Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/6710, 20.12.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/6710
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

SÜLEYMAN ÖZPINAR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/6710)

Karar Tarihi: 20/12/2017

R.G. Tarih ve Sayı: 6/2/2018-30324

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tüketici hakem heyetine yapılan şikâyetin kabul

edilmesine rağmen tüketici mahkemesine açılan itiraz davasında deliller dikkate

alınmadan ve tebliğ edilmeyen bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucu, bankadan kullandığı tüketici kredisi ve kredi

kartı taksitli avans kredilerinin geri ödemelerinden dolayı bazı taksitlerinin

ödenmemiş olarak gösterilmesi nedeniyle 249,18 TL fazla ödemenin iadesi için

31/7/2013 tarihinde Karatay Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyetine

(Heyet) başvurmuştur.

10. Heyet 20/9/2013 tarihli kararıyla başvurucunun talebi

doğrultusunda şikâyete konu bedelin başvurucuya iadesine karar vermiştir.

11. Banka, Heyet kararına karşı Konya Tüketici Mahkemesi

(Mahkeme) nezdinde 4/11/2013 tarihinde itirazda bulunmuştur.

12. Mahkemenin 16/4/2014 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulü

ile Heyet kararının 201,18 TL miktar yönünden kısmen iptaline, kararın hüküm

kısmının "...Başvurucunun kısmen haklı olduğuna, banka tarafından avans

işlem komisyonu adı altında alınan 48,00 TL bedelin başvurucuya iadesine,

fazlaya ilişkin talebinin reddine" şeklinde düzeltilerek onanmasına dosya

üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verilmiştir.

13.Başvuru, kararın tebliğinden itibaren yasal süre içerisinde

yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

14. Uyuşmazlığa konu olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan

23/2/1995 tarihli ve 4077 sayılı mülga Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un

6/3/2003 tarihli ve 4822 sayılı Kanun ile değiştirilen 22. maddesinin beşinci

fıkrası şöyledir:

"...

Değeri beşyüz milyon

liranın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici sorunları hakem heyetlerine

başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları

bağlar. Bu kararlar İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki

hükümlerine göre yerine getirilir. Taraflar bu kararlara karşı onbeş gün içinde tüketici mahkemesine itiraz edebilirler.

İtiraz, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak,

talep edilmesi şartıyla hakim, tüketici sorunları hakem

heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Tüketici sorunları hakem

heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği

karar kesindir.

..."

15.4077 sayılı mülga Kanun'un 23. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

"Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak

çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketici

mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.

Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler,

tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan

muaftır. Tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücretleri, 29 uncu

maddeye göre kaydedilen bütçede öngörülen ödenekten Bakanlıkça karşılanır.

Davanın, davalı aleyhine sonuçlanması durumunda, bilirkişi ücreti 6183 sayılı

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre davalıdan

tahsil olunarak 29 uncu maddede düzenlenen esaslara göre bütçeye gelir

kaydedilir. Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanununun Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre yürütülür."

16. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 316. maddesi şöyledir:

"(1) Basit yargılama usulü, kanunlarda

açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:

...

b) Doğrudan dosya üzerinden karar vermek

konusunda kanunun mahkemeye takdir hakkı tanıdığı dava ve işler.

…

g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı

yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve

işler."

17.6100 sayılı Kanun'un 320. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1)Mahkeme,

mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar

verir.

..."

18. 6100 sayılı Kanun'un 447. maddesinin ikinci fıkrası şu

şekildedir:

"(2) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan

18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan

yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan

maddelerine yapılmış sayılır."

B. Uluslararası Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 35. maddesine 14. Protokol'le eklenerek 1/6/2010

tarihinde yürürlüğe giren önemsiz zarar kriterine ilişkin içtihadında bu

kriterin, Sözleşme ve protokolleri ile güvence altına alınan hakların Avrupa

düzeyinde hukuksal açıdan korunmasını sağlama yönündeki temel görevine

yoğunlaşması için önemsiz başvuruları ivedilikle inceleme olanağı vermesi

amacıyla oluşturulduğunu belirtmektedir (Stefanescu/Romanya (k.k.),

B. No: 11774/04, 12/4/2011, § 35). Hâkimin küçük/önemsiz işlerle uğraşmaması

gerektiğini ifade eden (De minimis non curat praetor)

prensibe göre yeni kabul edilebilirlik şartının -bir hak ihlali ne denli gerçek

olursa olsun- uluslararası bir mahkeme tarafından incelenmeyi gerektirecek

asgari bir ağırlık düzeyine ulaşması gerektiği görüşüne dayanır (Korolev/Rusya (k.k.),

B. No: 25551/05, 1/7/2010). Bu kriterin incelenmesinde ihlal edildiği iddia

edilen hakkın mahiyetini, ihlal iddiasının ciddiyeti ve/veya ihlalin başvuranın

kişisel durumu üzerinde oluşturacağı olası sonuçlarını da gözönünde

bulundurmak gerekir (Giusti/İtalya, B. No: 13175/03, 18/10/2011, §

34).

20. AİHM, söz konusu kriteri uygularken Sözleşme ve

protokollerinin güvence altına aldığı insan haklarına saygının başvurunun

esastan incelenmesini gerektirip gerektirmediği hususunu da incelemektedir. Bu

kapsamda AİHM, önem kriteri getirilmeden önce de önüne gelmiş olan Sözleşme ile

ilgili hususta açık ve çokça uygulanmış olan bir içtihadın bulunması durumunda

bu incelemenin yapılmasının gerekli olmadığına hükmettiğini (Van Houten/Hollanda

(kayıttan düşürme), B. No: 25149/03, 29/9/2005, §§ 33-38; Kavak/Türkiye (k.k.),

B. No: 34719/04 ve 37472/05, 19/5/2009) hatırlatarak mahkeme içtihatlarını

genişletebilecek veya bunlara katkı sağlayabilecek nitelikteolmayan

başvuruları incelememektedir (Tayfun

Görgün/Türkiye (k.k.), B. No: 42978/06,

16/9/2014).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 20/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, sunduğu deliller dikkate alınmadan eksik inceleme

sonucu sadece karşı tarafın (Bankanın) beyanları uyarınca ve kredi kullanımına

ilişkin zorunlu masrafların tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi

sonucu Mahkemeye sunulan rapor tebliğ edilmeden karar verilmesi suretiyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma

hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

24.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, Anayasanın

uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi

açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı

başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar

verebilir."

25. Başvurucunun ihlal iddiasına konu eksik inceleme sonucunda

kendisine tebliğ edilmeden hükme esas alınan bilirkişi raporu nedeniyle

uğradığı maddi kaybı, bir başka ifadeyle kredi taksitlerinin geri ödemelerinden

dolayı iadesini istediği bedelden reddedilen 201,18 TL nazara alındığında

başvurunun kabul edilebilirlik kriterlerinden olan anayasal ve kişisel önemden

yoksun olma kriteri yönünden incelenmesi gerekir.

1. Anayasal ve Kişisel

Önemden Yoksun Olma Kriterine İlişkin Genel İlkeler

26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında herkesin

bireysel başvuru hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Diğer yandan yukarıda yer

verilen Kanun maddesinde (bkz. § 23) anayasal ve kişisel önemi düşük olan veya

bulunmayan başvuruların esastan incelenmeksizin reddedilebileceği hüküm altına

alınmıştır. Anılan düzenlemenin kaynağı, hâkimin küçük/önemsiz işlerle

uğraşmaması gerektiğini ifade eden kadim "De minimis

non curat praetor" ilkesidir. Bu ilkenin temelinde yatan

düşüncelerden biri mahkemelerin asıl işlevlerine odaklanmalarını sağlamak ve

buna engel teşkil edecek olan önem derecesi düşük davaların ve başvuruların iş

yükü oluşturmasını önlemektir (K.V.

[GK], B. No: 2014/2293,

1/12/2016, § 47).

27. Anılan hükümle anayasal ve kişisel önemden yoksun

başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik

kriteri getirilmiştir. Dolayısıyla diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini

taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek

nitelikte olsa bile Kanun’da belirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez

bulunabilecektir (K.V., § 55).

Kanun’da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez

bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür: “Anayasal önem” olarak

adlandırılabilecek olan birinci koşul "başvurunun Anayasa’nın uygulanması

ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi

açısından önem taşımaması”, “kişisel önem” olarak adlandırılabilecek olan

ikinci koşul ise “başvurucunun önemli bir zarara uğramaması”dır

(K.V., § 57).

28. Anayasal önem koşulunun uygulanmasıyla ilgili olarak kanun

koyucu “Anayasa’nın uygulanması açısından önem taşıma”, “Anayasa’nın

yorumlanması açısından önem taşıma” ve “temel hakların kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşıma” şeklinde üç unsur belirlemiş

olmakla birlikte temel hak ve özgürlüklerle ilgili Anayasa hükümlerinin

yorumlanması -işin doğası gereği- temel hak ve özgürlüklerin kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesini de içermektedir. Bu nedenle anayasal önemin temel

hak ve özgürlüklere ilişkin Anayasa hükümlerinin “yorumlanması” ve

“uygulanması” açısından önem taşıma şeklinde ifade edilebilecek iki unsurunun

bulunduğunu kabul etmek gerekir (K.V.,

§ 61).

29. İşin doğası ve kanun metni dikkate alındığında bir

başvurunun anayasal öneminin bulunduğu sonucuna varılabilmesi için onun bu iki

unsurdan biri açısından önem taşımasının yeterli olduğu anlaşılmaktadır (K.V., § 62). Anayasa hükümlerinin

yorumlanması açısından önem taşıma unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuru yoluyla daha önce yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku

bulunmamaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, bir meseleyle ilgili olarak daha

önce Anayasa’nın ilgili hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları

dikkate alarak yeniden yorumlama ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye

ilişkin başvurunun anayasal öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir(K.V., § 63).

30. Anayasa’nın uygulanması açısından önem taşıma unsurunda ise

Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından başvurunun önem taşıdığının

söylenebilmesi için kamu makamları ve derece mahkemelerinin belli bir meseleye

ilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı olması ve bu

farklılığın da önemli olması gerekir (K.V.,

§ 64).

31. Kişisel önemin bulunmaması koşulu başvurucunun önemli bir

zarara uğramamış olmasını ifade eder. Bu husus ise -başvurucunun içinde

bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü koşulları

dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi

tarafından değerlendirilir (K.V.,

§§ 66, 67).

32. Zararın parayla ölçülüp ölçülememesi onun önemini

değerlendirme bakımından belirleyici değildir. Parayla ölçülmesi mümkün olmayan

zararlar yönünden de anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriterinin

uygulanması mümkündür. Öte yandan parayla ölçülebilen zararlar yönünden her

başvurucu için geçerli olacak ve kişisel önem koşulunun belirlenmesinde esas

alınacak belli bir meblağ belirlenmesi mümkün değildir. Belli bir meblağ,

başvurucuların içinde bulundukları kişisel koşullara göre farklı önem

derecesine sahip olabilir (K.V.,§

68).

2. İlkelerin Olaya

Uygulanması

33. Başvuru konusu olayda başvurucu aleyhine, Heyet kararının

iptali istemiyle açılan davada eksik inceleme sonucunda sunduğu deliller

dikkate alınmadan bankanın beyanları doğrultusunda, bilirkişi raporu kendisine

tebliğ edilmeden karar verildiği ve bu nedenle silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkelerinin ihlal edildiği şikâyetinde bulunulmuştur.

34. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin kapsam ve içeriğini belirlemiştir.

Mahkeme, içtihadında taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve

yorum yapma hakkının tanınması ve

bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılması gerektiğini açıklamış; davanın taraflarının usule

ilişkin hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması

gerektiğine dikkat çekmiştir. Mahkemenin görevinin delillerin sunulması da

dâhil olmak üzere başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesi olduğuna vurgu yapmıştır. Herhangi bir davada

bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermenin

ayrıca bilirkişi raporunun kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi

hususlarının Mahkemenin değil derece mahkemelerinin görevi ve yetkisi dâhilinde

olduğunu belirtmiştir (Yüksel Hançer, B.

No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 17-19; Abdullah

Özen, B. No: 2013/4424, 6/3/2014, §§ 19-22; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, § 68; Yahya Murat

Demirel ve Hüsnü Barbaros Olcay, B. No: 2013/7996, 17/2/2016, § 54; İbrahim Demirayak,

B. No: 2013/4075, 10/3/2016, §§ 34-38; Reşit

Orak, B. No: 2014/13609, 19/7/2017, § 23).

35. Somut başvuruda dile getirilen şikâyete benzer şikâyetlerin

Anayasa Mahkemesince daha önce incelendiği ve ilgili Anayasa kurallarının

yorumlandığı anlaşılmaktadır. Dosya üzerinden karar vermek konusunda kanunun

mahkemeye takdir hakkı tanıdığı basit yargılama usulüne tabi davada, derece

mahkemesi uygulamasının Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen içithadında benimsediği yorumlardan farklı olduğu ileri

sürülebilirse de bu farklılığın davanın özel şartlarından kaynaklandığı ve

esaslı bir soruna işaret etmediği anlaşılmaktadır.

36. Buna göre Mahkemenin sıklıkla uygulanmış açık bir

içtihadının bulunduğu silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin

ihlal edildiğine ilişkin başvurunun genel bir soruna işaret etmediği gibi

Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesi açısından da önem taşıdığının ortaya konulamadığı

sonucuna varılmıştır.

37. Diğer yandan bilirkişi raporunun tebliğ edilmemesi nedeniyle

şikâyet ve cevap dilekçesinde dile getirmediği hangi itirazlarını ileri

süremediğini açıklamayan başvurucu, Mahkemenin hükmüne esas aldığı bu rapor

doğrultusunda verilen karar ile 201,18 TL maddi kayba uğradığını belirtmiştir.

Bu miktarın kamu emeklisi olan başvurucunun içinde bulunduğu kişisel koşullara

göre kendisine ciddi anlamda zarar

verdiği ve kendisi için ne denli önemli olduğu hususunda herhangi bir

açıklamasının olmadığı da gözetildiğinde önemli bir zararı olduğu kanaatine

ulaşılamamıştır.

38. Açıklanan nedenlerle anayasal ve kişisel önemden yoksun

olduğu anlaşılan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve

kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

20/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Volkan

SEVTEKİN

Başvurucu

:

Süleyman

ÖZPINAR

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/6710, T. 20.12.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-6710-basvuru-20-12-2017-c4ee4dbb173d