Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2018/25885, 13.10.2020

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2018/25885
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

YUSUF PEKİNSOY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/25885)

Karar Tarihi: 13/10/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; imar planında taşınmazın önce kamu hizmeti

alanına ayrılması, sonra da imar durumunun özel sağlık alanı olarak

belirlenmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 8/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 71.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alana

ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine

karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu; Çankaya ilçesi Hilal Mahallesi 27643 ada 3

parsel sayılı 4.935 m² yüz ölçümlü arsanın 35 m²'lik kısmının sahibidir. İmar

planında taşınmaz sağlık alanı vasfıyla kamu hizmeti alanına

ayrılmıştır.

9. Başvurucu, imar planında kamu hizmeti alanına ayrılan

taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesi istemiyle 26/4/2011 tarihinde

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır.

10. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesince 6/3/2014

tarihinde yargı yolu nedeni ile görev yönünden dava dilekçesi reddedilmiştir.

Başvurucu tarafından yapılan temyiz talebi Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin

30/6/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi

aynı Dairenin 9/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

11. Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 14/7/2015

tarihinde onaylanan imar planı değişikliğiyle taşınmazın vasfı özel sağlık

alanı olarak değiştirilmiştir.

12. Başvurucu, görev ret kararı üzerine aynı davayı

31/8/2015 tarihinde idare mahkemesinde açmıştır.

13. Ankara 4. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 11/11/2016 tarihinde

davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararda, Ankara 1. Asliye Hukuk

Mahkemesi kararının 9/12/2014 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. Kesinleşme

tarihinden itibaren 30 gün içinde -en son 8/1/2015 tarihinde- davanın açılması

gerekirken bu tarih geçirildikten sonra 31/8/2015 tarihinde açılan davanın

süresinde olmadığı ifade edilmiştir.

14. Başvurucu karara karşı 13/1/2017 tarihinde istinaf

yoluna başvurmuştur.

15. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdare Dava Dairesi

30/3/2017 tarihinde mahkeme kararını kaldırarak yeniden karar verilmek üzere

dava dosyasını mahkemesine göndermiştir. Kararda, Yargıtayın nihai kararının

başvurucuya 4/8/2015 tarihinde tebliğ edildiği belirtilmiştir. Tebliğden

itibaren 30 gün içerisinde 31/8/2015 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu

ifade edilmiştir.

16. Mahkeme 12/10/2017 tarihinde davayı reddetmiştir.

Kararda, imar planında 14/7/2015 tarihinde yapılan değişiklikle başvurucunun

hissedarı olduğu taşınmazın sağlık alanı statüsünde çıkarılarak özel sağlık

tesis alanı olarak belirlendiği belirtilmiştir. Yapılan değişiklikle

taşınmazın özel kullanım vasfında olması nedeniyle kamulaştırma işlemine konu

olamayacağı ifade edilmiştir.

17. Başvurucu 28/3/2018 tarihinde kararı istinafa

götürmüştür.

18. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdare Dava Dairesi

21/6/2018 tarihinde istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.

19. Nihai karar başvurucuya 13/7/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 8/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu; imar planında taşınmazın kamu hizmeti

alanına ayrılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini, bu müdahale

sebebiyle taşınmazı dilediği gibi kullanamadığını belirterek mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi aynı konu ile ilgili şikâyetleri

daha önce incelemiş ve uygulanacak ilkeleri ortaya koymuştur (Orhan Sütlü,

B. No: 2017/31564, 25/12/2018, §§ 15-43).

23. Orhan Sütlü kararında imar uygulamasına konu

edilen taşınmazın başvurucu adına tapuda kayıtlı olması dolayısıyla Anayasa'nın

35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiği belirtilmiştir (Orhan Sütlü, §

21). Uygulama imar planında kamu hizmeti alanı olarak ayrılan taşınmazın daha

sonradan yapılan imar planı değişikliğiyle imar durumunun özel sağlık alanı

olarak belirlenmesinin de başvurucu mülk sahibinin taşınmazı ancak bu imar

durumuyla sınırlı olarak kullanabilmesine yol açtığından mülkiyet hakkına

müdahale teşkil ettiği kabul edilmiştir. İmar uygulaması yoluyla

gerçekleştirilen müdahalenin, mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü

veya düzenlenmesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (Orhan

Sütlü, §§ 22-25).

24. Anayasa Mahkemesince 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı

İmar Kanunu hükümlerine dayalı olan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı

değerlendirilmiş, ayrıca arazi ve arsaların düzenlemesi sırasında taşınmazın

imar durumunun belirlenmesi yönündeki müdahalenin kamu yararına dayalı meşru

bir amacının bulunduğu açıklanmıştır (Orhan Sütlü, §§ 28-31). Ölçülülük

yönünden yapılan değerlendirmede ise uyuşmazlığa konu taşınmazın sağlık alanı

olarak belirlenen imar durumu sonradan özel sağlık alanına

dönüştürülerek taşınmazın kamu hizmeti alanına ayrılmasından vazgeçilmiş olduğu

ve söz konusu müdahalenin taşınmazın özel amaçlarla kullanımını engellemediği

vurgulanmıştır. Diğer taraftan başvurucunun imar planı değişikliğine karşı dava

açma imkânının olduğu ve ayrıca imar durumu değiştirilinceye kadar olan dönem

için başvuruya konu davada bir tazminat talebinin de bulunmadığı dikkate

alınarak müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği

kanaatine ulaşılmıştır. Bu sebeple müdahalenin, içerdiği kamu yararı amacı ile

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin

bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu kabul edilmiştir (Orhan Sütlü, §§

32-43).

25. Somut başvuruda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir

bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun,

imar planı değişikliğine karşı dava açma imkânının olduğu ve ayrıca imar durumu

değiştirilinceye kadar olan dönem için başvuruya konu davada bir tazminat

talebinin de bulunmadığı dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya şahsi

olarak aşırı bir külfet yüklemediği anlaşılmaktadır. Bu durumda müdahalenin

içerdiği kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması

arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu

değerlendirilmiştir.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

27. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

29. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi

olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu

zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği,

yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği

tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45,

47).

30. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken

yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin

Akyıl, § 41).

31. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer

başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında 7 yılı aşan yargılamaya

ilişkin sürenin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden

yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir.”

34. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 120.000 TL maddi ve

120.000 TL manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

35. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

36. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvurucuya net 12.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

37. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvuruya konu olayda böyle bir illiyet

bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

38. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 12.000 TL tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 294,70 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme

tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 4. İdare Mahkemesine

(E.2017/2627) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Yusuf PEKİNSOY

Vekili

:

Av. Hülya SARSICIOĞLU

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2018/25885, T. 13.10.2020, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2018-25885-basvuru-13-10-2020-f310e4335ba8