Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/2848, 22.06.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/2848
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HÜSEYİN BARIŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2848)

Karar Tarihi: 22/6/2015

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, "2911

sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet" suçunu

işlediği iddiasıyla hakkında

açılan kamu davasında yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 27/2/2014 tarihinde İstanbul 14. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 21/4/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/9/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği,

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 18/9/2014

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

7. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca "terör örgütü propagandası yapma, 2911 sayılı

Kanun'a aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen

kendiliğinden dağılmama" suçlarından yürütülen soruşturma

kapsamında, 3/11/2008 tarihinde başvurucunun ifadesi alınarak serbest bırakılmıştır.

8. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, 6/11/2008 tarihli ve

2008/133 sayılı kararı ile Başsavcılığın görevsizliğine, soruşturma dosyasının

görevli ve yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK. 250. maddesi ile

yetkili) gönderilmesine karar vermiştir.

9. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK. 250. maddesi ile

yetkili), 18/11/2008 tarihinde başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında "terör örgütü propagandası yapma”

suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş, aynı tarihte 2008/527 sayılı

karar ile “2911 sayılı Kanun'a aykırı

toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden

dağılmama" suçundan Başsavcılığın görevsizliğine, soruşturma

dosyasının görevli ve yetkili Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine

karar vermiştir.

10. Başvurucu ve diğer yirmi altı şüpheli hakkında, Beyoğlu

Cumhuriyet Başsavcılığının 27/11/2008 tarihli ve E.2008/11783 sayılı

iddianamesi ile "2911 sayılı Toplantı

ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet" suçunu işledikleri

iddiasıyla kamu davası açılmış, dava, Beyoğlu 6. Asliye Ceza Mahkemesinin

E.2008/833 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

11. Beyoğlu Adliyesinin kapatılması üzerine yargılamaya devam

eden İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesi, 28/1/2014 tarihli ve E.2008/833,

K.2014/15 sayılı kararı ile başvurucu müdafiinin de

bulunduğu duruşmada kovuşturmanın ertelenmesine, itiraz yolu açık olmak üzere

karar vermiştir.

12. Başvurucu tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmayan

hüküm, İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesince verilen karar tarihi itibarıyla

kesinleşmiştir.

13. Başvurucu, 27/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu’nun 32. maddesinin birinci fıkrası; 2/7/2012 tarihli ve 6352

sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve

Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 22/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 27/2/2014 tarih ve 2014/2848 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

kapsamında 3/11/2008 tarihinde ifadesinin alınarak serbest bırakıldığını, "2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet" suçunu işlediği iddiasıyla hakkında açılan

kamu davasında yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

17. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek

başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

18. Başvurucu, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

kapsamında 3/11/2008 tarihinde ifadesinin alınmasıyla başlayan yargılama

sürecinin makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca

davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının

görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

20. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

21. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında

suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,

9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, "2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet" suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma

başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suç 2911 sayılı Kanun’un 32.

maddesinin birinci fıkrasında hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır.

Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın

36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.

No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

22. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım

tedbirlerin uygulanması anı ya da kamu davasının açıldığı tarihtir. Somut

başvuru açısından bu tarih, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun

ifadesinin alındığı 3/11/2008 tarihidir. Ceza yargılamasında sürenin sona

erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tarih olup, somut

başvuru açısından bu tarih, İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesince kovuşturmanın

ertelenmesine dair kararın verildiği 28/1/2014 tarihidir (B. No: 2013/695,

9/1/2014, § 35).

23. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

başvurucunun, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

kapsamında 3/11/2008 tarihinde ifadesinin alınarak serbest bırakıldığı,

başvurucunun da aralarında bulunduğu yirmi yedi şüpheli hakkında, Beyoğlu

Cumhuriyet Başsavcılığının 27/11/2008 tarihli iddianamesi ile "2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet" suçunu işledikleri iddiasıyla kamu davası

açıldığı tespit edilmiştir. İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesince, ikinci

duruşmada başvurucunun savunmasının alındığı, yirmi duruşmanın yapıldığı beş

yıllık yargılama süresinde diğer sanıkların savunmalarının alınması için

yazılan talimat cevaplarının beklendiği ve suça konu olaya ilişkin kamera

görüntülerinin incelendiği belirlenmiştir. Başvurucu müdafiinin

de bulunduğu 28/1/2014 tarihli duruşmada Mahkemece, itiraz yolu açık olmak

üzere kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği, başvurucu tarafından itiraz

kanun yoluna başvurulmadığı ve hükmün 28/1/2014 tarihi itibarıyla kesinleştiği

anlaşılmıştır.

24. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B.

No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).

25. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

ceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve

davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken

özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

Anılan davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir

karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu beş yıl iki

aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

26. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

27. Başvurucu, yargılama makul

sürede sonuçlandırılamadığı için 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini

talep etmiştir.

28. 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

29. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin beş yıl iki aylık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında, başvurucunun talep ettiği

tazminat miktarı da dikkate alınarak, başvurucuya net 3.150,00 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

30. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun;

1. Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığı yönündeki

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 3.150,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

22/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Derya ATAKUL

Başvurucu

:

Hüseyin BARIŞ

Vekili

:

Av. Mustafa ERASLAN

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/2848, T. 22.06.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-2848-basvuru-22-06-2015-e52dbe52edc1