Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/8765, 27.12.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2013/8765
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

EMİNE EREN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/8765)

Karar Tarihi: 27/12/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

maddi tazminat başvurusunun kabul edilmemesi üzerine açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 3/12/2013 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca başvuruların kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/8766 başvuru numaralı

dosyanın konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2013/8765 başvuru numaralı

dosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/8765 başvuru numaralı dosya

üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucular; murisleri Z.E. ve S.E.nin

terör örgütü mensupları tarafından 8/8/1993 tarihinde Şırnak'ın İdil ilçesi

Yörük köyüne yapılan baskında öldürüldüğünü, bu özel durumundan kaynaklı güvenlik

kaygısı nedeniyle köylerini terk etmek zorunda kaldıklarını iddia etmişlerdir.

10. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının

karşılanması talebiyle Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)

başvurmuşlardır.

11. Komisyon 5/2/2007 tarihli kararlarında S.E.nin

mirasçılarına ölüm nedeniyle 16.444,75 TL, Z.E.nin

mirasçılarına 14.903,10 TLtazminat ödenmesine karar

vermiştir.

12. Başvurucular ayrıca mal varlığı zararları için Komisyana başvurmuş ve Komisyon tarafından 18/2/2011

tarihli kararlar ile jandarma tutanaklarına göre köy boşaltılmadığından

taleplerin reddine karar verilmiştir.

13. Başvurucular tarafından belirtilen ret işlemleri aleyhine

Mardin İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

14. Mardin İdare Mahkemesinin 28/12/2011 tarihli kararları ile

davaların reddine hükmedilmiştir. Kararların gerekçesinde Yörük köyünün

güvenlik gerekçesiyle boşaltılan köylerden olmadığı vurgulanmış ve köyde

sürekli olarak yaşayan bir nüfusun bulunduğuna işaret edilmiştir. Köyde olağan

yaşamın devam ettiğinin altını çizen Mahkeme, başvurucuların mal varlıklarına

erişmesine engel teşkil eden bir durumun mevcut olmadığını belirtmiştir.

Mahkeme, sonuç olarak başvurucuların tazmini gerektiren bir zararlarının

bulunmadığı kanaatini açıklamıştır.

15. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 6/11/2012 tarihli kararları ile Mahkeme kararlarının usul ve hukuka

uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararların

bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek hükmün onanmasına

karar verilmiştir.

16. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin

10/9/2013 tarihli kararları ile reddedilmiştir. Karar düzeltme kararı,

başvuruculara 4/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucular 3/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 8., geçici 1., geçici

3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu

kararı eki kararın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008

tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

19. 5233 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:

Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara

verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar

ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar.

20. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 27/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu Heyhet Müjde Yönünden

22. Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 80. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (ç) bendine göre başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini

haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine varılması hâlinde başvurunun

düşmesine karar verilebilir. Bununla birlikte İçtüzük'ün

80. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği Anayasa'nın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurunun incelenmesine

devam edilebileceği öngörülmüştür.

23. Başvuru tarihinden sonra ölen başvurucuların mirasçılarının

makul bir süre içinde başvuruyu devam ettirme yönündeki iradelerini Anayasa

Mahkemesine bildirmemeleri hâlinde anılan İçtüzük hükümleri uyarınca başvurunun

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine

varılabilir (İskender Kaya ve diğerleri,

B. No: 2014/7674, 23/3/2017, §§ 18-21). Somut olayda başvurucu Heyhet Müjde, başvuru tarihinden sonra 18/7/2016 tarihinde

vefat etmiş ancak mirasçıları makul bir süre içinde başvuruya devam etme

yönünde iradelerini bildirmemişlerdir. Başvurunun incelenmesine devam etmeyi

gerekli kılan ve İçtüzük'ün 80. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden biri de bulunmamaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle Heyhet Müjde

açısından başvurunun düşmesine karar

verilmesi gerekir.

B. Diğer Başvurucular Yönünden

1. Başvurucuların İddiaları

25. Başvurucular, murisleri Z.E. ve S.E.nin

terör örgütünce öldürülmesinin Komisyonca kabul edildiğini belirtmiş; ölüme

ilişkin tazminat aldıklarını ifade etmişlerdir. Ancak ölüm olayı neticesinde

köyden ayrılmalarına rağmen mal varlığı zararlarının karşılanmadığını iddia

etmişlerdir. Mal varlığı zararlarına ilişkin 5233 sayılı Kanun kapsamında

yaptıkları başvuruların ve açtıkları davaların murislerinin terör örgütünce

öldürülmesine dair özel durumları dikkate alınmaksızın reddedildiğini ifade etmişlerdir.Köyde olağan yaşamın devam ettiği ve terörden

kaynaklanan herhangi bir zararlarının bulunmadığı gerekçesiyle davalarının

Mahkemece reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen

mülkiyet hakkı ve 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma

haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

2. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, Mahkemece verilen ret kararı

neticesinde idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine

getirmemesi sonucu maruz kaldıkları mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu

karşısında bir giderim sağlanması imkânının kendilerine tanınmadığını

belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir. Anılan ihlal iddiaları, adil yargılanma hakkının

ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak

değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.

Ayrıca başvurucular eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiş ise de

yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın hangi temele dayalı olduğuna dair bir

beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut

bulgu ve kanıt sunulmadığı dikkate alındığında ayrıca bu konuda da inceleme yapılmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

28. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi

istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

29. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini

terk eden kişilere göre değişmemesi gerçeğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar; kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareket ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 89, 90; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 84, 85).

30. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin;

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukukkurallarının

yorumlanması ve uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince

değerlendirilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça

dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Sabri

Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50). Bu konudaki takdir

esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının

bariz bir takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veya

özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar,§

93; Cahit Tekin, § 88).

31. Başvurucuların, murisleri Z.E. ve S.E.nin

terör örgütü mensuplarınca öldürülmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıyla

köylerini terk ettiklerini ve bu çerçevede oluşan mal varlığı zararlarının 5233

sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirittikleri;

ölüm olayına ilişkin Komisyon tarafından tazminat ödendiğini ancak bu ölüm

olayı neticesinde güvenlik kaygısıyla köyden ayrılmalarıyla mal varlıklarına

ulaşamadıklarını ve zararlarının olduğunu, yerleşim yerlerini terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettikleri

noktasındaki özel durumlarının nazara alınmasını talep ettikleri

anlaşılmaktadır.

32. Bu çerçevede başvurucuların en yakın aile fertlerinden olan

murislerinin terör örgütü mensuplarınca öldürülmesi hakkında tespit tutanakları

ve Komisyon kararı nazara alındığında belirtilen olay akabinde başvurucuların

yerleşim yerlerinden ayrıldıkları iddiası karşısında başvurucuların

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için nesnel

ölçütten yararlanılması tek başına yeterli olmayıp yerleşim yerlerini terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle terk

edip etmedikleri noktasında farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesi

gerekmesine rağmen derece mahkemesince anılan incelemelerin yapılmadığı tespit

edilmiştir. Talepler hakkında değerlendirme yapılırken başvurucuların özel

durumlarının incelenmesi, Kanun’un amacının yanı sıra murisleri terör örgütü

mensuplarınca öldürülen başvurucuların yerleşim yerini terör olaylarından

kaynaklanan güvenlik kaygısı ile terk edip etmediği konusundaki maddi vakıanın

tespitine de uygun görülmektedir.

33. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

C. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

35. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde

bulunmuşlardır.

36. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

37. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Mardin İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

38. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi neticesinde

mahkemece maddi tazminatın değerlendirilmesi yapılacağından maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

39. İhlalin tespitine ve yeniden yargılama yapılmasına karar

verilmesinin yeterli tatmin sağladığı değerlendirildiğinden başvurucuların

manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

40. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu Heyhet Müjde yönünden

başvurunun DÜŞMESİNE,

B. Diğer başvurucular yönünden hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının başvurucu Heyhet Müjde dışında diğer başvurucular açısından İHLAL

EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Mardin İdare Mahkemesine (E.2011/1335, K.2011/2693 ve E.2011/1333,

K.2011/2694) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

F. 1. Başvurucu Heyhet Müjde tarafından yapılan yargılama giderlerinin

üzerinde BIRAKILMASINA,

2. Başvurucu Heyhet Müjde dışında diğer başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TLyargılama

giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucular

:

1. Emine

EREN

2. Basri

EREN

3. Bahri

EREN

4. Abdurrezak EREN

5. Süleyman

EREN

6. Meryem

EREN

7. Heyhet MÜJDE

8. Tecrübe

EREN

9. Leyla

MUBAH

10. Hişriye BİLGİÇ

11. Gülistan

YALMAN

12. Munasip EREN

13. Ayşe

EREN

14. Süheyle MUBAH

15. Berivan

IŞIK

16. Faniye

EREN

17. Suzan

EREN

18. Nezir

EREN

19. Sinan

EREN

20. Suphi

EREN

Vekili

:

Av. Kadri

AKGÜN

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/8765, T. 27.12.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2013-8765-basvuru-27-12-2017-ad43cf44ff48