İlk Derece Mahkemesi · Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/143 E. 2024/560 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/143
- Karar No
- 2024/560
- Karar Tarihi
T.C. ... 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/143 Esas - 2024/560 TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YETKİSİNİ KULLANAN T.C. ... 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/143 Esas KARAR NO : 2024/560 DAVA : Tazminat DAVA TARİHİ : 22/12/2020 KARAR TARİHİ : 11/10/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 11/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan 'Tazminat' davasının yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA DİLEKÇESİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 17.10.2018 tarihinde davacı sevk ve idaresindeki ... ... ... plakalı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortasının davalı şirket tarafından düzenlenmiş olduğunu, davalı sigorta şirketine davacının zararının karşılanması talebi ile yapılan başvurunun 04/11/2020 tarihinde davalı sigorta şirketine tebliğ edildiğini, davalı sigorta şirketi tarafından süresi içerisinde ödeme yapılmayarak taleplerinin sürüncemede bırakıldığını, yapılan arabuluculuk başvurusu sonucunda da anlaşma sağlanamadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 9.800,00.-TL sürekli işgöremezlik tazminatı, 100,00-TL geçici işgöremezlik tazminatı ve 100,00.-TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 10.000,00.-TL. maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı sigorta şirketlerinden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ : Davalı ... ... ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; dava öncesinde dava şartı olan arabulucuya başvurulmadığını, bu nedenle dava şartı yokluğu nedeni ile davanın usulden reddi gerektiğini, ceza yargılaması sözkonusu olmadığından zaman aşımı süresinin geçmiş olduğunu, hesaplamanın yürürlükte olan Genel Şartlara göre yapılması gerektiğini, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının işbu uyuşmazlık için geçerli olmadığını, tarafların kusur oranlarının ve davacının maluliyetinin belirlenmesi gerektiğini, davacının maluliyetinin Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre belirlenmesi gerektiğini, tazminat hesabında TRH-2010 Ömür Tablosu ve 1,8 teknik faiz oranlarının uygulanması gerektiğini, davacıya rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının belirlenmesi gerektiğini, tedavi giderleri ve geçici işgöremezlik taleplerinin edildiğini ve bu giderlerden SGK'nın sorumlu olduğunu, geçici işgöremezlik taleplerinin de teminat dışı olduğunu, ayrıca davacının 18 yaşının altında olması ve çalışmadığının sabit olması nedeni ile geçici işgöremezlik zararın sözkonusu olamayacağını, hesaplamanın TRH-2010 Hayat Tablosu ve 1,8 Teknik Faiz oranı esas alınarak yapılması gerektiğini, SGK tarafından yapılan ödeme olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, gelir hesabında asgari ücretin esas alınması gerektiğini, somut olayda hatır taşımasının sözkonusu olduğunu, davacının müterafik kusurunun olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, müvekkili şirkete başvuru yapılmamış olması halinde faiz başlangıç tarihinin dava tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, başvuru evrakı ile maluliyetin tespitinin mümkün olmadığını, bu nedenle faiz başlangıç tarihinin dava tarihi olması gerektiğini ileri sürerek davanın reddini dilemiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE: Dava trafik kazasından kaynaklı yaralanma nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Dava dilekçesi incelendiğinde, Suriye vatandaşı olduğu anlaşılan davacının sevk ve idaresindeki ... ... ... plakalı araç ile davalı tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalı ... ... ... plakalı aracın karıştıkları trafik kazası nedeniyle davacı sakat kaldığını iddia ederek geçici iş göremezlik, sürekli iş göremezlik tazminatı ve geçici bakıcı gideri talep etmiştir. Bozma öncesi 2020/661 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamada Mahkememizce davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 17/01/2024 tarihli ve 2022/1680 Esas, 2024/33 Karar sayılı ilamı ile Mahkememizin bozma öncesi 2020/661 Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama neticesinde verilen 24/02/2022 tarihli 2020/661 Esas, 2022/116 Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar verildiği ve yargılamaya yukarıda belirtilen esas numarası üzerinden devam olunduğu görülmüştür. ... Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 17/01/2024 tarihli ve 2022/1680 Esas, 2024/33 Karar sayılı kaldırma ilamı incelendiğinde, öncelikle davacının teminat yatırma yükümlülüğü bulunup bulunmadığının incelenmesi, daha sonra davanın esasına girilmesi gerektiği kaldırma ilamına gerekçe olarak gösterilmiştir. Mahkememizce istinaf kaldırma kararı uyarınca uyarınca davacının teminattan muafiyetinin bulunup bulunmadığının tespiti açısından Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılmış ve Suriye ile Ülkemiz arasında teminattan muafiyete ilişkin ikili veya uluslararası (çok taraflı) anlaşma bulunup bulunmadığı, bu mahiyette anlaşma bulunmadığı takdirde teminattan muafiyete ilişkin fiili karşılıklılık uygulanıp uygulanmadığı, Suriye'nin 1954 tarihli Hukuk Usulüne İlişkin Lahey Sözleşmesine taraf olup olmadığı hususlarında Mahkememize bilgi verilmesinin istenilmiştir. Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nden gelen cevabi yazıdan, Suriye ile Ülkemiz arasında teminattan muafiyeti öngören ikili veya çok taraflı anlaşma bulunmadığı ve fiili karşılıklığın halihazırda uygulanmadığı bildirilmiştir. Bilindiği üzere, kural olarak, Türk usul hukukunda dava açmak, davaya katılmak veya icra takibinde bulunmak için teminat yatırmak gerekmemektedir. Ancak bunun iki istisnası bulunmaktadır. Bunlardan ilki 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 84. maddesinde yer almaktadır. Bahsi geçen maddeye göre, Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava açması, davacı yanında davaya müdahil olarak katılması veya takip yapması halinde uygun bir teminat yatırmasının talep edileceği ifade edilmiştir. Eldeki davada davacı Suriye vatandaşı olduğundan ve HMK'nın 84. maddesindeki teminatın yükümlüsü genel itibariyle Türk vatandaşları olduğundan, ilgili maddenin somut uyuşmazlıkta uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Teminata ilişkin olarak ikinci istisnai düzenleme ise, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)’un 48. maddesinde yer almaktadır. MÖHUK'un 48/1. maddesi uyarınca, Türkiye’de dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. MÖHUK'un 48/2. maddesinde ise yabancının teminattan muaf tutulabilmesi için karşılıklılığın bulunması gerektiği belirtilmiştir. Bahsi geçen maddelerden çıkan sonuç şudur: 1) Davayı açanın, davaya katılanın veya icra takibi yapanın yabancı olması, 2) Yabancının vatandaşı olduğu devlet ile Türkiye arasında karşılıklılığın bulunmaması durumunda yabancı teminat göstermekle yükümlüdür. Karşılıklılık; akdi veya fiili karşılıklılık şeklinde ortaya çıkabilir. Yabancının vatandaşı olduğu devlet ile Türkiye arasında teminattan muafiyete ilişkin ikili veya çok taraflı anlaşma mevcut ise akdi mütekabiliyetten söz edilmektedir. Mahkememizce Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Genel Müdürlüğüne yazılan müzekkereye gelen cevabi yazıdan Suriye ile Ülkemiz arasında teminattan muafiyete ilişkin ikili anlaşma bulunmadığı ve fiili mütekabiliyet uygulanmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle ikili anlaşma ve fiili karşılıklılık uyarınca davacının teminattan muaf olmadığı hususu açıktır. Davacının teminattan muafiyeti bulunup bulunmadığına ilişkin konuyla ilgili bir diğer kanuni düzenleme ise Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda (YUKK) yer almaktadır. YUKK’a göre uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler (m. 88/1) ve vatansızlar (YUKK m. 51/1c), karşılıklılık şartından muaftır. Dolayısıyla MÖHUK'un 48/2. maddesindeki karşılıklılık şartı ile yabancının teminattan muaf tutulabilmesini öngören hükme, YUKK'un 88. ve 51/1c. maddeleri ile istisna getirildiğinden, Türkiye’de uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin ve vatansızların teminat gösterme yükümlülüğünden muaf tutulduğunun kabulü gerekir. Ancak görüldüğü üzere, YUKK’ta karşılıklılık şartından muaf tutulanlar, vatansızlar ve uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler olup, yine aynı kanunda düzenlenmiş geçici koruma statüsü sahipleri ise bu kapsamda değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla geçici koruma statüsü sahiplerinin karşılıklılık şartından muaf tutulması, YUKK m. 51/1c ve 88/1 kapsamında söz konusu olamayacaktır. Yine geçici koruma statüsü YUKK m. 91’de düzenlenmiş ve içeriği de buna ilişkin düzenlenen Geçici Koruma Yönetmeliği’nde (GKY) belirlenmiştir. Buna göre; ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel veya bu kitlesel akın döneminde bireysel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılardan haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara geçici koruma statüsü verilmektedir (YUKK m. 91 ve GKY m. 7). Ek olarak, geçici koruma statüsü verilen yabancıların mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsü kazanmadığı da yine açıkça düzenlenmiştir (GKY m. 7/3). Değerlendirilmesi gereken diğer bir konu ise çok taraflı sözleşmeler uyarınca davacının teminattan muafiyetinin bulunup bulunmadığıdır. Türkiye’nin de katılmış bulunduğu bazı çok taraflı sözleşmelerde teminat gösterme yükümlülüğü konusunda muafiyet sağlayan hükümler vardır. Söz gelimi, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerden olan Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi’nde taraf devletlerden birisinde ikamet eden ve diğer bir Devlet mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan taraf devlet vatandaşlarından, yabancı olmaları veya o memlekette ikametgâh veya meskenleri bulunmaması sebebiyle, ne isim altında olursa olsun, herhangi bir teminat istenemeyeceği ve bu durumun mahkeme masrafları için de geçerli olduğu belirtilmektedir. Ancak davacı Suriye vatandaşı olduğundan ve Suriye'nin Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi’ne taraf olmadığı görüldüğünden, davacı bu Sözleşme kapsamında da teminat gösterme yükümlülüğünden muaf tutulamayacaktır. Diğer taraftan 1951 tarihli Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Sözleşme'de (Cenevre Sözleşmesi), mültecilerin sürekli ikametgahının bulunduğu taraf devlette, adli yardım ve teminat gösterme mükellefiyeti de dahil olmak üzere, o devletin vatandaşı gibi muamele göreceği kabul edilerek, mülteciler teminat gösterme yükümlülüğünden açıkça muaf tutulmuştur. Ancak Cenevre Sözleşmesi'nin uygulanabilmesi ve kişinin mülteci kabul edilebilmesi için Avrupa’da yaşanan olaylardan dolayı bu kişinin Türkiye’ye gelmesi gerekmektedir. Avrupa dışında yaşanan olaylardan dolayı bir kişinin mülteci statüsünü kazanması Türkiye'nin koyduğu çekince nedeniyle mümkün değildir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında, davacının teminattan muaf olduğuna ilişkin Türk hukukunda herhangi bir hükme tesadüf edilmemektedir. Davacı vekili her ne kadar müvekkilinin geçici koruma statüsünde olduğunda bahisle teminattan muaf olduğunu belirtmişse de, geçici koruma statüsü, geçici nitelikte olan, sahibine sadece Türkiye’de kalma ve bazı hizmetlerden yararlanabilme imkânı tanıyan bir koruma statüsüdür. Teminattan muafiyeti ise bazı hizmetler adı altında değerlendirmek mümkün değildir. Yine geçici koruma statüsü sahiplerinin haklarına bakıldığında, YUKK’ta düzenlenmiş uluslararası koruma statülerinden çok daha farklı özellikleri bulunduğu görülmektedir. Diğer yandan Türkiye’nin de taraf olduğu Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi'ne ise Türkiye çekince koyarak, sadece Avrupa’da yaşanan olaylardan dolayı Türkiye’ye gelen kimselere Cenevre Sözleşmesi’nin uygulanacağını kabul etmektedir. Dolayısıyla Cenevre Sözleşmesi’nin günümüzde Suriye’de yaşanan olaylardan dolayı sınırları aşarak Türkiye’ye gelip geçici koruma altına alınanlara uygulanması mümkün görünmemektedir. Açıklanan tüm nedenlerle Mahkememizce davacı vekiline HMK'nın 84 ve devamı maddeleri ile eldeki davanın niteliği dikkate alınarak takdiren dava değerinin %15'i üzerinden belirlenen 32.860,78 TL teminatın yatırılması için 1 aylık kesin süre verilmesine karar verilmiş, verilen bir aylık kesin süre içerisinde belirlenen teminat tutarının yatırılmaması halinde hukuki sonucun ne olacağı açıkça ihtar edilmiş, ancak belirlenen kesin süre içerisinde davacı teminatı yatırmamıştır. Davacının teminattan muafiyetine ilişkin ne akdi, ne fiili karşılıklık bulunmadığı da tespit edildiğinden Mahkememizce HMK'nın 114/1-ğ ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114/1-ğ ve 115/2. maddesi gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60-TL harcın peşin ve tamamlama harcı olarak alınan 769,40-TL harçtan mahsubu ile fazla yatan 341,80-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde DAVACIYA İADESİNE, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Davalı trafından yatırılan 270,70 TL (50,00 TL posta gideri, 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere) yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333. Maddesine uygun şekilde İADESİNE, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde ... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11/10/2024