Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/387, 30.12.2014

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2013/387
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SUAT TURAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/387)

Karar Tarihi: 30/12/2014

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hakkında

yürütülen ceza davasının makul sürede sonuçlandırılmaması, çelişkiler giderilmeden

ve gerekçesiz olarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 7/1/2013 tarihinde

Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonu 14/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar vermiştir.

4. Bölüm tarafından 4/12/2013

tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 5/12/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı

3/1/2014 tarihinde başvuruya ilişkin görüşünü bildirmiştir.

6. Adalet Bakanlığı görüşü

13/1/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu ve diğer iki sanık

30/12/2001 tarihinde işledikleri iddia edilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma

ve nitelikli yağma suçları nedeniyle aynı gün yakalanarak gözaltına alınmıştır.

9. Başvurucu 31/12/2001

tarihinde Kartal 1. Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanmış ve isnat edilen suçlara

ilişkin olarak 3/1/2002 tarihli iddianameyle hakkında kamu davası açılmıştır.

10. Bakırköy 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2002/73 sayılı dosyasında yürütülen yargılamada 27/5/2002

tarihinde tüm sanıkların tutukluluk hali sona erdirilmiştir.

11. Bakırköy 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 14/5/2007 tarih ve E.2002/73, K.2007/360 sayılı kararıyla

başvurucu, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından toplam 14 yıl

2 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir.

12. İlk derece mahkemesinin

gerekçeli kararında;

“Müşteki A.S. ile tanıklar A. Ş., C. Y., N. K. ve K.

Ö. huzurda dinlenmiştir.

İlk

aşamada alınmış beyanlar dosyada yer almaktadır. 31.12.2001 tarihli raporda A.S’nin 5 gün iş güçten kalacak

şekilde yaralandığı belirtilmiştir.

Olay yeri tespit tutanağı 40 sıra numarası ile

dosyada yer almaktadır. Yine ele geçen tabanca ile ilgili ekspertiz raporu

dosyada bulunmaktadır.

Dosyadaki deliller genel olarak bunlardan

ibaret olup işin nitelendirilmesi ve sonuçlandırılması aşamasına geçilmiştir.

Tüm dosya kapsamından olay öncesinde müşteki

A. S. ile N. K. adlı kişi arasında bir araba işi nedeni ile sürtüşme bulunduğu,

N. K.'nın bu sorunun çözümünü polis memuru olan A. T.

ve diğer iki sanığa havale ettiği, olay günü müştekinin evinden çıkarak

arabasını çalıştıracağı sırada sanıkların silahlı biçimde önüne çıkıp onu tehdît ettikleri, başına tabanca kabzası ile vurup zorla

arabaya bindirip uzaklaştırdıkları, yolda kendisini döverek üzerinde bulunan

116 YTL parasını aldıkları, daha sonra müştekinin ailesi tarafından olayın

haber verilmesi üzerine olayın soruşturulmaya başlandığı, sanıkların

yakalanarak haklarında kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.

Mahkememizce olayın genel hatları ile bu

şekilde oluştuğu sonucuna varılmıştır. Dosyada çözülmesi gereken sorun,

sanıkların suç işlediğine dair yeterli delil olup olmadığı, varsa eylemlerin

nasıl nitelendirileceğidir.

Ruhsatsız silah suçundan açılan kamu davası

yönünden zamanaşımı süresinin dolduğu görülmüş ve ortadan kaldırma kararı

verilmiştir.

Mahkememizce sanıkların birlikte nitelikli

yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları ayrı ayrı sabit görülerek

cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir.

Dosyada 28 sıra numarası ile sanık Nusret

Kaya'nın ilk ifadesi yer almaktadır. Bu ifadeye göre polis memuru olan A. T.'nin araba ihtilafını çözmek için tahsilatçı edası ile olaya

bilerek katıldığı saptanmıştır.

29 sıra numaralı ifadesi bulunan H. G.'nin ifadesinde mağdurun silahla kaçırıldığı şeklinde

anlatım bulunmaktadır. 30 sıra numaralı rapor mağdurun dövüldüğünü şiddete

maruz kaldığını ortaya koymaktadır.

Mağdurun 32 sıra numaralı ifadesi, 34 sıra

numaralı ihbar tutanağı, 36 sıra numaralı olay yeri inceleme raporu, 40 sıra

numaralı olay yeri tesbit tutanağı bu oluş ve kabulü

desteklemektedir.

Müşteki A. S.'nin

duruşma ifadesi ilk ifadesi ile uyumludur. Tanık K. Ö.'nün

mahkeme önündeki ifadesi bunu desteklemektedir.

Sanıkların ilk ifadeleri tevil yollu anlatım

içerdiği, itibara değer olmadığı, mağdurun tabancasını düşürüp onların almaları

ve ona karşı kullanmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu saptanmıştır.

Jandarma görevlisi M. Ç.’nin

68 sıra numaralı ifadesi yine Jandarma görevlisi T. K.'nin

70 sıra numaralı ifadesi bu oluşu ve kabulü desteklemektedir.

Tüm bu hususlar karşısında mağdur A.S.’nin N. K. ile olan ihtilafı yüzünden sanıkların tahsilatçı

şeklinde olaya dahil oldukları, olay günü sabah saatlerinde aracına binmek

isteyen mağdura silah çekip kafasına vurduktan sonra zorla arabaya

bindirdikleri, Samandıra'dan Halkalı’ya

kadar son derece uzak bir yere götürüp uzun süre alıkoymaları, dövmeye ve

tehdit etmeleri üzerinde bulunan 116 YTL parası ve cüzdanını yağmaladıkları

anlaşılmıştır.” denilmektedir.

13. Bu karar Yargıtay 6. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarih ve E.2008/15417, K.2012/16241 sayılı ilamıyla

onanmıştır. Onama kararı 17/12/2012 tarihinde öğrenilmiştir.

14. Başvurucu 7/1/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

15. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 149. maddesi şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silahla,

..

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

..

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

16. 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 109. maddesi şöyledir:

“(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya

bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar

hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir,

tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.

(3) Bu suçun;

a) Silahla,

b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

…

İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza

bir kat artırılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 30/12/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 7/1/2013 tarih ve 2013/387

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını, yaklaşık 11 yıl sürdüğünü, ifadelerdeki

çelişkiler giderilmeden, savunma tanıklarının beyanlarına neden itibar

edilmediği açıklanmadan mahkûmiyete karar verildiğini, ilk derece mahkemesi ve

temyiz mercii kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek adil yargılanma

hakkını düzenleyen Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden

yargılama yapılmasına ve tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

i. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası

19. Adalet Bakanlığı görüşünde,

adil yargılanma hakkının bireylere dava sonucunda verilen kararın değil,

yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı

verdiğini, bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerektiği

belirtilmiştir.

20. Adalet Bakanlığı, ilk derece

mahkemesinin gerekçeli kararında iddia ve savunmalara yer verdiğini, delilleri

tartıştığını, mahkumiyet kararını mağdur ve tanık

beyanları ile sağlık ve ekspertiz raporlarına, olay yeri inceleme raporuna,

ihbar ve tespit tutanağına dayandırdığını, temyiz merciinin de kararında ilk

derece mahkemesinin gerekçesine atıf yaptığını belirtmektedir.

21. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

22. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, § 30, 16/5/2013).

23. Başvurucu, İlk Derece

Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürerek

Anayasa'nın 141. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Ancak ileri sürülen

iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması halinde,

mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir. Ancak,

davanın sonucunu temelden etkileyecek bir itiraz varsa kararda özellikle bu

husus incelenmelidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

25. Öte yandan temyiz merciinin

yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması halinde, bunu aynı

gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

26. Somut olayda, çelişkiler

giderilmeden, önemli tanıklar dinlenmeden, savunma tanıklarına neden itibar

edilmediği açıklanmadan sadece müşteki beyanına itibar edilerek mahkûmiyete

karar verildiği belirtilmektedir. İlk derece mahkemesinin

kararına esas gerekçe (§ 12) dikkate alındığında, ulaşılan sonuç bakımından

kararın gerekçesiz olduğunun ve değerlendirmelerin keyfilik taşıdığının kabulü

mümkün değildir.

27. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Makul

Sürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

28. Başvurucunun, makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının dayanaktan yoksun olmadığı,

ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı görüldüğünden bu

şikâyet bakımından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

29. Başvurucu, hakkında

yürütülen yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

30. Adalet Bakanlığı, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvurunun bu kısmı hakkında görüş sunmamıştır.

31. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasına ilişkin başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

değildir. (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), AİHS ile Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi içtihadından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının görünümleri

olan ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı, AİHS’nin 6. maddesinde yer alması nedeniyle adil yargılanma

hakkı kapsamındadır. Ayrıca, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesi

de, Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği makul sürede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 38, 39).

32. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 41-45).

33. Anayasa’nın 36. ve

Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının

makul sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir

kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup,

kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının

tespitinde, iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki yerinin, suçun gerçek

niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılamada ceza hukuku kuralları uygulanmış ise,

ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil yargılanma hakkının

kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

34. Başvuru konusu olayda, başvurucu 30/12/2001 tarihinde gözaltına

alınmış ve yargılama sürecinde 27/5/2002 tarihinde serbest bırakılmıştır

Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2007 tarihli kararıyla başvurucu, yağma

ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından toplam 14 yıl 2 ay hapis

cezasına mahkûm edilmiştir. Bu karar Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 1/10/2012

tarihli ilamıyla onanmıştır. Kesinleşen mahkûmiyetle başvurucu hakkında hapis

cezası verilmiştir. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda

kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

35. Cezai alanda yöneltilen suç

isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama

veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, olayın gerçekleştiği 30/12/2001

tarihi itibarıyla başvurucu isnat edilen suçlarla ilgili olarak gözaltına

alınmıştır. Sürenin bitiş tarihi ise, suç isnadına ilişkin nihai kararın

verildiği tarihtir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 34; B. No: 2012/625, 9/1/2014,

§ 32). Bu kapsamda, somut yargılama süreci açısından sürenin bitiş tarihi, mahkumiyet kararının kesinleştiği 1/10/2012’dir.

36. 5271 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemelerdeki yargılamaların makul sürede

sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 22-45).

37. Başvuruya konu davada yer

alan sanık/müşteki sayısı, suçlamaların niteliği ile yargılama kapsamında

icrası gereken usul işlemleri dikkate alındığında yargılamanın karmaşık

olmadığı açıktır. Dava sürecinin bütününe bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve olay tarihi

itibarıyla yapılan suç isnadından itibaren kesin hükmün verildiği tarihe kadar

geçen yaklaşık 11 yıllık yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

39. Başvurucu 100.000,00 TL

manevi tazminat talep etmiştir.

40. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

41. Başvuruda, Anayasa'nın 36.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmış olup, başvurucunun yalnızca ihlal

tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararının varlığı nedeniyle

başvurucuya takdiren net 10.000,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

42. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 10.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer talebin reddine,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben Maliye Bakanlığına

yapılacak başvurudan itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme

olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre

için yasal faiz uygulanmasına,

30/12/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Muharrem İlhan KOÇ

Başvurucu

:

Suat TURAN

Vekili

:

Av. Hakan TOKBAŞ

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/387, T. 30.12.2014, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2013-387-basvuru-30-12-2014-f022b3d55a77