Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2014/1481, 01.06.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2014/1481
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

MEHMET DENİZ YILDIRIM BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/1481)

Karar Tarihi: 1/6/2016

R.G. Tarih ve Sayı: 15/7/2016-29771

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluk süresinin makul süreyi aşması ve hükümle

birlikte tutukluluğun devamına karar verilmesine rağmen gerekçeli kararın geç

yazılması ve tahliye talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle kişi özgürlüğü

ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 14/3/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı 29/5/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/7/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

6/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 11/8/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

7. Birinci Bölüm tarafından 18/5/2016 tarihinde yapılan

toplantıda, başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula

sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

2008/1756 sayılı soruşturma kapsamında 8/11/2009 tarihinde gözaltına alınmış;

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/11/2009 tarihli ve 2009/67 Sorgu sayılı

kararıyla tutuklanmıştır.

10. Başvurucu hakkında kamuoyunda "irtica ile mücadele

eylem planı" olarak bilinen E.2010/106 sayılı dava kapsamında hazırlanan

2010/264 sayılı iddianame 30/4/2010 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi

tarafından kabul edilmiştir.

11.Başvurucunun tutuklandığı tarihten yaklaşık sekiz ay sonra

28/6/2010 tarihinde yargılanmasına başlanmıştır.

12. Başvurucunun yargılandığı dava öncelikle 8/8/2011 tarihinde

kamuoyunda "İnternet andıcı" olarak bilinen

dava ile daha sonra ise İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/4/2012 tarihli ve

2012/249 Değişik İş sayılı kararıyla kamuoyunda "Ergenekon" olarak

bilinen dava ile birleştirilmiş ve Mahkemenin E.2009/191 sayılı sırasına

kaydedilmiştir.

13. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2013 tarihli duruşmada

hükmü açıklamış ve başvurucunun eylemlerinin terör örgütü üyeliği suçunu

oluşturduğunu belirterek başvurucunun 16 yıl 10 ay hapis cezasıyla

cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

14.Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı

kararına 12/8/2013 tarihinde itiraz etmiş; itirazı değerlendiren İstanbul 14.

Ağır Ceza Mahkemesi 22/8/2013 tarihli ve 2013/553 Değişik İş sayılı kararıyla "...mahkûmiyet kararı ile birlikte verilen

tutuklama kararının ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, herhangi bir

isabetsizlik görülmediği ..." gerekçesiyle itirazı

reddetmiştir.

15. Başvurucunun mahkûmiyet kararından sonraki dönemde yapmış

olduğu tahliye talepleri, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

kovuşturma aşamasının tamamlandığı ve hükümle birlikte verilen tutukluluğun

devamı kararına yapılan itirazın reddine karar verildiği gerekçesiyle

reddedilmiştir.

16.Başvurucu, tahliye taleplerinin İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından incelenmemesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından

tahliye talebinde bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı mahkemeye

gönderdiği cevap yazısında dosyanın elinde olmadığını belirterek incelemenin

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılmasına karar vermiştir.

17. Başvurucu bunun üzerine yeniden İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesine başvurmuş, Mahkeme 13/12/2013 tarihli ve 2013/806 Değişik İş sayılı

kararıyla gerekçeli kararın yazım aşamasında olduğunu ve kovuşturma aşamasının

sona erdiğini belirterek tahliye talebi hakkında karar verilmesine yer

olmadığına dair karar vermiştir.

18.Bu karara yapılan itiraz ise İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin 10/1/2014 tarihli ve 2014/59 Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiştir. Karar, başvurucunun vekili tarafından 3/2/2014 tarihinde

Mahkeme kaleminden öğrenilmiştir.

19. Başvurucu 5/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20.Başvurucu 11/3/2014 tarihinde İstanbul 7. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2014/196 Değişik İş sayılı kararıyla tahliye edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

100. maddesi şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya

sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen

ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı

verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan; (1)

.11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

22 5271 sayılı Kanun'un 104. maddesi şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin

devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına

itiraz edilebilir.

(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar,

bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel

Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen de verilebilir."

23. 5271 sayılı Kanun'un 232. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

"Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa

geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş

gün içinde dava dosyasına konulur."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 1/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25.Başvurucu; tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay, olgu

ve bilgiler ortaya konmadan ve kişiselleştirme yapılmadan tutuklandığını,

tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ileri sürülen gerekçelerin ilgili ve

yeterli olmadığını, basmakalıp ve dolayısıyla gerekçesiz olarak uzatılan

tutukluluğunun makul süreyi aştığını, adli kontrole tabi olarak salıverilme

imkânının gözönünde tutulmadığını, tutukluluğa

yapılan itirazların basmakalıp gerekçelerle reddedildiğini, kanuna aykırı

olarak mahkûmiyet gerekçesinin on beş gün içinde dava dosyasına konmadığını,

kesin hüküm verilinceye kadar kovuşturma aşaması devam etmesine rağmen hüküm

verildikten sonra yapılan tahliye talepleri hakkında karar verilmediğini

belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği,

36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının 38. maddede düzenlenen

masumiyet karinesi ve 40. maddede düzenlenen etkin başvuru hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, serbest

bırakılma taleplerinin ilgili ve yeterli gerekçe gösterilmeden reddedilmesi,

hükümle birlikte tutukluluğun devamına karar verilmesine rağmen gerekçeli

kararın geç yazılması ve tahliye talebi hakkında karar verilmemesidir. Bu

nedenle başvurucunun serbest bırakılma taleplerinin ilgili ve yeterli gerekçe

gösterilmeden reddedilmesi şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci,

hükümle birlikte tutukluluğun devamına karar verilmesine rağmen gerekçeli

kararın geç yazılması ve hüküm verildikten sonra tahliye talebi hakkında karar

verilmemesi şikâyetinin ise aynı maddenin sekizinci fıkrası kapsamında

incelenmesi gerekir.

1. Kabul Edilebilirlik

a. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

27. Başvurucu, serbest bırakılma taleplerinin ilgili ve yeterli

gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, tutukluluğun makul süreyi aştığını ileri

sürmüştür. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin,

makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama

süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak

için bir güvenceye bağlanabilir."

28.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir…”.

29.Başvurucu, uzun süredir devam eden tutukluk nedeniyle mağdur

olduğunu ifade etmektedir. Bu şikâyetin Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

30.Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla

yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı tutukluluğun hukuka

aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin

bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak

ilgilinin tutukluluk hâlinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki

sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu

açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin

edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların -olağan

kanun yolları tüketilmek şartıyla- tutukluluk hâli devam ettiği sürece

yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).

31. Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesinde mahkûmiyet

kararı verilmiş ise bireysel başvuru açısından talep hukuka aykırılığın tespiti

ve tazminatla sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından

varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel başvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).

32.Kişi serbest bırakılmadan yargılandığı davada ilk derece

mahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk

hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı

olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi

açısından tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı

fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla isnat olunan

suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte

ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasına

hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir

tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir. Bu açıdan

mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez (Korcan Pulatsü, § 33).

33. “Bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin

başlangıcı başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu

tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu

ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince

"hüküm verildiği" tarihtir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66). Belirtilen tarihler

arasında geçen süre esas alınarak “bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta

geçen sürenin makul olup olmadığı değerlendirmesi yapılmaktadır.

34.Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma”

durumunda tutukluluk süresinin makul olmadığı iddiasıyla yapılacak bireysel

başvurunun, ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar

verilen her aşamada ve başvuru yolları tüketildikten sonra ancak başvurucu

hâlihazırda tahliye olmuş ya da hükümlü hâle gelmiş ise varsa olağan kanun

yolları denendikten sonra süresi içinde yapılması gerekir.

35. Somut olayda başvurucu, isnat edilen suçlar nedeniyle

9/11/2009 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen yargılama

neticesinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 5/8/2013 tarihinde mahkûmiyet

hükmü kurulmuştur.

36. Başvurucunun isnat edilen suçlarla ilgili yargılanması

kapsamında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararının verildiği tarihe kadar

geçen sürede bir suç isnadına bağlı olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığı,

mahkûmiyet kararından sonra geçen sürenin mahkûmiyet sonrası tutma kapsamında

olduğu anlaşılmaktadır.

37. Bu belirlemeler karşısında bir suç isnadına bağlı olarak

tutuklulukla ilgili şikâyetleri içeren bireysel başvurunun, hükümle birlikte

verilen tutukluğun devamına ilişkin karara itiraz edilmesi nedeniyle İstanbul

14. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/8/2013 tarihli kararıyla itirazın reddine karar

verildiğinden bu tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

Dolayısıyla 5/2/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu

sonucuna varılmıştır.

38.Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısımının

süre aşımı nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mahkûmiyet Kararından

Sonra Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu; hükümle birlikte tutukluluğun devamına karar

verildiğini ancak gerekçeli kararın kanuni süre geçmesine rağmen yazılmadığını,

kesin hüküm verilinceye kadar kovuşturma aşaması devam etmesine rağmen hüküm

verildikten sonra yapılan tahliye talepleri hakkında karar verilmediğini ve

bunun sonucu olarak temyiz incelemesinin belirsiz hâle geldiğini ileri

sürmüştür.

40. Başvurucu hakkında 5/8/2013 tarihinde mahkûmiyet kararı

verilmiştir. Bu tarihten itibaren başvurucunun statüsünün "mahkûmiyet

kararına bağlı olarak" tutulma kapsamında olduğu anlaşılmaktadır (Murat Narman, § 66).

41. Başvurucu yargılama sonunda mahkûmiyet kararıyla birlikte

verilen tutukluluğun devamına dair karara 12/8/2013 tarihinde itiraz etmiş ve

itiraz 22/8/2013 tarihinde reddedilmiştir.

42. Başvurucu, mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutulduğu dönem

içinde yeniden tahliye talebinde bulunmuş; talebi inceleyen İstanbul 13. Ağır

Ceza Mahkemesi 13/12/2013 tarihinde talep hakkında karar verilmesine yer

olmadığına karar vermiştir. Bu karara yapılan itiraz ise İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin 10/1/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

43. Başvuru konusu olayda, hukukun öngördüğü usule uygun verilen

mahkûmiyet kararı kapsamında tutulma hâli devam ederken mahkûmiyet kararının

gerekçesinin yasal süre aşılmasına rağmen açıklanmaması ve tahliye talebi

hakkında karar verilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği ileri sürülmektedir.

44. Başvurucunun mahkûmiyet kararı sonrasındaki hükmen

tutukluluğa ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başkaca

bir kabul edilemezlik nedeninin de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Anayasa’nın 19. Maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa

olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini

ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

46. Anayasa'nın bu hükmü uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi,

kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir

47. Başvurucu, mahkûmiyetle birlikte verilen tutukluluğun devamına

ilişkin karara 12/8/2013 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde

itiraz etmiş; itiraz, usulüne göre yapılan değerlendirme sonunda aynı yer 14.

Ağır Ceza Mahkemesinin 22/8/2013 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir

(bkz. § 14).

48. Aynı soruşturma dosyasında hükümle birlikte hakkında

tutukluluğun devamına karar verilen Mehmet

İlker Başbuğ (B. No: 2014/912, 6/3/2014) tarafından yapılan

başvuruda Anayasa Mahkemesi, hükmün açıklanmasından itibaren geçen yedi ay

sürede gerekçenin açıklanmaması nedeniyle temyiz incelemesinin yapılamadığı ve

salıverilme talebinin temyiz merciince incelenemediğine ilişkin başvurunun

kabul edilebilir olduğuna ve Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının

ihlal edildiğine karar vermiştir.

49. Başvurucunun 5/8/2013 tarihli mahkûmiyet kararı sonrasında

tutulduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun

durumu Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında “suç şüphesine bağlı

tutma” kapsamından çıkmış, ikinci fıkra bağlamında “bir mahkûmiyet kararına

bağlı olarak tutmaya” dönüşmüştür. Bu aşamada ilgili mevzuat gereği,

özgürlükten yoksun bırakmanın dayanağı olan hükmün gerekçesinin hükümle

birlikte tümüyle tutanağa geçirilmediği durumda, açıklanmasından itibaren en

geç on beş gün içinde dava dosyasına konulmalıdır (bkz. § 23).

50. Ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesi, soruşturma ve

kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanığın salıverilmesini

isteyebileceği, şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine

hâkim veya mahkemece karar verileceği, dosya Yargıtaya

geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki kararın Yargıtay ilgili Dairesi veya

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verileceği hükümlerini içermektedir (bkz. § 22).

51. İlk derece mahkemesindeki yargılamanın sona erdiği davada

temyiz incelemesinin yapılabilmesi için öncelikle gerekçeli kararın dava

dosyasına konması, sonrasında temyiz talebinde bulunan tarafların açıklanan

hükme dayanak teşkil eden gerekçeye ilişkin varsa itirazlarını bildirme imkânına

sahip olmaları gerekmektedir (Mehmet İlker

Başbuğ, § 72).

52. Başvurucu hakkında 5/8/2013 tarihinde açıklanan nihai karara

ilişkin gerekçe başvuru tarihi itibarıyla dava dosyasına konmadığından temyiz

incelemesinin yapılması için dosyanın Yargıtaya gönderilmesinin

ve tahliye talebi hakkında ilgili Yargıtay Dairesince bir karar verilmesinin

mümkün olmadığı görülmektedir.

53. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan

kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.” kuralı gereğince

özgürlükten yoksun bırakmanın “kanuni” olup olmadığının “kısa sürede”

incelenmesi gerekir (Mehmet İlker Başbuğ,

§ 79).

54. Anayasa’nın bu hükmü uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi,

kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada kısıtlama sebebi bakımından

bir ayrım yapılmadığından başvuru hakkı kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama

nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılma ile sınırlı değildir. Anayasa’nın 19.

maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen özgürlükten yoksun bırakılma hallerinde

de bu güvence geçerlidir (Mehmet İlker

Başbuğ, § 80).

55. Özgürlükten yoksun bırakmanın hukuka uygunluğu kavramı, buna

karar veren merciin gerekçeli kararın geç yazılmasını da kapsamaktadır (Mehmet İlker Başbuğ, § 80). Bu çerçevede

başvurucunun itirazının kendisi hakkında karar veren mahkemenin bir an önce

gerekçeli kararını yazması ve sonrasında dosyanın temyiz incelenmesi yapılmak

üzere Yargıtaya gönderilmesine ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

56. Hüküm tarihinden itibaren yedi ayı aşan bir süredir

gerekçeli kararın dosyaya konmamış olması nedeniyle başvurucunun, mahkûmiyete

bağlı olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararını temyiz mercii önüne

götürememesi sonucu ortaya çıkmıştır. Başvurucunun özgürlüğünden yoksun

bırakılmasına ilişkin kararın hukukiliğini temyiz mercii önünde denetletme

hakkını kullanamamasının hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerine uygun

olduğu söylenemez (Mehmet İlker Başbuğ,

§ 84).

57. Somut olayda, ilk derece yargılamasında verilen nihai

karardan sonraki aşamada başvurucu 13/12/2013 tarihinde yargılamayı yapan

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinden tahliye edilmesi talebinde bulunmuştur. Bu

tarih itibarıyla Mahkemece gerekçeli kararın açıklanmadığı ve bununla birlikte

talep hakkında “kovuşturma aşaması

tamamlandığı ve hükmen tutukluluk kararına yapılan itirazın reddine karar

verildiği” gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar

verildiği, bu nedenle işin esasına girilmeksizin talebe ilişkin olarak etkili

bir yargısal inceleme yapılmadığı görülmektedir. Bu durum Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasında güvence altına alınan hakkı işlevsiz hâle

getirmektedir.

58. Açıklanan nedenlerle hükmün açıklanmasından itibaren geçen

sürede gerekçenin açıklanmaması nedeniyle temyiz incelemesinin yapılamadığı ve

salıverilme talebinin temyiz merciince incelenemediği dikkate alındığında adli

kontrol hükümleri de değerlendirilerek talep hakkında yargılamayı yürüten

Mahkemece bir karar verilmesi gerekir.

59. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

60. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

61. Başvurucu 200.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

62. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

63. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilmiş olması

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

64. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006, 10 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Mahkûmiyet kararının gerekçesinin yasal süre içinde dava

dosyasına konmaması nedeniyle tahliye talebi hakkında karar verilmediğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL başvuru harcı ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

1/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Mehmet Deniz

YILDIRIM

Vekili

:

Av. Nazlı

ÇUBUKLU

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2014/1481, T. 01.06.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2014-1481-basvuru-01-06-2016-6d9048277b86