Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/24720, 12.01.2021

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2018/24720
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AHMET AKYEL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/24720)

Karar Tarihi: 12/1/2021

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; alacak davasının husumet yönünden

reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 27/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, bazı arazilerin imar altyapı planlarının

hazırlanması için özel bir şirket ile sözlü olarak anlaşmış; anlaşma gereğince

300 dönüm arazi anılan şirkete ve bu şirketin belirlediği şahıslara

devredilerek hizmet mukabili ödeme yapılmıştır.

9. Arazilerin imar planlarının üst ölçekli planlara

aykırı olarak hazırlandığı gerekçesiyle Ankara İdare Mahkemelerince söz konusu

planların iptaline karar verilmiştir.

10. Başvurucu, hatalı hazırlanan imar planları nedeniyle

zarara uğradığını ileri sürerek bahsi geçen özel şirket aleyhine 2/3/2012

tarihinde alacak davası açmış ve hizmet bedeli olarak ödenen ücretin tarafına

iade edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

11. Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 7/4/2015 tarihli

kararı ile başvurucunun dava ehliyeti bulunmadığı gerekesiyle davanın reddine

karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"dava dışı üçüncü şahıslara plan

ücreti olarak asıl arazi sahiplerinden alınan vekaletnameye istinaden davacı

Ahmet Akyel [başvurucu] tarafından devredilerek tescil edildiği iddia

edilen taşınmazların devir tarihleri itibari ile davacı Ahmet Akyel adına

tescilli olmadıkları üçüncü şahıslar adına tescilli oldukları davacının

mülkiyetinde bulunmadığı bu taşınmazların tespit edilecek ve rayiç bedellerinin

iadesini talep etme hak ve yetkisinin tapuda en son malik olan ve tapudan

devrini yapan taşınmaz maliklerine ait olacağından davacı Ahmet Akyel'in bu

nedenle aktif taraf sıfatının olmadığı,

(...)

Davada davalı taraf yönünden pasif

husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gerektiğinden davalı

[A.G.den] davalı

olarak iadesi istenilen taşınmaz bedelinin istenilip istenilemeyeceği bu

hususun çözümlenmesine bağlı olduğu da anlaşıldığından dava dilekçesinde yine

cevaba cevap dilekçelerinden davacı Ahmet Akyel'in imar planı çalışmaları için

davalı [A. P.M.Ş.H.] İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile sözlü

olarak anlaşıldığını ve bu şirketin görevlendirildiğini iddia ettiğinden davalı

[A.G.] ile aralarında hukuki ilişkinin varolduğunu iddia etmediğinden

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığından alınan 28.10.2014 tarih 2014/5336 -

17211 sayılı cevabi yazıdan imar planlarının [A.P.] Şirketi tarafından

hazırlandığı, [A.G.nin] sadece plan üzerinde imzası bulunan

müelliflerden biri olduğu konuya ilişkin başka bir işlemin bulunmadığı

bildirildiğinden bu şahsın davacı ile yapıldığı iddia edilen sözleşmede imzası

olduğu ve sözleşmede taraf olduğuna dair yazılı bir belge de ibraz edilmediğinden

onun yönünden de pasif husumet yokluğuna dayalı olarak usulden davanın reddine

karar verilmesi gerekmiş bu gerekçelere göre dava şartı olan aktif

husumet(taraf sıfatı) yokluğu ve davalı [A.G.] yönünden pasif

husumet(taraf sıfatı) yokluğu nedenine dayalı olarak davanın reddine dair

aşağıdaki hükmün tesisi yasal görülmüştür."

12. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23/11/2016 tarihli

kararı ile hüküm onanmıştır.

13. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin

5/7/2018 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

14. Başvurucu 27/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 12/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

16. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

18. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50-52).

19. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41-45).

20. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer

başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında 6 yıl 5 aylık yargılama

süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, hükme esas alınan uzman mütalaalarının

bilimsel temelden yoksun olduğunu, uyuşmazlığın niteliği taşınmazın aynına

ilişkin olmasına rağmen malik sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle davanın

ehliyet yönünden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, delillerin eksik

değerlendirildiğini, itirazlarının dikkate alınmadığını belirterek adil

yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özü, alacağın tahsili

istemiyle açtığı davanın uyuşmazlık konusu taşınmazların maliki olmadığı

gerekçesiyle ehliyet yönünden reddedilmesine ilişkindir. Bu itibarla

başvurucunun ihlal iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan

mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

24. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti"

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

26. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri

olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir.

Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle

getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren

sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

27. Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda

etkili bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye

ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir.

Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim

hakkını ihlal edebilir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.,

B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını

uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten

kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil

Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

28. Somut olayda başvurucunun davalılar ile yapmış olduğu

sözlü sözleşme uyarınca asıl arazi sahiplerinden alınan vekâletnameye istinaden

dava konusu 300 dönüm arazinin davalılarca bildirilen şahıslara plan ücreti

olarak devredildiği ve bu şahıslar adına tapuda tescil edildiği anlaşılmaktadır

(bkz. § 11). Başvurucu, davalıların sözleşmeye aykırı davrandıklarını ileri

sürerek ücret olarak devredilen taşınmazın rayiç bedelinin tespit edilmesini ve

bu şekilde tespit edilecek ücret bedelinin kendisine iade edilmesini talep

etmiştir. Derece mahkemesi, taşınmazın devir tarihi itibarıyla üçüncü şahıslar

adına tescilli olması ve bu taşınmazın tespit edilecek rayiç bedelinin iadesini

talep etme hak ve yetkisinin de tapuda en son malik olan ve tapudan devrini

yapan taşınmaz maliklerine ait olacağı gerekçesiyle talebin reddine karar

vermiştir.

29. Dava konusu taşınmazın devir tarihinde başvurucunun

mülkiyetinde olmadığı, üçüncü şahıslar adına tescilli olduğu açıktır. Bu

durumda malik sıfatı taşımayan başvurucunun dava açma yönünden aktif husumet

ehliyetinin bulunmadığına yönelik derece mahkemesi tespitinde bariz takdir

hatası ve açık bir keyfîlik bulunmadığı görülmektedir. Buna göre başvurucunun

mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

anlaşılmıştır.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

30. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

31. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi

tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

32. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

33. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında net 13.500 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

34. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

35. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 13.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 20. Asliye

Hukuk Mahkemesine (E.2012/138, K.2015/149) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 12/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Muammer TOPAL

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Zehra GAYRETLİ

Başvurucu

:

Ahmet AKYEL

Vekili

:

Av. Uğur KIZILCA

Av. Yusuf ŞAHİN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2018/24720, T. 12.01.2021, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2018-24720-basvuru-12-01-2021-25147cceda7e