Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/4161, 22.11.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/4161
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ENGİN DEMİR BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2014/4161)

Karar Tarihi: 22/11/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, hukuka aykırı olarak verilmiş olan iletişimin

tespiti ve teknik araçlarla izleme kararları sonucunda elde edilen delillere

dayanılarak suçlamada bulunulması nedeniyle adil yargılanma hakkının, gerekli

olmadığı hâlde verilen iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme kararları

sonucunda ailesi, yakınları ve arkadaşları ile olan sosyal ilişkilerinin kayıt

altına alınması ve kolluk görevlilerince hakkında yapılan istihbarı çalışmalar

sonucunda düzenlenen "bilgi notu" isimli tutanağın dava dosyasına

konulması nedenleriyle özel hayatın gizliliğinin ve haberleşme hürriyetinin

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 25/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) üyesi olup Parti

Tüzüğü'nün 81. maddesi gereğince Parti Merkez Yönetim Kurulu kararıyla Merkezî

Eğitim Komisyonu üyesi olarak görevlendirilmiştir.

7. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (CMK mülga 250. madde

ile görevli) yürütülen bir soruşturma kapsamında Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin (CMK mülga 250. Madde ile görevli) 5/4/2011 tarihli kararı ile

başvurucunun iletişiminin üç ay süreyle tespitine karar verilmiştir. Kararda,

PKK terör örgütünün ülkenin birlik ve bütünlüğünü bozmaya yönelik sansasyonel

eylemlerini artırdığı, "siyaset akademileri" adı altında örgüt

ideolojisi doğrultusunda eğitim vereceği, eğitim veren kişilerin irtibatlarının

ve faaliyetlerinin tespiti ve suç delillerine ulaşılmasının başka türlü mümkün

olmadığı değerlendirmesine yer verilmiş; başvurucunun da başta Diyarbakır olmak

üzere siyaset akademilerinin bulunduğu illerde aktif ve etkin olarak sorumlu

düzeyde faaliyet gösterdiği, derslere katılarak eğitim verdiği, toplantı ve

seminer gibi organizasyonları koordine ettiği belirtilmiştir.

8. Yine soruşturma sürecinde başvurucu hakkında Diyarbakır 4.

Ağır Ceza Mahkemesince (CMK mülga 250. madde ile görevli) teknik araçlarla

izleme kararı verildiği, mahkemelerce verilen kararlarla bu tedbirin birçok kez

uzatıldığı görülmektedir. Başvuru formu ve eklerinde anılan tedbirin başlangıç

tarihi belirtilmemekle birlikte Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga

250. maddeyle görevli) 15/3/2011 tarihinde tedbirin sekizinci kez bir hafta

süreyle uzatılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

9. Başvurucu, 28/1/2012 tarihinde gözaltına alınmış ve

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/1/2012 tarihli kararı ile silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.

10. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 20/4/2012 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun "terör örgütünün faaliyetlerini düzenlemek suretiyle

örgütü yönetme" suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle

Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

11. Dava, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/219 sayılı

dosyası üzerinden başvurucu bakımından tutuklu olarak görülmüştür.

12. Mahkeme 13/2/2014 tarihli duruşmada başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir.

13. Başvurucu, karara itiraz etmiş, Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 20/2/2014 tarihli kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.

14. Anılan karar, başvurucuya 18/3/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 25/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

16. Öte yandan 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 1.

maddesi (CMK mülga 250. madde ile görevli) ağır ceza mahkemelerinin

kaldırılması üzerine Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2014 tarihli

kararı ile dosya, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2014/217)

devredilmiştir.

17. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 22/4/2014 tarihinde resen

yaptığı inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluğunun devamına karar

vermiştir.

18. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiştir. İtirazı

değerlendiren Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi 25/4/2014 tarihli kararı ile

başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Başvurucu aynı gün serbest bırakılmıştır.

19. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve

kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması

durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet

savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi

dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir ...

...

(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve

sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan

suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda

yer alan;

..

9. (Mülga: 21/2/2014 – 6526/12 md.; Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/26 md.) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra

üç),

..."

21. 5271 sayılı Kanun'un "Teknik

araçlarla izleme" kenar başlıklı 140. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut

delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil

elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki

faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı

alınabilir:

a) Türk Ceza Kanununda

yer alan;

...

6. (Mülga:21/2/2014–6526/14 md.; Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/28 md.) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra

üç),

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 22/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, BDP yetkili organları tarafından Merkez Eğitim

Komisyonuna seçildiğini, partinin siyaset akademisinde yürüttüğü eğitim faaliyetlerinin

suçlamaya konu edildiğini, bu itibarla tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair makul şüphe bulunmadan tutukluluğun devam ettirildiğini,

tutukluluğa ilişkin kararlarda tutuklama nedenleri hususunda da somut olgulara

dayalı bir açıklamaya yer verilmediğini, tahliye taleplerinin ve tutukluluğa

yönelik itirazlarının matbu gerekçelerle reddedildiğini, yeterli inceleme

yapılmaksızın verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda kendi durumuna

dair kişiselleştirmeye yer verilmediğini belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

24. Başvurucunun bu bölümdeki iddiaları genel olarak kuvvetli

suç şüphesi olmadan ve somut gerekçelere dayanılmadan tutukluluğun devamına

karar verildiğine yöneliktir. Başvurucu, bu iddialarını 2/4/2013 tarihli ve

2013/2947 numaralı bireysel başvurusunda da dile getirmiştir. Anayasa

Mahkemesi, anılan başvuruyu 17/2/2015 tarihinde karara bağlamıştır (Engin Demir [GK], B. No: 2013/2947,

17/2/2015).

25. Kararda, kuvvetli suç şüphesi olmadan tutuklama kararı

verilmesi nedeniyle tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddia, açıkça

dayanaktan yoksun olduğundan kabul edilemez bulunmuş; bununla birlikte

tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

ve Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Anılan kararda, başvurucunun gözaltına alındığı 28/1/2012 tarihi

ile ilk derece mahkemesince tahliye edildiği 25/4/2014 tarihi arasında geçen

süre dikkate alınarak 2 yıl 2 ay 27 günlük tutukluluk süresinin makul olmadığı

sonucuna varılmıştır. Tutukluluğa ilişkin olarak her iki başvuruda ileri

sürülen hususlar aynı niteliktedir. Bu itibarla 2013/2947 numaralı başvurudan

farklı olarak mevcut başvuruda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında

herhangi bir yeni iddia ileri sürülmemiştir.

26. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 80. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Bölümler ya da Komisyonlarca yargılamanın

her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:

…

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden

ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden

görülmemesi."

27. Yukarıda belirtildiği gibi başvurucunun aynı içerikli

şikâyetlerine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi 17/2/2015 tarihinde Anayasa'nın

19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine karar vermiştir. Bu itibarla başvurunun bu bölümdeki iddialarının

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin kalmadığı sonucuna

varılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddiasına ilişkin olarak incelemenin

sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin kalmamış olması nedeniyle

başvurunun bu kısmının düşmesine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinde düzenlenen

iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile aynı Kanun'un 140.

maddesinde düzenlenenteknik araçlarla izleme

tedbirlerine karar verilmesi için kuvvetli suç şüphesinin bulunması ve başka

türlü de delil elde edilmesi imkânının olmaması gerektiğini, buna rağmen söz

konusu tedbirlerin uygulanmasına ve devamına dair kararlarda siyaset

akademisindeki eğitim faaliyetlerine dayanıldığını, anılan kararlarda

iletişimin tespitini ve teknik araçlarla izlemeyi ve buna devam etmeyi haklı

kılan nedenlerin gösterilmediğini; bu şekilde hukuka aykırı kararlar sonucunda

elde edilen delillere dayanılarak suçlandığını ve bunların dosyadan çıkarılması

talebinin mahkemelerce kabul edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

30. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

32. Yukarıda belirilen Anayasa ve

Kanun hükümleri gereğince Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

33. Somut olayda başvurucu hakkındaki dava,

hem bireysel başvurunun yapıldığı hem de Anayasa Mahkemesince bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarihler itibarıyla ilk derece mahkemesinde

derdesttir. Başvurucunun başvuru formunda dile getirdiği suçlamaya esas alınan

delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiğine ilişkin şikâyetlerini,

derece mahkemelerinde devam eden yargılamada ve sonrasında istinaf/temyiz

aşamasında ileri sürebilme ve ileri sürmüş ise bu şikâyetlerin bu aşamalarda

incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve

istinaf/temyiz süreçleri beklenmeden yargılama sürecindeki adil yargılanma

hakkı ihlali şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu

edildiği görülmüştür.

34. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemeleri ve

istinaf/temyiz mercileri önünde usulüne uygun olarak devam eden başvuru yolları

tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel

başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayatın Gizliliği

ve Haberleşme Hürriyetlerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, hukuka aykırı olarak verilen iletişimin tespiti,

dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararları sonucunda

ailesi, arkadaşları ve yakınları ile olan sosyal faaliyetlerinin tespit

edilerek suç delili olarak dava dosyasına konulduğunu, uygulanan bu tedbirlerin

gerekli olmadığı hâlde birçok kez uzatıldığını ve hakkında soruşturma

başlatıldığı tarihten gözaltına alındığı tarihe kadar uzun bir süre boyunca

devam ettirildiğini, isnat konusu suçlama ile ilgisi olmayan telefon

konuşmalarının dava dosyasına eklendiğini; kolluk görevlilerinde düzenlenmiş

"bilgi notu" başlıklı bir tutanağın içeriğinden hakkında mahkemelerce

iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme

tedbirlerine karar verilmeden de istihbarı nitelikte bilgi toplandığının

anlaşıldığını ve bu belgenin de dava dosyasına eklendiğini belirterek

Anayasa'nın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

36. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (bkz. § 32).

37. Somut olayda PKK terör örgütünün faaliyetlerine ilişkin

olarak yürütülen soruşturmada, örgütün, ideolojisi doğrultusunda eğitim

vereceği değerlendirmesiyle bu eğitim faaliyetine katılacak kişilerin ve

irtibatlarının tespiti amacıyla silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlanan

başvurucunun da aralarında olduğu çok sayıda kişi hakkında 5271 sayılı Kanun'un

135. maddesi uyarınca "iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda

alınması" ile aynı Kanun'un 140. maddesi uyarınca "teknik araçlarla

izleme" tedbirlerinin uygulandığı ve bu tedbirlerin birçok kez uzatıldığı

görülmektedir. Böylelikle hem başvurucunun telefonları uzun süre dinlenmiş hem

de kamusal alandaki faaliyetleri teknik araçlarla izlenmiş ve kayda alınmıştır.

38. Başvurucu; silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan

yargılanmaktadır. Düzenlenen iddianamede; başvurucunun PKK terör örgütünün

lideri olan Abdullah Öcalan'ın talimatları doğrultusunda açılan ve PKK'nın ideolojisinin

anlatıldığı bir tür okul olan siyaset akademilerinde görev aldığı, buralarda

terör örgütüne kadro/militan yetiştirme amacıyla eğitimler düzenlendiği,

başvurucunun Türkiye'deki siyaset akademilerinin idaresinden sorumlu olduğu

belirtilmiş ve yapmış olduğu telefon görüşmelerine ilişkin kayıtlara yer

verilmiştir. Bu kayıtlarda özetle başvurucunun siyaset akademisinde kimlerin

ders vereceğine ve akademideki işler için yapılan para transferlerine ilişkin

görüşmelerin yer aldığı anlaşılmaktadır (Engin

Demir, §§ 12-15).

39. Bu itibarla yargılama süreci devam ederken "iletişimin

tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" ile "teknik araçlarla

izleme" tedbirleriyle ve bu tedbirlerin uygulanması sonucunda elde edilen

delillerle ilgili olarak henüz hukuki bir kesinlik ortaya çıkmamıştır. Anılan

tedbirlerin uygulanması söz konusu ise de bunların hukukiliğin ve

gerekliliğinin, dolayısıyla da kesin sonuçlarının derece mahkemeleri tarafından

yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.

40. Bu durumda, aynı dava sürecine ilişkin iddiaların farklı

düzlemlerde hem Anayasa Mahkemesince hem de derece mahkemeleri tarafından

yargısal incelemeye tabi tutulması, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki

ikincil nitelikteki rolüne uygun olmayacağından başvurucunun, özel yaşama ve

haberleşmeye saygı haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının da

öncelikle derece mahkemelerince incelenmesi gerekmektedir.

41. Öte yandan başvuru formu ekinde yer alan "bilgi

notu" başlıklı tarihsiz ve imzasız yazının kimin tarafından düzenlendiği

anlaşılamamaktadır. Anılan yazıda "hedef şahıs" olarak ifade edilen

başvurucuya ilişkin bir kısım bilgilere yer verilmiştir. Bilgi notundagenel olarak Diyarbakır'da ikamet ettiği, siyaset

akademisinde tarih derslerine girdiği, bazı kişilerle akademi bünyesinde

toplantılar düzenlediği, BDP'nin organize ettiği

toplantılara katıldığı şeklindendir. Yazının "suç unsuru bilgi

notları" başlığı altındaki bölümünde ise başvurucunun bazı telefon

konuşmalarının içeriğine dair bilgiler bulunduğu görülmektedir. Bu

konuşmalardan tarihleri verilenler 16/8/2011 ile 12/9/2011 tarihleri arasındaki

görüşmelerle ilgilidir. Söz konusu yazının içeriğinde yer alan konuşmaların

yapıldığı tarihler, başvurucunun iletişiminin mahkemeye kararıyla dinlendiği

dönemi kapsamaktadır. Dolayısıyla burada yer alan telefon konuşmalarının,

başvurucu hakkında mahkeme kararı doğrultusunda "iletişimin tespiti,

dinlenmesi ve kayda alınması" tedbirinin uygulanması sonucunda öğrenilen

iletişim içeriklerinde yer almadığı veya buradaki bilgilerin söz konusu

tedbirinin dışında başka bir yöntemle elde edildiği yönünde bir tespit

bulunmaktadır.

42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun özel hayatın gizliliği ve

haberleşme hürriyetlerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın incelenmenin sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin kalmamış olması

nedeniyle DÜŞMESİNE,

2. Adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayatın gizliliği

ve haberleşme hürriyetlerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

22/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucu

:

Engin DEMİR

Vekili

:

Av. Mehdi

ÖZDEMİR

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/4161, T. 22.11.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-4161-basvuru-22-11-2017-4b34a05a55ff