Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/7292, 21.05.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/7292
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

KADER DOĞAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/7292)

Karar Tarihi: 21/5/2015

R.G. Tarih- Sayı: 8/8/2015-29439

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti yapmak

suçundan yargılandığı ceza davasında, hakkındaki beraat kararının bozulması sonrasında dosyaya yeni hiçbir delil eklenmemesine

rağmen mahkûmiyetine kararı verilmesinin ve eşiyle

yaptığı telefon görüşme kayıtlarının hükme esas alınmasının, Anayasa’nın 36.

maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal ettiğini ileri sürmüş ve

yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 26/5/2014 tarihinde Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde, başvuruda Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 22/12/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III.

OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

5. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Gaziantep ilinde

ikamet eden başvurucu ve eşinin Ankara iline kargo yolu ile uyuşturucu madde

gönderdikleri iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, başvurucu ve eşi

hakkında 28/4/2009 tarihinde Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesinden “iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması”

kararı alınmıştır.

6. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu ve eşinin uyuşturucu

madde ticareti yaptığı iddiasına ilişkin elde ettiği bilgi ve delilleri

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Gaziantep Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başvurucu ve eşi hakkında daha önce Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturmaya devam edilmiştir.

7. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 29/6/2009 tarihli ve

E.2009/14159 sayılı iddianamesi ile başvurucu ve eşi hakkında uyuşturucu madde

ticareti yapmak suçundan kamu davası açılmıştır.

8. Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 29/9/2009 tarihli ve

E.2009/244, K.2009/328 sayılı kararıyla başvurucunun beraatine

karar vermiştir.

9. Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 10.

Ceza Dairesinin 17/4/2012 tarihli ve E.2010/15693, K.2012/7864 sayılı ilamıyla,

eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle

bozulmuştur.

10. Bozma kararı sonrası Mahkeme, 31/1/2013 tarihli ve E.2012/336,

K.2013/42 sayılı kararıyla, başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapmak

suçundan mahkumiyetine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı

şöyledir:

“…Böylece yapılan yargılama, iddia, savunma,

sanıklara ait ses kayıt çözüm tutanakları, sanıklara ait parmak izi inceleme

formları, ön inceleme formu, tartı tutanağı, olay yakalama tutanakları, suça

konu uyuşturucu maddeye ilişkin emanet eşya makbuzları, Adana Kriminal Polis Laboratuarının 8

Temmuz 2009 tarihli ve 3173 sayılı ekspertiz raporu, toplanan deliller ve tüm

dosya kapsamına göre sanıklar K. K. ve M. F. K.’nın üzerilerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapmak suçları

sübuta ermiş sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmiş(tir)…”

11. Anılan karar, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 7/4/2014 tarihli ve

E.2014/1042, K.2014/2389 sayılı ilamıyla düzeltilerek onanmıştır.

12. Başvurucu, anılan kararı 22/5/2014 tarihinde öğrenmiştir.

13. Bireysel başvuru 26/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

14. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19/2/2013 tarihli ve

E.2011/5.MD-137, K.2013/58 sayılı kararı şöyledir:

“…Şüpheli ya da sanıkların, birlikte suç

işleme şüphesi bulunmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları

görüşmelerin kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt

bulunmamaktadır. Bu konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığı

kolaylıklardan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme

kuşkusu altında bulunan kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda

alınmasında doğmaktadır.

…. CMK'nun 135/2.

maddesi hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri

kapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkına

sahip kişinin suça katıldığı daha önceden başka delillerle belirlenmiş ise

artık bu noktada CMK'nun 135/2. maddesi kapsamına

giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin,

tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği

kabul edilmektedir.

…

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu ele

alındığında;

Sanık A. K. ile yeğeni olan sanık M. K. ve

kardeşi olan sanık H. K. arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve

kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmaları, bu kişilerin suça

katıldıklarının daha önceden başka delillerle belirlenmesi ve bunlar hakkında

da mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş

olması nedeniyle kanuni delil olarak kullanılabileceğinin kabulü gerekmektedir.

Aksi halde; tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişilerin, aynı suçu birlikte

işlemelerinin kanun koyucu tarafından himaye edildiği sonucuna ulaşılır ki

bunun kabulü de mümkün değildir…”

15. 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanıklıktan çekinme” kenar başlıklı 45.

maddesi şöyledir:

“ (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:

…

b) Evlilik

bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.

…”

16. Aynı Kanun’un 135. maddesinin, 21/2/2014 tarihli ve 6526 Sayılı

Kanun’un 12. maddesi ile değişiklik öncesi (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Şüpheli veya sanığın tanıklıktan

çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma

gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl

yok edilir.”

17. Aynı Kanun’un 217. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya

getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller

hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde

elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”

IV.

İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 21/5/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 26/5/2014 tarihli ve 2014/7292 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

19. Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti yapmak

suçundan yargılandığı davada suçun sübuta ermediği gerekçesiyle hakkında beraat

kararı verilmesi üzerine temyiz edilen kararın Yargıtay tarafından bozulduğunu,

bozma kararı sonrasında dosyaya yeni hiçbir delil eklenmemesine rağmen hakkında

bu sefer mahkûmiyet kararı verildiğini, kocası ile yapmış olduğu telefon

görüşmelerinin kayda alınmasının 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi gereği

mümkün olmamasına rağmen, kanuna aykırı şekilde elde edilmiş kayıtların delil

olarak kullanılması sonucunda hakkında hukuka aykırı olarak mahkûmiyet kararı

verildiğini belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

22. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi

olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz

takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (Onur Gür, B.No:

2012/828, 21/11/2013, § 21).

23. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın

değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı

verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin

incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı

gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (Naci

Karakoç, B.No: 2013/2767,

2/10/2013, § 22).

24. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli

olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup

olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp,

Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesidir (Muhittin

Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27). Ayrıca,

derece mahkemeleri veya temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak,

tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına

adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (Miraş

Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Tic. A.Ş.,

B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 36).

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bariz bir şekilde keyfi

olmadıkça, belirli bir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına veya

aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi

olmadığını kararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi

de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen

ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, §

125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06 ve 13772/05,

25/7/2013, § 699). AİHM’e göre, delillerle ilgili

olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına

karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir (Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).

26. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında, bozma kararı sonrasında dosyaya yeni hiçbir delil eklenmemesine rağmen

hakkında bu sefer haksız olarak mahkûmiyet kararı verildiğini iddia

etmiştir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının özü, derece mahkemesinin

delilleri değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkindir. Mahkeme sanığın savunmasına, ses kayıt çözüm

tutanaklarına, olay tutanağına, sanıklara ait parmak izi inceleme formlarına,

tartı tutanağına, kollukça tanzim edilmiş diğer tutanaklara, ekspertiz raporuna

ve diğer delillere dayanarak söz konusu kararı vermiştir. Anılan kararda

tarafların iddia ve savunmaları alınmış, dosyaya sundukları deliller

değerlendirilmiş ve ilgili hukuk kuralları yorumlanmak suretiyle bir sonuca

ulaşılmıştır.

27. Diğer yandan başvurucu, tanıklıktan

çekinebilecek kişilerden olan eşiyle yaptığı görüşme kayıtlarının Mahkeme

kararında delil kabul edilerek değerlendirilmesinden şikâyet etmektedir.

Başvuru dosyasının incelenmesinden, başvurucunun, hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği telefon

konuşmaların, dosyada sanık konumunda bulunan yakın akrabalar (başvurucu ve

eşi) arasında gerçekleştiği, bu konuşmaların mahkeme kararıyla kayda alındığı

ve dinlenmesine karar verilen tüm akrabaların da dinleme yapılan suçtan mahkûm

olduğu tespit edilmiştir.

28. Somut olayda başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın

sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı verilmediğine ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi derece

mahkemesi kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan

herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

29. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariz takdir

hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle, başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

21/5/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Raportör

:

Akif YILDIRIM

Başvurucu

:

Kader DOĞAN

Vekili

:

Av. Abdullah DEMİR

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/7292, T. 21.05.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-7292-basvuru-21-05-2015-ab8b7536ef11