gerekli girişimlerde bulunduğunu ve bilahare tadil projesi ile buna bağlı ruhsatın ilçe belediyesinden istihsal edildiğini, davacıların sözleşmenin kendisine yüklemiş olduğu imalat ve işlerin ifasıyla edim eylemlerini gerçekleştirmek amacıyla var gücünde çalışmakta iken gelinen zaman diliminde küresel ölçekte yaşanan, kırılganlığa bağlı olarak karşılaşılan faiz artışları nedeniyle inşaat sektöründe de daralma yaşandığı cihetle davacılar bakımından "mücbir sebep" halinin söz konusu olduğunu, sözleşme şartlarının davacılar bakımından objektif olarak katlanılması kendisinden beklenemeyecek ölçüde ağırlaştığını ve sözleşmenin başında mevcut olan menfaat dengesinin müvekkili aleyhine bozulduğunu, mevcut şartlarla sözleşmeye devam edilmesinin beklenilmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecek derecede olduğunu, karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişimler yüzünden altüst olması, borcun ifasının önemli ölçüde güçleşmesi durumunda işlem temelinin çökmesinin gündeme geldiğini, ekte sundukları gelir/gider mukayese tablosundan da görüldüğü üzere inşaat girdileri/maliyetlerinde beklenmedik ve öngörülmeyen ve davacının kusurundan kaynaklanmayan meydana gelen anormal artışın tarafların menfaat dengesini bozmasının ötesinde ayrıca gayrimenkule olan talebinde büyük oran ve ölçüde düşmüş olması gerçeği karşısında buna bağlı sözleşmenin başlangıcındaki piyasa rayici de tamamen değişerek ülkede ilk defa böyle bir olumsuzluğun ortaya çıktığını, sözleşmeye devamın sağlanması için tarafların karşılıklı olarak bir araya gelip dostane çözüm ortamında durumun müzakere edilmesi için davalıların defalarca davet edilmesine rağmen dönüş yapılmadığını, bilahare daha sonra yapılan bir görüşmede ve kendi aralarında yapmış oldukları müzakere sonucunda talebi tamamen reddettiklerini belirterek tüm dünyada yaşanan vaki olağanüstü hal nedeniyle, mezkur sözleşmeye göre müvekkilinden ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede değişmiş olduğu gerçeği karşısında davacı bakımından mevcut olan mücbir sebep tespitiyle, mücbir sebep halinin nedeniyle sözleşme konusu inşaata devam edilemeyen sürenin, sözleşmede düzenlenen cezai şartlar işletilmeksizin davacının süresine eklenmesine, somut olayda uyarlamanın bütün koşullarının gerçekleşmesi karşısında hak ve adalet göz önünde tutularak karşılıklı menfaat dengesinin sağlanmasına ve paylaşımın davacı-yüklenicinin %60, davalı-arsa malikleri bakımından %40 olacak şekilde sözleşmenin uyarlanmasına karar verilmesi isteğinde bulunmuştur. CEVAP : Davalı.... .... .... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu sözleşmenin götürü bedelli sözleşme mahiyetinde olmayıp arsa satışı karşılığı hasılat paylaşım esaslı olduğu, eserin tamamı için toptan bir rakam veya birim fiyat üzerinden hesaplanacak bir rakamın kararlaştırılmadığını, dava konusu olayda TBK'nun 480/II.maddesinin uygulanması olanağının olmadığını, sözleşmede uyarlama yoluna başvurulmayacağının açıkça kabul edildiğini, somut olayda mücbir sebep halinin mevcut olmadığı gibi işlem temelinin çöktüğü ve benzeri iddiaların yerinde olmadığını, davacının uyarlama isteminin Medeni Kanunu'nun 2.maddesinde belirtilen iyi niyet kuralına aykırı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur. Diğer davalılara tebligat yapılmış, gelmediği ve beyanda bulunmadıklarından yargılama yokluklarında sürdürülmüştür. GEREKÇE : Dava; taraflar arasında imzalanan kat karşılığı inşaat sözleşmesi şartlarının TBK'nun 138.maddesine göre davacı yüklenici lehine uyarlanması isteğine ilişkindir. ... 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/182 esasına kayıtla yapılan yargılama sırasında bir kısım davalılar vekili 02/12/2019 tarihli beyan dilekçesi ekinde hukuki mütalaa sunmuşlar, taraf delilleri toplanıp, davanın dayanağı sözleşmeye konu yerde keşfen inceleme yapılarak bilirkişi heyetinden rapor alınmış, bilirkişi heyeti 18/01/2021 tarihli raporlarında yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda; 19/03/2019 dava tarihi itibariyle sözleşmeye konu yerin arsa payları dahil bağımsız bölümlerle birlikte KDV hariç değerinin 380.000.000,00TL olabileceğini, 22/09/2016 sözleşme tarihi itibariyle değerinin 315.000.000,00TL olabileceğini, %10'luk kısmına tekabül eden tutarların dava tarihi itibariyle 38.000.000,00TL, sözleşme tarihi itibariyle 31.500.000,00TL olduğunu, inşaatın keşif tarihi itibariyle fiziki gerçekleşme durumunun %60 olduğunu, dava tarihi itibariyle yapılan fiili harcama/maliyet tutarının 55.558.301,41TL, davacı tarafından yapılan kısmi satış vaadi karşılığı tahsilatın 34.999.998,00TL olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede savaş ve tabii afetler, kamu düzeni gibi mücbir sebep halleri ile yasal imkansızlık veya arsa sahiplerinin sözleşmeye aykırılık halleri hariç, müteahhidin bedelin artırılmasını, fazladan ödeme yapılmasını, sözleşmenin feshini yahut şartlarda bir değişiklik yapılmasını istemeyeceğinin belirtilmiş olduğunu, davacı yüklenici şirketçe beyan edilen inşaat girdi fiyatlarındaki artış, faiz artışları, konut piyasasındaki daralma, küresel çapta yaşanan ekonomik kırılganlıklar gibi ekonomik parametredeki değişimlerin, dava konusu sözleşmede uyarlama yapılmasını gerektirip gerektirmediği, aynı sebeplerin sözleşmede ceza koşulları oluşturmaksızın ek süre verilmesini gerektirip gerektirmeyeceği hususunun münhasıran hakime tanınmış yetki kapsamında olduğunu bildirmişlerdir. İtirazların değerlendirilmesi için mevcut bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış, bilirkişi heyeti 27/10/2021 tarihli ek raporlarında yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda asıl raporlarındaki görüşlerini değiştirecek bir husus bulunmadığını bildirmişlerdir. ... 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden dosya ... 40. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne devredilmiş, bu mahkemenin 2021/145 esasına kayıtla yargılama sürdürülmüş ve yapılan yargılama sonucu 2022/6 karar sayılı 11/01/2022 tarihli kararla davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş, ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi'nin 02/03/2023 tarih, 2022/452 esas, 2023/282 sayılı kararıyla mahkeme kararı HMK'nun 353/1-a-3-6.maddesi gereğince kaldırılarak, daire kararına uygun şekilde inceleme yapılıp karara bağlanmak üzere dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi'nin kaldırma kararında; "...Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. ... Davanın taraflarından davalı gerçek kişi olup, görev hususu re'sen araştırılması gerektiğinden, mahkemece davalının tacir olup olmadığına ilişkin bir araştırma yapılarak sonucuna göre, asliye hukuk mahkemesinin görevli olup olmadığını açık ve net bir şekilde tespit edilmesi gereklidir. 2- 6100 sayılı HMK'nın "Hükmün Kapsamı" başlıklı 297. maddesinin 2. bendi hükmüne göre; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli ve zorunludur. Davacının uyarlama talebi bedel ve süre yönünden olmuştur. Davacının süre bakımından yapılan, mücbir sebep nedeniyle inşaata devam edilemeyen sürenin cezai şart işletilmeksizin iş süresine eklenmesi yönündeki uyarlama talebi hakkında bir inceleme ve değerlendirme yapılmaması, bu talep bakımından hükümde bir gerekçeye yer verilmemesi doğru olmamıştır. Mahkemece Covıd-19 salgın hastalığı sebebiyle çıkartılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri de değerlendirilmek suretiyle bu sebebe dayalı talep yönünden bir irdeleme yapılmalıdır. 3- Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık .... .... .... ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yaranına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Bununla birlikte her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade özgürlüğü" "sözleşme serbestisi" ve "sözleşmeye bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali (ikinci derecede) yardımcı nitelikte olup, ancak uyarlama kurumun şartlarının mevcudiyeti halinde anılan kurumun uygulanması gündeme gelebilecektir. TBK’da aşırı ifa güçlüğü durumunda 138. maddede genel olarak, 480/II. maddesinde de götürü bedelli eser sözleşmelerinde özel olarak uyarlama ile ilgili düzenleme yapılmıştır. TBK’nın 480. maddesinde götürü bedel belirlenmiş olması halinde uyarlama hususu düzenlenmiş olup birinci fıkrada bedel götürü olarak belirlenmiş ise yüklenicinin eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlü olduğu, eser öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile, yüklecinin belirlenen bedelin artırılmasını isteyemeyeceği belirtildikten sonra aynı maddenin ikinci fıkrasında, ancak başlangıçta öngörülmeyen veya öngörülüp de taraflarca gözönünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenicinin hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenmediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğu hükmü getirilmiştir. Aşırı ifa güçlüğü başlıklı 138. maddede de, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sıradaki mevcut olguların kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçlenmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğu şeklinde düzenleme yapılmıştır. TBK’nın 480/II. maddesine göre götürü bedelli eser sözleşmesinin uyarlanmasının istenmesi ve uyarlanması mümkün olup, götürü bedelli olmayan eser sözleşmeleri ve diğer sözleşmelerde işin özelliği ile koşulların gerçekleşmesi halinde genel kural niteliğinde olan TBK’nın 138. maddesine göre uyarlama talep edilmesi ve sözleşmenin uyarlanması mümkündür. Somut davaya konu sözleşmede iş bedeli götürü olarak kararlaştırılmadığından TBK 138 maddesi çerçevesinde incelemeler yapılmalıdır. TBK’nın 138. Maddesindeki düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. Ancak az yukarıda ifade edildiği üzere "sözleşmeye bağlılık" ilkesi esas olup, sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan madde de belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması, yine bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir. Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Somut uyuşmazlıkta; davacı tarafça dosya arsına sunulan uzman görüşünde davacılar lehine uyarlama şartlarının gerçekleştiği belirtilmiştir. HMK'nın 293. maddesi uyarınca uzman görüşü, takdiri bir delil olup, mahkemece alınan bilirkişi rapor ve ek raporu ile mahkemenin gerekçeli kararında bu uzman görüşündeki değerlendirmelerle ilgili bir irdeleme de yapılmamıştır. Mahkemece gerektiğinde bir ek rapor da alınmak suretiyle, yukarıda açıklanan hususlar aydınlığa kavuşturulmalıdır. Yukarıda açıklanan nedenlerle eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığından, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a-3-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip karara bağlanması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir." denilmiştir. ... 40. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2023/114 esasına kayıtla 12/03/2024 tarih, 2024/93 sayılı kararla görevli mahkemenin ... Asliye Ticaret Mahkemesi olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar verilmiş, karar 14/05/2024 tarihinde kesinleşmiş, yasal süresinde gönderme talepli dilekçe sunulmuş, dosya tevzi müdürlüğünce mahkememize tevzi edilerek mahkememizin 2024/335 esasına kayıtla yargılama sürdürülmüştür. ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi'nin kaldırma kararında belirtilen uzman görüşü dosya içerisinde sunulan belgeler arasında yer almamakla davacılar vekiline bu hususta beyanda bulunmak üzere 17/07/2024 tarihli oturumda 2 hafta süre verilmiş, 18/09/2024 tarihli oturumda BAM kararında bahsi geçen uzman görüşü raporunu sunmak üzere 2 hafta kesin süre verilmiş, davacılar vekili bu hususta 02/10/2024 tarihli beyan dilekçesi sunmuş, 09/10/2024 tarihli oturumda beyanında uzman görüşünün taraflarınca 21/01/2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesine ekinde sunulan tablolar olduğunu bildirmiş ve ayrıca 02/10/2024 tarihli hukuki mütalaa sunmuştur. Dosyaya bir kısım davalılar vekili tarafından 02/12/2019 tarihli beyan dilekçesi ekinde hukuki mütalaa sunulmuş, bu mütalaayı veren ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Demir'in mütalaasında yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda sözleşmenin uyarlanmasının kanunda ve Yüksek Yargıtay İçtihatlarında belirtilen tüm koşullarının somut olayda davacı bakımından gerçekleşmediği bildirilmiştir. Dosyanın görevsizlikle gönderildiği ... 40. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu verilen kararın istinafı üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi'nin 02/03/2023 tarihli kaldırma kararında davacı tarafça dosya arasına sunulan uzman görüşünde davacılar lehine uyarlama şartlarının gerçekleştiği, uzman görüşü takdiri delil olup, alınan rapor ve ek raporla gerekçeli kararda bu uzman görüşündeki değerlendirmelerle ilgili bir irdeleme yapılmadığından gerektiğinde bir ek rapor alınması hususu belirtilmiş ise de, davacı tarafça dosyaya BAM kararında bahsi geçen hukuki mütalaanın sunulmamış olduğu 21/01/2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde bir sayfalık tablonun sunulduğu anlaşılmış, sunulan tablonun içerik ve niteliği itibariyle uzman görüşüne ilişkin bir mütalaa olmadığı, dosyaya davacı tarafça kaldırma kararı önce sunulmuş uyarlama koşullarından oluştuğuna ilişkin bir mütalaanın bulunmadığı, kaldırma sonrasında sunulan 02/10/2024 tarihli mütalaanın BAM kaldırma kararı kapsamında sayılamayacağından bu mütalaanın gözetilmesi mümkün olmamıştır. Dosya kapsamından; taraflar arasında 22/09/2016 tarihli düzenleme şeklinde arsa satışı karşılığı hasılat paylaşım, kat karşılığı sözleşmesi düzenlendiği, sözleşmenin konusunun 2.maddede belirtildiği, maddede paylaşımın %50-%50 oranı esasıyla yapılacağının belirtildiği, işin süresi başlıklı 3.maddeye göre işin süresinin sözleşme imza tarihinden ve arsa sahiplerinin gerekli vekaletname, muvafakatname gibi belgeleri en son teslim tarihinden itibaren 4 ay içerisinde müteahhidin inşaat ruhsatını alarak işe başlayacağı ve bu sürenin bitişinden itibaren işin süresinin 35 ay olduğu ...kararlaştırıldığı, inşaatın yapımı ve teslimiyle ilgiyi yükümlülüklerin 10.maddede düzenlendiği, toplam 25 maddeden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Yerinde yapılan keşifte dava konusu sözleşmeye konu yerde A ve B blokların betonarme imalatlarının tamamlandığı, 37 katlı C bloğun son 3 katının betonarme imalatının kaldığı, inşaatların imalat yüzdesinin %60 civarında olduğu bilirkişi raporuyla belirlenmiştir. Davacı taraf, küresel ölçekte yaşanan kırılganlığa bağlı olarak karşılaşılan faiz artışları nedeniyle somut olayda mücbir sebep halinin oluştuğu, aynı nedene bağlı ve dayalı olarak sözleşmede belirlenen paylaşım oranının müvekkilleri açısından aşırı ifa güçlüğü meydana getirdiği iddiasıyla yüklenici %60, arsa sahipleri %40 olmak üzere düzenlenmek suretiyle ve mücbir sebep nedeniyle meydana gelecek gecikme süresinin sözleşmede belirlenen inşaat süresine eklenmesi yoluyla sözleşmenin uyarlanması isteğinde bulunmakta, arsa sahiplerinden bir kısım davalı taraf uyarlama koşullarının bulunmadığı ve oluşmadığı, sözleşmede uyarlama yoluna başvurulmayacağının açıkça kabul edildiği, somut olayda mücbir sebep halinin olmadığı, uyarlama isteğinin Medeni Kanunu'nun ikinci maddesine aykırı olduğu savunmasında bulunmaktadır. Davacı uyuşmazlık; TBK'nun 138.maddesi kapsamında sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarında toplanmaktadır. TBK 138.maddesi; "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." hükmünü haizdir. TBK’nın 480/II. maddesine göre götürü bedelli eser sözleşmesinin uyarlanmasının istenmesi ve uyarlanması mümkün olup, götürü bedelli olmayan eser sözleşmeleri ve diğer sözleşmelerde işin özelliği ile koşulların gerçekleşmesi halinde genel kural niteliğinde olan TBK’nın 138. maddesine göre uyarlama talep edilmesi ve sözleşmenin uyarlanması mümkündür. Somut davaya konu sözleşmede iş bedeli götürü olarak kararlaştırılmadığından TBK 138 maddesi çerçevesinde incelemeler yapılmalıdır. TBK’nın 138. maddesindeki düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. Ancak az yukarıda ifade edildiği üzere "sözleşmeye bağlılık" ilkesi esas olup, sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan madde de belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması, yine bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir. Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Dört koşulun işbu dava konusuna ilişkin olarak değerlendirilmesinde; sözleşme koşullarında meydana gelen değişikliğin öngörülemez olması gerekmekte olup, uyarlamayı doğuran koşulların, sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelmiş olması ve hakimden uyarlamayı talep eden tarafın, sözleşmenin yapıldığı sırada gerçekleşen olayları öngörememiş ya da öngörülmesinin borçludan beklenemeyecek olması gerekmektedir. Somut olayda davacı taraf basiretli tacirdir, bu sebeple buna göre hareket etmesi gerekmekte olup faiz artışlarını ve ekonomik krizleri öngörebilmesi gerekmektedir. Bu sebeple sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenemeyen olağanüstü bir durum değişikliğinin varlığı hususunun somut olayda gerçekleşmediği, sonradan meydana gelen ve sözleşmenin koşullarında değişiklik yaratan olayın, edimler arası eşitlik ve dengeyi önemli ölçüde bozmuş olması ve edimler arasında objektif yönden ağır bir orantısızlık meydana gelmiş olması gerektiği, somut olayda mücbir sebep durumu olmadığından basiretli tacir olan davacı tarafın faiz artışları, ekonomik krizleri öngörülemeyen olay olarak ileri süremeyeceği, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin 10.i.maddesinde; savaş ve tabii afetler, kamu düzeni gibi mücbir sebep halleriyle yasal imkansızlık veya arsa sahiplerinin sözleşmeye aykırılıkları hariç müteahhidin bedelin artırılmasını, fazladan ödeme yapılmasını, sözleşmenin feshini veyahut şartlarda bir değişiklik yapılmasını istemeyeceğinin de belirtilmiş olduğu, yerinde yapılan keşif sonucu düzenlenen rapor içeriği ve tüm dosya kapsamına göre; sözleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasındaki inşaat maliyetlerinde meydana gelen değişim oranları, inşaat ciro endeksi ve değişim oranları, enflasyon ve döviz artış oranlarının belirlendiği, belirlenen rakamların sözleşmenin davacı yüklenici lehine uyarlanmasını gerektirecek ölçüde bir mücbir sebep teşkil etmeyeceği, somut olayda sözleşmede belirtilen mücbir sebep hallerinin mevcut olmadığı, Covid-19 salgını sürecinde Cumhurbaşkanlığı tarafından çıkarılan kararnamelerde bu süreçle ilgili olarak süre uzatımları, ertelemeler durumunun tüm kurumları bağlayıcı şekilde olup hukuki ilişkilerde de kararname hükümleri uygulanarak işlem yapılması gerektiği, bu durumun paylaşım oranı yönünden mücbir sebep sayılamayacağı, uyarlama koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmakla açılan davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davanın reddine, Alınması gerekli 427,60TL harcın peşin alınan 1.707,75TL ile tamamlanan 647.237,25TL toplamı 648.945‬,00TL'den mahsubu ile artan 648.517,4‬0TL harç bedelinin karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacı tarafa iadesine, Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Davalı .... .... .... uyarınca hesaplanan 988.000,00TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak bu davalılara verilmesine, Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Tarafların işbu karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde ... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf kanun yoluna başvurabileceklerinin belirtilmesine, Dair oybirliği ile verilen karar davacılar vekili, davalı ... Enerji ve İnşaat Ticaret Limited Şirketi ve bir kısım davalılar vekilinin yüzüne karşı, diğer davalıların yokluğunda açıkça okunup usulen anlatıldı. 27/11/2024

Atıf: Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/335, K. 2024/784, T. 27.11.2024, www.arakarar.com/karar/ankara-8-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-335-e-2024-784-k-d96b30e69ffc