Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/6140, 05.11.2014

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2013/6140
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ABDURREHMAN URAY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/6140)

Karar Tarihi: 5/11/2014

R.G. Tarih-Sayı: 30/1/2015-29252

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu adına vekil

tarafından, tapu verilmesi talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle

açılan davada Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülmüş, tazminata karar verilmesi

talebinde bulunulmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 6/8/2013 tarihinde

Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 18/2/2014 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm

kararı alınması gerekli görüldüğünden, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanınca 10/4/2014

tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Ankara ili

Keçiören ilçesi Kanuni Mahallesi imarın 30309 ada 10 parsel sayılı taşınmazı

üzerine 1980 yılında gecekondu yapmıştır.

8. Başvurucu, gecekondusu için

tapu tahsisi belgesi düzenlendiğinden bahisle tahsis belgesinin tapuya

çevrilmesi talebinde bulunmuş, ancak Defterdarlık tarafından gecekondunun ilk

yapım tarihinde mülkiyeti özel şahıslara ait kadastro parselinde bulunduğu

gerekçesiyle 4/3/1999 tarihli işlem ile talep reddedilmiştir.

9. Başvurucunun 13/2/2001

tarihli dilekçesi ile Ankara 28. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davası

Mahkemenin 23/5/2001 tarih ve E.2001/121, K.2001/286 sayılı kararıyla davada

idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle reddedilmiş, bu karar Yargıtay

14. Hukuk Dairesinin 3/12/2001 tarih ve E.2001/8168, K.2001/8417 sayılı

kararıyla onanmıştır.

10. Başvurucu bu karar üzerine

gecekondusu için tapu verilmesi talebinin reddine ilişkin işlemin iptali

istemiyle Ankara 9. İdare Mahkemesinde dava açmış, Mahkeme 26/12/2002 tarih ve

E.2002/90, K.2002/1824 sayılı kararı ile davayı reddetmiş, bu karar Danıştay

Altıncı Dairesinin 9/3/2005 tarih ve E.2003/4913, K.2005/1385 sayılı kararı ile

bozulmuştur.

11. Ankara 9. İdare Mahkemesi

bozma kararına uymuş ve 9/4/2008 tarihli kararı ile gecekondunun bulunduğu

yerde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiş, 16/12/2008

tarihli bilirkişi raporunun Mahkemeye sunulmasından sonra 28/1/2009 tarih ve

E.2005/1785, K.2009/171 sayılı kararı ile davayı yeniden reddetmiştir.

12. Başvurucu tarafından bu

karar temyiz edilmiş, Danıştay Ondördüncü Dairesi

5/3/2011 tarih ve E.2011/5447, K.2012/1409 sayılı kararı ile Mahkeme kararını

onamıştır.

13. Bu karara karşı yapılan

karar düzeltme başvurusu da aynı Dairenin 12/6/2013 tarih ve E.2012/5172,

K.2013/4918 sayılı kararı ile reddedilerek Mahkeme kararı kesinleşmiş, karar

başvurucu vekiline 17/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu vekili tarafından

6/8/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

15. Diğer taraftan, Anayasa

Mahkemesince elektronik ortamda elde edilen nüfus kayıt örneğine göre

başvurucunun 18/11/2011 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.

B. İlgili

Hukuk

16. 24/2/1984 tarih ve 2981

sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler

ve 6785 sayılı İmar Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 10.

maddesinin (a) bendi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel

idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler

üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten

sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu

tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine

"Tapu Tahsis Belgesi" verilir.

Tapu tahsis belgesi,

ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine

verilecek tapuya esas teşkil eder.

(Ek : 18/5/1987 - 3366/4 md.) Ancak islah imar planı veya

kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak

sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 5/11/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/8/2013 tarih ve 2013/6140

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu vekili, özel

şahısların taşınmazı üzerine gecekondu yapılmadığını, gecekondunun özel

mülkiyete konu olamayacak taşlık alanda olduğunu, gecekondu için tapu tahsis

belgesi verildiğini, başka bir yargı kararında bitişik parselin hazineye ait

taşınmaz olduğunun tespit edildiğini, yargılamanın yaklaşık 12 yıl sürdüğünü belirterek

Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan hakların ihlal edildiğini ileri

sürmüş, tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

19. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.”

20. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

21. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan

etkilenenler tarafından yapılabilir.”

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,

Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Dolayısıyla

medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişiler bireysel başvuru yönünden dava

ehliyetine sahiptir (B. No: 2012/22, 25/12/2012, § 24.).

23. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup,

anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre; bir kişinin Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması

gerekmektedir. Bu önkoşullar, başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri

sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu

ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak”

ve “doğrudan” etkilenmiş olması

ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”

olduğunu ileri sürmesi gerekir (B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

24. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesinde yer alan“mağdur” kelimesi ile ihtilaf konusu eylem ya da

ihmalden doğrudan etkilenen kişinin kast edildiğini belirtmiş (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95,

28/10/1999, § 50), hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce

ölmesi durumunda mağdurluk durumunun ortadan kalkması nedeniyle hukuken bir

başkasının ölen kişi adına bireysel başvuruda bulunamayacağına karar vermiştir

(Davut Kaya, Zöhre

Polat/Türkiye, B. No: 2794/05-40345/05, 21/10/2008).

25. 2/11/2001 tarih ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Doğum ve ölüm” başlıklı 28. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar

ve ölümle sona erer.”

26. 11/1/2011 tarih ve 6098

sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Ölüm,

ehliyetsizlik ve diğer durumlar” başlıklı 43. maddesi şöyledir:

“Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca

kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın

veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi

veya iflas etmesi durumlarında sona erer.

Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da

uygulanır.

Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır.”

27. Aynı Kanun’un “Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas”

başlıklı 513. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

“Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça

sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da

iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur.”

28. 4721 sayılı Kanun’un 28.

maddesine göre gerçek kişiler hakkında sağ doğmakla başlayan kişilik ölümle

sona ermekte olup, ölüm ile kişiliği sona erenler için artık hak ve fiil

ehliyetine sahip olduklarından söz etmeye olanak bulunmamaktadır. 6098 sayılı

Kanun’un anılan hükümlerinden anlaşıldığı üzere ise hukuki işlemden doğan

vekâlet veren ile vekil arasında temsil yetkisine dair sözleşme, aksi

kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça taraflarının

birinin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası ile hiçbir işleme gerek

kalmaksızın kendiliğinden son bulacaktır.

29. Başvuru konusu olayda,

Ankara 9. İdare Mahkemesinde açılan davanın temyiz incelemesi sırasında

18/11/2011 tarihinde başvurucu vefat etmiş, daha sonra Danıştay Ondördüncü Dairesinin karar düzeltme talebinin reddine

ilişkin 12/6/2013 tarihli kararının başvurucu vekiline tebliğinin ardından

vekil tarafından anılan yargılamada başvurucunun Anayasa’nın 35. ve 36.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru

yapılmış, başvuru formunda başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer

verilmemiştir.

30. Kamu gücü tarafından hakkı

ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi

adına bir başkası tarafından bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır.

31. Bu durumda, başvuru

tarihinden önce vefat eden başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan

avukat tarafından yapılan bireysel başvuruda, başvurucunun güncel bir hakkının

ihlal edildiği iddiasının değerlendirilmesi söz konusu olamayacaktır.

32. Açıklanan nedenlerle,

bireysel başvurunun yapıldığı tarihten önce vefat eden başvurucu adına yapılan

başvurunun, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

33. 6216 sayılı Kanun’un “Başvuru hakkının kötüye kullanılması”

kenar başlıklı 51. maddesi şöyledir:

“Bireysel

başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine,

yargılama giderlerinin dışında, ayrıca ikibin Türk

Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilebilir.”

34. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün “Bireysel

başvuru formu ve ekleri” başlıklı 59. maddesinin (5) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Başvurucuların,

adreslerinde veya başvuruyla ilgili koşullarda herhangi bir değişiklik meydana

geldiğinde bunu Mahkemeye bildirmeleri zorunludur.”

35. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün “Başvuru

hakkının kötüye kullanılması” başlıklı 83. maddesi şöyledir:

“Başvurucunun

istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel

başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde başvuru

reddedilir ve yargılama giderleri dışında, ilgilinin ikibin

Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilir.”

36. İlgili düzenleme

vasıtasıyla, genel hukuk teorisinde bir kamu düzeni kuralı olarak ele alının ve

genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara

sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade

eden hakkın kötüye kullanılmasının, bireysel başvuru alanında özel olarak ele

alındığı görülmektedir. Bu bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça

aykırı olan ve Mahkemenin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen

davranışların, başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi

mümkündür (B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28).

37. Bu kapsamda özellikle,

Mahkemeyi yanıltmak amacıyla kasten gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması

veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi

noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun

değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi

etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında Mahkemenin

bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat

oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak

kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya

tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında

ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda, başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (B. No: 2013/7087,

18/9/2014, § 29).

38. Somut başvuru açısından,

avukat tarafından 18/11/2011 tarihinde vefat eden kişi adına başvuru yapıldığı,

ancak 6/8/2013 tarihinde yapılan başvuruya ait formda kişinin vefatına ilişkin

bir bilgiye yer verilmediği gibi başvuru sonuçlanana kadar da bir bildirimde

bulunulmayarak Mahkemeyi yanıltıcı bir davranışın ortaya konulduğu

anlaşılmaktadır.

39. Bu durumda Avukat Halil

İbrahim Özdemir’in, Mahkemeyi yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle,

6216 sayılı Kanun’un 51. maddesi uyarınca takdiren

net 2.000,00 TL disiplin para cezasıyla tecziyesine karar verilmesi

gerekmiştir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun “kişi yönünden

yetkisizlik” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

C. 6216 sayılı Kanun’un 51. maddesi uyarınca Avukat Halil İbrahim

Özdemir’e 2.000,00 TL disiplin para cezası verilmesine,

D. İlgisi nedeniyle kararın bir örneğinin Ankara Barosuna

gönderilmesine,

5/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Bahadır YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Abdurrehman

URAY

Vekili

:

Av. Halil İbrahim ÖZDEMİR

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2013/6140, T. 05.11.2014, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2013-6140-basvuru-05-11-2014-6672e545ab44