Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/6217, 29.11.2018

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2015/6217
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

RIZA TANIK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/6217)

Karar Tarihi: 29/11/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Astsubay Sözleşmesi'nin

yenilenmemesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu 2003 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığında

sözleşmeli astsubay olarak göreve başlamış ve dokuz yıllık sözleşme

imzalamıştır.

9. Başvurucu, sözleşme süresinin bitmesine yakın sözleşme

yenileme talebinde bulunmasına rağmen elektronik posta adresinde 2009 yılına

ait cinsel içerikli fotoğraflar bulunması ve üste saygısızlık suçundan

21/12/2009 tarihli disiplin cezası gerekçe gösterilerek 6/8/2013 tarihinde

sözleşmesinin yenilenmemesine karar verilmiştir.

10. Başvurucu, sözleşmenin yenilenmemesi işleminin iptali

istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.

11. AYİM Başsavcılığı dava hakkındaki görüşünde, başvurucunun

iyi olan sicil durumu gözetildiğinde sözleşme yenilememe işleminde idarenin

takdir yetkisinin objektif, adil ve hakkaniyete uygun biçimde kullanılmadığı

vurgulanarak işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

12. AYİM oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM kararında;

idarenin personel ihtiyacı doğrultusunda yaptığı hesaplamalar uyarınca karar

verdiği, idarenin sözleşme yenileme konusunda takdir yetkisi bulunduğu

belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun, hizmete özgü kurumsal e-posta hesabından

cinsel içerikli resimler paylaşmış olması ve üstüne yapmış olduğu saygısızlık nedeniyle

uyarı cezası almış olması vurgulanarak idarenin takdir yetkisini hukuka uygun

kullandığının anlaşıldığı belirtilmiştir.

13. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Karşı oy gerekçesinde,

davacının sicil notlarının iyi olduğu ve sadece 2009 yılına ait cinsel içerikli

paylaşım ile bir adet uyarı cezasının olduğu, sicil notu daha kötü durumda olan

personelin sözleşmesinin yenilendiği belirtilerek, idarenin takdir yetkisini

objektif ve ölçülü şekilde kullanılmadığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.

14. Başvurucunun söz konusu karara karşı karar düzeltme istemi

de reddedilmiştir. Nihai karar 13/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu tarafından 10/4/2015 tarihinde bireysel başvuru

yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında Türk Silahlı

Kuvvetlerinde (TSK) görev yapan askerî personel hakkında ahlaki nedenlerle

sözleşme yenilenmeyerek ayırma işlemi tesis edilmesine dayanak oluşturan

mevzuata ve benzer durumlara ilişkin uluslararası hukuka yer vermiştir (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666,

10/12/2015, §§ 21-36; E.G. [GK],

B. No: 2014/12428, 13/10/2016, §§ 22-30; Emrah

Karadaş, B. No: 2014/6043, 15/2/2017, §§

17-22).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 29/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özel Hayatın Gizliliği

Hakkı ve Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu; hakkındaki isnatların doğru olmadığını, aleyhine

hiçbir somut delil olmadan ve savunma hakkı verilmeden sözleşmesinin

yenilenmediğini, e-postalarının hukuka aykırı şekilde elde edildiğini, ilgili

mesajların kendisi tarafından paylaşılıp paylaşılmadığının araştırılmadığını belirtmiştir.Başvurucu ayrıca TSK'da görev yaptığı sürede

çok sayıda takdirname ile ödüllendirildiğini, sicillerinin çok iyi derecede

olduğunu, sicil durumu kendisinden iyi olmayanların bile sözleşmesinin

yenilendiğini vurgulayarak idarenin takdir yetkisini açıkça ölçüsüz

kullandığını iddia etmiştir. Bu nedenlerle özel hayatın gizliliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

19. İddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak Anayasa’nın

20. maddesi şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz..."

20. Anayasa’nın “Haberleşme

hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:

"Herkes,

haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır..."

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki nitelendirmesini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, göreve tahsisli e-posta

sisteminden gönderdiği iletiler sebep gösterilerek Astsubay Sözleşmesi'nin

yenilenmemesine ilişkin söz konusu şikâyetinin özel hayatın gizliliği hakkı ve

haberleşme hürriyetini ilgilendirdiği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru, Anayasa'nın

20. maddesinde güvenceye alınan özel hayatın gizliliği hakkı ve 22. maddesinde

yer alan haberleşme hürriyeti çerçevesinde ele alınmıştır (Bülent Polat, § 40 ;

Emrah Karadaş,

§ 28).

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

23. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel

hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı

temel alınmaktadır. Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak

kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte

kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de

içermektedir (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent

Polat §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK],

B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 50-52; Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015,§§

30-32).

24. Özel hayata saygı hakkı, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere

çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir. Kişilerin mesleki

hayatı özel hayatlarıyla sıkı bir irtibat içindedir. Özel hayata dair hususlar

kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmışsa özel hayata saygı hakkı

gündeme gelecektir (Bülent Polat,

§ 62; Ata Türkeri, § 31).

25. Bu kapsamda mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları özel

hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, §

37; Bülent Polat, § 63; Ata Türkeri, § 33).

26. Öte yandan Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Haberleşme bağlamında bireylerin karşılıklı ve/veya toplu olarak

sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin

sağlanması gerekir. Posta, e-posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49).

27. Ayrıca haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği

ilkesi, kişilerin sadece özel meskenlerinde yaptıkları iletişimleri değil aynı

zamanda iş yerlerinde yaptıkları haberleşmeleri de güvence altına almaktadır (Bülent Polat, § 65; Tevfik Türkmen, § 54).

28. Buna göre başvurucunun göreve mahsus e-posta sisteminden

gönderdiği mesajların denetlenmesi ve bu mesajların içeriklerinin başvurucu

hakkında tesis edilen idari işleme (sözleşmesinin yenilenmemesi) dayanak

alınması suretiyle özel hayatın gizliliği hakkına ve haberleşme hürriyetine

müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

29. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

30. Yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup

oluşturmadığının, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun

düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen

nedenlere dayanma,demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşulları

yönünden incelenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

31. Başvuruya konu sözleşmenin yenilenmemesi işlemi ve yargısal

incelemenin, 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde

İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun'un 8. ve 12.

maddeleri ile Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin 14. maddesi uyarınca

yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın

gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin kanuni bir

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır.

32. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yapılan

değerlendirmeler neticesinde söz konusu mevzuat hükümlerinin kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır (Bülent Polat, §§

73-98, Emrah Karadaş,

§§ 38-39). Somut olayda bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir iddia ve tespit

de bulunmamaktadır.

(2) Meşru

Amaç

33. Somut olayda müdahale hem Anayasa’nın 22. maddesinde

öngörülen haberleşme hürriyeti hem de 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın

gizliliği hakkının kapsamında kalmaktadır. Bu yüzden somut olayın koşulları

bakımından Anayasa'nın 22. maddesinde öngörülmüş olan sınırlama sebeplerinin

gerçekleşmiş olup olmadığı incelenmelidir.

34. Anayasa Mahkemesinin Emrah Karadaş

kararında yukarıda belirtilen inceleme yapılarak göreve mahsus e-posta

sisteminden gönderilen iletilerin denetlenmesi ve bu iletilerin idari işlem

tesisinde dikkate alınmasının istihbarata karşı koyma, askerî disiplini koruma

kapsamında millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması amaçlarını taşıdığı,

dolayısıyla müdahalenin meşru bir amaca dayalı olduğu sonucuna varılmıştır

(Emrah Karadaş, §§ 40-44). Başvuru konusu olayda da

bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir iddia ve tespit bulunmamaktadır.

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

35. Demokratik toplum

düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir

toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik

olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı

karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (AYM,

E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016, § 13; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, § 51; özel hayatın gizliliği hakkı bağlamında Ata Türkeri, §§ 44, 45; İ.F.A., B. No: 2013/8564, 17/2/2016, §

62).

36. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine herhangi bir

vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumda

gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının, faaliyetin niteliği ve

sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması

doğaldır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizli

yönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bu

alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamu

makamlarınca özellikle ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,§ 47).

37. Bunun yanı sıra TSK faaliyetlerinin disiplin içinde

yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durum oluşturduğunun ikna

edici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması hâlinde personelin özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gerekli kabul

edilebilir. Ancak bu hâlde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygun olması

gereklidir (G.G. [GK], B. No:

2014/16701, 13/10/2016, § 60).

38. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi,

sınırlayıcı önlemin öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya elverişli

olmasını, ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması

gereğini ifade eder. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin

gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir (AYM, E.2015/102,

K.2016/151, 7/9/2016, § 22; E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; Marcus Frank Cerny, B.

No: 2013/5126, 2/7/2015, § 72).

39. Tüm bu ilkeler dikkate alınarak başvuru konusu olay

bakımından müdahalenin demokratik toplum

düzeninin gerekleri ilkesine uygun olup olmadığı incelenirken kamu

makamlarınca ortaya konulan gerekçeler değerlendirilmeli ve müdahaleyi doğuran

karar alma sürecinde başvurucuya usule ilişkin güvencelerin sunulup sunulmadığı

ortaya konmalıdır. Bunun yanı sıra müdahalenin ölçülülük

ilkesine uygun olup olmadığına bakılmalıdır.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

40. Somut olayda başvurucunun Astsubay Sözleşmesi'nin yenilenmemesi

işleminin, başvurucunun göreve mahsus elektronik posta sistemi üzerinden

gönderdiği iletilerin içeriklerine dayalı olarak tesis edildiği görülmektedir.

41. Anayasa Mahkemesi, askerî disiplinin gerekleri

gözetildiğinde göreve ilişkin amaçlar doğrultusunda kullanılması gereken bir

elektronik haberleşme sisteminin ve bu sistem içindeki yazışmaların

denetlenmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğuna karar vermiştir.

Ayrıca bu şekildeki denetim sonucunda haberleşme sisteminin amaç dışında

kişisel nedenlerle kullanıldığının tespit edilmesi hâlinde bu kullanıma

müdahalede bulunulması da demokratik bir toplumda gerekli olarak kabul

edilebilir (Bülent Polat, § 113; Tevfik Türkmen, § 77).

42. Bununla birlikte başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına

ve haberleşme hürriyetine yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının

belirlenmesinde söz konusu e-postaların içeriğinde yer alan bilgilerin niteliği

ile bu bilgilerin kullanılış şekline ve anılan bilgilerin dayanak alınması

sonucu uygulanan yaptırımın ağırlığına bakılarak bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir.

43. Somut olayda başvurucunun gönderdiği iddia edilen mesajların

sadece 2009 yılına ait olduğu, sözleşmenin yenilenmemesi işleminin ise 6/8/2013

tarihinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla idare, resmî e-posta

hesabının başvurucu tarafından görev harici olarak kurallara aykırı şekilde

kullanıldığını tespit ettikten sonra da başvurucuyu sözleşme süresinin bitimine

kadar (yaklaşık dört yıl süreyle) istihdam etmeye devam etmiş; bu süre içinde

başvurucunun benzer fillerinin tespit edilmediği ve başvurucunun hakkında

disiplin soruşturması yapılmadığı gibi sözleşmenin feshedilmesi de dâhil olmak

üzere herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun anılan

eyleminin kamu hizmetini sürdürmesine engel olacak nitelikte bulunmadığı,

dolaylı olarak idare tarafından da kabul edilmiştir.

44. Öte yandan başvurucunun dava konusu ettiği işlemin,

sözleşmesinin feshi değil sözleşmenin yenilenmemesi işlemi olduğu, bu nedenle

de idarenin başvurucuyla yeni bir sözleşme imzalamak konusundaki takdir

yetkisinin daha geniş olduğu ileri sürülebilir. Ancak bu hâlde bile

başvurucunun devamlılık arzetmeyen müstehcenlik içeren

resim göndermesi şeklindeki eyleminin sözleşmesinin yenilenmemesine dayanak

alınması, niteliği ve ağırlığı bakımından güdülen meşru amaçla orantısızdır.

Öte yandan başvurucunun on dört adet takdir ve ödül belgesinin bulunduğu, sicil

ortalamasının çok iyi olduğu,

sadece bir uyarı cezasının mevcut olduğu ancak kendisinden daha kötü sicile

sahip olanların sözleşmelerinin yenilendiğinin yargı kararlarına yansıdığı da

dikkate alındığında idarenin takdir yetkisini objektif ve ölçülü bir şekilde

kullanmadığı söylenebilir. Ayrıca söz konusu idari işlemin başvurucunun mesleki

hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle

ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkisi bulunduğu hususunun

gözetilmediği görülmektedir. Tüm bu nedenlerle sınırlandırma ile ulaşılabilecek

genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında

adil bir dengenin sağlanmadığı, başvurucunun özel hayatına ve haberleşme

hürriyetine yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. ve 22.

maddelerinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme

hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

46. Başvurucu;eşitlik

ilkesi, adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı ve çalışma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu ek dilekçe ile Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) TSK içindeki

yapılanmasını vurgulayarak bu örgütün kumpası sonucu TSK'dan tasfiye edildiğini

ileri sürmüştür. Ancak başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme

hürriyetinin ihlal edildiği sonucuna varıldığından anılan iddiaların ayrıca

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50.

Maddesi Yönünden

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

48. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin ortadan nasıl kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir.

49. Mehmet Doğan

kararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).

50. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre; Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece

mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı

verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

51. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.

Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa

söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya daha

önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık

ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesince

yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararının

sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği

hâllerde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan

mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek

ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).

52. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesine ve lehine 70.000 TL

tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

53. Somut başvuruda ulaşılan ihlal sonucunun AYİM tarafından

verilen ret kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

54. Bu durumda başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkına

yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama

ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece

mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme

kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar

verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama

yapılmak üzere ilgili yargı merciine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

55. Öte yandan başvurucu tarafından tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla birlikte, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili

yargı merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ve

haberleşme hürriyetinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere -Anayasa'nın 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı

Kanun ile getirilen geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendiyle

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundan anılan bendin (b) alt

bendi gereğince- YETKİLİ İDARİ YARGI MERCİİNE GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesinin E.2013/1076, K.2014/954 sayılı

dosyasıyla ilgilidir.),

D. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle başvurucunun tazminat

talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

Rıza TANIK

Vekili

:

Av. Mustafa

BOZKURT

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/6217, T. 29.11.2018, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2015-6217-basvuru-29-11-2018-f64fa46fa830