Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/10567, 12.01.2021

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2018/10567
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ERDAL OĞUZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/10567)

Karar Tarihi: 12/1/2021

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hükümlünün üç kişilik ziyaretçi listesi

oluşturma talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 5/4/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Kurum) hükümlü olarak bulunmaktadır.

9. Başvurucu 9/1/2018 tarihinde Kuruma verdiği dilekçede

yaklaşık üç yıldır ziyaretçi hakkından yararlanamadığını belirterek isimlerini

verdiği üç kişinin ziyaretçi listesine eklenmesini talep etmiştir.

10. Kurum İdare ve Gözlem Kurulunun 17/1/2018 tarihli

kararıyla mevzuatta yer alan 60 günlük sürede başvurulmadığı gerekçesiyle

başvurucunun talebi reddedilmiştir.

11. Başvurucu söz konusu karara karşı Kocaeli İnfaz

Hâkimliğine şikâyet başvurusunda bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği 27/2/2018

tarihinde şikâyet başvurusunu reddetmiştir. İnfaz Hâkimliği kararının

gerekçesinde 17/06/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik (Ziyaret

Yönetmeliği) hükümlerine göre ziyaretçi listesinin ziyaretle ilgili hususların

hükümlüye tebliğinden itibaren altmış gün içinde Kuruma verilmesi gerektiği,

başvurucunun bu süre geçtikten sonra talepte bulunmuş olması nedeniyle talebin

reddi gerekeceği ifade edilmiştir.

12. Başvurucunun bu karara karşı itirazı Kocaeli 1. Ağır

Ceza Mahkemesinin 20/3/2018 tarihli kararıyla işlemlerin usul ve kanuna uygun

olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karar, başvurucuya 30/3/2018 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 5/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

14. İlgili hukuk için bkz. Mehmet Zahit Şahin, B.

No: 2013/4708, 20/4/2016, §§ 18-24; Mehmet Sevik, B. No: 2017/24068,

18/7/2018, §§14, 15.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 12/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

16. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak, geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata

Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

17. Başvurucu, idare tarafından altmış günlük süreye

ilişkin olarak kendisine bir bildirim yapılmadığını, talebinin sadece süreye

dayalı olarak reddedilmesinin hakkaniyete uygun olmadığını belirtmiştir.

Ziyaretçi listesinin reddi nedeniyle yakınlarıyla iletişim kurmasının

engellendiğini vurgulayan başvurucu kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

18. Bakanlık görüşünde başvurucunun hak ihlaline ilişkin

itirazlarının yargı makamlarınca incelendiği, ilgili ve yeterli gerekçeler

sunularak reddedildiği ifade edilmiştir.

19. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddiaları tekrarlamıştır.

2. Değerlendirme

20. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği ve korunması" kenar

başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.”

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Anayasa Mahkemesinin benzer kararları dikkate alınarak başvurucunun ziyaretçi

listesi oluşturma isteminin reddedilmesi nedeniyle görüşme hakkının

kısıtlandığı ve bu suretle dış dünya ile sağlıklı bir ilişki kurmasının

engellendiği yolundaki iddiası Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel

hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir (Mehmet Sevik, § 23; Yasemin

Kaymaklı, B. No: 2016/14898, 12/9/2019, § 19).

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı

23. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği kararlarında,

ceza infaz kurumlarında ziyaretçi listesinde değişiklik yapılması talebinin

reddi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasını

incelemiştir. Anayasa Mahkemesi ziyaretçi listesinde değişiklik yapılması

talebinin reddedilmesinin özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil edeceği

sonucuna varmıştır (Mehmet Zahit Şahin, § 42; Mehmet Sevik, § 26;

Yasemin Kaymaklı, § 25).

24. Somut olayda uyuşmazlık, başvurucunun ziyaretçi

listesine üç kişinin eklenmesi talebinin reddedilmesinden kaynaklanmaktadır.

Başvuruya konu kararın ceza infaz kurumunda hükümlü bulunan başvurucunun dış dünya

ile iletişim kurması ve sosyal ilişkilerinin sınırlandırılması yönünde etkiler

doğurması nedeniyle özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna

varılmıştır.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

25. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

26. Anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 20. maddesini ihlal

edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve

somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma,

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

27. Başvurucunun ziyaretçi listesi oluşturma talebinin

reddi işlemine dayanak teşkil eden mevzuat hükümleri dikkate alındığında

müdahalenin kanunlar tarafından öngörülme ölçütüne uygun olduğu

değerlendirilmiştir (Mehmet Zahit Şahin, §§ 47-56; Mehmet Sevik,

§ 29).

(2) Meşru Amaç

28. Müdahalenin kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi

genel amacı çerçevesinde, ceza infaz kurumlarında güvenliğin ve disiplinin

sağlanması şeklinde meşru amaç taşıdığı anlaşılmaktadır (Mehmet Zahit Şahin,

§ 57; Mehmet Sevik, § 30).

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(a) Genel

İlkeler

29. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve

tutukluların özel ve aile hayatının sınırlanması hukuka uygun olarak ceza infaz

kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve bir sonucudur. Öte yandan hükümlü ve

tutukluların özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumu

idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam

ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır (Mehmet Zahit Şahin, §

36).

30. Hükümlü ve tutukluların ziyaret hakkı

değerlendirilirken ceza infaz kurumlarının güvenliğinin ve düzeninin sağlanması

ile hükümlü ve tutukluların dış dünyayla iletişim kurmaları ve sosyalleşmeleri

suretiyle iyileştirilmesi ilkeleri arasında makul bir dengenin kurulması

gerekir (Mehmet Zahit Şahin, § 62).

31. Hükümlü ve tutukluların temel haklarına yapılan

müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek makul nedenlerin somut olayın tüm

koşulları dâhilinde olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir.

Bunun yanı sıra yapılacak değerlendirmede kişinin itham edildiği suçun ve

tutuklama sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Mehmet Zahit Şahin,

§ 63). Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin

temel ekseni, müdahaleye neden olan idari makamlar ve derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin özel hayata saygı hakkının kısıtlanması

bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük

ilkesine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı

olacaktır (Mehmet Zahit Şahin, § 64; Ahmet Temiz, B. No:

2013/1822, 20/5/2015, § 68).

32. Demokratik bir toplumda, güvenliğin ve disiplinin

sağlanması amacıyla ceza infaz kurumlarına gelebilecek ziyaretçilerin sayısının

sınırlandırılması mümkün olmakla birlikte hükümlü ve tutukluların öznel

durumlarının da dikkate alınması ve bu hususta somut olayın koşullarının

gerektirdiği esnekliğin temin edilmesi gerekir. Bu anlamda ceza infaz

kurumlarında güvenliğin ve disiplinin sağlanmasındaki kamu yararı ile tutuklu

ve hükümlülerin sosyal ilişkiler kurabilmelerindeki bireysel yarar arasında

makul bir denge gözetilmelidir (Mehmet Sevik, § 34).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

33. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Ziyaret Yönetmeliği'nde hükümlü ve

tutuklulara üç kişilik ziyaretçi isim listesinde zorunlu hâllerde değişiklik

yapabilme olanağı verilmiş, zorunlu hâllerin neler olduğu konusu uygulamaya

bırakılarak bu konuda esneklik sağlanmıştır. Ziyaret Yönetmeliği'nde zorunlu

hâller "ölüm, ağır hastalık, doğal afet, hükümlü ve tutuklunun nakli ya

da ziyaretçinin ziyaret olanağını ortadan kaldıracak yerleşim yeri değişikliği

gibi" denmek suretiyle sınırlı sayıda değil örnekleme yoluyla belirtilmiştir.

Dolayısıyla uygulamada, bu belirtilen hâller dışında da zorunlu hâller

kapsamında nitelendirilebilecek durumlarla karşılaşılması mümkün olup bunun

takdiri kamu makamlarına bırakılmıştır (Mehmet Zahit Şahin, §§ 53, 66).

34. Somut olayda başvurucunun ziyaretçi listesine üç

kişinin eklenmesi yolundaki talebi Ziyaret Yönetmeliği'nde belirtilen altmış

günlük süre içinde sunulmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Anayasa'nın 13.

maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler ancak kanunla sınırlanabilir. 5275

sayılı Kanun'da ziyaretçi isim listesinin bildirilmesi için herhangi bir hak

düşürücü süre öngörülmemiştir. Ziyaret Yönetmeliği'nde ziyaretçi isimlerinin

ziyaretle ilgili hususların tebliğ edildiği tarihten itibaren altmış gün içinde

bildirilmesi öngörülmüş ancak bildirim için tanınan sürenin niteliği

belirtilmemiştir. Ayrıca Yönetmelik'te sürenin geçmesinden sonra bildirimde

bulunulmasına engel oluşturan bir kurala da rastlanmamıştır. Bu durumda

Yönetmelik'te belirtilen sürenin hak düşürücü değil düzenleyici süre olarak

yorumlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Olayda derece mahkemelerinin

Yönetmelik'teki altmış günlük süreye ilişkin katı yorumu başvurucunun ceza

infaz kurumunda kaldığı süre boyunca ziyaretçi belirleme ve kabul etme hakkından

yararlanamaması sonucunu doğurmuştur. Bu şekilde ziyaret hakkına getirilen

kısıtlamanın hükümlü ve tutukluların dış dünyayla iletişim kurması ve

sosyalleşmesi suretiyle iyileştirilmesi ilkelerine uygun düştüğü söylenemez

(benzer yönde bkz. Mehmet Sevik, § 36).

35. Bunun yanı sıra Ziyaret Yönetmeliği'nin 9.

maddesinde, ceza infaz kurumu yönetimince gerekli görülmesi hâlinde bildirilen

ziyaretçiler hakkında ziyarette bulunmalarında sakınca olup olmadığına dair

kolluk aracılığıyla araştırma yapılacağı, sakıncalı görülenlere ziyaret izni

verilmeyeceği ve yeni ziyaretçinin bildirilmesinin isteneceği düzenlenmiştir.

Dolayısıyla kamu makamlarının başvurucunun ziyaretçi olarak görüşmek istediği

kişiler hakkında kolluk vasıtasıyla araştırma yapma, kurumun güvenliği ve

disiplini bakımından uygun görülmeyenlere ziyaret izni vermeme yetkisi

bulunmaktadır. Bu nedenle kamu makamlarının bu şekildeki geniş takdir yetkisi

gözetildiğinde başvurucunun talebinin salt altmış günlük sürenin geçtiğinden

bahisle reddedilmesinin özel hayata saygı hakkı ile kamu güvenliği amacı

arasında adil denge sağlamaktan uzak olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle

başvurucunun ziyaretçi listesine iki kişinin eklenmesi talebinin reddedilmesi

suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin ilgili ve yeterli

gerekçelere dayandırılmadığı, müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli

bir müdahale olmadığı sonucuna varılmıştır (benzer yönde bkz. Mehmet Sevik,

§ 37).

36. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir

veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

38. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve 6.000

TL tazminat talebinde bulunmuştur.

39. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir

(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

40. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

41. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

42. İncelenen başvuruda İnfaz Hâkimliğinin mevzuat

hükümlerini katı bir şekilde yorumlaması nedeniyle başvurucunun özel hayata

saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

43. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Kocaeli İnfaz Hakimliğine gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

44. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için özel hayata saygı hakkının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine, tazminata

ilişkin diğer taleplerin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğin özel hayata saygı hakkına yönelik

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (E.2018/467, K.2018/1196) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 12/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Muammer TOPAL

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Şermin BİRTANE

Başvurucu

:

Erdal OĞUZ

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/10567, T. 12.01.2021, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2018-10567-basvuru-12-01-2021-81a7c1339c56