Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/10342, 09.11.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/10342
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MURAT YİLDENİZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/10342)

Karar Tarihi: 9/11/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluk süresinin makul olmaması, kanunda

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması, tutukluluk ve tutukluluğa itiraz

incelemelerinin duruşmasız olarak gerçekleştirilmesi, savcılık görüşünün tebliğ

edilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 9/10/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/10/2008 tarihlikararı

ile“Devletin birliğini ve

ülke bütünlüğünü bozmak, kasten kamu görevlisini öldürmek, öldürmeye teşebbüs

etmek” suçlamalarıyla tutuklanmıştır.

8. Başvurucu hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının

16/12/2008 tarihli iddianamesi ile “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü

bozmak, kasten kamu görevlisini öldürmek, kasten kamu görevlisini öldürmeye

teşebbüs, kamu malına zarar vermek ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet”

suçlamalarıyla kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonucunda Diyarbakır 5.

Ağır Ceza Mahkemesi, 19/2/2014 tarihli kararıyla başvurucununtoplam

altı kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, toplam 384 yıl hapis ve 120.000 TL adli

para cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir. Bu karar başvurucunun ve müdafisinin yokluğunda verilmiştir.

9. Başvurucu, 10/3/2014 tarihli dilekçeyle tahliye talebinde

bulunmuştur. Dilekçede tutukluluk süresinin beş yılı aştığını, yargılandığı

davada hakkında hüküm verildiğini ve kararı temyiz ettiğini, 6/3/2014 tarihinde

yürürlüğe giren 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve

Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

hükümleri ile azami tutukluluk süresinin beş yıla indirilmesi nedeniyle

tutukluluk durumunun incelenmesi gerektiğini belirterek tahliye talebinde

bulunmuştur. Başvurucunun talebi Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/3/2014

tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararda başvurucu hakkında hükmedilen cezalar

belirtildikten sonra şunlar ifade edilmiştir:

“B- Sanık halen hükümlü statüsünde bulunup

6526 sayılı yasa 06/03/2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir ve usul yasalarının

geriye yürümesi hukukun ana kurallarına nazaran mümkün değildir.

C- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E.2011/1-51

K.2011/42 sayılı ilamında açıkça belirlendiği üzere tutukluluk sürelerinin

hesabında yerel mahkeme tarafından hüküm verilinceye kadar geçen süre dikkate

alınmalı, buna karşın yerel mahkeme tarafından hükmün verilmesinden sonra

tutuklu sanığın hükmen tutuklu hale gelmesi nedeniyle temyizde geçen süre

hesaba katılmamalıdır. Zira, hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın

altılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan

sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi de AİHS’nin 5.maddesinin uygulamasına ilişkin olarak verdiği

kararlarda tutuklulukla ilgili makul sürenin hesabında, ilk derece mahkemesinin

mahkûmiyet hükmünden sonra geçen süreyi dikkate almamaktadır.

D- Adam öldürme ve gasp suçunun devlete karşı

işlenen suçlardan olmayıp dış dünyada her bir eylemin mağdurunun farklı oluşu

ve her bir mağdura yöneliksuçunayrı ayrı oluşması

nedeni ile tutukluluk süresinin de her bir mağdura yönelik eylem dikkate alınarakayrı ayrı 5 yıl olarak dikkate alınmasıgerekmektedir.

E- Yargılamanın ve tutukluluk durumunun

uzamasına sanıkların mahkemeyi protesto etme duruşmaya katılmama ve sağlık

raporu alma gibi kendi iradi eylemleri ile sebebiyet verdikleri anlaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle 5271 sayılı ceza

mahkemesi kanununun 100 ve devam maddeleri gereğince sanık müdafileri

tarafından yapılan itirazın REDDİNE, sanıklarınTUTUKLULUKHALİNİNDEVAMINA,”

10. Anılan karara yapılan itiraz Diyarbakır 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin 31/3/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu ret

kararından 21/5/2014 tarihinde haberdar olduğunu beyan etmiştir.

11. Başvurucu, 20/6/2014 tarihindebireysel

başvuruda bulunmuştur.

12. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/2/2014 tarihli ve

E.2013/386, K.2014/22 sayılı kararının temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi

21/10/2014 tarihli ilamla hükmün onanmasına karar vermiştir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 9/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

14. Başvurucunun 10/3/2014 tarihli tahliye talebi (bkz. § 9),

içeriği itibarıyla 19/2/2014 tarihli mahkûmiyetle birlikte verilen tutukluluk

hâlinin devamı kararına itiraz niteliğinde değildir. Başvurucu, 6526 sayılı

Kanun’da yapılan değişiklik sonrasında azami tutukluluk süresinin beş yıla

indirildiğini ve yargılandığı dava kapsamındaki tutukluluk süresinin azami

sınırı aşığını ileri sürerek, tutukluluk durumunun incelenmesini ve tahliyesine

karar verilmesini talep etmiştir.

15. Bu nedenle başvurucunun şikâyetlerinin, yargılandığı davada

hükmün verildiği 19/2/2014 tarihi öncesine ait şikâyetler ve bu tarih sonrasına

ilişkin şikâyetler olmak üzere iki ayrı başlıkta incelenmesi gerektiği sonucuna

varılmıştır.

A. Suç İsnadına Bağlı

Olarak Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu tutuklulukla ilgili kararların gerekçelerinin

ilgili ve yeterli olmadığını, tutukluluk süresinin makul olmadığını, kanunda

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşıldığını, tutukluluk konusunda Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararları ve bu doğrultuda derece mahkemelerinin tahliye

kararları bulunmasına rağmen kendisinin Kürt kökenli ve ölenlerin ise devletin

güvenlik görevlileri olması nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını, tutukluluk

hâlinin devamına ilişkin karara yapılan itiraz incelemesinin etkin bir şekilde

yapılmadığını, tahliye taleplerinin duruşmasız olarak incelendiğini, Savcılığın

tutuklulukla ilgili mütalaalarının kendisine bildirilmediğini belirterek

Anayasa'nın 14., 19., 36., 38. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

2. Değerlendirme

17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, bu başlık altındaki iddiaların

tamamının Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir. Öte yandan

başvurucunun Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğine yönelik iddiasının soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp

mutlaka Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında yer alan diğer

temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekmektedir. Buna

göre kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine

yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru

bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene

dayandığını makul delillerle ortaya koyamayan başvurucunun eşitlik ilkesinin

ihlali iddiası, esas olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı çerçevesinde ele

alınmalıdır (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §§

33, 34).

18. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

19. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvuru süresi ve mazeret” kenar başlıklı

64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

20. Başvurunun süresinde yapılmış olması, her aşamada dikkate

alınması gereken usule ilişkin şarttır (Yasin

Yaman, B. No: 2012/1075, 12/2/2013, § 18).

21. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma durumunda,

tutukluluk süresinin kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı

iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun ilk derece yargılaması devam ederken

tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten

sonra başvuru süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet

Emin Kılıç, B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28).

22. Bu bağlamda bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukla ilgili

şikâyetleri içeren bireysel başvurunun; hükümle birlikte verilen tutukluluğun

devamı kararı sonrasında yapılması hâlinde tutukluluğun devamı kararına itiraz

edilmemiş ise kararın verildiğinin öğrenildiği tarihten itibaren, itiraz

edilmiş ise itiraz merciince verilen kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz

gün içerisinde yapılması gerekmektedir.

23. Somut olayda başvurucu isnat edilen suç nedeniyle 9/10/2008

tarihinde gözaltına alınmış, 13/10/2008 tarihinde tutuklanmıştır. Yargılamanın

yapıldığı Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 19/2/2014 tarihli kararıyla

başvurucunun mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

24. Başvurucunun 10/3/2014 tarihli tahliye talebinin, 19/2/2014

tarihli tutukluluğun devamı kararına itiraz niteliğinde olmaması ve 19/2/2014

tarihli karara ise itiraz ettiğine dair herhangi bir bilgi ve belge sunmaması

nedeniyle somut başvuruda, hüküm öncesine ait şikâyetler konusunda bireysel

başvuru açısından esas alınması gereken nihai kararın 19/2/2014 tarihli karar olduğu

sonucuna varılmıştır. 19/2/2014 tarihli karar, başvurucunun ve müdafisinin

yokluğunda verildiğinden 10/3/2014 tarihinde tahliye talebinde bulunmakla

başvurucunun en geç bu tarih itibariyle anılan kararı öğrendiğinin kabul

edilmesi gerekir. Bu tarihten itibaren otuz gün içerisinde bireysel başvuruda

bulunması gerekirken 20/6/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı

olduğu sonucuna varılmıştır.

25. Açıklanan nedenlerle başvurunun suç isnadına bağlı olarak

kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin şikâyetler kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekmiştir.

B. Mahkumiyete Bağlı

Olarak Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu son olarak yaptığı tahliye talebinin incelemesinin

duruşmasız yapıldığını, Savcılık mütalaasının kendisine tebliğ edilmediğini, bu

karara yaptığı itirazın etkin bir şekilde incelenmediğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

27. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

“Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri dışında kimse

hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”

28. 6216 sayılı Kanun’un

“Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

29. Başvurucunun 19/2/2014 tarihli mahkûmiyet kararı sonrasında tutulduğukonusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

Dolayısıyla başvurucunun durumu Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

anlamında “suç şüphesine bağlı tutma” kapsamından çıkmış, ikinci fıkra

bağlamında “bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmaya” dönüşmüştür.

30. Anayasa Mahkemesi Neytullah Bayram (B. No: 2014/10339, 15/4/2015, § 44) kararında hüküm

sonrasına ait kişi özgürlüğü ve güvenliğine ilişkin tutuklulukla ilgili

kararların gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmadığı, tutukluluk konusunda

ayrımcılığa maruz kaldığı, başvuru konusu yaptığı talep ve bu talebin reddine

ilişkin incelemelerin duruşmasız yapıldığı, tutukluluk hâlinin devamına ilişkin

karara yapılan itiraz incelemesinin etkin bir şekilde yapılmadığı ve başvuruya

konu yaptığı tutukluluk incelemesine ilişkin Cumhuriyet savcısının mütalaasının

kendisine bildirilmediği gibi şikâyetleri, Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci

fıkrasındaki "mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yerine getirilmesi" kapsamında

değerlendirmiştir.

31. Başvuru konusu olayda başvurucu isnat edilen suçlar

nedeniyle 13/10/2008 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen

yargılama neticesinde 19/2/2014 tarihinde mahkûmiyete ve hükümle birlikte

tutukluluğun devamına karar verilmiştir. Mahkemenin vermiş olduğu mahkûmiyet

kararı sonrasındaki bu tutma hâli Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci

fıkrasındaki "mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yerine getirilmesi"

kapsamındadır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mahkûmiyet sonrası kişi

hürriyeti ve güvenliğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Suç isnadına bağlı olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkumiyet sonrası kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Murat YİLDENİZ

Vekili

:

Av. Serhat EREN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/10342, T. 09.11.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-10342-basvuru-09-11-2017-7d3f33bdecaa