Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/382, 16.04.2013

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2013/382
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

CEMİLE ÜNLÜ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/382)

Karar Tarihi: 16/4/2013

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kadastro çalışmaları neticesinde adına tescil

edilen taşınmazın tapusunun, Hazine tarafından açılan dava sonucunda iptal

edildiğini ve taşınmazın yayla vasfıyla özel siciline tesciline hükmedildiğini

belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 7/1/2013 tarihinde Ödemiş 2. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 11/3/2013 tarihinde

başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli

görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu tarafından, İzmir ili Ödemiş ilçesi Artıcak köyü 130 ada 5 parsel (kadastro çalışmaları sonucu

verilen ada ve parsel numarasıdır) sayılı taşınmazın satın alma ve zilyetlik

olgularına istinaden adına tescili talebiyle Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesine

tescil davası açılmıştır.

6. Mahkemenin 27/5/1997 tarih ve E.1996/313, K.1997/187

sayılı kararı ile taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciline karar

verilmiştir.

7. Bahse konu karar temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 27/11/1997 tarih ve E.1997/11513, K.1997/11994 sayılı kararı ile

dava konusu taşınmazın orman veya yayla vasfının bulunup bulunmadığı

hususlarını içermeyen araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı

belirtilerek bozulmuştur.

8. Mahkemece bozma ilamına uyularak yürütülen yargılama

neticesinde 24/1/2000 tarih ve E.1998/38, K.2000/2 sayılı karar ile taşınmazın

başvurucu adına tapuya tesciline hükmedilmiştir.

9. Karar temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin

23/5/2000 tarih ve E.2000/3989, K.2000/4910 sayılı kararı ile Mahkemece

uyulmasına karar verilen bozma ilamı gereğinin yerine getirilmediğinden bahisle

bozulmuştur.

10. Mahkemece bozma kararı üzerine yürütülen yargılama

neticesinde, dava konusu taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciline karar

verilmiş ve ilk derece mahkemesi kararı Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin

23/10/2001 tarih ve E.2001/7092, K.2001/7874 sayılı kararı ile onanmıştır.

11. Hazine vekili tarafından yapılan karar düzeltme başvurusu

üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/2/2002 tarih ve E.2002/269,

K.2002/976 sayılı kararı ile dosya kapsamı uyarınca dava konusu taşınmazın

yayla vasfında olduğu gerekçesiyle Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve

ilk derece mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

12. Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma ilamına

uyularak 6/6/2002 tarih ve E.2002/106, K.2002/260 sayılı karar ile başvurucunun

tescil talebinin reddine hükmedilmiştir.

13. İlk derece Mahkemesi kararı kanun yollarından geçerek

kesinleşmiştir.

14. Başvuruya konu taşınmaz daha sonra başlayan kadastro

tespit çalışmaları kapsamında, kazandırıcı zamanaşımına elverişli zilyetliğe

istinaden başvurucu adına tespit görmüş, yapılan tespit, askı ilan süresi

içinde kadastro mahkemesine dava açılmadığı belirtilerek 27/1/2006 tarihinde

kesinleşmiştir.

15. Hazine tarafından, yukarıda bahsedilen Mahkeme kararları

ile taşınmazın yayla vasfında olmakla zilyetlikle kazanılamayacağına ve bu

suretle başvurucunun tescil isteminin reddine hükmedildiği belirtilerek,

kesinleşen Mahkeme kararları nazara alınmaksızın başvurucu adına yapılan

tescilin iptali ile taşınmazın yayla vasfıyla özel siciline tesciline karar

verilmesi istemiyle dava açılmıştır.

16. Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30/3/2012 tarih ve

E.2011/285, K.2012/176 sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın kadimden beri

yayla olduğunun ve bu niteliği itibariyle zilyetlikle kazanılamayacağının daha

önceki kesinleşen Mahkeme kararlarıyla sabit olduğu ve belirtilen kararlardaki

taşınmazla miktar ve hudut itibariyle aynen örtüştüğünün keşfen

belirlendiği belirtilerek, davanın kabulü ile taşınmazın tapu kaydının iptaline

ve yayla vasfıyla özel siciline tesciline karar verilmiştir.

17. İlk derece mahkemesi kararı temyiz edilmekle, Yargıtay

14. Hukuk Dairesinin 4/6/2012 tarih ve E.2012/7272, K.2012/7938 sayılı kararı

ile yargılama giderleri yönünden bozulmuş, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin karar

düzeltme talebinin reddine dair 17/10/2012 tarih ve E.2012/11503, K.2012/12002

sayılı kararı ile bozma kapsamı dışında kalan taşınmazın tapu kaydının iptaline

ve yayla vasfıyla özel siciline tesciline dair ilk derece mahkemesi hükmü

kesinleşmiştir.

B. İlgili Hukuk

18. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

715. maddesinin birinci fıkrası, 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro

Kanunu’nun 12. ve 16. maddeleri, 25/2/1998 tarih ve 4342 sayılı Mera Kanunu’nun

4. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 16/4/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 7/1/2013 tarih ve 2013/382 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, başvuruya konu taşınmazın daha önce kendisi

tarafından açılan tescil davasına konu olduğunu ve birçok mahkeme kararıyla

adına tesciline karar verildiğini ancak, Yargıtayın

karar düzeltme talebinin kabulüne ilişkin kararına istinaden ilk derece

Mahkemesince tescil talebinin reddedildiğini, daha sonra yürütülen kadastro

tespit çalışmalarında taşınmazın uzun süreli zilyetliğe istinaden adına tespit

gördüğünü ve yapılan tespitin kesinleşerek tapu kaydı oluştuğunu ancak, Hazine

tarafından açılan tapu iptali ve tescil davası neticesinde taşınmazının

tapusunun iptal edildiğini ve kararın bu hâliyle kesinleştiğini belirterek,

Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.…”

22. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)Herkes, Anayasada güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir.”

23. Belirtilen hükümler uyarınca, bir anayasal hak ihlali

iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi

için, başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna

ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alması, ayrıca

başvurucunun ihlal iddiasına temel alınan hakkın kapsamına giren korunmaya

değer bir menfaatinin bulunması gerekir.

24. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

25. Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibariyle 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı

olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesindeki güvence

kapsamına girdiğinde kuşku yoktur.

26. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi

uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir.

27. Başvuru konusu olayda, başvurucunun ihlal iddiasına konu

olan taşınmazın, kadastro tespitinden önce kesinleşen derece mahkemesi

kararları ile kadim yayla niteliğinde olduğunun belirlendiği açıktır. 4721

sayılı Kanun’un 715. maddesinin birinci fıkrası, 3402 sayılı Kanun’un 16.

maddesi ve 4342 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile

yerleşik yargısal kararlarda, devletin hüküm ve tasarrufu altında olup özel

mülkiyete konu olamayacağı belirtilen bu taşınmaza ilişkin olarak, tespitten

önceki hukuki süreçlerde başvurucunun malik olarak muamele görmüş olduğunu gösteren

bir olgu da bulunmamakta, bilakis başvurucunun taşınmazın kazandırıcı

zamanaşımına istinaden adına tescili talebiyle açtığı davanın, Ödemiş 1. Asliye

Hukuk Mahkemesinin 6/6/2002 tarih ve E.2002/106, K.2002/260 sayılı kararı ile

taşınmazın kadim yayla olduğu tespit edilerek reddedildiği ve kararın

kesinleştiği anlaşılmaktadır.

28. Başvurucu tarafından taşınmazın tescili talebiyle açılan

eda davasının reddine ilişkin hüküm bir tespit hükmü olup, başvurucunun iddia

ettiği hakkın mevcut olmadığını göstermektedir. Her ne kadar başvurucu adına

kadastro tespit tutanağına istinaden tapu kaydı tutulmuş ise de,

Yargıtayın yerleşik içtihatlarında taşınmazın hukuki

dayanaktan yoksun ve geçersiz bir işlemle tapu kaydına bağlanması ile oluşan bu

tescil yok hükmünde kabul edilmektedir.

29. Derece mahkemelerince de,

taşınmazın kadastro tespitinden önce kesinleşmiş olan mahkeme kararlarına konu

edilen taşınmazla miktar ve hudut itibariyle aynen örtüştüğünün keşfen belirlenerek davanın kabulüne karar verildiği

görülmektedir.

30. Belirtilen hususlar çerçevesinde başvurucu adına yapılan

tescilin, başvurucunun taşınmazın mülkiyetini kazanmasını sağlamadığı ve

başvurucu lehine Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir

menfaat doğurmadığı anlaşılmaktadır.

31. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir menfaati

bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Başvurunun,

“konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 16/4/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör

:

Şebnem NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucu

:

Cemile ÜNLÜ

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2013/382, T. 16.04.2013, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2013-382-basvuru-16-04-2013-80e9ef27183f