Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2014/17354, 22.05.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2014/17354
Karar Tarihi

GENEL KURUL

KARAR

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

LEVON BERÇ KUZUKOĞLU VE OHANNES GARBİS BALMUMCİYAN

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/17354)

Karar Tarihi: 22/5/2019

R.G. Tarih ve Sayı: 10/7/2019-30827

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların Türkiye Ermenileri Patrikliği

Seçimi yapılması taleplerinin reddedilmesinin din özgürlüğünü ihlal ettiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 30/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurucular 29/2/2016 tarihinde aynı konuda bir kez

daha başvuruda bulunmuş ve bu yeni başvuru 2016/4240 numarasına kaydedilmiştir.

2016/4240 numaralı başvurunun konu bakımından aynı nitelikte bulunmaları

nedeniyle 2014/17354 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, incelemenin bu

dosya üzerinden yapılmasına ve 2016/4240 numaralı dosyanın kapatılmasına karar

verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

9. Birinci Bölüm tarafından 13/9/2018 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin

(3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Bireysel

Başvuru Yapılmadan Önceki Gelişmeler

11. Türkiye Ermenileri Patriği Karakin Kazancıyan'ın

10/3/1998 tarihinde ölümü nedeniyle boşalan patriklik makamına 1961 tarihli Bakanlar

Kurulu Kararnamesi ile yürürlüğe konulan "Patrik Seçim

Talimatnamesi"nde belirtilen esaslar (bkz. § 44) çerçevesinde

4/10/1998 tarihinde Başepiskopos Mesrop Mutafyan seçilmiştir.

12. Patrik Mesrop Mutafyan'da 2007 yılı yaz aylarından

itibaren bazı davranış değişiklikleri görülmüş ve yapılan tıbbi

değerlendirmeler neticesinde kendisinin görevini yapamayacak derecede hasta

olduğu çeşitli sağlık kuruluşlarınca ifade edilmiştir.

13.2009 yılının sonlarında mevcut Patrik'in görevlerini

yapamaması nedeniyle yeni bir patrik seçilmesi için İstanbul Valiliğine iki

ayrı başvuruda bulunulmuştur. 3/12/2009 tarihli ilk başvuru Patrik Vekili

Başepiskopos Şahan Sıvacıyan ve Ruhani Meclis Başkanı Başepiskopos Aram Ateşyan

(bundan sonra kısaca Ruhaniler olarak adlandırılacaktır) imzalarıyla

yapılmıştır. Ruhaniler, Patrik Mutafyan'ın sağlık sorunları nedeniyle uzun bir

süreden beri görev yapamadığını ifade etmişler ve Türkiye Ermenileri Eş

Patriği unvanıyla yeni bir ruhani önder seçilmesini önermişlerdir.

Ruhanilerin dilekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Patrik hazretlerinin seçimle iş başına geldiğini ve

Bakanlar Kurulu'nun 02/11/1998 tarih ve 98/11964 sayılı kararnamesiyle

kendisine mabet ve ayin haricinde de ruhani kıyafet giymesine izin verildiğini

göz önünde bulunduran Türkiye Ermenileri Patrikliği Ruhani Meclisimiz, kadim

örf ve adetlerimize gösterdiği saygının bir ifadesi olarak, kendilerinin son

nefeslerine dek Patrik olarak tanınacağını ilan etmiştir.

Zat-ı Alilerinizin de takdir buyuracakları gibi,

Patrikliğin ve cemaatimizin dini ve hayri işlerinin düzenli olarak

yürütülmesinde tam yetkili bir ruhani önderin seçilme gereği hasıl olmuştur.

Yine Ruhani Meclisimiz yeni seçilecek olan ruhani önderin 'Türkiye Ermenileri

Eş-Patrik'i' ünvanıyla seçilmesini, görevini patriklik tam yetkileriyle icra etmesini

ve Patrik Hazretleri'nin vefatı durumunda ise 'Türkiye Ermenileri Patriği'

sıfatıyla hizmetini sürdürmesini bir çözüm yolu olarak görmüştür.

Bu özel ve olağan dışı durumda yapılması öngörülen

seçimle ilgili düzenlemelerde bulunmak üzere daha önceki Patrik seçimlerinde

olduğu gibi ilimizdeki cemaat ve kilise vakıflarının yönetim kurullarından

birer temsilcinin katılımıyla bir istişare toplantısı yapılarak, örf ve

adetlerimiz doğrultusunda bir 'Türkiye Ermenileri Eş-Patrik Seçimi Müteşebbis

Heyeti' oluşturulacaktır.

Müteşebbis Heyet'in üyelerinin kimlikleri Yüksek

Makamınıza arz edilecektir."

14. Başvurucuların da aralarında bulunduğu bir grup

9/12/2009 tarihinde "Türkiye Ermenileri Patrik Seçimi Müteşebbis

Heyeti"ni (bundan sonra Siviller olarak adlandırılacaktır)

oluşturmuştur.

15. Bundan bir gün sonra 10/12/2009 tarihinde Ruhaniler,

bir yazı ile cemaat ve kilise vakıflarının yönetim kurullarından birer

temsilcinin katılımıyla yapılan istişari toplantıda teşkil edilen "Türkiye

Ermenileri Eş-Patrik Seçimi Müteşebbis Heyeti" üyelerinin kimliklerini

İstanbul Valiliğine bildirmişlerdir.

16. 14/1/2010 tarihinde Siviller, başkan sıfatıyla

başvuruculardan Levon Berç Kuzukoğlu ve yazman sıfatıyla Ohannes Garbis

Balmumciyan tarafından imzalanan dilekçe ile yeni patrik seçimi yapılması

talebiyle İstanbul Valiliği aracılığı ile İçişleri Bakanlığına başvurmuşlardır.

Siviller Patrik Mutafyan'ın görevini yapamayacak derecede hasta olduğunu ve

patriklik makamının fiilen boşaldığını ifade etmişlerdir. Siviller, patrik

seçimlerinde ittihaz edilen usul ve esasların kaynağını teşkil eden 1863

tarihli Nizamname-i Milleti Ermeniyan'ın (Nizamname) 2. maddesinin (bkz. § 38)

patriklik makamına yenisinin seçilmesini emrettiğini ileri sürmüşlerdir.

Sivillerce oluşturulan Müteşebbis Heyete seçilen üyelerin isimleri ile

Müteşebbis Heyet tarafından kabul edilen Patrik Seçim Talimatnamesi İstanbul

Valiliğine verilmiştir. Siviller seçimin 12/5/2010 tarihinde yapılacağını

bildirmişlerdir.

17. İstanbul Valiliği 29/6/2010 tarihli yazısı ile

Ruhaniler ve Siviller tarafından verilen dilekçeleri birlikte

değerlendirmiştir. Valilik, Sivillerin talebine bir cevap vermeyerek bu talebi

zımni olarak reddetmiştir. Valilik, Ruhanilerin talebini ise değerlendirmiş ve

Ruhanilerin "eş-patrik" seçilmesi önerisini kabul etmemiş,

ancak yeni bir öneride bulunmuştur. Valiliğin gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...Yapılan müracaatlar ve bu alandaki mevcut

düzenlemeler değerlendirildiğinde; Patrik Mesrob II'nin 04/10/1998 tarihinde

Patrik seçildiği ve kendisine 02/11/1998 tarih ve 98/11964 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı ile mabet ve ayin haricinde de ruhani kıyafet giyme izni

verildiği, kendisinin halen hayatta olduğu, istifa edemediği, Patrik sıfatının

devam ettiği, Patrik seçimine ilişkin düzenlemelerde Patriklik görevinin sağlık

sorunları nedeni ile sona ereceğine ve Eş-Patrik seçimine ilişkin bir düzenleme

bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki Mesrob II'nin vefatına kadar Patrik

olarak tanınacağı Ruhani Meclis tarafından da ifade edilmektedir. Bu durumda,

Patriklik makamı boşalmadığından yeni Patrik seçimi yapılması veya Eş-Patrik

seçimi amacıyla müteşebbis heyet oluşturulmasının hukuki temeli

bulunmamaktadır.

Diğer taraftan 2596 sayılı Bazı Kisvelerin

Giyilemeyeceğine Dair Kanunun 1. maddesinin ikinci fıkrasında; 'Hükümet, her

din ve Mezhepten münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde

dahi ruhani kıyafeti taşıyabilmek için muvakkat müsaadeler verebilir. Bu

müsaade müddetinin hitamında Onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya başka

bir ruhaniye verilmesi caizdir' şeklinde düzenleme mevcuttur.

Sonuç olarak, Patriklik makamı boşalmadığından yeni seçim

yapılamayacağı ve düzenlemelerde Eş-Patrik müessesesi öngörülmediğinden,

Patrikhane yetkili organlarınca Patrikliğin ve cemaatin dini ve hayri işlerinin

yürütülmesi amacıyla 'Patrik Genel Vekili' seçimi yapılabileceği, Patrik Genel

Vekili seçilmesi durumunda Bakanlar Kurulu tarafından her din ve mezhepten

yalnız bir kişiye verilen mabet ve ayin haricinde de ruhani kıyafet giyme

izninin, seçilen Patrik Genel Vekiline devredilip devredilmeyeceği hususunda

Patrikhaneniz tarafından talepte bulunulmasının yerinde olacağı

değerlendirilmiştir..."

18. İstanbul Valiliğinin kararı üzerine 1/7/2010

tarihinde Türkiye Ermenileri Ruhaniler Genel Meclisi tarafından Başepiskopos

Aram Ateşyan patrik genel vekili seçilmiştir. 18/8/2010 tarihli Bakanlar

Kurulu kararıyla, Aram Ateşyan'ın patrik genel vekilliği görevine devam ettiği

sürece kendisine mabet ve ayinler haricinde de ruhani kıyafet giyme izni

verilmiştir.

19. Sivillerin Müteşebbis Heyet oluşturulması

taleplerinin İstanbul Valiliğince reddine ilişkin karara karşı başvurucular,

İstanbul 3. İdare Mahkemesinde iptal davası açmışlardır. Başvurucular, idarenin

red gerekçesinin tamamının mevcut patrik seçimi düzenlemesine dair

talimatnameler ve cemaat geleneklerine aykırılık teşkil ettiğini ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular öncelikle Ermeni cemaatinin geleneklerinde eş-patrik

müessesesinin olmadığını ve dolayısıyla kendilerinin de böyle bir taleplerinin

bulunmadığını, mevcut patrik görevlerini yapamadığı için onun görevden ayrılmış

sayılmasına karar verilerek yeni patrik seçilmesini talep ettiklerini ifade etmişlerdir.

Başvurucular, 1863 tarihli Nizamname'nin çeşitli nedenlerle patriklik

makamının boşalması hâlinde yeni patriğin seçileceğine ilişkin 2. maddesi

uyarınca yeni bir patrik seçilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular; idarenin Siviller ile herhangi bir görüşme yapmadığını, idarenin

ileri sürdüğünün aksine patrik genel vekili görevlendirilmesinin daha

doğru olacağı yönünde Ermeni cemaati içinde görüş birliği bulunmadığını

savunmuşlardır. Başvurucular, patrik genel vekili seçimi yapılmasının uygun

olacağı kanaatine yalnızca Ruhani Meclis tarafından yapılan temaslar sonucu

ulaşıldığını, Ermeni cemaatinin büyük çoğunluğunun Ruhani Meclis ve dolayısıyla

idarenin bu görüşüne karşı olduğunu ve nitekim "Patriğimi seçmek

istiyorum" inisiyatifinin 5.500 imza topladığını belirtmişlerdir.

Başvurucular, mevcut ve önceki patrik seçimlerine dair Bakanlar Kurulu kararı

ve eki talimatnamelere göre patrik seçiminin sadece Ruhaniler tarafından değil

aksine çoğunluğu Sivillerden oluşan Delegeler Meclisince yapılması gerektiğini

ifade etmişlerdir.

20. İstanbul 3. İdare Mahkemesi 27/3/2012 tarihli kararı

ile davayı reddetmiştir. İlk derece mahkemesine göre yeni patrik seçimi 1863

tarihli Nizamname'ye ve sonraki dönemde uygulanagelen talimatnamelere göre

patriğin ölümü ve istifası ya da çeşitli nedenlerle patriklik makamının

boşalması durumunda mümkündür. Mahkeme 4/10/1998 tarihinde patrik seçilen

Mesrop Mutafyan'ın hayatta olduğunu, istifa da edemediğini ve dolayısıyla

patriklik makamında oluşmuş bir boşalmanın söz konusu olmadığını vurgulamıştır.

Mahkeme, Mesrop Mutafyan'ın patriklik sıfatının devam ettiğini ve yeni patrik

seçimi yapılabilmesine olanak bulunmadığını belirtmiş ve seçim yapılması

talebinin reddine dair kararda hukuka ve mevzuata aykırı bir durum görmemiştir.

21. İlk derece mahkemesi, kararın gerekçesinde ayrıca

-kendisinin önünde açılmış bir dava olmadığı hâlde- patrikliğin ve cemaatin

dinî ve hayri işlerinin yürütülmesi amacıyla patrik genel vekili

seçilmesinin ve Bakanlar Kurulu kararıyla mabet ve ayinler haricinde de ruhani

kıyafet giyme izninin verilmesinin hukuka aykırı olmadığını ifade etmiştir.

22. İlk derece mahkemesinin kararı başvurucular

tarafından temyiz edilmiş, Danıştay 10. Dairesi 23/11/2015 tarihinde temyiz

talebinin reddine karar vermiştir. Karar 3/2/2016 tarihinde başvuruculara

tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucular ilk olarak 30/10/2014 tarihinde ve

ikinci kez 29/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Her iki

başvuru birleştirilmiştir (bkz. § 6).

B. Bireysel Başvuru Yapıldıktan Sonraki Gelişmeler

24. İstanbul 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 8/3/2016 tarihli

kararıyla hastalık nedeniyle 84. Patrik Mesrop Mutafyan'ın kısıtlanmasına ve

annesi Mari Mutafyan'ın vasi olarak atanmasına karar verilmiştir.

25. Patriğin kısıtlanması kararı verilmesini müteakip

1/7/2010 tarihinde patrik vekilini seçen (bkz. § 18) Patriklik Ruhaniler Genel

Meclisi 14/10/2016 tarihli kararı ile mevcut durumun değerlendirilmesi için bir

toplantı yapılmasına karar vermiştir. 26/10/2016 tarihinde Patrik Genel Vekili

Başepiskopos Aram Ateşyan'ın davetiyle gerçekleştirilen yeni bir toplantıda,

hasta olan patriğin mevcut mahkeme kararı ve rapor doğrultusunda Patrik

Emeritus (Emekli Patrik) ilan edilerek patriklik makamının münhal olduğu

ilan edilmiştir.

26.Patriklik Ruhaniler Genel Meclisi, Başepiskopos Aram

Ateşyan'ın da katılımıyla 15/3/2017 tarihinde toplanarak bir oylama yapmış ve

boşalan Türkiye Ermenileri Patriklik makamına yeni patrik seçilinceye kadar

patrikliğin olağan işlerini ve patrik seçimi sürecinin yürütülebilmesi için

Başepiskopos Karekin Bekçiyan'ı (Dikran Bekçioğlu) Patrik kaymakamı

olarak seçmiştir. Nizamnamenin ikinci maddesine göre seçilen patrik kaymakamı,

yeni bir patrik seçilinceye kadar patrikliğin tüm idari ve dinî yetkilerini

kendinde toplamaktadır (bkz. § 38).

27. Patriklik Ruhaniler Genel Meclisi 28/6/2017 tarihinde

yeni bir toplantı yapmış ve -patrik kaymakamı seçilmiş olduğu gerekçesiyle-

1/7/2010 tarihli Ruhaniler Genel Meclis kararıyla patrik genel vekili seçilen

Başepiskopos Aram Ateşyan'ın patrik genel vekilliği ile görevin kendisine

tanımış olduğu tüm yetki ve sorumlulukların sona erdiğini ilan etmiştir.

Patriklik Ruhaniler Genel Meclisinin kararı 29/6/2017 tarihinde İçişleri

Bakanlığına bildirilmiştir.

28. Örf, adet ve mevzuat gereği Patriklik Kaymakamı

tarafından Ermeni cemaati kurumlarına yönelik çağrı üzerine 4/7/2017 tarihinde

patrikhanede yapılan toplantıda 85. Patrik Seçimi sürecini takip ve intaç

edecek olan Müteşebbis Heyetine seçimle on yedi üye belirlenmiştir. Söz konusu

Heyet 10/7/2017 tarihli toplantıda görev bölümü yapmıştır.

29. Son olarak Müteşebbis Heyet, yaptığı çalışmalar

sonucu eski kararname ve talimatnameler ışığında ruhani delegelerin seçim günü

olarak 9/12/2017; sivil delegelerin seçim günü olarak ise 10/12/2017

tarihlerini belirlemiştir. Müteşebbis Heyet, delegelerden oluşan İntihap Heyeti

eliyle Türkiye Ermenileri 85. Patriğinin seçiminin yapılmasını öngörmüştür.

Müteşebbis Heyet 9/8/2017 tarihli yazı ile Heyet üyelerinin kimlik bilgilerini,

üyelerin iş bölümlerini, seçim günlerini İçişleri Bakanlığına bildirmiş ve

seçimle ilgili önceki talimatnameler ışığında Bakanlıkça gereğinin ifasını

talep etmiştir.

30. İçişleri Bakanlığının Müteşebbis Heyetin talebi

hakkında hiçbir cevap vermemesi üzerine Ruhani Meclis Başkanı Episkopos Sahak

Maşalyan, Patrik Kaymakamı Başepiskopos Karekin Bekçiyan ve Patrik Seçimi

Müteşebbis Heyeti II. Başkanı Hosrof Köletavitoğlu'nun ortak imzasıyla verilen

28/11/2017 tarihli bir dilekçe ile Müteşebbis Heyetin 9/8/2017 tarihli yazısına

konu talep yenilenmiştir.

31. İstanbul Valililiği aracılığıyla İçişleri

Bakanlığınca 5/2/2018 tarihinde Müteşebbis Heyetin dilekçelerine cevap

verilmiştir. Türkiye Ermenileri Patrikhanesine hitaben verilen cevabın ilgili

kısmı şöyledir:

"Sayın Mesrob Mutafyan'ın 14/10/1998 günü Patrik

olarak seçildiği, ayrıca 1/11/1998 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile mabed ve

ayin haricinde de dini kisve giymesine izin verildiği, ancak 2008 yılında

Türkiye Ermenileri patriği Mesrob Mutafyan'a 'Frontotemporal Demans' teşhisi

konulduğu, İçişleri Bakanlığının 27/6/2010 tarih ve 3708 sayılı yazıları ile

patrikhane yetkili organlarınca talep edilmesi halinde patrikliğin ve cemaatin

dini ve hayri işlerinin yürütülmesi amacıyla 'Patrik Genel Vekili' seçimi yapılabileceğinin

Patrikhaneye bildirildiği, böylece Patrikhane yetkili organlarınca usulüne

uygun olarak yapılan talep neticesinde Aram Ateşyan'ın 1/7/2010 tarihinde

Patrik Genel Vekili olarak seçildiği, 18/8/2010 tarihli ve 853 sayılı Bakanlar

Kurulu kararı ile Aram Ataşyan'a dini kisve giymesi müsaadesi verildiği, aynı

Bakanlar Kurulu kararı ile II. Mesrob Mutafyan'ın ise dini kisve giyme izninin

ise iptal edildiği, Patrik Genel Vekili Aram Ataşyan'ın hali hazırda görevine

devam ettiği,

18/9/1961 tarihli ve 1654 sayılı Bakanlar Kurulu ekindeki

Patrik seçim talimatnamesi çerçevesinde Patrik seçiminin yapıldığı, 1961

tarihli Patrik Seçim Talimatnamesi sonrasında yapılan seçimlerde ve Patrik

seçimlerindeki uygulamada da patriğin ölümü, istifası ve diğer nedenlerle

boşalması durumunda yeni patrik seçilmesinin mümkün olduğu, Patrik makamının

boşalmasına imkan sağlayan diğer nedenler arasında ise sağlık sorunlarının

sayılamayacağına dair yargı kararları bulunduğu, tüm bu hususlar birlikte

değerlendirildiğinde, patriklik makamının boşalması durumunda ancak bir patrik

kaymakamının seçilebileceğinin aşikar olduğu; Karekin Bekçiyan'ın Patrik

Kaymakamı seçilmesine ilişkin tüm işlemlerin hukuken mutlak butlan olduğu, bu

itibarla hukuken geçerliliği bulunmayan sözde Patriklik Kaymakamının da Patrik

Genel Vekilliğine ilişkin aldığını iddia ettiği tüm kararların da mutlak butlan

ile geçersiz olduğu,

Bu nedenle hali hazırda, 18/9/1961 tarihli Bakanlar

Kurulu Kararının ekindeki Patrik Seçim Talimatnamesinin ve İçişleri Bakanlığının

27/6/2010 tarih ve 3708 sayılı yazısının, yine Bakanlar Kurulu'nun 18/8/2010

tarih ve 853 sayılı kararının geçerliliğini sürdürmekte olduğu..."

32. İçişleri Bakanlığının 5/2/2018 tarihli yazısı üzerine

Ermeni Cemaatine mensup bir kişi olan Harun Özer tarafından İçişleri

Bakanlığının 2/2/2018 tarihli ve 844 sayılı işleminin iptali için idari dava

açılmıştır. Davacı, kalıcı sağlık sebepleri nedeniyle patriklik dinî ve

yönetsel görevini yerine getiremeyen ve emekliye ayrılmasına karar verilen Mesrop

Mutafyan'dan boşalan patriklik makamına yeni Türkiye 85. Ermenileri Patriği

seçimi yolunda vaki başvuruları reddeden işlemin iptalini talep etmiştir. Dava

Ankara 8. İdare Mahkemesinde derdesttir.

33. Türkiye Ermenileri 84. Patriği Mesrob II 8/3/2019

tarihinde vefat etmiştir. Patrikhane, bireysel başvurunun görüşüldüğü tarihte

henüz yeni patriğin seçimine ilişkin sürece dair herhangi bir resmî açıklama

yapmamıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

34. Türkiye Ermenileri Patriği Seçimi, Patrikhanenin

organları, bu organların işleyişleri, Patrikhane bünyesinde bulunan hayri ve

sosyal birimlerin işleyişleri ile Kudüs Patrikliğine dair hükümler 1863 tarihli

ve 99 maddeden ibaret Nizamname ile düzenlenmiştir. Anılan Nizamname'nin 1. ila

7. maddelerinde patrik seçimine ilişkin hükümler yer almaktadır. 2. maddede,

patriğin ölümü ve kendi isteği ile görevden ayrılması (istifa) ve sair

sebeplerle patriklik makamının boşalması durumunda yeni patriğin seçiminde

izlenecek yöntem gösterilmiştir. Nizamname, Osmanlı millet sistemi esas

alınarak düzenlenmiştir. Osmanlı millet sistemi herhangi bir ayrım

gözetmeksizin Müslümanları bir millet kabul ederken diğer gayrimüslim

topluluklardan her birini de ayrı milletler olarak kabul etmiştir.

35. Nizamname'nin dibacesinde Osmanlı Devleti'nin

gayrimüslim uyruğunun eşit olduğu, bununla birlikte her dinî topluluğun kendine

mahsus özel alışkanlıklarının, usulünün ve özel adetlerinin bulunduğu ve bu

nedenle "Ermeni milleti" (karışıklığı önlemek için millet

sözü yerine bundan sonra bağlamına göre toplum veya cemaat

terimleri kullanılacaktır) için bu Nizamname'nin hazırlanması gerektiğinden

bahsedilmiştir. Dibaceye göre Ermeni patriği, Ermeni toplumunun başkanı ve özel

durumlarda yüksek devletin buyruklarının aracısıdır. Patrikhanede dinî işler

için bir Ruhani Meclisin ve dinî işler dışında kalan işler için bir Cismani

Meclisin bulunduğu belirtilmiş ve gerektiğinde bu iki Meclisin birleşerek Karma

Meclisi oluşturacağı açıklanmıştır. Gerek patriğin gerekse bu meclislerin üyelerinin,

toplumun güvenilir kişilerinden oluşan bir Genel Meclis tarafından seçileceği

ifade edilmiştir. Dibacede ayrıca söz konusu edilen Meclislerin görev tanımları

konusunda yeterli düzenleme olmadığından, çeşitli uygunsuzlukların ortaya

çıktığından bahsedilmiştir. Dibace'de, Yüksek Islahat Fermanı hükümlerine atıf

yapılmış ve 6-18 Şubat 1856 tarihli Hatt-ı Humayun hükmünce her cemaatin sahip

olduğu ayrıcalıkların ve bağışıklıkların zamanın getirdiği çağdaş medeniyetin

ve günün bilgilerinin gereklilikleri ile yorumlanması ihtiyacı ortaya

konulmuştur. Dibaceye göre Nizamname Ermeni toplumunun güvenilir kişilerinden

oluşturulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır.

36. Nizamname'nin dibacesinin dördüncü bendinde Ermeni

toplumunu vekâleten temsil ederek "Millet Heyeti" mertebesinde

bulunan ve adı geçen ortak görevlerin kanuna uygun şekilde yapılmasını ve

tamamlanmasını gözetmek ve önlemler almak üzere görevlendirilen yönetime

"Millî İdare" ismi verildiği ifade edilmiştir. Beşinci bentte

yönetimin millî olması için milletvekilliği usulüne göre seçilmesinin

gerektiği ifade edilmiştir. Altıncı bentte ise toplumun vekilliği sistemine

göre kurulan yönetim esasının gereklilik ve hukuk ilkelerine dayanan adalet

ilkesi ve çoğunluğun iradesi ile karar almasına dayanan yasallık ilkesi olduğu

ifade edilmiştir.

37. Nizamname'nin 1. ila 7. maddelerinde İstanbul Ermeni

Patriğinin seçimi ile ilgili kurallar yer almaktadır. Birinci maddede patrik

olarak seçilecek kişinin Ermeni toplumunun bütün meclislerinin başkanı ve

yürütme gücünün sahibi, özel durumlarda Osmanlı devletinin kanunlarının

uygulayıcısı olduğu ifade edilmiştir. Patrik adayının bütün Ermeni toplumunun

güvenini, itibarını kazanmış olması ve her yönüyle bu makama layık olacak

özelliklerde, haysiyetli ve eskiden beri patrikliğe mahsus olan episkopos

sınıfından olmasıyla birlikte Osmanlı devletinin de tam emniyet ettiği

kişilerden ve en az babasından beri Osmanlı uyruğundan bulunması ve otuz beş

yaşını tamamlamış olması gerektiği belirtilmiştir. Kural şöyledir:

"Birinci madde: Dersaadet Patriği intihab olunacak

zat bilcümle millet meclislerinin riyasetini ve kuvve-i icraiyyesini haiz

olarak ahval-i mahsusada devlet-i aliyyenin vasıta-i tenfiz-i ahkamı olduğundan

umum milletin emniyet ve itibarını calib olmak içün her ne cihetle bu makama

layık olacak evsaf ve haysiyet ile muttasıf ve ez-kadim patrikliğe mahsus olan

piskoposların sınıfından bulunmasıyla beraber devlet-i aliyyenin dahi emniyet-i

kamilesine şayan zevatdan ve la-ekal pederinden beri asl-ı tebea-i devlet-i

aliyyeden bulunması ve otuz beş yaşını tekmil etmiş olması lazımdır."

38. Nizamname'nin ikinci maddesi patriğin ölümü ve

istifası ya da sair sebeplerle patriklik makamının boşalması durumunda Ruhani

ve Cismani Meclislerin birleşip bir kaymakam seçeceği ve onaylanmasını

Babıali'den isteyeceği kuralına yer vermiştir. İstanbul patriğinin Genel Meclis

tarafından seçileceği ancak Ruhani ve Cismani Meclislerin seçilecek kişilerin

hak ettikleri dinî derecelerinin ve isimlerin yer aldığı bir liste düzenleyerek

oylarını açıklamaya haklarının bulunduğu belirtilmiştir. Kuralın ilgili kısmı

şöyledir:

"İkinci madde: Patriğin vefatı ve istifası cihetiyle

veyahut esbab-ı saireye mebni patriklik makamının halli vukuunda ruhani ve

cismani meclisleri birleşerek kaimmakamlık etmek üzere bir zata karar verip

tasdikini Babıaliden istida eder. Dersaadet patriği meclis-i umumide intihab

olunur fakat ruhani ve cismani meclislerinin intihab olunan zevatın derece-i

istihkaklan hakkında bir kıta esami defteri tanzimiyle beyan-ı rey etmeye

hakları vardır..."

39. Nizamname'nin üçüncü maddesinde devletin emrine uygun

olarak seçim bittiğinde görevli meclis tarafından hazırlanan tutanağın

imzalanarak patrik kaymakamı tarafından Babıali'ye takdim edileceği ve padişah

tarafından uygun görüldüğünde seçilen kişinin patrik rütbesini alacağı ve

atanacağı ifade edilmiştir. Kural şöyledir:

"Üçüncü madde: Emr-i intihab reside-i hitam oldukda

bir kıta mahzar kaleme alınarak huzzar-i meclis tarafından imza ve kaimmakam-ı

mumaileyh vasıtasıyla Babıaliye takdim kılınır ve ez-kadim olageldiği vechle

irade-i seniyyeye tevafuk eylediği halde patrik nasb ve tayin kılınır."

40. Nizamname'nin sekizinci maddesinde İstanbul

patriğinin görevi ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Patriğin görevinin

Nizamname hükümlerine göre hareket etmek ve söz konusu Nizamname'nin çeşitli

işlerle ilgili hükümlerinin tamamen uygulanmasına dikkat ve nezaret etmek

olduğu ifade edilen kuralın ilgili kısmı şöyledir:

"Sekizinci madde: Patriğin vazifesi nizamname-i

esası ahkamına imtisalen hareket ve bir de nizamname-i mezkürun kaffe-i

mevadd-ı müteferriasının temami-i icrasına dikkat ve nezaret eylemek

hususlarından ibaretdir..."

41. Nizamname'nin yirmi dördüncü maddesinde Ruhani

Meclise ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Kurala göre Ruhani Meclis; din

adamı ve bilgili, otuz yaşını doldurmuş ve en az beş yıl önce rahiplik ve

papazlık rütbesini almış on dört kişiden oluşur. Kural şöyledir:

"Yirmidördüncü madde: Mec1is-i Ruhanî ehl-i

kiliseden ve erbab-ı vuküftan olarak otuz yaşını tekmil etmiş ve la-akall beş

sene mukaddem rahiblik veya papazlık rütbesini ihraz etmiş olan on dört

neferden mürekkebdir."

42. Nizamname'nin yirmi sekizinci maddesinde Ruhani

Meclisin görevleri sayılmıştır. Buna göre cemaatin dinî işlerini yönetmek, dinî

inancını desteklemek ve güçlendirmek, Ermeni kilisesinin inanç esaslarını,

gelenek ve göreneklerini bozulmaktan korumak, kiliselerin ve kilise

ilgililerinin düzenli olmasına dikkat etmek, kilise ilgililerinin mevcut

durumlarını iyileştirmek, gelecekteki durumlarını sağlamlaştırmak ve

geliştirmek, cemaatin okullarını zaman zaman denetleyerek dinî eğitim konusuna

dikkat etmek ve becerikli, yetenekli rahip ve papazlar yetiştirmek, ortaya

çıkan dinî meseleleri araştırıp yürürlükteki kilise usullerini uygulayarak

çözüp sonuca bağlamak Ruhani Meclisin görevleri arasında sayılmıştır.

"Yirmisekizinci madde: Meclis-i Ruhani'nin vezaifi

milletin umûr-u ruhaniyyesine nezaret ve itikadat-ı mezhebiyyeyi milletce

tervic ve tahkim ve Ermeni Kilisesi'nin akaid ve rivayat-ı meriyyesini ihlalden

muhafaza ve kiliseler ile ehl-i kilisenin bir hal-i muntazamda bulunmalarına

sarf-ı dikkat ve taife-i ruhbanın gerek ahval-i hazıralarının ıslahına ve gerek

ahval-i müstakbelelerinin istihsal-i esbab-ı teminiyyesine devam ve ikdam ve

mekatib-i milliyyeyi vakit vakit muayene ile talim-i mezheb hususuna bezl-i

dikkat eylemek ve ehliyyet ve kabiliyyetiyle muttasıf rahib ve papazlar

yetiştirmek ve milletçe tekevvün eden mesail-i mezhebiyyeyi bi't-tahkik usul-i

meriyye-i kiliseye tatbikan hal ve tesviye etmek hususlarından ibarettir."

43. Nizamname'nin elli yedinci maddesinde Genel Meclisin

yüz kırk üyeden oluştuğu, yirmi üyenin Ruhanilerden ve yüz yirmi üyenin

Sivillerden oluşacağı hüküm altına alınmıştır.

"Elliyedinci Madde: Meclis-i Umumi yüz kırk azadan

mürekkebdir. Aza-yı merküme üç kısım olup birinci kısmı olarak bir subu'u ki

yirmi neferi İstanbul'da bulunan ehl-i kilise tarafından intihab olunan ehl-i

kilise. İkinci kısmı olarak ikinci subu'u olan kırk neferi ki taşralardan

gelecek milletvekilleridir. Üçüncü kısmı olarak dört subu'u yani seksen neferi

Dersaadet kilise cemaatleri taraflarından intihab olunan vekilleridir."

44. Cumhuriyet Dönemi'nde 1950, 1961, 1990 ve 1998

yıllarında olmak üzere dört defa Türkiye Ermenileri Patrik Seçimi yapılmıştır.

Bu seçimlerde uygulanan prosedür özü aynı kalmakla beraber günümüze kadar

geçerliliğini korumuştur. 18/9/1961 tarihli ve 511654 sayılı Bakanlar Kurulu

Kararnamesiyle bir defaya mahsus olarak ve atiye ilişkin hiçbir hukuki hüküm

ifade etmemek üzere yürürlüğe giren Patrik Seçimine İlişkin Talimatname

(Talimatname), 1990 ve 1998 tarihli Patrik seçimlerinde de aynen uygulanmıştır.

Cumhuriyet Dönemi'nde gerçekleştirilen son iki seçimde İçişleri Bakanlığına

Patriklik seçimi yapılacağı bildirilmiş, bu bildirimle birlikte seçimde 1961

tarihli söz konusu Talimatname'nin kullanılacağı da ifade edilmiştir. Son iki

seçimde İçişleri Bakanlığı, bahse konu Bakanlar Kurulu Kararnamesi gereğince

Talimatname'nin uygulanmasının uygun olduğunu bildirmiştir. Talimatname'nin

ilgili hükümleri şöyledir:

"Madde 1: Münhal bulunan Türkiye Ermenileri

Patrikliği makamı için yapılacak olan yeni patrik seçimi işbu talimatname ile

tespit olunan esaslar dairesinde icra edilecektir...

Madde 2: İstanbul Valiliğince yukarıda zikri geçen

tezkere ile verilen talimat gereğince, seçime tekaddüm eden günlerde ve seçim

gününde seçim propagandası yapmak kat'iyyen yasaktır.

Madde 3: Patrik seçimine iştirak edecek olan sivil

delegelerin seçimi 1l/10/1998 günü Ermeni kiliselerinin mütevelli heyetleri

odalarında Ermeni cemaati mensuplarının oyları ile ve aşağıdaki maddeler

gereğince yapılır.

Madde 4: İstanbul'da ve taşrada mevcut her bir Ermeni

kilisesi mütevelli heyeti mıntıkası bir seçim bölgesi addolunur ve her seçim

bölgesinde civarındaki cemaat adedine göre hesaplanarak, ilişik listeye

dercedilen adette (bir veya birden ziyade) sivil delege seçilir.

Madde 5: Her kilisenin mütevelli heyeti kendi

mıntıkasından seçilecek delegeler seçimini idare etmek üzere, bir bölge seçim

komisyonu teşkil eder. Bu seçim komisyonları kilise mütevelli heyetleri azaları

ile cemaatten davet edilecek iki veya üç şahıstan teşekkül eder...

Madde 8: Delegeliğe namzet olabilmek için aşağıdaki

şartlara haiz olmak gerekir.

a) Ermeni Kilisesine mensup olmak

b) Otuz yaşını ikmal etmiş bulunmak

c) Okur yazar olmak

d) Mahkumiyet ve amme hizmetlerinden mahrumiyet gibi

seçilebilmek için kanuni manileri bulunmamak...

Madde 10: Taşradaki kilise bölgelerinden seçilecek olan

delegelerin delegelik sıfatları mahalli seçim şartlarına göre, mahalli

mütevelli heyetlerince hazırlanacak mazbatalara göre tesbit ve tasdik olunur.

Taşradaki kiliseler çevresinden seçilecek delegelerin İstanbul'da mukim

kimseler arasından da gösterilmesi mümkündür.

Madde 11: Seçmen olabilmek için aşağıdaki şartlara haiz

olmak lazımdır;

a) Ermeni kilisesine ve aynı bölge cemaatine mensup

olmak,

b) Nüfus hüviyet cüzdanına göre 21 yaşını ikmal etmiş

bulunmak,

c) Oyunu kullandığı sırada hüviyetini nüfus cüzdanı ile

tevsik etmek.

d) Mahkumiyet ve amme hizmetinden memnuiyet gibi, seçime

iştirak için kanuni

manileri [bulunmamak].

Madde 12: Her seçmen oyunu yalnız kendi ikametgahı seçim

bölgesinde ve bizzat kullanır....

Madde 17: Oturdukları mahallede ermeni kilisesi

bulunmayan cemaat mensupları oylarını mahallerine en yakın kilisede

kullanacaklardır. Ancak, bunların isimlerini daha evvel o kilisenin seçmen

kütüğüne kaydettirmeleri icap eder.

Madde 18: Seçim bölgelerinde yapılacak seçim masrafları

kadim teamül vechile kiliseler sandıklarından tesviye olunacaktır.

Madde 19: İlişik Listede gösterilen adette patrik

seçimine katılacak olan ruhani delegeler İstanbul'da mevcut ve Ermeni

Kilisesine mensup bütün ruhanilerin 9/10/1998 günü patrikhanede yapacakları

toplantıda gizli oyla seçilir.

Madde 20: 18 inci [madde] seçilecek olan ruhanilerin en

az beş seneden beri ruhaniyet silkine dahil bulunmuş olmaları ve otuz yaşını

ikmal etmiş bulunmaları şarttır.

Madde 21: Yeni Patrik yukarıdaki maddelerde belirtilen

şekilde cemaatçe ve ruhaniler tarafından seçilen ruhani ve sivil delegeler

tarafından aşağıdaki gösterilen şekilde seçilir.

Madde 22: 19 ncu maddede 9/10/1998 günü toplanacağı

belirtilen ruhaniler heyeti patrik seçimine iştirak edecek olan ruhani

delegeleri seçtikten sonra, durumları patrik seçmeye müsait olan bir listesini

de hazırlayarak, patrikhane ruhani meclisinde ve patrik seçimi müteşebbis

heyetinde müzakere edilerek bunlar tarafından hazırlanacak olan 5 kişilik

patrik namzetleri nihai listesinin tanzimine esas olmak üzere, bu listeyi

patrik vekiline tevdi eder.

Madde 23: Patrik namzedi listesine dahil edilecek

ruhanilerin aşağıdaki şartlara haiz olmaları lazımdır.

a) Babadan Türk olmak.

b) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin itimadına mazhar

olmak.

c) Episkoposluk rütbesine haiz olmak.

d) 35 Yaşını ikmal etmiş bulunmak.

e) Mahkumiyet ve amme hizmetinden memnuiyet gibi,

seçilmeye mani halleri bulunmamak.

f) Patriklik vazifesini layıkile yapabilecek iktidar ve

ehliyette bulunmak.

Madde 25: Yeni seçilecek patrik 22 inci madde gereğince

hazırlanan 5 kişilik namzet listesine dahil ruhaniler arasında seçilir.

Delegeler bu liste dışında kalan ruhanilere de oy vermekte serbest olmakla

beraber, namzet listesi haricinde kendilerine oy verilecek ruhanilerin 22 inci

madde gereğince ruhaniler heyeti tarafından hazırlanmış olan ilk listeye dahil

bulunmuş olmaları şarttır.

Madde 27: Oyların ekseriyetini kazanan namzet Türkiye

ermenileri patriği add ve ilan olunur.

Madde 29: Seçim mazbatasının nüshaları kendisine tevdi

edilecek olan patrik vekili seçimin neticesini hükümete arz ederek, Kisve

kanunu gereğince, yeni seçilen patriğe mabet dışında ruhani kisve giyebilmesi

için izin ister.

Madde 30: Yeni patriğe patriklik asasının tevdi ve yemin

merasimi patrikhanece tesbit edilecek bir gün ve saatte yine Kumkapı'daki

Meryem Ana kilisesinde icra olunur. Yeni patrik tespit edilecek gün ve saatte

yapılacak ayin esnasında, kilise mihrabının önünde şu şekilde yemin eder:

'Vazifemi Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına, nizamlarına ve örf ve adetlerimize

uygun olarak ifa edeceğime, cemaatimize ait dini, hayri ve içtimai

müesseselerin hak ve menfaatlerini koruyacağıma, dindaşlarıma hak, hakikat ve

fazilet yolunda rehber olacağıma ve bu yoldan sadakatle hizmet edeceğime huzuru

ilahide söz veririm.'

Bundan sonra patrik vekili tarafından yeni patriğe

patriklik asası tevdi ve kendisi tebrik olunur."

45. Patrik Seçimi Müteşebbis Heyetinin oluşturulması

usulüne de değinmek gerekir. Talimatname'de Müteşebbis Heyetin nasıl

kurulacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte Cumhuriyet

Dönemi'nde yapılan patrik seçimleri için oluşturulan Müteşebbis Heyetler şu

şekilde teşekkül etmiştir: Ermeni cemaatine mensup ve sayısı kırk civarında

olan (hastahane, yetimhane ve kiliseler gibi) vakıfların seçimle işbaşına gelen

Mütevelli Heyetlerinin temsilcileri patrikhanede bir toplantı yaparak cemaat

mensubu, bilgi birikimi ile temayüz etmiş kişileri aday göstermiş; adayların

oylanması sonucu seçilen en az on beş üyeden oluşmuştur.

B. Uluslararası

Hukuk

46. Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklara

İlişkin Uluslararası Sözleşmesi (MSHS)'nin 18. maddesinin (1), (2)ve (3)

numaralı fıkraları şöyledir:

1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip

olacaktır. Bu hak, herkesin istediği dine ya da inanca sahip olması ya da

bunları benimsemesi özgürlüğünü ve herkesin aleni veya özel olarak bireysel ya

da başkaları ile birlikte toplu olarak, kendi din ya da inancını ibadet, icra,

bunun icaplarını yerine getirme ya da öğretme bakımından ortaya koyma özgürlüğünü

de içerir.

2. Hiç kimse, kendi seçtiği bir din ya da inanca sahip

olma ya da bunu benimseme özgürlüğünü zedeleyecek bir baskıya maruz

bırakılamaz.

3. Bir kimsenin kendi dinini veya inançlarını ortaya

koyma özgürlüğüne ancak yasalarla belirlenen ve kamu güvenliğini, düzenini,

sağlığını, ahlakını ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için

gerekli kısıtlamalar getirilebilir.

47. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

“Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü” kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:

1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu

hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya

açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya

inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.

2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla

öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel

sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için

gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.

48. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) din özgürlüğünü

Avrupa kamu düzeninin temel unsuru olan demokrasinin en önemli ilkelerinden

biri olarak kabul etmektedir. AİHM, Yunanistan'a karşı Kokkinakis

(Kokkinakis/Yunanistan, B. No. 14307/88, 25/5/1993, § 31) kararında

Sözleşme'nin 9. maddesindeki özgürlüğün çoğulcu demokratik toplum açısından

önemini şu şekilde ortaya koymuştur:

“9. maddede korunan düşünce, vicdan ve din özgürlüğü,

Sözleşme’deki anlamıyla ‘demokratik toplum’un temel taşlarından biridir. Bu

özgürlük dini boyutuyla, inananların kimliklerini ve yaşam biçimlerini

şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmanın yanı sıra, aynı zamanda

ateistler, agnostikler, septikler ve din karşısında kayıtsız kalanlar için de

çok kıymetli bir değerdir. Yüzyıllar süren bir mücadele sonucunda, büyük bir

bedelle kazanılan ve demokratik toplumun ayrılmaz bir unsuru olan çoğulculuk da

bu özgürlüğe dayanmaktadır.”

49. AİHM, Bulgaristan'a karşı Müslüman Cemaatin

Yüksek Diyanet Konseyi/ Bulgaristan (B. No: 39023/97, 16/12/2004, § 93)

kararında inanç grupları arasındaki meselelerin çözümünde devletin tarafsız

davranmasının ve diyalog yollarını daima açık tutmasının demokratik toplumdaki

önemine dikkat çekmiştir:

"Mahkeme, dini cemaatlerin özerk varlıklarının

demokratik bir toplumdaki çoğulculuk için kaçınılmaz olduğunu hatırlatmaktadır.

Demokratik toplumda birarada bulunan farklı dinler ve dini grupların

menfaatlerini uzlaştırmak için Devlet'in girişimde bulunması gerekli olabilir,

ancak Devletin düzenleyici yetkisini kullanırken ve farklı dinler, mezhepler ve

inançlarla ilişkiye girerken nötr ve tarafsız olma ödevi vardır. Buradaki

mesele, çoğulculuğun ve temel özelliklerinden birisi bir ülkenin problemlerini

usandırıcı oldukları zaman bile diyalog yoluyla çözümleme imkanını sunması olan

demokrasinin düzenli işleyişini muhafaza etmektir (bkz. Kokkinakis/Yunanistan,

§ 33; Bessarabia Metropolitan Kilisesi ve Diğerleri/Moldova, B. No. 45701/99,

13/12/2001, § 123; Hasan ve Chaush/Bulgarıstan, B. No: 30985/96,26/10/2000, §

78)"

50. Lozan Antlaşması’nda Ermenilerle ilgili özel hükümler

bulunmamaktadır. Ermenilerin statüsü, diğer Müslüman olmayan azınlıklar gibi

Lozan Antlaşması’nın 37. ve 45. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Lozan

Antlaşması’nda azınlıkların durumunun ele alındığı maddelerin ilgili kısımları

şöyledir:

"Madde 37: Türkiye, 38'den 44'e kadar olan

Maddelerde musarrah ahkâmın kavanini asliye şeklinde tanınmasını ve hiç bir

kanun, hiç bir nizam ve hiç bir muamelei resmiyenin bu ahkâma münafi veya

muarız olmamasını ve hiç bir kanun, hiç bir nizam ve hiç bir muamelei

resmiyenin ahkâmı mezkûreye ihrazı tefevvuk etmemesini taahhüt eder.

Madde 38: Türkiye Hükumeti, tevellüt, milliyet, lisan,

ırk veya din tefrik etmeksizin Türkiye ahalisinin kâffesine hayat ve

hürriyetlerince himayei tamme ve kâmile bahşetmeyi taahhüt eder.

Türkiye'nin bütün ahalisi intizamı âm ve adabı umumiye

ile gayri kabili telif olmayan her din, mezhep veya itikadın gerek umumî ve

gerek hususî surette serbestii icrası hakkına malik olacaklardır. Gayri müslim

akalliyetler, bütün Türk tebaasına tatbik edilen ve Türkiye Hükumeti tarafından

müdafaai milliye veya intizamı âmmın muhafazası için memleketin her tarafında

veya bir kısmında ittihaz edilen tedabir mahfuz kalmak şartıyla serbestli seyrü

sefer ve hicretten tamamıyla istifade edeceklerdir.

Madde 39: Gayri Müslim akalliyetlere mensup Türk tebaası,

Müslümanların istifade ettikleri ayni hukuku medeniye ve siyasiyeden istifade

edeceklerdir.

Türkiye'nin bütün ahalisi din tefrik edilmeksizin kanun

nazarında müsavi olacaklardır.

Din, itikat veya mezhep farkı hiç bir Türk tebaasının

hukuku medeniye ve siyasiyeden istifadesine ve bilhassa hidematı umumiyeye

kabulüne, memuriyete ve meratibe nailiyetine veya muhtelif mesaliki ve sanayii

icra etmesine bir mania teşkil etmeyecektir...

Madde 40: Gayrimüslim akalliyetlere mensup olan Türk

tebaası hukuken ve fiilen diğer Türk tebaaya tatbik edilen aynı muamele ve aynı

teminattan müstefit olacaklar ve bilhassa, masrafları kendilerine ait olmak

üzre her türlü müessesatı hayriye, diniye veya içtimaiyeyi, her türlü mektep ve

sair müessesatı talim ve terbiyeyi tesis, idare ve murakabe etmek ve buralarda

kendi lisanlarını serbestçe istimal ve âyini dinilerini serbestçe icra etmek

hususlarında müsavi bir hakka malik bulunacaklardır.

Madde 42. ... Türkiye Hükumeti mezkur akalliyetlere ait

kiliselere, havralara, mezarlıklara ve sair müessesatı diniyeye her türlü

himayeyi bahşeylemeyi taahhüt eder. Ayni akalliyetlerin hali hazırda Türkiye'de

mevcut olan evkafına ve müessesatı diniye ve hayriyelerine her türlü teshilât

ve müsaadat ita olunacak ve Türkiye Hükümeti yeni müessesatı diniye ve hayriye

ihdası için bu kabil sair müessesatı hususiyeye temin edilmiş olan teshilâtı

lâzimeden hiç birini diriğ etmeyecektir.

Madde 43: Gayrimüslim akalliyetlere mensup Türk tebaası,

ahkâmı itikadiyelerine mugayir veya dinî ayinlerini muhil her hangi bir

muamelenin ifasına mecbur tutulmayacakları gibi..."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

51. Mahkemenin 22/5/2019 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

52. Başvurucular;

i.Mevcut Patrik'in hastalık nedeni ile görevini

yapamadığı için görevden ayrılmış sayılması gerektiğini ve 1863 tarihli

Nizamname'nin "çeşitli nedenlerle" (esbabı saire) patriklik

makamının boşalması hâlinde yeni patriğin seçileceğine ilişkin 2. maddesi uyarınca

yeni bir patrik seçilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

ii. Ermeni cemaatine mensup cemaat vakıflarının

temsilcileri tarafından oluşturulan Müteşebbis Heyetin patrik seçimine ilişkin

her türlü fiilî ve hukuki işlemleri yürütmek ve sonuçlandırmak, gerektiğinde

hukuka aykırı işlemler hakkında yargı yoluna başvurmak yetkisine sahip olduğunu

ifade etmişlerdir. İstanbul Valiliğinin Türkiye Ermenileri Patriğinin seçimine

ilişkin görüş oluştururken, herhangi bir iradeden bağımsız olarak sadece patrik

seçim prosedürünü uygulamak amacıyla hareket eden, Ruhani Kurul dâhil, hiçbir

cemaat kurum ve kuruluşunun talimatıyla hareket etmesi söz konusu olmayan,

kendi içinde bağımsız, objektif ve tarafsız bir heyet olan Müteşebbis Heyetten

bilgi almadığını vurgulamışlardır.

iii. Patrik seçimi sürecinde cemaat içi veya dışı kişi,

kurul veya kurumlardan seçime dair gelebilecek her türlü itiraz ve benzeri

taleplerin çözüm yerinin Müteşebbis Heyeti olduğunu ileri sürmüşlerdir.

İdarenin cemaatin kendi dinamikleriyle halletmeleri gereken bir meseleye

müdahale etmesinin ve cemaat geleneklerinde olmayan bir kurum ihdas ederek

patrik sorununu çözmeye çalışmasının cemaatin iç işlerine müdahale olduğunu

ileri sürmüşlerdir. Patrik seçiminin antidemokratik bir şekilde engellendiğini,

temsil sisteminin ortadan kaldırıldığını ve cemaat iradesinin yok sayıldığını

ifade etmişlerdir. Başka bir deyişle başvurucular, idarenin müdahalesinin

Türkiye Ermeni toplumunun demokratik bir tarzda patriğini seçme hak ve

özgürlüğüne getirilmiş bir sınırlama olduğunu savunmuşlardır.

iv. Ruhani Meclisin seçim kararı alan ve bunu uygulamak

için Müteşebbis Heyeti oluşturan bir kurul olmadığını, gerek Ermeni toplumunun

örf ve adetlerinde ve gerekse öteden beri uygulanagelen hukuki metinlerde

Ruhani Heyet için böyle bir yetkiye yer verilmediğini belirtmişlerdir.

v. Bakanlar Kurulunun halkın iradesiyle işbaşına gelmeyen

Başepiskopos Aram Ateşyan'a mabet dışında kisve giyme izni vermesi ile seçilmiş

Mesrop Mutafyan'ın patriklik sıfatını sonlandırdığını, böylece idarenin, cemaat

iradesini yok sayarak ihdas ettiği genel patrik vekili mevkiine gelecek olan

kişiyi patriklik yetkileriyle donattığını ifade etmişlerdir.

vi.Anayasa'nın din ve vicdan hürriyetine ilişkin 24.

maddesinin yargılamanın adil olmaması ve kararın gerekçeli olmaması nedeniyle

36. ve 141. maddelerinin, Ermeni cemaatine ayrımcılık yapılması nedeniyle kanun

önünde eşitliği düzenleyen 10. maddesinin, devletin Ermeni cemaatine karşı

görevlerini tam olarak yapamaması nedeniyle 5. maddesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

53. Bakanlık görüşünde;

i. İdari makamların Ermeni patriğinin seçiminde mevcut

kuralların uygulanmasını gözetme görevi bulunduğu, seçim sürecinin tamamen

cemaat yetkililerince 1863 tarihli Nizamname, Talimatname ve teamüllere uygun

olarak yürütüldüğü, bu sürece devlet organlarının bir müdahalesinin söz konusu

olmadığı belirtilmiştir.

ii.İstanbul Ermeni Patriği'nin sağlık sorunları nedeniyle

uzun bir süreden beri görev yapamaması nedeniyle ortaya çıkan sorunun çözümüyle

ilgili olarak ruhanilerin eş-patrik seçilmesi gerektiği ve Sivillerin yeni bir

patrik seçilmesi gerektiği yönündeki görüşlerinin birlikte değerlendirildiği

belirtilmiştir. İki farklı görüşü uzlaştırıcı nitelikte, yetkili Patriklik

organlarınca yapılacak bir patrik genel vekilliği seçiminin gündeme geldiği, bu

önerinin idari mercilerin ilgililerin taleplerini dikkate alarak cemaatin kendi

çözümünü bulmasına yardımcı olma amacına hizmet ettiği ve başvuruya konu

işlemin devletin pozitif yükümlülüklerinden olan dinsel alanı düzenleme

görevi çerçevesinde tesis edildiği ifade edilmiştir.

iii. Patrik vekilliği kurumunun Ermeni geleneklerinde

bulunduğu, mevcut Patrik Mesrob Mutafyan'ın 27/8/2004 tarihinde makamından bir

süre ayrı kalacağından Ruhani Kurul Başkanı Episkopos Aram Ateşyan'ı patrik

genel vekili olarak atadığı ileri sürülmüştür.

54. Bakanlık görüşüne karşı başvurucular;

i. Bakanlığın görüşünde önemli noktalara değinilmediğini

ifade etmişlerdir. Buna göre Bakanlık, 1863 tarihli Nizamname'de patrik genel

vekilliği müessesesi bulunmadığı hâlde mevzuatla çelişen bir kurum ihdas

edildiğini kabul etmemiş, Nizamname'nin 28. maddesinde Ruhani Genel Meclisinin

görevlerinin sayıldığı ve patrik genel vekili seçmenin bu görevlerden olmadığı

gözardı edilmiştir.

ii. İdarece patrik genel vekilliğinin tarafları

uzlaştırıcı bir formül olarak gösterilmek istenmesine rağmen idarenin mevzuatta

ve gelenekte olmayan uygulamaları nedeniyle Ermeni cemaatinin ikiye bölündüğünü

ve patrik genel vekilliği müessesesinin getirilmesinin devletin dinî geleneğe

açık müdahalesi olduğunu savunmuşlardır.

iii. Ruhaniler Genel Meclisinin 26/10/2016 tarihli kararı

ile Patrik'in emekliye sevk edilmiş sayılmasına karar verdiğini

hatırlatmışlardır.

B. Değerlendirme

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların Anayasa'nın 5., 10., 36. ve 141. maddelerinin ihlal

edildiği yönündeki şikâyetlerinin özü kamu gücü işlemi ve derece mahkemesi

kararları ile din özgürlüğünün ihlal edildiğidir. Bu nedenle başvurunun din

özgürlüğü yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

56. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Din ve vicdan hürriyeti” kenar başlıklı 24. maddesinin

birinci, ikinci, üçüncü ve beşinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine

sahiptir.

14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet,

dinî âyin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî

inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden

dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

...

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî

temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya

kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini

veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve

kötüye kullanamaz."

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

57. Bakanlık, başvurucuların mağduriyet sıfatlarının

bulunmadığını ileri sürmüştür. Bununla beraber başvurucular sırasıyla hem

Ermeni cemaati üyesi hem de Sivillerce oluşturulmuş Müteşebbis Heyetin başkanı

ve sekreteridir. Türkiye Ermenileri Patrikliği Seçimi'ne ilişkin olarak

idarenin ve derece mahkemelerinin kararlarından başvurucuların doğrudan

etkilenmedikleri söylenemez.

58. Bakanlık ayrıca başvurucuların karar düzeltme yoluna

başvurmadıklarını da hatırlatmış ve bu sebeple başvuru yollarının

tüketilmediğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda

bulunabilmek için karar düzeltme kanun yolunun tüketilmesi zorunluluğu

bulunmadığına pek çok kez karar vermiştir (Sema Öktem, B. No: 2013/852,

6/3/2014, § 22).

59. Mevcut davanın koşullarında Anayasa Mahkemesi,

başvurucuların mağdur sıfatlarına ve başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin

daha ileri bir değerlendirmeyi gerekli görmemektedir. Açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşılan din özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı

60. Başvurucular; mevcut Patrik'in görevini yapamaması

nedeniyle patriklik makamının boşaldığını, Ermeni cemaatinin dinî liderini

seçmesinin engellenmesinin din özgürlüğüne müdahale olduğunu savunmuşlardır.

Bakanlık; devletin tarafsızlık içinde hareket ettiğini, başvurucuların din

özgürlüğüne bir müdahalesinin söz konusu olmadığını, Patrik'in hastalığının

ortaya çıkmasından itibaren idarenin, Sivil ve Ruhani grup arasında ortaya

çıkan anlaşmazlığı çözmeye yardımcı olmayı ve gruplar arasında baş gösteren

olumsuzlukları düzeltmeyi amaçladığını ifade etmiştir.

61. İlk olarak eldeki mesele gayrimüslim azınlıklara

ilişkin olduğundan Lozan Antlaşması hükümleri meselenin çözümlenmesinde

gözönünde bulundurulacaktır. Lozan Antlaşması'nın 38. maddesinde bir inancın uygulama

davranışının açık veya özel alanda yerine getirilmesi özgürlüğünden

bahsedilmiştir. Kuralda Türkiye'nin bütün ahalisinin, her dinin, mezhebin veya

inancın kamu düzeni ve genel ahlak ile çatışmayan gereklerini ister açıkta

isterse özel olarak serbestçe yerine getirme hakkına sahip olduğu ifade

edilmiştir (bkz. § 50).

62. Din özgürlüğüne bir müdahalede bulunulup bulunulmadığı

değerlendirilirken AİHM tarafından ortaya konan içtihat da gözetilecektir.

AİHM'e göre bölünmüş bir dinî cemaat içinde belli bir lideri ya da grubu

destekleyen veya cemaati ya da onun bir bölümünü kendi iradesine karşın tek bir

liderliğe tabi olmaya zorlayan devlet müdahaleleri din özgürlüğüne müdahale

oluşturmaktadır (Şerif/Yunanistan, B. No: 38178/97, 14/12/1999, § 49, 52

ve 53; Hasan ve Chaush/Bulgaristan, § 78; Müslüman Cemaatin Yüksek

Diyanet Konseyi/ Bulgaristan, §§ 76, 85).

63. Bir cemaatin liderliği konusundaki anlaşmazlıklar

değerlendirilirken Anayasa’nın 24. maddesi ile birlikte uluslararası

sözleşmelerde açığa vurma hâllerine ilişkin olarak yapılan atıflar da gözönünde

bulundurulmalıdır. Nitekim MSHS’nin 18. maddesi ve Sözleşme’nin 9. maddesi

uyarınca açığa vurma genel olarak bir “din veya inancın”, “uygulama,

ibadet, öğretim ve ayin”leri olarak kabul edilmiştir.

64. Anayasa Mahkemesi, Tuğba Arslan ([GK], B. No:

2014/256, 25/6/2014, § 66) kararında ayrıntılı olarak bir davranışın inancın

uygulaması olup olmadığının belirlenmesinin ehemmiyeti üzerinde durmuştur.

Bireyi din veya inancına uygun davranmaktan alıkoymak, inancın kendisinin

zayıflatılması ve bireyin din ve inanç özgürlüğünün ihlali ile

sonuçlanacağından bir davranışın inancın uygulaması olup olmadığının

belirlenmesi önem kazanmaktadır. İnancın uygulaması teriminin diğer

açığa vurma şekillerinden çok daha kapsayıcı nitelikte olması nedeniyle daha

ayrıntılı bir şekilde ele alınması gerekmektedir.

65. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak örneğin BM İnsan

Hakları Komitesi tarafından, MSHS’nin 18. Maddesi Hakkındaki 22 No.lu Genel

Yorum’unda “öğretme, uygulama, ibadet ve ayin” terimlerinin içeriğini

daha geniş anlamda değerlendiren çeşitli davranış şekillerinin bir listesi

verilmiş ve kendi dinî liderlerini seçme özgürlüğü inancın uygulanması

teriminin kapsamında kabul edilmiştir. Komiteye göre;

“...bir din veya inancın uygulanması ve öğretilmesi, bir

dini grubun iç işlerinin idaresinin parçası olan, diğerlerinin yanında, kendi dini

liderlerini, rahiplerini veya öğretmenlerini seçme özgürlüğü... gibi

davranışları içerir.”

66. İnancın uygulaması deyimi Anayasa'nın 24.

maddesinde yer almamaktadır. Bununla beraber Anayasa'nın 24. maddesinde

herkesin dinî inanç ve dinî kanaat hürriyetine sahip olduğu

belirtildikten sonra ibadet, dinî ayin ve dinî törenlerin

serbest olduğu ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi sözü edilen kavramların

yalnızca dar anlamıyla ayinleri ve törensel tapınma davranışlarını ifade

etmediği, bu anlamlarına ilave olarak geniş anlamda dinî hayatın bir

gerekliliği olduğu kabul edilen çeşitli uygulamaları ve açığa vurum

davranışlarını da içerdiği şeklinde yorumlanabileceği kanaatindedir. Aksi bir

yaklaşımla "ibadet", "dini ayin" ve "dini

tören" kavramlarının yalnızca dar anlamlarının kabul edilmesi

uluslararası belgelerde "inancın uygulanması" kavramı altında

olduğu kabul edilen ve böylece din özgürlüğünün koruması altına alınan tapınma

davranışları dışındaki diğer açığa vurum davranışlarını Anayasa'nın 24. maddesinin

sağladığı korumanın dışında bırakacaktır.

67. Ermeni patriği, bir dinî topluluk olan Türkiye

Ermenileri cemaatinin ruhani lideridir ve patriğin cemaat içinde oynadığı rol

ile ibadet kavramının ifade ettiği anlam bütünü arasında bir yakınlık

olduğu açıktır. Dolayısıyla bilhassa dinî liderlerin seçilmesi ve seçilmiş

belirli bir dinî liderin yönetiminde bir cemaat hayatının herhangi bir

tartışmaya gerek bulunmayacak şekilde Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında yer

alan dinini açığa vurma hakkının koruması altında olduğu kabul edilmelidir.

68. Devletin belirli bir inanç grubu içinde ortaya çıkan

bir anlaşmazlığın çözülmesi için arabuluculuk da dâhil olmak üzere bazı

politikalar geliştirmesi inanan insanların Anayasa'nın 24. maddesinde korunan

haklarına müdahale teşkil etmeyecektir. Başvuruya konu olayda idare, bölünen

Ermeni cemaatinin şu ya da bu bölümünü desteklememiş olmakla birlikte mevcut

Patrik'in görevlerini yapamayacak kadar hasta olması hâlinde patriklik

makamının boşalıp boşalmadığına ilişkin olarak Sivil grup ile Ruhani grup

arasında görüş ayrılığı ortaya çıkması üzerine taraflardan hiçbirinin talebini

kabul etmeyerek bir anlamda kendi çözüm önerisini uygulatmıştır. Tartışmaya

konu olan temel mesele, bu hadiselerin anayasal olmayan bir devlet baskısının

ya da cemaat tarafından serbestçe belirlenen bir liderlik değişiminin sonucu

olup olmadığıdır.

69. Son olarak patriklik müessesesinin Ermeni cemaati

için dinsel önemi her türlü izahtan varestedir. Durum böyleyken başta Nizamname

olmak üzere mevzuat ve Ermeni cemaatinin gelenekleri ile birlikte

değerlendirildiğinde başvurucuların yeni patrik seçme isteklerinin

inançlarından kaynaklandığını kabul etmemek için herhangi bir neden

bulunmamaktadır. Dolayısıyla mevcut olayda yeni bir patrik seçilmesi gerekip

gerekmediğine karar vermeksizin başvurucuların yeni patrik seçme taleplerinin

engellenmesinin devletin Ermeni cemaatinin iç örgütlenmesine, dolayısıyla

başvurucuların Anayasa'nın 24. maddesinde güvence altına alınan din ve inanç

özgürlüklerine bir müdahale oluşturduğu kabul edilmiştir.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

70. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 24. maddelerinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

i. Kanunilik

71. Bir hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu

olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun

hükmünün mevcut olup olmadığıdır. Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında yapılan

bir müdahalenin kanunilik şartını sağladığının kabul edilebilmesi için

müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur (din özgürlüğü

alanında kanunilik ölçütüne ilişkin geniş açıklamalar için bkz. Tuğba Arslan,

§§ 81-99; kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Sevim

Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Hayriye Özdemir, B.

No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, §§ 53-69).

72. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında

kanunilik ölçütü ilk olarak şeklî bir kanunun varlığını gerekli kılar. Bir

yasama işlemi olarak kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin ürünüdür

ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Anayasa’da öngörülen kanun yapma

usullerine uyularak yapılan işlemlerdir. Bu anlayış temel hak ve özgürlükler

alanında önemli bir güvence ortaya çıkartır. Fakat kanunilik ölçütü aynı

zamanda maddi bir içeriği de gerektirir ve bu noktada kanunun niteliği önem

kazanır. Bu anlamıyla kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın

erişilebilirliğini ve öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade eden belirliliğini

garanti altına alır (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§§ 54, 55).

73. Belirlilik, bir kuralın keyfîliğe yol açmayacak bir

içerikte olmasını ifade eder.Temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin kanuni

düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının

hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olması gerekir. Bir kanuni

düzenlemede, hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı

ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisinin doğacağı

belirli bir kesinlik ölçüsünde ortaya konmalıdır. Bu durumda bireylerin hak ve

yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmeleri mümkün

hâle gelebilir. Böylece hukuk güvenliği sağlanarak kamu gücünü kullananların

keyfî davranışlarının önüne geçilmiş olur (Hayriye Özdemir, §§ 56, 57; Eğitim

ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 56).

74. Başvurucuların din ve inanç özgürlüklerine idarece

yapılan müdahalenin hukuki temellerini hemen tespit etmenin kolay olmadığı

vurgulanmalıdır. Nizamname'nin "İstanbul Ermeni Patriğinin Seçimi ile

İlgili Açıklamadır" kenar başlıklı bölümünün ikinci maddesinde

patriklik makamının boşalması durumunda Ruhani ve Cismani Meclislerin

birleşerek bir kaymakam seçecekleri ve onaylanmasını Babıali'den isteyecekleri

ifade edilmiştir. Bugün itibarıyla bir cismani meclis var olmamakla birlikte kaymakam

seçimi uygulamasının devam ettiği anlaşılmaktadır (bkz. § 38).

75.Öte yandan 1961, 1990 ve 1998 yıllarında uygulanan

Talimatname'nin Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe girdiği ve Talimatname'nin

2. maddesi uyarınca İstanbul Valiliğine ve dolayısıyla İçişleri Bakanlığına

seçim işleri üzerinde düzenleyici bir rol verildiği anlaşılmaktadır. Bundan

başka Talimatname'nin 29. maddesinde patrik kaymakamının seçimin neticesini

hükûmete arz ederek 3/12/1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin

Giyilemeyeceğine Dair Kanun gereğince yeni seçilen patriğe mabet dışında ruhani

kisve giyebilmesi için izin isteyeceği yazılmıştır.

76. Nizamname'nin ve Talimatname'nin geçerliliği

konusunda da bazı açıklamalarda bulunmak gerekir. Söz konusu belgelerde yer

alan kuralların bir kısmının ya da tümünün geçerliliği konusunda başvurucu ya

da Bakanlık bir itirazda bulunmamışlardır. Diğer taraftan Nizamname'nin Ermeni

cemaatinin örf, âdet ve geleneklerini gösteren ve başvurulan önemli bir belge

olduğu açıktır. Nitekim patrikliğin Ruhaniler Meclisinin ve diğer cemaat

kurumlarının görev ve sorumlulukları ile işleyişine ilişkin kurallar bu belgede

yazmaktadır. Bundan başka Bakanlık da görüşünü gerekçelendirirken Nizamname ve

Talimatname'ye dayanmıştır. Ayrıca ilk derece mahkemesi olan İstanbul 3. İdare

Mahkemesi de Nizamnamenin birinci maddesini yorumlayarak davayı reddetmiştir

(bkz. §§20, 21).

77. Bunlara karşılık İçişleri Bakanlığının Türkiye

Ermenileri Patrikhanesine hitaben verilen 5/2/2018 tarihli cevap yazısında

Nizamname hükümlerine değil, yalnızca 1961 tarihli Patrik Seçim Talimatnamesi

ile "uygulamaya" dayanılmıştır. Bahsi geçen yazıda "1961

tarihli Patrik Seçim Talimatnamesi sonrasında yapılan seçimlerde ve Patrik

seçimlerindeki uygulamada patriğin ölümü, istifası ve diğer nedenlerle

boşalması durumunda yeni patrik seçilmesinin mümkün olduğu" belirtildikten

sonra, "Patriklik makamının boşalmasına imkan sağlayan diğer nedenler

arasında sağlık sorunlarının sayılamayacağına dair yargı kararları bulunduğu"

ifade edilmiştir(bkz. 31).

78. Anayasa Mahkemesi, mahkeme kararlarının ve idari

uygulamaların Anayasa'nın 13. maddesinin aradığı anlamda kanun olup

olmadığını Tuğba Arslan kararında etraflı olarak irdelemiştir:

"Türk hukukunun bazı alanlarında, hâkimin yarattığı

hukuk, hukukun bir kaynağı olarak kabul edilmekle birlikte insan hak ve

hürriyetlerinin sınırlandırılması gibi tamamen biçimsel kanunilik ilkesi

temelinde örgütlenen bir alanda hiçbir zaman “kanun” niteliğinde kural özelliği

kazanamaz. Öte yandan temel bir hak ve özgürlüğe yapılan müdahalenin süreklilik

kazanarak ulaşılabilir ve öngörülebilir hale gelmesi, müdahalenin dayanağı olan

kamu gücü işlemini bir “kanun” haline getirmez. Aksi bir düşüncenin kabulü,

ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kamu gücü işleminden veya eyleminden

kaynaklanan hak ihlallerinin “kanuni” dayanaklarının olduğunun kabul edilmesi

anlamına gelecektir." (bkz. Tuğba Arslan, § 96; ayrıca bakınız aynı karar § 98)

79. 1863 tarihli Nizamname'den bugüne kadar geçen süreçte

yapılan patrik seçimlerinde uygulanan usuller birlikte değerlendirildiğinde

mevcut durumda idarenin patrik seçimine ilişkin işlerin en azından

düzenlenmesinde bir yetkisinin olduğu kabul edilebilir.

80. Bununla beraber Anayasa’nın 13. maddesine göre temel

hakların sınırlandırılması için mutlaka kanuna ihtiyaç vardır. Başvurucuların

din ve inanç özgürlüğünü sınırlandıran söz konusu yetkinin dayanağı olacak

şekilde Anayasa’nın 13. maddesinin aradığı anlamda kamu gücünü kullanan

organların keyfî davranışlarının önüne geçen ve kişilerin hukuku bilmelerine

yardımcı olacak, erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte bir kanun

hükmünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

81. Müdahalenin kanuni dayanağı olmadığı yönündeki

değerlendirmeye karşın mevcut başvurunun koşullarında Nizamname'nin ve

Talimatname'nin ilgili normlarının kanunla sınırlama ölçütünü

karşılamadığı yönünde başvuruyu sonuçlandıran nihai bir hükme değil müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının

değerlendirilmesine ihtiyaç olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

M. Emin KUZbu görüşe farklı gerekçe ile katılmıştır.

ii. Meşru Amaç

82. Başvurucular, yetkililerin amacının Ermeni cemaatinin

yönetiminin Ruhanilere bırakılarak Sivillerin söz sahibi olmalarının

engellenmesi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bakanlık ise devletin Patrik'in

fiilen görev başında olmamasının doğurduğu olumsuzlukların giderilmesini

amaçladığını ifade etmiştir.

83. Anayasa’nın 24. maddesinin “14 üncü madde

hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir”

biçimindeki ikinci fıkrası ve “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya

hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî

veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun,

dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve

kötüye kullanamaz” şeklindeki son fıkrası Anayasa’daki din özgürlüğünü

sınırlama rejiminin temelini oluşturur (Esra Nur Özbey, B. No:

2013/7443, 20/5/2015, § 69).

84. Anayasa'nın 24. maddesinde güvenceye bağlanan din

özgürlüğü negatif yükümlülüklerin yanında devlete kişilerin din özgürlüğünün

korunması çerçevesinde birtakım pozitif yükümlülükler de yüklemektedir.

Dolayısıyla devletin başkalarının din özgürlüğünün korunmasına ilişkin aldığı

tedbirlerin başka bir kimsenin din özgürlüğünü sınırlaması mümkündür.

85. Osmanlı devrinde başlayan ve Cumhuriyet devrinde de

devam eden sürece bakıldığında devletin genel olarak Ermeni cemaatinin patrik

seçimine ilişkin meselelerde düzeni sağlama ve cemaat mensuplarının hak ve

özgürlüklerini koruma görevinin bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla eldeki

olayda idarenin genel kaygısının Patrik'in hastalığı nedeniyle oluşan dinî ve

yönetsel otorite boşluğunu gidererek meşru yönetimin tesis edilmesine katkı

sunmak olduğu kabul edilmelidir.

86. Dolayısıyla devletin Patrik'in hastalığı nedeniyle

oluşan fiilî durumun ortaya çıkardığı olumsuzlukları gidermek amacıyla

taraflardan hiçbirinin talebini kabul etmeyerek bir patrik genel vekili

seçilmesi biçimindeki kendi çözüm önerisinin uygulanmasını istemesinin ve

böylece Ermeni cemaatinin iç organizasyonuna müdahale etmesinin cemaat

mensuplarının Anayasa'nın 24. maddesinden kaynaklanan hukukunu koruma amacı

taşıdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla patrik seçimlerinin engellenmesi

biçimindeki müdahalenin anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı sonucuna

ulaşılmıştır.

iii. Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a) Din Özgürlüğünün Demokratik Bir Toplumdaki Önemi

87. Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca din özgürlüğü

Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik devletin vazgeçilmez

unsurlarındandır (Tuğba Arslan, § 51; Esra Nur Özbey, § 43).

88. Din özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden

biri olmasının kökeninde dinin hem bir dine bağlı olan bireyler tarafından

hayatı anlama ve anlamlandırmada başvurdukları temel kaynaklardan biri olması

hem de toplumsal yaşamın şekillenmesinde önemli bir işlev görmesi

bulunmaktadır. Bu işlev sebebiyle uluslararası düzlemde dinlerin özgürlükler

karşısındaki konumlarından bağımsız olarak bireylerin belli ölçüler içinde din

özgürlüğüne sahip olduğu kabul edilmiştir. Diğer özgürlükler gibi din özgürlüğü

de uzun ve zorlu bir sürecin sonucunda belli yasal ve anayasal güvencelere

sahip kılınmıştır. Nitekim din özgürlüğü, evrensel ve bölgesel düzeyde insan

haklarına ilişkin uluslararası bildiri ve sözleşmelerin birçoğunda korunan bir

haktır (Ahmet Sil, B. No: 2017/24331, 9/5/2018, § 31; Tuğba Arslan,

§ 52; Esra Nur Özbey, § 44).

(b) Müdahalenin

Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

89. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması

gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile

bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde

temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13.

maddesinde "demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama"

ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama" biçiminde iki ayrı

kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup

aralarında sıkı bir ilişki vardır (ifade özgürlüğü bağlamında bkz. Bekir

Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, B.

No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, §

15;AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18 ).

90. Din özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir

toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve

istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya

elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem

olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Esra Nur

Özbey, § 79; ifade özgürlüğü bağlamında bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir

Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No:

2014/6128, 7/7/2015, § 51).

91. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin din

özgürlüğü ile Anayasa'nın ilgili maddelerinde bu özgürlüğün sınırlanması

konusunda yer verilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp

sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı

ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında

olayın şartları içinde bir denge kurmaktır (ifade özgürlüğü bağlamında bkz. Bekir

Coşkun, §§44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017,§§ 58,

61, 66).

92. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç

ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan

organların din özgürlüğüne müdahale ederken din özgürlüğünün kullanılmasından

kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunması gereken bir menfaatin ve kişiye

yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların varlığını somut olgulara dayanarak

göstermeleri gerekir (ifade özgürlüğü bağlamında bazı farklılıklarla birlikte

bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan,, §§ 46,

49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).

93. Buna göre din özgürlüğüne yapılan bir müdahale,

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

94. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan

kararlarında dayandıkları gerekçelerin din özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya

koyup koyamadığı olacaktır. Din özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa

Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan

müdahaleler Anayasa'nın 24. maddesini ihlal edecektir.

(c) Dinî Toplulukların Örgütlenme Özgürlüğü

95. Eldeki başvuru azınlıklara mensup dinî bir topluluğun

liderinin seçimine ve dolayısıyla örgütlenmesine ilişkindir. Din özgürlüğü,

dinî toplulukların devletin keyfî müdahalesinden uzak bir şekilde

örgütlenmesini de içerir. Buna göre devlet, dinî toplulukların iç işlerine

demokratik bir toplumda zorunlu değilse karışmaktan kaçınmak zorundadır.

(d)Demokratik Bir Toplumda Devlet ile Dinî Cemaatlerin

İlişkisi

96. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruya ilişkin Tuğba

Arslan kararında din özgürlüğünün hukukun üstünlüğüne dayanan, etkili ve

anlamlı bir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi için hayati

öneme sahip olması nedeniyle Anayasa’nın 24. maddesinin koruduğu hakkın

vazgeçilmez olduğunu hatırlatmıştır. Söz konusu kararda Mahkeme, din özgürlüğünün

ancak tanıma, çoğulculuk ve tarafsızlık anlayışı ile temellendirilen bir

demokraside korunabileceğini ifade etmiştir (tanıma, çoğulculuk ve tarafsızlık

kavramlarına ilişkin daha ayrıntılı açıklamalar için bkz. Tuğba Arslan,

§§ 53, 54; ayrıca bkz. Esra Nur Özbey, §§ 45, 46).

97. Anayasa Mahkemesi çoğulcu toplumda devletin

bireylerin kendi dünya görüşlerinin ve inançlarının gereğine uygun olarak

yaşamaları için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu açıklamıştır.

Mahkemeye göre devlet, toplumda var olan görüşlerden veya yaşam tarzlarından

birini yanlış kabul etme yetkisine sahip değildir. Bu bağlamda

Anayasa’da yer alan sınırlama sebepleri bulunmadıkça farklılıkların bir arada

yaşatılması, çoğunluğun ya da azınlığın hoşuna gitmese de çoğulculuğun bir gereğidir

(Tuğba Arslan, § 54).

98. Demokratik toplumlarda devletin bir arada bulunan

farklı din ve inançlar ile aynı din veya inanç içinde yer alan değişik

grupların menfaatlerini uzlaştırmak için tedbirler alma ve girişimlerde bulunma

yükümlülüğü vardır. Demokratik toplumlarda inanç, düşünce ve hayat tarzları

birbirleriyle çatışan insanların barışçıl bir aradalığını ve toplumda her türlü

inancın kendisini ifade edebileceği çoğulcu bir ortamı sağlama imkanı her zaman

vardır (benzer bir yaklaşım için bkz. Esra Nur Özbey, § 57).

99. Bu bağlamda Anayasa’nın 24. maddesinin devlete din

özgürlüğünü ihlal etmeme şeklinde yalnızca negatif yükümlülükler değil aynı

zamanda bu özgürlüğün rahatça kullanılabileceği bir ortamı sağlama şeklinde

pozitif yükümlülükler de yüklediği hatırda tutulmalıdır(Esra Nur Özbey,

§§ 82-84).

100. Bununla birlikte devlet, Anayasa'nın 24. maddesinden

doğan yükümlülüklerini tarafsız bir şekilde yerine getirmelidir. Söz konusu

tarafsızlığın sağlanması ve anayasal düzen içinde yer alan farklı din ve inanç

gruplarına yönelik hakkaniyetli politikalar geliştirilebilmesi için inanç

gruplarının birbirleriyle ve devletle diyalog yollarının daima açık tutulması

gerekir. Anayasa Mahkemesi, tarafların pozisyonlarını değiştirmeyecekleri

yönünde kuvvetli işaretler görüldüğünde bile devletin bilhassa inanç alanına ait

bir uyuşmazlıkta diyalog yollarını açık tutması gerektiği yönündeki AİHM

görüşünü paylaşmaktadır (bkz. § 49). Zira bu, demokrasinin düzenli işlediğinin

açık bir kanıtıdır.

(e) Dinî

Cemaatlerin Liderlerini Seçmesine İlişkin Anlaşmazlıklarda Devletin Hareket

Tarzı

101. Devlet özellikle hassas bir alan olan dinî

cemaatlerle ilişkilerinde geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Ancak demokratik

bir toplumda devlet, prensip olarak dinî cemaatlerin dinî liderlerini nasıl

seçeceklerine ve dinî işlere ilişkin olarak kendilerini nasıl yöneteceklerine

karışamaz. Bununla birlikte bir dinî uygulama davranışı olarak kabul edilmiş

olan dinî cemaatlerin liderlerini seçmesine ilişkin olarak ortaya çıkan

uyuşmazlıklarda kamu gücünü kullanan organların karşılaşacakları ilk güçlük,

söz konusu uygulama davranışının gerçekten var olup olmadığı ve statüsünün ne

olduğunun tespitinde ortaya çıkmaktadır. İkinci güçlük ise uygulama

davranışının söz konusu din veya inancın ilkeleri çerçevesinde

gerçekleştiğinin ispatı, başka bir deyişle dinsel kuralların veya o topluluğun

geleneğine ait kuralların neler olduğunun tespit edilmesi sorunudur.

102. Dinî liderlerin seçilmesi ve seçilmiş belirli bir

dinî liderin yönetiminde bir cemaat hayatının inancın uygulaması

kapsamında kaldığı konusunda bir kuşku yoktur (bkz. §§ 53-69). Bununla birlikte

eldeki başvurunun çözümünde kritik olan nokta Ermeni cemaatinin yeni dinî

liderinin hangi hâllerde seçileceği ve seçim usulünün belirlenmesinde

toplanmaktadır.

103. Acil bir toplumsal ihtiyacı karşılama hâli dışında

bir din veya inancın en iyi hangi şekilde açığa vurulacağına veya bir

davranışın başvurucunun ileri sürdüğü din veya inancın bir gerekliliği olup

olmadığına söz konusu din veya inancın mensuplarınca karar verilebilir (Tuğba

Arslan, § 67; Esra Nur Özbey, § 59). Buna karşın öğreti ve

uygulamaları yerleşmiş, belli bir hiyerarşik yapılanmaya sahip din veya

inançların pek çoğunda söz konusu din veya inancın öğretileri farklı şekillerde

yorumlanabilmektedir. Aynı inanç içindeki farklılıklar belli bir inancın

mensupları arasında sıklıkla görülür ve üstelik yargı organları bu tip

farklılıkları din özgürlüğü hükümleri bakımından tek başına çözümlemek için

yeterince donanımlı değildir. Bundan başka bu hassas alanda belirli bir din

veya inancın mensuplarının hangisinin ortak inançlarının emirlerini daha doğru

anladığını araştırmak yargılama faaliyeti ve yetkisi kapsamında

değerlendirilemez (Tuğba Arslan, § 70).

104. Belirli bir din veya inanca mensup kişilerin kendi

dinleri ile ilgili yorumlarının ve alışıldık dinî uygulamalarının neler

olduğunu sorgulamak da yargı organlarının ilgisi dışındadır. Aksine bir

yaklaşım mahkemelerin veya kamu gücünü kullanan organların kendi değer

yargılarını fiilen başvurucuların vicdani değerlendirmesinin yerine koyarak

onların din veya inancın uygulamaları konusunda neye inanmalarının yerinde

olduğunu belirlemeleri anlamına gelecektir(Tuğba Arslan, § 72; Esra

Nur Özbey, § 60).

105. Bu sebeplerle eldeki somut olayın odağında yer alan

yeni bir patrik seçilmesi gerekip gerekmediği, bir eş-patrik veya patrik vekili

seçilmesinin mümkün olup olmadığı veya patrik seçiminin usulüne ilişkin

anlaşmazlıklarda olduğu gibi hangi hareket biçiminin bir din veya inancın

kurallarına daha uygun olduğunun değerlendirilmesi, söz konusu inanç

mensuplarının inancı ihlal edilmeden neleri yapabileceğine, başka bir deyişle

bir kişinin neye inanması ve nasıl davranması gerektiğine karar verme (Tuğba

Arslan, § 71) tehlikesini doğurur. Dolayısıylamahkemelerin, idarenin ve

kamu gücünü kullanan diğer organların böyle bir tehlikeye karşı bu alandaki

değerlendirmelerini dikkatli bir şekilde yapmaları beklenir.

106. Eldeki başvuruda olduğu gibi devletin dinî

cemaatlerin veya dinsel azınlık gruplarının din ve inançlarından kaynaklanan

uygulama davranışlarına müdahalenin gerekliliğini ve orantılılığını

değerlendirmede bir takdir payı bulunmaktadır. Buna karşın diğer tüm

özgürlüklerde olduğu gibi din özgürlüğünün de parlak bir retorik olarak

kalmaması için bu takdir payı hem hukuki durumu hem de hukuk kurallarının

uygulanmasına yönelik kararları kapsayacak şekilde Anayasa Mahkemesinin

denetimine tabidir (Esra Nur Özbey, § 76; Ahmet Sil, § 36).

107. Demokratik bir toplumda, mevcut başvurudaki gibi

çatışan menfaatlerin olduğu durumlarda menfaatlerden birini korumak için din

özgürlüğünün özünü zedeleyecek nitelikteki müdahaleler bir çözüm yolu olarak

kabul edilemez (Ahmet Sil, § 37). Ayrıca belli bir dinsel uygulama

davranışına -dinsel grupları uzlaştırmak adına- ölçüsüz müdahalelerin

çoğulculuğu ve hoşgörüyü devlet eliyle örselemek anlamına geleceği hatırda

tutulmalıdır. Bu sebeple demokratik bir toplumda daima hakları korumayı esas

alan yaklaşımlar benimsenmeli; bir hakkın kullanılmasından dolayı ortaya

çıkabilecek sorunlar, hakkı tümüyle kullanılamaz hâle getiren tedbirler yerine

söz konusu hakkın barışçıl kullanımını sağlayacak tedbirler ile

çözümlenmelidir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

108. Eldeki başvuruya konu olayda Ermeni cemaatinin

mevcut Patrik'i hastalığı nedeniyle vazifesini tamamen yapamaz hâle gelmiştir.

Siviller, Nizamname'nin sürekli hastalık nedeniyle görevini yapamayan Patrik'in

yerine yeni bir patriğin seçilmesini emrettiğini ileri sürmüştür. Ruhaniler ise

patriğin ömür boyu seçildiğini, mevcut patriğin ölmeden yenisinin

seçilemeyeceğini savunmuş ve bu sebeple de idarenin -bir patrik vekili

seçilmesi gerektiği yönündeki- görüşünü kabul etmiştir.

109. Eldeki başvuruyu değerlendirmeden önce ifade

edilmelidir ki gayrimüslim Ermeniler Lozan Barış Antlaşması'nın 1. Bölüm 3.

kesiminde "Azınlıkların Korunması" kenar başlıklı hükümlerinin

kapsamında yer almaktadır. Lozan Antlaşması'nın 37. maddesinden 45. maddesine

kadar sıralanmış hükümlerden (bkz. § 50) çıkarılan genel sonuç, Müslümanlar ile

gayrimüslim azınlıklar arasında eşitliğin sağlanmasıdır. Gayrimüslim azınlık

grupların iç işleyişine ve bu çerçevede dinî liderlerini seçmelerine ilişkin

bir hüküm Lozan Anlaşması'nda yer almamaktadır.

110. Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunan Patriklik

makamını dolduracak patriklerin seçim usulü 1863 tarihli Nizamname ile yazılı

hukuka bağlanmıştır. Elbette Ermeni cemaatinin varlığı ve hukuksal statüsü bu

tarihten çok önceye, Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar dayanmaktadır.

Zikredilen Nizamname'nin, Ermeni cemaatinin patrik seçimine ilişkin

hükümlerinin bugüne kadarki uygulamalarının temelini oluşturduğu

anlaşılmaktadır.

111. Nizamname'nin yeni patriğin hangi hâllerde

seçileceğini düzenleyen "Patriğin vefatı ve istifası cihetiyle veyahut

esbab-ı saireye mebni patriklik makamının halli vukuunda..."

biçimindeki kuralında yer alan "esbab-ı saire" ibaresinin

sürekli hastalık nedeniyle patriğin görevini yapamayacağı hâlleri kapsayıp

kapsamadığını belirlemek kural olarak Anayasa Mahkemesinin görevi değildir.

Bununla birlikte kamu gücünü kullanan organların ve mahkemelerin herhangi bir

kurala ilişkin yorumlarının temel hak ve özgürlüklere müdahale ettiği

durumlarda söz konusu yorumların anayasal hak ve özgürlüklere vaki müdahaleleri

haklı gösterip göstermediğini, keyfî olup olmadığını, başka bir deyişle söz

konusu kamu makamlarının ve yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak

verdikleri kararların Anayasa'nın 24. maddesi açısından doğruluğunu denetlemek

Anayasa Mahkemesinin görevidir.

112. Başvuru konusu olan müdahalenin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı ile müdahalenin gözetilen meşru

amaçla orantılı olup olmadığını ve bunları haklı göstermek için kamu makamları

tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli görünüp

görünmediğini tespit edebilmek amacıyla söz konusu müdahale davanın bütününe

bakarak değerlendirilecektir.

113. Somut olayda başvurucuların da aralarında bulunduğu

Siviller tarafından oluşturulan Müteşebbis Heyet, Patrik'in ileri derecede

hasta olması nedeniyle yeni bir patrik seçileceğini İstanbul Valiliğine

bildirmiştir. Aynı tarihlerde Ruhaniler de İstanbul Valiliğine Türkiye

Ermenileri eş patrik seçimi yapılacağını bildirmişlerdir. İstanbul Valiliği;

Patrik'in hayatta olduğunu, istifa edemediğini, patrik sıfatının devam

ettiğini, patrik seçimine ilişkin mevzuatta patriklik görevinin sağlık

sorunları nedeni ile sona ereceğine ve eş patrik seçimine ilişkin bir düzenleme

bulunmadığını belirterek her iki talebi de reddetmiştir. Başka bir deyişle

idare, yeni patrik seçilmesine ilişkin hâlleri ölüm ve istifa ile

sınırlamış ve Nizamname'nin ikinci maddesinde yer alan "esbab-ı

saire" ibaresini yorumlamayı reddetmiştir (bkz. § 17).

114. Aynı şekilde İstanbul 3. İdare Mahkemesi de

kararında 1863 tarihli Nizamname'ye dayanmasına rağmen patrik seçilen Mesrop

Mutafyan'ın hayatta olduğu, istifa da edemediği ve dolayısıyla patriklik

makamında oluşmuş bir boşalmanın söz konusu olmadığı gerekçesiyle, açılan

davanın reddine karar vermiş (bkz. §§ 20, 21) ve Nizamname'de yer alan "esbab-ı

saire" ibaresinin ne anlama geldiğini yorumlamamıştır.

115. Patrik'in iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa

yakalanması nedeniyle 2007 yılından itibaren görevinin başında olmadığı

konusunda hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır. Nizamname'nin yeni patriğin hangi

hâllerde seçileceğini düzenleyen kuralı yakından incelendiğinde yeni patriğin

patriklik makamının boşalması hâlinde seçileceği belirtilmiş, buna ilave olarak

ölüm ve istifa hâllerinde Patriklik makamının boşalacağı örnek olarak

zikredilmiştir. Kuralda patriklik makamının boşalacağı tüm hâller sayılmakla

tüketilmek yerine "esbab-ı saire" denilerek Patriklik

makamının boşaldığı benzer hâllerde de yeni patrik seçilmesi gerektiği ifade

edilmiştir.

116. Nitekim Anayasa Mahkemesine sunulan bilgilere göre

geçen yüz yıl içinde patriklik makamı genel olarak patriklerin ölümü ile

boşalmasına rağmen seçimle işbaşına gelen patriklerden Zaven Der Yeğyayan 1922

yılında istifa dahi etmeden makamı terk ederek Varna'ya gitmiştir. Bu şekilde

patriklik makamının boşalmasını müteakip 1922 yılının Aralık ayında Episkopos

Kevork Aslanyan patrik kaymakamı olarak seçilmiş ve 1927 yılında ise

Başepiskopos Mesrop Naroyan yapılan seçimle patrik seçilmiştir.

117. Dolayısıyla bahsi geçen normda patriklik makamını

boşalmış sayan hâllerin tek tek sayılması yerine "sair sebepler"

denilerek kamusal makamlara uygulamada daha geniş bir yorum alanı tanınmış

olduğu gözetildiğinde mevcut başvuruya konu olayda idarenin ve derece

mahkemelerinin Patrik'in hastalığının Nizamname'de yer alan sair sebeplerden

olup olmadığını değerlendirmeyen kararlarının uygun ve yeterli oldukları kabul edilemez.

118. Söz konusu Nizamname'nin başlangıç hükümlerinde

Nizamname hazırlanırken çağdaş medeniyetin ve zamanın gerekliliklerinin

gözönüne alınarak Ermeni milletinin güvenilir kişilerinden oluşturulan

bir komisyon tarafından hazırlandığı ifade edilmiştir. Nizamname'ye göre

Episkopos sınıfından olan patrik, cemaat mensuplarınca seçilen delegeler eliyle

iki dereceli bir seçimle iş başına gelmektedir. Bundan başka Nizamname'de

Ermeni cemaatinin yönetimine ve patriğin statüsüne ilişkin daha ayrıntılı tespitlere

de yer verilmiştir. Başlangıcın altıncı bendinde "Milletin Vekilliği

sistemine göre kurulan milli yönetimin esası, gereklilik ve hukuk ilkelerine

dayanan adalet ilkesi ile, çoğunluğun iradesi ile karar almasına dayanan

yasallık ilkesidir" denilerek Ermeni cemaatinin iradesine özel vurgu

yapılmıştır (bkz. § 36).

119. Dolayısıyla Ermeni cemaati için çok önemli yetki ve

görevler üstlenen patriğin seçimi on yılı aşan bir süre ile Ermeni toplumunun

iradesine göre yapılamamıştır.

120. Nizamname'nin "Ruhani Meclis

Açıklamasıdır" başlıklı bölümündeki 28. maddesinde Ruhani Meclisin

görevleri tek tek sayılmakta; genel olarak Ruhani Meclisin dinî işleri yönetme,

Ermeni Kilisesinin inanç esaslarını, gelenek ve göreneklerini koruma,

destekleme ve güçlendirme, kiliselerin, cemaat okullarının ve dinî eğitimin

düzenini sağlama hususlarında bazı görevleri bulunmaktadır. Dolayısıyla Ermeni

toplumunu yönetmek, temsil etmek, Patrik veya her ne nam altında olursa olsun

bir Patrik vekili seçmek Ruhani Meclisin görevleri arasında sayılmaktadır (bkz.

§ 42).

121. Nizamname'nin 57. maddesinde ise Genel Meclisin yüz

kırk üyeden; yirmi üyenin Ruhanilerden ve yüz yirmi üyenin de Sivillerden

oluşacağı hüküm altına alınmıştır. Başka bir deyişle Ruhaniler Patrik seçiminde

1/7 oranında temsil edilmektedir. Öte yandan Cumhuriyet Dönemi'nde yapılan

patrik seçimlerinde uygulanan talimatnamelerde delege sayısı düşürülmüş, 1998

yılı Seçim Talimatnamesi'nde yetmiş dokuz Sivil ve on Ruhani olmak üzere toplam

seksen dokuz üye oy kullanmıştır. Cumhuriyet Dönemi'nde yapılan patrik

seçimlerinde Ruhanilerin ve Sivillerin oranlarının korunduğu, Sivillerin bu

seçimlerde ağırlığının bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla Ruhaniler Genel

Meclisinin patriğin yetkilerini kullanmak üzere bir patrik genel vekili

seçmeleri ve bu vekilin oldukça uzun bir süre dinsel ve yönetsel alanlarda

patriğin yetkilerini kullanması Ruhanilerin iradesinin öncelenmesine ve

Sivillerin iradesinin gözardı edilmesine neden olmuştur.

122. Mevcut başvuruda idare Ruhanilerden bir patrik genel

vekili seçmelerini istemiş ve Ruhaniler mevzuatta da cemaat geleneklerinde de

bulunmayan bir yetkiyi kullanarak hasta Patrik'in yetkilerini kullanmak üzere

bir patrik genel vekili seçmişlerdir. Ruhaniler Genel Meclisinin Ermeni toplumun

iradesini temsil edecek bir vekil seçme yetkilerinin olduğu gösterilebilmiş

değildir.

123. Oysa bunun aksini gösteren kanıtlar bulunduğu gibi

Ruhaniler dahi böyle bir yetkilerinin olmadığını kabul etmiş görünmektedir.

Nitekim 8/3/2016 tarihinde patriğin mahkeme kararı ile kısıtlanmasını (bkz.§

24) müteakip Ruhaniler Genel Meclisi 26/10/2016 tarihli toplantıda, hasta olan

mevcut Patrik'in patrik meritus (emekli patrik) ve patriklik makamının

da münhal olduğunu ilan etmiştir. Patriklik Ruhaniler Genel Meclisi, kendisinin

de katıldığı toplantıda Başepiskopos Aram Ateşyan'ın patrik genel vekilliği ile

görevin kendisine tanımış olduğu tüm yetki ve sorumluluklarının sona erdiğini

ilan etmiş ve bahsi geçen karar İçişleri Bakanlığına bildirilmiştir (bkz. §

27). Patriklik kaymakamının çağrısı üzerine toplanan Ermeni cemaat kurumlarının

temsilcilerince 85. Patrik Seçimi sürecini takip edecek olan Müteşebbis Heyet

seçimle belirlenmiş ve görev bölümü yapmıştır (bkz. § 28). Son olarak

Müteşebbis Heyet, Ruhani delegelerin ve Sivil delegelerin seçim günlerini

belirleyerek İçişleri Bakanlığına bildirmiştir (bkz. § 29). Başka bir deyişle

bizzat Ruhaniler Genel Meclisi süregiden uygulamanın mevzuat ve geleneklerde

bulunmadığını kabul etmiştir.

124. Somut olayda Ermeni patriğinin hangi hâllerde

seçileceğine açıkça İçişleri Bakanlığı karar vermiştir. Oysa acil bir toplumsal

ihtiyacı karşılama hâli dışında yeni bir dinî liderin hangi hâllerde

seçileceğine veya dinî liderin seçim usulüne devlet karar veremez. Zira Anayasa

Mahkemesinin daha önce de ifade ettiği gibi bir din veya inancın

gerekliliklerine ancak söz konusu din veya inancın mensuplarınca karar

verilebilir.

125. Yargı organları ve kamu gücünü kullanan organlar

aynı inancın mensupları arasında görülen somut olaydaki gibi farklılıkları din

özgürlüğü bakımından tek başına çözümlemek için yeterince donanımlı da değildir

(bkz. §§ 102-106). Dolayısıyla devletin yapması gereken farklı grupların

menfaatlerini uzlaştırmak için tedbirler almak ve girişimlerde bulunmaktır (bkz.

§§ 49, 99, 108).

126. Eldeki başvuruda ise idare, meselenin diyalog

yoluyla çözümlenmesi imkânını araştırmamıştır. Daha genel olarak devlet Ermeni

kanaat önderleri, din adamları, entelektüelleri ve diğer toplumsal kesimleri

bir araya getirerek meselenin Ermeni gelenek ve görenekleri ile dinsel

gerekliliklerine uygun bir biçimde çözümlenmesi için politikalar

geliştirmemiştir. Bunun yerine idare, kendi çözüm önerisini uygulatarak Ermeni

cemaatinin inanç uygulamaları konusunda hangi tarzda hareket edilmesinin daha

yerinde olduğunu belirlemiş olmaktadır.

127. Sonuçta Sivil grubun mevzuat ve cemaat geleneklerine

dayanarak önerdiği çözümlerin reddedilmesi ve idarenin önerdiği çözümün

Ruhaniler tarafından da benimsenmesi ile Siviller dışlanmış ve bunlar cemaatin

işlerinin yürütülmesi ve mallarının yönetilmesi süreçlerine katılma imkânından

mahrum kalmıştır.

128. Eldeki bireysel başvurunun yapılmasından sonraki

gelişmeler -bir kanun hükmü olmaksızın ve ikna edici bir gerekçeye

dayanmaksızın- idarenin yeni bir dinî liderin hangi hâllerde seçileceğine veya

dinî liderin seçim usulüne ilişkin olarak belirleyici olma arzusunun devam

ettiğini göstermektedir (bkz. §§ 24-32). Mevcut durumda, Ermeni cemaati içinde

hastalığı nedeniyle görevlerini yapamayacak durumda olan Patrik'in yerine

yenisinin seçilip seçilmeyeceği konusunda herhangi bir ihtilaf kalmadığı

anlaşılmaktadır.

129. Üstelik Ermeni cemaatinin daha önce nizalı olan tüm

yetkilileri herhangi bir ihtilaf söz konusu olmaksızın seçime ilişkin tüm usulü

süreçleri işletmişken İçişleri Bakanlığı, Karekin Bekçiyan'ın Patrik Kaymakamı

seçilmesi de dâhil olmak üzere yeni bir patrik seçilmesine ilişkin tüm

işlemlerin hukuken mutlak butlan ile batıl olduğunu belirtmiştir(bkz. §

31).

130. Demokratik toplum anlayışının bir sonucu olarak dinî

bir topluluğun liderinin seçimine ve dolayısıyla dinî cemaatlerin iç işlerine

bir müdahalede bulunuluyorsa bu müdahalenin demokratik bir toplumda zorlayıcı

toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklandığının ortaya konabilmesi gerekir (bkz. §

91). Buna karşın somut olayda idare yeni patrik seçimini engellerken

Nizamname'de somutlaştığı anlaşılan Ermeni geleneklerinin ruhuna ve Ermeni

cemaatinin iradesine baskın gelen zorlayıcı toplumsal ihtiyacı ortaya koyabilmiş

değildir.

131. Dolayısıyla Türkiye Ermenileri patrikliği seçimi

yapılması taleplerinin reddedilmesi nedeniyle başvurucuların din özgürlüğüne

yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale

olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır.

132. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 24. maddesinde

güvence altına alınan din özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yıldız

SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

133. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

134. Başvurucular, yalnızca ihlalin tespiti talebinde

bulunmuştur.

135. Türkiye Ermenileri patrikliği seçimi yapılması

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle başvurucuların Anayasa’nın 24. maddesinde

güvence altına alınan din özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

136. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 445.60 TL harç

ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.920,60 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Din özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan din

özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve

Yıldız SEFERİNOĞLU’nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. 445.60 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.920,60 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin İçişleri Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/5/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşması’nın

“Ekalliyetlerin Himayesi” (Azınlıkların Korunması) başlıklı 3 ncü faslında yer

alan 37- 45 nci maddelerinde, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki gayrimüslim

azınlıkların Statüleri, hakları ve devletin bunlara ilişkin vazifeleri kapsamlı

biçimde düzenlenmiştir. Bu fasıldaki 42 nci maddede “… Türk Hükümeti, sözkonusu

azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıkları ve öteki din kurumlarına

tam bir koruma sağlamayı yükümlenir. Bu azınlıkların Türkiye’deki vakıflarına, din

ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacak

ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayır kurumları kurulması için, bu nitelikteki

öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiç birini

esirgemeyecektir..” denilmektedir. (Metnin günümüz Türkçesi için bkz. Lozan

Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler, Çeviren: Seha L. MERAY, Cilt:8, İstanbul

2001, s.12.)

2. Osmanlı Devleti döneminde Ermeni cemaatinin dini

statüsü, ihtiyaçları ve Ermeni Patrikliği seçimi ile ilgili hususlar 1863

tarihli “Nizamnâme-i Millet-i Ermeniyan” ile düzenlenmiştir. T.C. Külliyatının

incelenmesinde anılan Nizamnâmenin (Tüzüğün) yürürlükte olmadığı ve mer’i

tüzükler arasında yer almadığı görülmektedir.

3. 18.9.1961 tarih ve 5/1654 sayılı Bakanlar Kurulu

Kararına ekli olarak kabul edilen “1961 Patrik Seçimi Talimatnamesi”nin (toplam

30 maddeden müteşekkil) ise, bizzat kararname metninde yer alan “…Münhal

bulunan İstanbul Ermeni Patrikliği için yapılacak seçimin, yeni bir kanun ve

tüzük çıkarılıncaya kadar ve bir defaya mahsus olmak ve atiye ait hiçbir hukuki

hüküm ifade etmemek kayıt ve şartıyla, ruhani ve sivillerden

müteşekkil İntihap Heyeti vasıtasıyla, babadan Türk Olan şahıslar arasından

yapılması…” şeklindeki açık kayıtlama nedeniyle, bir kereliğine hükmünü ifa

ettiği ve onun da yürürlükte olmadığı anlaşılmaktadır.

4. Başvurunun somutunda, görevdeki Ermeni Patriğinin

tıbbi rahatsızlığı nedeniyle bu görevini fiilen yerine getiremediği

gerekçesiyle, ilki, Patrik Vekili ve Ruhani Meclis Başkanı (Ruhaniler);

ikincisi ise kendilerine “Türkiye Ermenileri Patrik Seçimi Müteşebbis Heyeti”

adını veren kişilerin (Siviller) oluşturduğu bir grup Ermeni cemaati mensubu

kişilerce idareye başvuru yapılarak, iki farklı talepte bulunulmuştur. İlk

başvuruda, Patriğin son nefesine kadar Patrik olarak tanınacağı, bu nedenle bir

“Eş Patrik” seçimi yapılması talep edilirken, ikincisinde doğrudan yeni Patrik

Seçimi yapılması isteminde bulunulmuştur. İdare (İstanbul Valiliği) bu iki

başvuruyu birleştirerek, ruhanilerin Eş-Patrik seçilmesi önerisini uygun

bulmamış ve ancak bir “Patrik Genel Vekili” seçimi yapılabileceğini

bildirmiştir. Bu bildirim üzerine, Türkiye Ermenileri Ruhaniler Genel Meclisi

tarafından yapılan seçimde belirlenen Patrik Genel Vekilinin adı idareye bildirilmiş,

İdarece de bu kişiye 18.8.2010 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile bu görevinin

devamı süresince kendisine mabet ve ayinler haricinde de ruhani kıyafet giyme

izni verilmiştir. Sivillerin talebine bir cevap verilmemesi üzerine

başvurucular, bu zimni red kararının iptali için idari yargıda dava açmış;

idare mahkemesi, rahatsız olan Patriğin hayatta olduğunu, istifası da sözkonusu

olmadığından, Patriklik makamında bir boşalmanın bulunmadığını, dolayısiyle bir

vefat olmadan yeni bir Patrik seçiminin yapılamayacağını, dolayısiyle idarece

tesis edilen bir “Patrik Genel Vekili seçimi yapılması gerektiği” yolundaki

işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davanın reddine karar vermiş;

bu karar Danıştay’ca hukuka uygun görülerek onanmıştır.

5. Görüldüğü üzere, Ermeni Cemaati Patrik Seçimi ile

ilgili olarak hali hazırda mevzuatta bir hüküm bulunmadığı gibi, Lozan

Andlaşmasında da bu konuda bir açık düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, yukarıda

belirtilen Lozan Andlaşması’nın 42. maddesi Türk Hükümetine (idareye), Ermeni

azınlığın din kurumlarıyla (Patriklik de bu kapsamdadır) ilgili olarak her

türlü kolaylığı gösterme ve bu dini kurumları koruma yükümlülüğünü

getirmektedir. Bu durumda, Ermeni azınlığa ilişkin olarak en üst norm olan bu

Andlaşma hükümlerinin öncelikle uygulanması gerekmektedir.

6. Her ne kadar Andlaşmanın 42. Maddesinde Patrik Seçimi

ile ilgili doğrudan bir hüküm yoksa da, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren

Ermeni Cemaati ile T.C. Hükümetinin karşılıklı iyi ilişkileri çerçevesinde

Patrik Seçimlerinde bir sorun yaşanmamış ve 1961’den itibaren de değişik

seçimlerde idarece belirlenen Talimatnamelerdeki usullere Ermeni Cemaatince

uyulmuştur. 1863 tarihli Nizamname ve 1961 tarihli Talimatname yürürlükte

olmasa da, idare bazen her ikisinden de istifade ederek, meseleyi çözücü

mahiyette düzenlemeler getirerek Lozan Andlaşması’nın 42. maddesindeki “koruma

ve kolaylık gösterme” vazifesini uygulamıştır. Devletle Ermeni Cemaati

arasındaki kadim dayanışma ve işbirliğinin sonucu olarak, rahatsız Patriğin

vazifesini yerine getirememesinden kaynaklı boşluk, idarenin “Genel Patrik

Vekili” seçimi yapılmasının uygun görüldüğü şeklinde öngördüğü formülle (idari

işlemle) doldurulmuş ve bu işlemin hukuka uygunluğu derece mahkemesi

kararlarıyla ortaya konmuştur.

7. İdarenin Lozan Andlaşması'nın 42. maddesine uygun

biçimde öngördüğü formüle, Ermeni Cemaati Patrik Vekili ve Ruhani Meclis

Başkanından oluşan "Ruhaniler"ce itirazda bulunulmamış ve tarafların

ortak iradesine dayalı bu yöntem sonucunda Patrik Genel Vekili seçimi yapılmış

ve seçilen kişiye mabet ve ayinler dışında da ruhani kıyafet giyme izni

verilmiştir. Kendilerine "Türkiye Ermenileri Patrik Seçimi Müteşebbisi

Heyeti" (siviller) adını veren ve Ermeni Cemaati mensubu bazı kişilerden

oluşan başvurucuların kendiliklerinden bu sürece müzahir olmalarının ve

idareden talepte bulunmalarının ise yasal dayanağı olmadığı gibi, idarenin

tesis edeceği idari işlem (öngörülen formül) yönünden dikkate alınması

zorunluluğu da bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti (idare) Lozan

Andlaşması'nın 42. maddesinin kendisine verdiği görev ve vecibe uyarınca,

Ermeni Patrikliği konusunda muhatabının kim olacağını ve yapıcı işbirliğini ne

şekilde gerçekleştireceğini belirlemede tam bir takdir hakkına sahiptir.

Nitekim kullanılan bu takdir yetkisi derece mahkemelerince denetlenmiş, ilgili

ve yeterli gerekçelerle hukuka aykırı olmadığı saptanmıştır. Cumhuriyet'in

ilanından bu yana geçen yaklaşık bir asır boyunca Ermeni Patrikliği

seçimlerinde gösterilen idari tavrın bir devamı mahiyetindeki bireysel başvuru

konusu işlemin din özgürlüğüne bir müdahale şeklinde nitelendirilmesi mümkün

olmadığı gibi, bireysel başvurunun somutunda öne sürülen iddialar kanun yolu

incelemesinde gözetilecek hususlar olup, ortaya konan takdirde bariz bir hata

ve zaaf da söz konusu olmadığından, gerekçeli karar hakkı yönünden de bir

hukuka aykırılık mevcut değildir.

Açıklanan nedenlerle, din özgürlüğünün ihlâlini

gerektiren herhangi bir neden bulunmadığından; Anayasanın 24. maddesinin ihlâl

edilmediğine karar verilmesi gerektiği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi

yöndeki kararına katılmıyoruz

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Recep KÖMÜRCÜ

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucular

:

1. Levon Berç KUZUKOĞLU

2. Ohannes Garbis BALMUMCİYAN

Vekilleri

:

Av. Setrak DAVUTHAN

:

Av. Sebu ASLANGİL

FARKLIGEREKÇE

Başvurucuların Patriklik seçimi yapılmasına ilişkin

talebinin reddedilmesinin din özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verilmiştir.

İhlal kararına katılmakla birlikte, başvuruya konu

müdahalenin kanunîlik şartını sağlamadığı görüşüne -aşağıdaki sebeplerle-

farklı gerekçeyle katılıyorum.

Kararda kanunîlik incelemesi yapılırken; Anayasanın 24.

maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin kanunîlik şartını sağladığının kabul

edilebilmesi için müdahalenin kanunî bir dayanağının bulunmasının zorunlu

olduğu, bunun şeklî bir kanunun varlığını gerekli kıldığı, konuyla ilgili

Nizamnamenin ve Talimatnamenin geçerliliği konusunda başvurucu ve Bakanlık bir

itirazda bulunmamış ve ilk derece mahkemesi davayı reddederken Nizamnamenin

ilgili maddesini yorumlayarak karar vermiş olsa da Anayasanın 13. maddesinin

aradığı anlamda erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte bir kanun

hükmünün bulunmadığı belirtilerek kanunî dayanağının olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır (§§ 71-81).

Kararda da belirtildiği üzere, temel hak hürriyetlere bir

müdahale söz konusu olduğunda, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün

bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Anayasanın 24. maddesi

kapsamındaki bir müdahale için de aynı ilke geçerlidir.

Diğer taraftan, kanunîlik ölçütünün maddî bir içeriği de

gerektirdiği ve kanunun niteliğinin önem taşıdığı, bu anlamıyla kanunîlik

ölçütünün, sınırlamaya ilişkin kuralın erişilebilirliği ve öngörülebilirliği

ile kesinliğini ifade eden belirliliğini de garanti altına aldığı bilinmektedir

(§72).

Çoğunluğun kararında, söz konusu Nizamnamenin geçerliliği

konusunda başvurucunun ve Bakanlığın bir itirazda bulunmadığının ve ilk derece

mahkemesinin Nizamnamenin ilgili maddesini yorumlayarak davayı reddettiğinin

belirtilmesine rağmen, anılan düzenlemenin Anayasanın 13. maddesinin aradığı

anlamda “keyfî davranışların önüne geçen ve kişilerin hukuku bilmelerine

yardımcı olacak, erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte bir kanun

hükmü” olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bilindiği gibi, Osmanlı döneminde yürürlüğe konulan

mevzuattan hâlen yürürlükte bulunan kanunlar ve bu güçteki nizamnameler,

Başbakanlık tarafından yayımlanan Yürürlükteki Kanunlar Külliyatının 1.

Cildinin baş kısmına alınmış ve bunların yürürlükte olduğunun 14/8/1981 tarihli

ve 8/3468 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kurulan Proje Yönetim Kurulu

tarafından tespit edildiği belirtilmiştir (Yür. Kan. Kül., C. I, s. IX ve

s.1-126/3).

Yürürlükteki Kanunlar Külliyatının başlangıcında “Osmanlı

Dönemi Mevzuatından Yürürlükte Bulunan Kanunlar ve Bu Güçteki Nizamnameler”

başlığı altında söz konusu Nizamname yer almamakla birlikte, bu Nizamnamenin

yürürlükten kaldırıldığına veya yargı yerlerince iptal edildiğine dair bir

bilgi de bulunmamaktadır.

Kuşkusuz yukarıda sözü edilen Proje Yönetim Kurulunun

tespiti idarî bir tasarruftur ve mahkemelerce Nizamnamenin -veya bazı

hükümlerinin- yürürlükte olduğu belirlenerek, verilecek kararlara esas alınması

mümkündür.

Patrik seçimi, Patrikhanenin organları ve bunların

işleyişine dair hükümler içeren 1863 tarihli Nizamnamenin, o tarihte geçerli

olan Osmanlı devlet düzeninde kanun gücünde olduğu bilinmektedir. Yukarıda

belirtilen Külliyatta hâlen yürürlükte bulunduğu ve kanun gücünde olduğu

belirtilen nizamnameler arasında sayılmasa da, kararda aktarılan hükümlerinden

(§§ 35-43) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukuk düzeni ile çelişmeyen ve açıkça

ya da zımnen yürürlükten kaldırılmayan bazılarının yürürlükte olduğu açıktır.

Nitekim -kararda da belirtildiği gibi- derece mahkemeleri de başvurucuların

davasını Nizamnamenin ilgili maddesine dayanarak reddetmiştir.

Başka bir anlatımla, başvurucular Nizamnamenin 2.

maddesine göre Patriğin vefatı ve istifası sebebiyle veya “sair sebeplerle”

Patriklik makamının boşalması hâlinde Patrik seçiminin yapılması gerektiğini ve

Patriğin durumunun “sair sebepler” kapsamında olduğunu belirterek seçimin

başlatılmasını talep etmişler ve aynı sebeple dava açmışlar; İstanbul 3. İdare

Mahkemesi de aynı hükmü yorumlayarak davayı reddetmiş ve Danıştay bu kararı

onamıştır.

Bu sebeple müdahalenin başvurucular bakımından

erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte bir kanun hükmünün

bulunmamasından değil idare ve derece mahkemeleri tarafından yorumlanmasından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Kuşkusuz müdahalenin dayanağını oluşturan düzenlemelerin

“kanunîlik” ölçütünü karşıladığının kabul edilebilmesi için aranan güvencelerin

mevzuattabulunmaması gibi mevzuatın uygulanmaması veya etkisizleştirilmesi de

anayasal hakları ihlal eder.

Mezkûr Nizamnamenin Türkiye Cumhuriyeti hukuk düzeni ile

bağdaşmayan ve zımnen yürürlükten kaldırıldığı anlaşılan birçok maddesine

karşılık -Lozan Antlaşması ile de teminat altına alınan din hürriyetinin gereği

olduğunda tartışma bulunmayan- Patrik seçimi konusundaki 2. maddesinin kanun

gücünde ve yürürlükte olduğu düşüncesiyle,yani müdahalenin dayanağını oluşturan

mezkûr düzenlemelerin Anayasanın 13. maddesinin aradığı anlamda erişilebilir,

öngörülebilir ve kesin nitelikte kanun hükümleri olmaması sebebiyle değil,

müdahaleyi oluşturan idarî ve yargısal kararların anılan hükmü

etkisizleştirmesi sebebiyle “kanunîlik” bakımından ihlal sonucuna katılıyorum.

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvuru, başvurucuların Türkiye Ermenileri Patrikliği

Seçimi yapılması taleplerinin reddedilmesinin din özgürlüğünü ihlal ettiği

iddiasına ilişkindir.

Türkiye Ermenileri Patriği Karakin Kazancıyan'ın

10/3/1998 tarihinde ölümü nedeniyle boşalan Patriklik makamına 1961 tarihli

Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile yürürlüğe konulan "Patrik Seçim

Talimatnamesi"nde belirtilen esaslar çerçevesinde 4/10/1998 tarihinde

Başpiskopos Mesrop Mutafyan seçilmiştir.

Patrik Mesrop Mutafyan'da 2007 yılı yaz aylarından

itibaren bazı davranış değişiklikleri görülmüş ve yapılan tıbbi

değerlendirmeler neticesinde Patrik Mesrop Mutafyan'ın görevini yapamayacak

derecede hasta olduğu çeşitli sağlık kuruluşlarınca ifade edilmiştir.

2009 yılının sonlarında mevcut Patrik'in görevlerini

yapamaması nedeniyle yeni bir patrik seçilmesi için İstanbul Valiliğine iki

ayrı başvuruda bulunulmuştur.

3/12/2009 tarihli ilk başvuru Patrik Vekili Başepiskopos

Şahan Sıvacıyan ve Ruhani Meclis Başkanı Başepiskopos Aram Ateşyan (Ruhaniler)

imzalarıyla yapılmıştır. Ruhaniler, Patrik Mesrob'un sağlık sorunları nedeniyle

uzun bir süreden beri görev yapamadığını; kadim örf ve adetlere gösterdiği

saygının bir ifadesi olarak, kendilerinin son nefeslerine dek Patrik olarak

tanınacağını ifade etmişler ve "Türkiye Ermenileri eş patriği"

unvanıyla yeni bir ruhani önder seçilmesini;görevini patriklik tam yetkileriyle

icra etmesini ve Patrik Hazretleri'nin vefatı durumunda ise "Türkiye

Ermenileri Patriği" sıfatıyla hizmetini sürdürmesini bir çözüm yolu olarak

önermişlerdir.

Başvurucuların da içinde bulunduğu bir diğer grup ise

9/12/2009 tarihinde "Türkiye Ermenileri Patrik Seçimi Müteşebbis

Heyeti"ni (Siviller)oluşturmuştur. 14/1/2010 tarihinde Siviller, başkan

sıfatıyla başvuruculardan Levon Berç Kuzukoğlu ve yazman sıfatıyla Ohannes

Garbis Balmumciyan tarafından imzalanan dilekçe ile yeni patrik seçimi

yapılması talebiyle İstanbul Valiliği aracılığı ile İçişleri Bakanlığına

başvurmuşlardır. Siviller Patrik Mutafyan'ın görevini yapamayacak derecede

hasta olduğunu ve Patriklik makamının fiilen boşaldığını ifade etmişlerdir.

Siviller, patrik seçimlerinde ittihaz edilen usul ve esasların kaynağını teşkil

eden 1863 tarihli Nizamname-i Milleti Ermeniyan'ın (Nizamname) 2. maddesinin

Patriklik makamına yenisinin seçilmesini emrettiğini ileri sürmüşlerdir.

Sivillerce oluşturulan Müteşebbis Heyete seçilen üyelerin isimleri ile

Müteşebbis Heyet tarafından kabul edilen Patrik Seçim Talimatnamesi İstanbul

Valiliğine verilmiştir.

İstanbul Valiliği 29/6/2010 tarihli yazısı ile Ruhaniler

ve Siviller tarafından verilen dilekçeleri birlikte değerlendirmiştir. Valilik,

hem Sivillerin, hem de ruhanilerin ayrı taleplerine karşın yeni bir öneride

bulunmuştur. Valiliğe göre yapılan müracaatlar ve bu alandaki mevcut

düzenlemeler değerlendirildiğinde; Patriklik makamı boşalmadığından yeni Patrik

seçimi yapılması veya Eş-Patrik seçimi amacıyla müteşebbis heyet

oluşturulmasının hukuki temeli bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, Patriklik makamı boşalmadığından yeni seçim

yapılamayacağı ve düzenlemelerde Eş-Patrik müessesesi öngörülmediğinden,

Patrikhane yetkili organlarınca Patrikliğin ve cemaatin dini ve hayri işlerinin

yürütülmesi amacıyla "Patrik Genel Vekili" seçimi yapılabileceği,

İstanbul Valiliğinin kararı üzerine 6/7/2010 tarihinde Türkiye Ermenileri

Ruhaniler Genel Meclisi tarafından Başepiskopos Arem Ateşyan "patrik genel

vekili" seçilmiştir. 18/8/2010 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla, Arem

Ateşyan'ın patrik genel vekilliği görevine devam ettiği sürece kendisine mabet

ve ayinler haricinde de ruhani kıyafet giyme izni verilmiştir.

Patriğin hastalığı nedeniyle görevini yapamadığı bir hal

daha önce yaşanmamıştır. Bu nedenle mevcut olayın kendine özgü bir sorun

içerdiği kabul edilmelidir. Olayların bütününe bakıldığında İstanbul

Valiliğinin Türk Ermeni Cemaati içerisinde Patrik seçimi hususunda mevcut olan

ihtilafı gidermek ve muhtemel çatışmayı engellemek amacı taşıdığı açıktır.

İstanbul Valiliğinin ortaya koyduğu orta yolcu çözüm her iki tarafın da

görüşlerini yansıtmaktadır.

Ermeni cemaatinin geleneklerinde eş-patrik müessesesinin

olmadığı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Öte yandan mevcut patrik

görevlerini yapamadığı için onun görevden ayrılmış sayılacağına ilişkin bir

kural veya uygulama bulunduğu da gösterilebilmiş değildir. Kanaatimize göre

yeni patrik seçilmesine kadar, ara bir çözüm olarak "patrik genel

vekili" görevlendirilmesinin daha doğru olacağı yönündeki İstanbul

Valiliğinin çözüm önerisinin mevcut talimatnamelere ve cemaat geleneklerine

aykırılık teşkil etmediği kanaatine ulaşılmıştır. Söz konusu çözüm önerisinin

geçici bir uygulama olduğu da unutulmamalıdır. Bu gerekçeler ile sayın

çoğunluğun ihlal kararına katılmamız mümkün olmamıştır.

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2014/17354, T. 22.05.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2014-17354-basvuru-22-05-2019-62e75ebbc9f5