Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2015/19519, 17.04.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2015/19519
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

YASEMİN DEMİR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/19519)

Karar Tarihi: 17/4/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; psikolojik tacizden kaynaklanan zararların giderilmemesi

nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Cizre Devlet Hastanesinde eczacı olarak görev

yapmaktadır.

9. Başvurucu 4/11/2013 tarihli dilekçe ile Sağlık Bakanlığı Kamu

Hastaneleri Kurumu Başkanlığına (Kurum) başvurarak maruz kaldığı psikolojik

tacizin durdurulmasını ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. Başvurucu,

dilekçesinde psikolojik taciz iddiası ile ilgili olayları anlatırken baş

eczacının bilgisi dâhilinde işe geç gelmesine rağmen hakkında tutanaklar

düzenlendiğini, mevzuata aykırı olacak şekilde taşınır kayıt yetkilisi olmadan

miadı geçmiş ilaçlarla ilgili sadece kendisinin görevlendirildiğini, bu

görevlendirmeye itiraz ettiği için kendisine aylıktan kesme ve kınama cezası

verildiğini, yıldırma amaçlı geçici görevlendirmeler yapıldığını vurgulamış ve maruz

kaldığı uygulamalar nedeniyle depresif

epizot ön tanısı ile ilaç kullanmaya başladığını belirtmiştir.

10. Kurum 7/11/2013 tarihli cevabında iddialarla ilgili inceleme

başlatıldığını, manevi tazminat talebinin reddedildiğini başvurucuya

bildirmiştir. 7/3/2014 tarihli inceleme raporunda; başvurucuya psikolojik taciz

uygulanmadığı, kendisine görev yetkilerinin dışında başka iş yaptırılmadığı,

tebliğ edilen aylıktan kesme ve kınama cezalarının ise yapılan inceleme sonucu

kaldırıldığı tespitlerine yer verilmiştir. Ayrıca yapacağı iş ve işlemlerde

daha dikkatli olması amacıyla başvurucunun yazılı olarak uyarılması gerektiği

belirtilmiştir.

11. Başvurucu, Kurumun tazminat talebini reddetmesi üzerine tam

yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde, Kuruma başvuru dilekçesindeki

iddialar yinelenmiştir. Mardin İdare Mahkemesi 9/7/2014 tarihinde davanın

kabulüne karar vermiştir. Kararda;

i. Başvurucu hakkında stok imhasının yapılmadığı gerekçesiyle

tutanak düzenlendiği, bu tutanağa istinaden aylıktan kesme cezası ile tecziye

edildiği, başvurucunun itirazı üzerine Mahkeme tarafından aylıktan kesme

cezasının iptal edildiği, aynı disiplin cezası ile ilgili olarak Şırnak Kamu

Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliğinin 16/06/2014 tarihli yazılarında ise

aylıktan kesme cezasının uygulanmadığının vurgulandığı belirtilmiştir.

ii. 26/4/2013, 07/8/2013 ve 29/10/2013 tarihlerinde başvurucunun

görev yerinde bulunmadığından bahisle 29/4/2013 ve 9/05/2013 tarihinde göreve

gelmediği gerekçesiyle tutanak düzenlendiği, bu tutanaklardan 29/4/2013 tarihli

tutanak nedeniyle kınama cezası ile cezalandırılarak savunmasının istenildiği

ve daha sonra sözlü olarak uyarılmasına karar verildiği, bu disiplin olayına

ilişkin olarak Şırnak Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliğinin 16/6/2014

tarihli yazısında kınama cezasının uygun görülmediği ve uygulanmadığının

belirtildiği ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun 3/6/2013-7/6/2013 tarihleri

arasında Silopi İlçe Devlet Hastanesine 10/6/2013-14/6/2013 tarihleri arasında

İdil İlçe Devlet Hastanesine görevlendirildiği vurgulanmıştır.

iii. Başvurucu hakkında düzenlenen tutanakların genelde hep aynı

kişiler tarafından düzenlendiği ve bu tutanakların yukarıda belirtilen ikisi

hariç diğer tutanaklar için herhangi bir işlem başlatılmadığı, soruşturma ve

inceleme başlatılmak suretiyle isnat olunan fiillerin sübuta erip ermediği

yönünde inceleme yapılmadığı belirtilerek davacının yaşanan bu olaylar

karşısında kişilik haklarının ve manevi bütünlüğünün zarara uğratıldığı

sonucuna varılmıştır.

12. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi 27/2/2015 tarihinde, anılan

kararın bozulmasına ve davanın reddine oyçokluğu ile karar vermiştir. Kararda,

başvurucu hakkında düzenlenen tutanaklar ile ilgili ikisi hariç işlem yapılmadığı,

aylıktan kesme ve kınama cezalarının uygulanmadığı, geçici görevlendirme

işlemlerinin ağır kusur olarak değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir. Bir

üye, ilk derece mahkemesinin karar ve gerekçesinin hukuka ve usule uygun olduğu

gerekçesiyle çoğunluk kararına katılmamıştır.

13. Başvurucunun karar düzeltme istemi, Diyarbakır Bölge İdare

Mahkemesinin 16/10/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

14. Nihai karar 19/11/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 18/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. Anayasa

Mahkemesinin psikolojik taciz iddiasını içeren başvurulara ilişkin olarak daha

önce verilmiş kararlarında ilgili mevzuata yer verilmiştir. Mehmet Bayrakcı, B.

No: 2014/8715, 5/4/2018, §§ 30-45; Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235,

10/3/2016, §§ 22-57.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, görev yaptığı hastanede çeşitli uygulamalar ile

psikolojik tacize maruz kaldığını belirterek yaptığı başvurunun Kurum

tarafından reddedildiğini, kendisine haksız yere kınama cezası verildiğinin

mahkeme kararıyla da belirlenmiş olmasına rağmen açtığı tazminat davasının ağır

hizmet kusuru olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini ifade etmiştir. Mahkemenin

gerekçesinin hukuka uygun olmadığını, zira mobbinge

dayanak oluşturan uygulamalar yönünden ağır kusur gerekliliğinin olmadığını

belirten başvurucu, maddi ve manevi bütünlüğünü koruma hakkı ile adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

19. Anayasa'nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 1879/2013, § 16). Başvuruya konu şikâyetlerin başvurucunun

maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik iddialar içerdiğinden ve psikolojik taciz

kapsamında kaldığından -Anayasa Mahkemesinin önceki kararları da dikkate

alınarak- incelemenin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında yapılması gerektiği

değerlendirilmiştir (Hüdayi Ercoşkun, §§

59-60; Sümeyye Örnek, B. No:

2014/11091, 7/6/2017, § 16; Mehmet Bayrakcı, § 50).

21. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) 8. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık

gelmektedir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).

22. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında, Anayasa'nın 17.

maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının koruduğu temel haklara, bir

eylemin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için

asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerektiğine ve söz konusu ağırlık

düzeyi belirlenirken gözönüne alınması gereken

durumlara ilişkin olarak ilkeler tespit edilmiştir (Şehnaz Ayhan, B. No: 2013/6229, 15/4/2014, §§ 21-26; Işıl Yaykır, B.

No: 2013/2284, 15/4/2014, §§ 31-36; Emel Leloğlu, B. No: 2013/3512, 17/7/2014, §§ 26-31; Hüdayi Ercoşkun, §§

84-88; Hacer Kahraman, B. No:

2013/7935, 20/4/2016, §§ 51-56). Belirtilen tespitler ışığında somut olaya konu

olan muamelelerin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği

fiziksel ve ruhsal etkiler açısından başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği

aştığı söylenemez. Bu nedenle başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

1. Genel İlkeler

23. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; çalışan bireylerin

maddi ve manevi varlıklarının korunması bağlamında devletin Anayasa'nın 17.

maddesinin yanısıra 5., 12., 49. ve 56. maddeleri çerçevesinde

üstlenmesi gereken negatif ve pozitif yükümlülüklerinin kapsamına, başta

3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı ile Uluslararası Çalışma

Örgütü (ILO) bünyesinde imzalanan sözleşmeler olmak üzere uluslararası

sözleşmelere taraf olan devletlerin taahhütlerine ve bu doğrultuda hayata

geçirilen düzenlemelere ilişkin açıklayıcı değerlendirmelere ve genel ilkelere

yer verilmiştir (Mehmet Bayrakcı,

§§ 61-72).

24. Söz konusu değerlendirmelerde Anayasa Mahkemesi, her somut

olayın kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmesi koşuluyla bireylerin çalışma

ortamlarında maruz kaldıklarını ileri sürdükleri eylem, işlem ya da ihmallerin

psikolojik taciz derecesine ulaşması için birtakım unsurların aranması

gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, ILO ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığınca hazırlanan yayın ve raporlar da dikkate alındığında, muamelelerin

psikolojik taciz olarak vasıflandırılabilmesi için;

i. İşyeri ile ilgili olarak işyerindeki yöneticiler ve/veya

diğer çalışanlar tarafından gerçekleştirilmesi ya da bu tür müdahalelere göz

yumulması,

ii. Süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanması, keyfîlik içermesi, sistemli ve kasıtlı olması, yıldırma ve

dışlama amacı taşıması,

iii. Mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya sağlığında

zarar ortaya çıkaran ya da ciddi bir zarar tehlikesi içeren nitelikte olması

gerekir.

25. Muamelelerin neden olduğu sonuçların boyutu; mağdurun

konumuna, muamelelerin süresine, sıklığına, kim ya da kimler tarafından

gerçekleştirildiğine, mağdurun cinsiyetine, yaşına ve sağlık durumuna kadar

birçok faktöre göre değişebilmektedir (Aynur

Özdemir ve diğerleri, B. No: 2013/2453, 24/3/2016, § 79; Hacer Kahraman, § 69).

26. Yine bu değerlendirmelere göre çalışanların yaşamlarına

etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşarak onların

manevi bütünlüklerini tehdit eden ve psikolojik taciz olarak nitelendirilen

eylem, işlem ya da ihmaller konusunda Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası

kapsamında devletin üstlenmesi gereken pozitif yükümlülükler temel olarak şöyle

sıralanabilir:

i. Çalışanlara yönelen psikolojik taciz mahiyetindeki

davranışların oluşmaması için önlemler alınması,

ii. Şikâyetleri etkili şekilde inceleyecek denetim

mekanizmalarının oluşturulması,

iii. Pozitif ayrıcalıklar sunulması gereken çalışanların

önündeki güçlüklerin kaldırılması ve kolaylaştırıcı imkânlardan

yararlandırılmasının sağlanması,

iv. Yıldırıcı ve kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları

maddi ve manevi zararlarının giderilmesi ya da ortaya çıkan uyuşmazlıkların

çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması ve suç teşkil eden durumlarda

sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmalarının sağlanması,

v. Oluşan zararların tazmin edilmesi amacıyla açılan davalarda

mağdurların haklarını adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili

güvencelerden yararlandırılması ve yargılamalar sonucunda temel hakların

içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde mahkemelerce ulaşılan sonuçların ilgili

ve yeterli gerekçelerle açıklanması

27. Son olarak Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirmelerde,

daha önceki kararlarda sıklıkla vurgulandığı üzere mevzuatın yorumlanmasıyla

ilgili sorunları çözmenin öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk

alanında olduğu hatırlatılmıştır. Sistemli ve kasıtlı olarak haksız şekilde

gerçekleştirildiği iddia edilen eylem, işlem ve ihmallerin psikolojik taciz

olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine yönelik olarak yapılacak

incelemede, olayın tüm tarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece

mahkemelerinin olayın koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı

konumda bulunduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin rolü bu

kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır (Aynur Özdemir ve diğerleri, § 81; Hacer Kahraman, § 70).

2. İlkelerin Olaya Uygulanması

28. Somut olayda başvurucunun iddiaları üzerine Kurumun inceleme

başlattığı, başvurucunun ve beraber çalıştığı iş arkadaşlarının ifadesi

alınarak hazırlanan raporda başvurucuya psikolojik taciz uygulanmadığı sonucuna

varıldığı görülmüştür. Ayrıca başvurucu hakkında, göreve gelmeme ve görev

yerinde bulunmama nedeniyle yaklaşık altı aylık bir zaman diliminde farklı

tarihlerde olmak üzere toplam beş tutanak düzenlendiği, tutanakların ikisi

hariç diğer tutanaklar için herhangi bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır.

İşleme konulan tutanaklar nedeniyle verilen aylıktan kesme cezasının yargı

tarafından iptal edildiği, kınama cezasının ise sözlü uyarıya çevrilerek

uygulanmadığı, geçici görevlendirmeye başvurucunun itiraz etmediği ayrıca

görevlendirmenin ifa edilen göreve uygun olmadığının ortaya konulamadığı ve

kısa süreli olduğu görülmüştür.

29. Tüm bu hususlar ile şikâyet edilen işlem ve eylemlerin

uygulanma süresi, başvurucunun bu eylemlerin sürekliliğine ve üzerindeki somut

etkilerine dair bir açıklama yapmamış olması birlikte değerlendirildiğinde,

başvurucunun süreklilik arz eden, yıldırma ve dışlama amacına yönelik

sistematik uygulamalara maruz kaldığı söylenemez. Ayrıca başvurucunun çalışma

ortamında maruz kaldığını ileri sürdüğü eylem ya da işlemlerin kişiliğinde ve

mesleki durumunda zarar ortaya çıkaran boyutta olmadığı ve mesleki tecrübesi

yüksek olan başvurucunun yaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve

yoğunluk derecesine ulaşmadığı değerlendirilmiştir. Bu kapsamda tam yargı

davasını reddeden Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin gerekçeli kararında,

müdahalelerin başvurucunun maddi ve manevi varlığı üzerindeki etkilerinin

tartışıldığı ve derece mahkemelerinin gerekçelerinin bu yönde ilgili ve yeterli

şekilde oluşturdukları kanaatine varılmıştır.

30.

Açıklanan gerekçelerle bir ihlalin bulunmadığı açık olan başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

Yasemin DEMİR

Vekili

:

Av. Öztürk TÜRKDOĞAN

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2015/19519, T. 17.04.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2015-19519-basvuru-17-04-2019-94a89dae25d2