Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/6385, 16.04.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2013/6385
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALİ ÖKSÜZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/6385)

Karar Tarihi: 16/4/2015

R.G. Tarih- Sayı: 11/7/2015-29413

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, deliller yeterince toplanmadan hakkında mahkûmiyet

hükmü kurulması nedeniyle adil yargılanma hakkının, mahkemenin “kaza anında aracı sanığın kullanmadığını ispatlaması

gerekir” biçimindeki yaklaşımı nedeniyle de masumiyet karinesinin

ihlal edildiğini iddia etmektedir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 21/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 10/1/2014 tarihinde

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/2/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/2/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı Anayasa Mahkemesine görüş

sunmayacağını 3/3/2014 tarihinde bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. 25/9/2010 tarihinde başvurucu da dâhil üç kişinin içinde

bulunduğu bir otomobil trafik kazasına karışmış, araç içerisinde bulunan diğer

iki kişi ölmüştür.

8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 27/10/2010 tarihli

iddianamesiyle başvurucu hakkında bilinçli taksirle iki kişinin ölümüne

sebebiyet vermek suçundan cezalandırılması için Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesine

ceza davası açılmıştır.

9. Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/2/2011 tarihli kararı ile

başvurucunun bilinçli taksirle iki kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan 3

yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine karar Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 9/5/2013

tarihli ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu onama kararını 2/8/2013

tarihinde İlk Derece Mahkemesinde elden tebliğ ile öğrenmiştir.

11. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, 21/8/2013 tarihinde

yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

12. 26/9/2014 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85.

maddesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 16/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 21/8/2013 tarihli ve 2013/6385 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

14. Başvurucu,

i. Somut

bir delile dayanmadan ve savunma makamının istediği deliller toplanmadan, keşif

yapılmadan, olay yerinde ve araç üzerinde yeni bilirkişi raporu aldırılmadan,

soruşturmanın genişletilmesi talepleri kabul edilmeden hakkında mahkûmiyet

hükmü kurulmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini,

ii. Derece

mahkemesinin “sanığın kaza anında aracı

kendisinin kullanmadığını ispatlaması gerekir” biçimindeki

gerekçesinin masumiyet karinesinin ihlali niteliğinde olduğunu,

İleri

sürmüştür. Başvurucu yargılanmanın yenilenmesi ile maddi ve manevi tazminata

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Adil yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

15. Başvurucu İlk Derece Mahkemesinin, kendilerinin talep

ettikleri deliller toplanmadan, keşif yapılmadan, olay yerinde ve araç üzerinde

yeni bilirkişi raporu aldırılmadan ve soruşturmanın genişletilmesi talepleri

kabul edilmeden karar vermesinin adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde

olduğunu ileri sürmüştür.

16. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3)

numaralı fıkrasının ilgili ibareleri şöyledir:

“(3) Başvuru dilekçesinde … işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve

özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin,

… belirtilmesi gerekir.”

17. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul

edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)Bireysel başvuru hakkında

kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci

maddelerde öngörülen şartların taşınması gerekir.

(2) Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir.”

18. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu ve ekleri”

başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer alır:

…

d) Bireysel başvuru

kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve

kişisel bir temel hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

…”

19. İçtüzüğün “Formun ve eklerinin hazırlanmasına ilişkin ilkeler”

başlıklı 60. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Başvuru formu okunaklı ve başvurunun esasına yönelik özlü bilgileri içerir şekilde hazırlanır.

Başvuru formunun ekler hariç on sayfayı geçmesi hâlinde başvurucunun ayrıca

başvuru formuna olayların özetini eklemesi gerekir.”

20. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili

fıkraları uyarınca dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine

dair açıklamalarda bulunmak ve başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak

suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §

19).

21. Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle

ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde

belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi

nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §

20).

22. Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde

Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda Anayasa

Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların

niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru hakkında kabul

edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve eklerinde

iddialarını destekleyici belgeleri sunması, kamu gücünün ihlale neden olduğunu

iddia ettiği hak ve özgürlüklere ilişkin gerekli açıklamaları yapması

zorunludur (Veli Özdemir, B. No:

2013/276, 9/1/2014, § 23).

23. Somut başvuru konusu olayda başvurucu, soyut olarak, istediği

delillerin toplanmadığını, keşif yapılmadığını, olay yerinde ve araç üzerinde

yeni bilirkişi raporu aldırılması taleplerinin reddedildiğini, soruşturmanın

genişletilmesi taleplerinin kabul edilmediğini, eksik inceleme ile mahkûmiyet

hükmü kurulmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemeleri

tarafından dinlenmediğine ilişkin somut bir bilgi ya da kanıt sunmamıştır.

Dahası başvurucu, İlk Derece Mahkemesine iletildiğini ileri sürdüğü taleplerin

reddedilmesinin bir bütün olarak yargılamanın adilliğini nasıl

etkileyeceğine ilişkin gerekçeler ile delillere ait açıklamaları başvuru

dilekçesinde göstermemiş, gerekli açıklamaları yapmamıştır.

24. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda

başvurucuların başvurularını titizlikle hazırlama ve takip etme yükümlülükleri

vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu, Anayasa hükmünün ihlal

edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle iddialarını kanıtlamak

zorundadır. Başvurucu tarafından soyut şekilde anayasal haklarının ihlal

edildiğinin ileri sürülmesi iddiaların ispatlandığı anlamına gelmez. Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru yolu, Anayasa’ya aykırılığın soyut biçimde ileri

sürülmesini sağlayan bir yol olarak düzenlenmemiştir. Somut başvuruda başvurucu

yukarıda sayılan koşulları yerine getirmeyerek iddialarını

temellendirmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır.

25. Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasının başvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Celal

Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

2. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

26. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında “sanığın kaza anında aracı kendisinin kullanmadığını

ispatlaması gerekir” biçimindeki gerekçesinin masumiyet karinesinin

ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.

27. Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Suçluluğu

hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz"

28. Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kendisine

bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır."

29. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş

bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.

Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan, suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye

suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu

olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

30. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin, derece mahkemelerince verilen

kararları, maddi vakıa ve hukuki yönden inceleyen bir merci olmadığı göz önünde

bulundurulmalıdır. Bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin görevi Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanında kalan haklar kapsamındaki güvencelerin somut

olayda sağlanıp sağlanmadığını incelemektir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, Anayasa

ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında kalan hak ve özgürlüklere müdahale

edilmedikçe, derece mahkemelerinin maddi vakıaları değerlendirme ve hukuk

kurallarını uygulama sırasında yaptıkları hataları ele alamaz.

31. Somut olayda İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde “Bu durumda, araç gözden kaybolana kadar kesin olarak

sanık Ali’nin kullanımındadır ve sonrasında da kaza olmuştur. Kaza öncesi

sürücü değiştiği yönünde kimsenin, özellikle sanık Ali’nin bir beyanı da

olmadığına göre Ali’nin kaza anında aracı kullanmadığını ispatlaması

gerekmekte, ancak edememektedir.” biçiminde bir ifade kullanılmış

ise de Mahkeme mahkûmiyet gerekçesini yalnızca bu ifadenin üzerine

temellendirmiş değildir. İlk derece Mahkemesi mahkûmiyet gerekçesini, tanık

delillerine, adli sağlık ve otopsi raporlarına, başvurucunun soruşturma ve

kovuşturma aşamalarındaki savunmalarına, kazaya ilişkin tutanaklara

dayandırmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun, masumiyet karinesinin

ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü yargılama işleminde bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Celal

Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

Başvurunun

“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama

giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına, 16/4/2015 tarihinde, Celal Mümtaz

AKINCI’nın karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA karar verildi.

KARŞI OY

Başvurucu,

somut delile dayanılmadan, savunma makamının istediği deliller toplanılmadan,

keşif yapılmadan, olay yerinde ve araç üzerinde yeni bilirkişi raporu

aldırılmadan, soruşturmanın genişletilmesi talepleri kabul edilmeden hakkında

mahkumiyet hükmü kurulmasının “adil yargılanma” hakkını ihlal ettiğini, derece

mahkemesinin “sanığın kaza anında aracı kendisinin

kullanmadığını ispatlaması gerekir” biçimindeki gerekçesinin

masumiyet karinesinin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüş yargılamanın

yenilenmesi ile tazminat taleplerinde bulunmuştur.

Başvurucunun

da içinde bulunduğu araç trafik kazası yapmış ve araçta bulunan diğer iki kişi

vefat etmiştir. Başvurucunun, aşamalardaki savunmasında suçlamayı kabul

etmeyerek, olayda aracı kendisinin kullanmadığını, aracı müteveffa Caner

Korkut’un kullandığını, suçsuz olduğunu savunduğu görülmüştür.

Kaza

günü saat 18.00 sularında aracın sanık (başvurucu) Ali’nin evinin önünden

hareketi esnasında direksiyonda Ali’nin olduğuna dair tanık beyanları olduğu

gibi Ali’nin olmadığına dair tanık beyanları da vardır.

İddia

ve Derece mahkemesi kabulüne göre, “olay günü sanık Ali ile vefat eden Atanur ve

Caner’in önceden alkol aldıkları, öğleden sonra evlerinin önünden arabayla

gittikleri daha sonra Elmadağ’a gidip yine alkol almaya devam ettikleri

ve geceleyin dönüşte (saat 22.20 de) araçla uçuruma yuvarlanarak maktullerin öldüğü

tartışmasızdır. Ali olay günü aracı Caner’in kullandığını, kazayı onun

yaptığını ileri sürmektedir. Buna karşılık iddia ve katılanlar aracı Ali’nin

kullandığını ileri sürmektedir…… İfadelerine itibar edilen tanıkların beyanları

karşısında sanık Ali’nin, evden çıktıkları andan itibaren devamlı olarak aracı

Caner’in kullandığı yönündeki ifadesi çürümekte, yalan söylediği ortaya

çıkmaktadır. Yani evden çıkıp mahalleyi terk edene kadar aracı kulla(na)nın

sanık Ali olduğu, kendisinin yalan konuştuğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, araç

gözden kaybolana kadar kesin olarak sanık Ali’nin kullanımındadır ve sonrasında

da kaza olmuştur. Kaza öncesi sürücü değiştiği yönünde kimsenin özellikle

Ali’nin bir beyanı olmadığına göre Ali’nin

kaza anında aracı kullanmadığını ispat etmesi gerekmekte, ancak ispat

edememektedir. Bu somut durumun aksi ispat edilemediğinden sanık Ali’nin

cezalandırılması cihetine gidilmiştir.”

Dosya

içeriğine göre kaza anını gören tanık yoktur, kazadan sonra olaya müdahale

edenlerden de aracın direksiyonunda kimin bulunduğu yönünde bir bilgi

alınamamıştır. Gerek soruşturma, gerekse kovuşturma

safhasında aracın direksiyonunda parmak izi veya DNA incelemesi yaptırılmamış,

aracı kullananın tespiti açısından adli tıp kurumundan bilgi istenmemiştir.

İddia

ve Yargılama Makamınca şüphenin ortadan kaldırılması için gerekli (direksiyonda

parmak izi, DNA incelemesi, kazadan sonra müdahale edenlerin tespiti ile

bunların görgüsüne başvurulması ve adli tıp kurumundan ölenlerin vücutlarındaki

yaralara, darbelere ve izlere göre direksiyonda olanın tespit edilip

edilemeyeceği yönünde) araştırma yapılmadan, şüphe ortadan kaldırılmadan ve

delilden sanığa gitmek yerine, ispat yükü de tersine çevrilerek “sanığın aracı kullanmadığını ispat edemediği”

gerekçesiyle hüküm kurulmuş olmasını, şüpheden sanık yararlanır ilkesi,

masumiyet karinesi ve sonuç olarak adil yargılanma ilkesine aykırı gördüğümden

çoğunluk görüşüne katılmadım.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

Ali ÖKSÜZ

Vekili

:

Av. Ali ULUK

Üye

Celal

Mümtaz AKINCI

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/6385, T. 16.04.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2013-6385-basvuru-16-04-2015-1c3947a5d528