Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/2633, 16.06.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/2633
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HALİL İRMEZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2633)

Karar Tarihi: 16/6/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması, özel yetkili

mahkemede yargılama yapılması nedenleriyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı

ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/2/2014 tarihinde Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/4/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 11/7/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 24/7/2014 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7.Başvurucu hakkında 20/11/2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığının E.2009/1537 sayılı iddianamesi ile "terör örgütüne üye

olma, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet" suçlarından

cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

8.Başvurucu hakkındaki dava, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin

2009/680 sayılı esasına kaydedilmiştir.

9.Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince 26/1/2010 tarihinde

başvurucu hakkında yakalama emri çıkarılmıştır. Hakkında yakalama emri bulunan

başvurucu 19/2/2010 tarihinde yakalanmıştır.

10. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/680 sayılı

dosyasında yapılan 19/2/2010 tarihli duruşmada, başvurucunun silahlı terör

örgütüne üye olmak ve terör örgütünün propagandasını yapmak suçlarından

tutuklanmasına karar verilmiştir. Tutuklama gerekçesi şu şekildedir:

"Sanık Halil İRMEZ'in

isnat edilen suç yönünden kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

bulunması ve sanığa isnat edilen suçun CMK 100/3-a maddesinde belirtilen

suçlardan bulunması karşısında CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince

tutuklanmasına karar verildi."

11. Başvurucu, tutuklu yargılanmaktayken Diyarbakır 4. Ağır Ceza

Mahkemesinin 7/12/2010 tarihli ve E.2000/142, K.2010/918 sayılı kararıyla

silahlı terör örgütüne üye olma eyleminden dolayı mahkûm edilmiş ve 9/9/2011

tarihinde kesinleşmiş olan 10 yıl hapis cezasının infazına başlanmıştır.

12. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/1/2013 tarihindeki

24. celsesinde Mahkeme başvurucunun da içinde bulunduğu bazı sanıklar yönünden

dosyanın ayrılarak yeni bir esas numarasına kaydedilmesine ve başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

13. Mahkemenin E.2013/3 sayılı yeni dosyası kapsamında 20/2/2013

tarihinde yapılan ilk duruşmada ve devamında yapılan 10 celsede başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

14. Başvurucunun tahliye talebini 17/1/2014 tarihinde

değerlendiren Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir.

15. Bu karara karşı yapılan itiraz, Diyarbakır 4. Ağır Ceza

Mahkemesinin 30/1/2014 tarihli ve 2014/64 Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

16.Başvurucu27/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 7/3/2014 tarihli ve

E.2011/561, K.2014/36 sayılı kararıyla 6/3/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un

2. maddesi ile değişik 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece

Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanun'un 12. maddesi uyarıncagörevsizlik

kararı vererek dosyayı Şırnak Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.

18.Şırnak Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2014 tarihli ve E.2014/136,

K.2014/184 sayılı kararıyla başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına, Şırnak

Ağır Ceza Mahkemesinin yetkisizliğine, dosyanın görevli ve yetkili Cizre Ağır

Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

19. Dosyayı inceleyen Cizre Ağır Ceza Mahkemesi 9/5/2014 tarihli

ve E.2014/65, K.2014/20 sayılı kararıyla yetkisiz olduğuna, yetki

uyuşmazlığının çözümlenmesi için kararın kesinleşmesini beklemeksizin dosyanın

resen Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmesine karar vermiştir. Cizre Ağır

Ceza Mahkemesi 9/5/2014 tarihli kararında başvurucunun tahliyesine de karar

vermiştir. Tahliye gerekçesi şöyledir:

"Sanık Halil İmrez'in 19.02.2010 tarihinde

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma ve Terör Örgütünün Propagandasını yapmak

eyleminden ötürü tutuklandığı, 09/09/2011 tarihine kadar tutuklu kaldığı, bu

tarihte Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2010 tarih, 2000/142 Esas ve

2010918 Karar sayılı ilamıyla, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma eyleminden dolayı

mahkum olduğu kesinleşmiş 10 yıl hapis cezasının infazına başlanıldığı, halen

infazına devam edildiği anlaşılmakla birlikte, sanığın üzerine atılı eylemin

niteliği, mahkumiyeti halinde alacağı cezanın alt sınırı, tutuklukta geçirilen

süre nazara alınarak, sanık Halil İrmez'in bihakkın

tahliyesine [oy birliğiyle karar verildi]."

20. Yetki uyuşmazlığını inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi

14/10/2014 tarihli veE.2014/9107, K.2014/9669 sayılı kararıyla Şırnak Ağır Ceza

Mahkemesinin vermiş olduğu yetkisizlik kararının kaldırılmasına ve dosyanın

mahalline gönderilmesine karar vermiştir.

21. Yargıtay kararı üzerine dava, Şırnak Ağır Ceza Mahkemesinin

2014/709 sayılı esasına kaydedilmiştir.

22.Başvurucunun yargılandığı dava İlk Derece Mahkemesinde

derdesttir.

B. İlgili Hukuk

23. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.

maddesi.

24. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

7. maddesi, 2911 sayılı Kanun'un 33. maddesi.

25.4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun

100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

(1). Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

(2) Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde

baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315)

...”

26. 5271 sayılı Kanun’un101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma

evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh

ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar

verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının

yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 16/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, özel yetkili mahkemeler kaldırılmasına rağmen

davasının bu mahkemelerde görülmeye devam edilmesinin tabii hâkim ilkesine

aykırı olduğunu,tutukluluğun makul süreyi aştığını,

formül gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verildiğini, tutuklamaya

alternatif tedbirlerin yeterince dikkate alınmadığını, uzun süredir tutuklu

olmasına rağmen tahliye edilmemesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu

belirterek Anayasa'nın 10., 19. ve 37. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;

tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun özel yetkili

mahkemelerin kaldırılmasına rağmen davasının bu mahkemelerde devam etmesinin

tabii hakim ilkesine aykırı olduğu şikâyetinin adil yargılanma hakkı,

tutukluluğun makul süreyi aştığı, formül gerekçelerle tutukluluğun devamına

karar verildiği, tutuklamaya alternatif tedbirlerin yeterince dikkate

alınmadığı, uzun süredir tutuklu olmasına rağmen tahliye edilmemesinin eşitlik

ilkesine aykırı olduğu şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

30. Başvurucu, özel yetkili mahkemeler kaldırılmasına rağmen

davasının bu mahkemelerde devam etmesinin tabii hakim

ilkesine aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

32. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

33. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

34. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

35. Başvurucunun özel yetkili mahkemelerde yargılama yapılması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin

şikâyetlerini ilk derece mahkemelerinde devam eden yargılama süreçlerinde ve

sonrasında temyiz aşamasında ileri sürebilme ve ileri sürmüş ise bu

şikâyetlerin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede

başvurucunun, derece mahkemelerinin hakkındaki yargılama ve temyiz süreçlerini

beklemeden yargılama sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerini

bireysel başvuruya konu ettiği görülmüştür.

36. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemeleri ve temyiz

mercileri önünde usulüne uygun olarak devam eden başvuru yollarının

tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel

başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

a. 19/2/2010 ile 9/9/2011 Tarihleri Arasındaki

Tutma Yönünden

37.6216 sayılı Kanun’un maddesinin (8) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

38. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan

tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde

Mahkemenin yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

39. Başvurunun kabul edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak

teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012 tarihinden evvel

kesinleşmemiş olması da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan

tarihten önce kesinleştiği tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler

bakımından başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin

her aşamasında yapılabilmesi mümkündür (Korcan Polatsü, B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 32).

40. Somut olayda başvurucu, isnat edilen suçlar nedeniyle 19/2/2010

tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu tutuklu yargılanmaktayken Diyarbakır 4.

Ağır Ceza Mahkemesinin 7/12/2010 tarihli ve E.2000/142, K.2010/918 sayılı

kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma eyleminden mahkûm edilmiş ve 9/9/2011

tarihinde kesinleşmiş olan 10 yıl hapis cezasının infazına başlanmıştır.

Başvurucu hakkındaki tutuklama müzekkeresi 19/2/2010 ile 9/9/2011 tarihleri

arasında infaz görmüştür. Dolayısıyla başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası anlamındaki tutukluluk hâli başka bir mahkeme tarafından

verilen hükmün infazına başlandığı 9/9/2011 tarihinde, diğer bir deyişle

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden

önce sona ermiştir.

41. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kişiözgürlüğü

ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetinin bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. 9/9/2011 ile 9/5/2014 Tarihleri Arasındaki

Tutma Yönünden

42. Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarında tutukluluğun makul süre şartına uygunluğunun

denetlenmesinde bir suçtan verilen tutukluluk kararı ile başka bir suçtan

verilen mahkûmiyet kararının kesişmesi durumunda, mahkûmiyet kapsamında

çektirilen sürelerin makul süre hesabına dâhil edilmeyeceğine karar verilmiştir

(Fikret Eskin, B. No: 2012/348,

4/12/2013, § 49).

43. Somut olayda başvurucu 19/2/2010 tarihinde tutuklanmış ve

Cizre Ağır Ceza Mahkemesinin 9/5/2014 tarihli kararıyla tahliye edilmiştir.

Başvurucunun ceza infaz kurumunda bulunduğu süre içinde söz konusu tutuklama

müzekkeresinin infazının, (kapatılan) Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin

07/12/2010 tarihli ve E.2000/142 sayılı ilamının infazı nedeniyle 9/9/2011

tarihi ile anılan tutuklama müzekkeresinden tahliye kararının verildiği 9/5/2014

tarihleri arasında kesintiye uğradığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun

ceza infaz kurumunda bulunduğu bu dönem, kesinleşen mahkûmiyete ilişkin cezanın

infazı kapsamında olup Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası anlamında bir

suç isnadına bağlı tutukluluk süresine dâhil edilemez.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kesinleşen mahkûmiyete

ilişkin cezanın infazı anlamında tutulması yönünden bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının da açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın 19/2/2010

ile 9/9/2011 tarihleri arasındaki tutma yönünden zaman bakımından yetkisizlik, 9/9/2011 ile 9/5/2014

tarihleri arasındaki tutma yönünden açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

16/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucular

:

Halil İRMEZ

Vekili

:

Av. Aycan

İRMEZ

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/2633, T. 16.06.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-2633-basvuru-16-06-2016-40bd6104b67e