İlk Derece Mahkemesi · Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/695 E. 2022/352 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/695
- Karar No
- 2022/352
- Karar Tarihi
T.C. ADANA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2021/695 Esas - 2022/352 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ADANA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2021/695 Esas KARAR NO : 2022/352 HAKİM :.... KATİP : .... DAVACI : .... VEKİLLERİ : Av. DAVALI :... VEKİLİ : Av. .... DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ : 23/09/2021 KARAR TARİHİ : 13/04/2022 GEREKÇELİ KARARIN YAZILMA TARİHİ :.... Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davalı şirkete bağlı olarak taşeron olarak çalışan ...'ya kuruma yaptığı başvuru neticesinde 23.09.2019 tarihinde 2.769,41 TL ödeme yaptıklarını, davalı ile imzalanan sözleşmeler gereğince bu bedelden sorumlu olmadıklarını bu nedenle ödenen bedelin 2.769,41 TL'sinin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak avans faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu işçinin davacı idare tarafından işe alındığını, davacı idarenin kendi işçisi olduğunu bu nedenle taraf sıfatlarının bulunmadıklarından bahisle davanın öncelikle usulden reddi gerektiğini, dava konusu işçinin 696 sayılı KHK ile kamu işçiliğine geçiş yapması nedeniyle sözleşmesinin tek taraflı feshedildiğini bu nedenle kıdem tazminatına hak kazanmadığını, bu nedenle açılan davanın reddi gerektiğini beyan etmiştir. YARGILAMA USULÜ: Öncelikle 15.03.2018 tarihinde 7101 sayılı yasa ile ve son olarak 22/07/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 58 inci maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4’üncü maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak "Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri beş yüz bin Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır" hükmü getirilmesi sebebiyle, mahkememizde açılan 2.769,41 TL'lik dava için basit yargılama usulü uygulanmıştır. DELİLLER VE GEREKÇE: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının işçilik tazminatı ödeme sebebiyle davalılardan rucüen alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı hususunda olduğu anlaşılmıştır. Mahkememiz, dava açılışından sonra tensip kararı ile birlikte, gerekli gördüğü bilgi ve evrakları dosya arasına celp edilmesi için ilgili mercilere müzekkereler yazmış, dava dilekçesi ve ekleri davalı tarafa tebliğe çıkarılarak, her iki taraf içinde yargılama usul ve esaslarına dair gerekli ihtaratlar yapılmıştır. Dava konusu alacak talebi hakkında bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişi 27.03.2022 tarihli raporunda özetle; dava dışı işçinin davalı şirket bünyesinde 08.07.2017- 31.03.2018 tarihleri arasında hizmetinin bulunduğunu, taraflarca imzalanan sözleşmeler gereğince işçilik hakkının sorumluluğunun kimde olduğunun açıkça bildirilmediğini, ancak son güncel Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2019/1400 E. 2020/2512 K. Sayılı içtihadı gereğince sorumluluk hangi tarafta olduğu belirlenmemişse asıl işveren tarafından ödenen işçilik alacaklarının tamamının rücu edilebileceğinin içtihat altına alındığını, dava dışı işçinin kamu kadrolu işçiliğine geçmiş olması sebebiyle iş akdinin toplu olarak feshedildiğini, işçiye 7.540,15 TL kıdem tazminatı, 4.356,49 TL ihbar tazminatı ödemesi yapıldığını, bu sebeple; tam sorumluluk hesabına gidildiğinde davalının 2.827,56 TL sorumlu olduğunu, dava açılış bedelinin ise 2.769,41 TL olduğunu rapor etmiştir. Davalı vekili işbu hesap raporuna itiraz etmiş; mevcut rapor hükme ve denetime elverişli görüldüğünden itirazın reddine karar verilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda da davacı ile davalı arasında alt işveren-asıl işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenlerin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenlerle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise İş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir. Asıl işverenden tahsil edilen işçilik alacakları, çoğunlukla işçinin birden fazla alt işverenler nezdindeki çalışmalarını kapsamaktadır. İşçinin çalışmış olduğu her bir alt işverenin dönemine isabet eden işçilik alacaklarından, ilgili olan alt işveren sorumlu olacağından, davalı alt işverenin sorumluluğu da sadece kendi dönemi ile sınırlı olmalıdır. Davalının “son işveren“ olması da bu sonucu değiştirmez. Bununla birlikte feshe bağlı bir hak olan ihbar tazminatından ise, diğer işverenler sorumlu olmayıp, sadece son işveren sorumludur. Başka bir ifade ile davacı üst işveren, dava dışı işçiye ödemiş olduğu ihbar tazminatını ancak son işverenden talep edebilir. Bunun dışındaki tüm işçilik alacaklarından ise, işçinin çalışmış olduğu alt işverenler, üst işverene karşı, kendi dönemleriyle sınırlı olmak üzere sorumludurlar. Yine, asıl işveren, yargılama gideri (dava ve icra), avukatlık ücreti, harç, faiz gibi fer'i borçlardan, her bir davalı alt işverenin toplam ana para tutarı içinde sorumlu olduğu tutarına oranı kadarını ilgili alt işverenlere rücu edebilir. Az yukarıda da değinildiği gibi, uyuşmazlığın İş Hukuku değil, Borçlar Hukuku hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğinden, mahkemece “iş hukukunda geçerli olan mevzuat ve içtihatlara göre yapılan değerlendirmeler'' rücu davalarında hükme esas alınamaz. Değinilmesi gereken bir başka nokta ise alt işverenlerin sorumlu oldukları dönemlere ilişkin hesaplama yapılırken hangi tarihteki ücretlerin esas alınması gerektiğidir. Asıl işveren, iş mahkemesi ilamı gereğince işçilik alacaklarını iş akdinin sona erdiği tarihteki ücret üzerinden ödemekte olup, iş mahkemesi ilamındaki usul ve hesaplamalar doğrultusunda alt işverenlerden rücu isteminde bulunabilir. (Bkz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 03.12.2015 tarih, 2014/38758 E., 2015/35433 K.) Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerin incelenmesi sonucunda; davacı şirket ile davalı şirket arasında asıl-alt işverenlik ilişkisi bulunduğu, taraflar arasında hizmet alımına dair sözleşme ile bu sözlemelere ait teknik şartnameler bulunduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın dava dışı işçiye ödenen kıdem ve ihbar tazminatının davalılardan rücu talebinin yerinde olup olmadığı noktasında toplandığı, uyuşmazlığın çözümünde öncelikle sözleşme hükümlerine, bundan sonra varsa yine aynı sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklarla verilmiş mahkeme kararlarına ve genel prensiplerine göre sonuca gidildiği, bu cümleden olmak üzere taraflar arasında işçilere ödenecek ücretlerin kimin tarafından ödeneceği açıkça belirtilmemiş ise ancak ihale kapsamına dahil giderler arasında olmakla davacının davalılardan bu miktarı tam sorumluluk kapsamında talep edebileceği ( Yargıtay 23. Hukuk 2019/1400 E. 2020/2512 K.), dava dışı işçinin çalıştığı diğer dönemlerde kıdem ve ihbar tazminatı sorumluluğunun davacı asıl işverende olduğunun sözleşmede açıkça belirtilmediği, dava dışı işçinin kamu işçiliğine geçiş yapması hususunun fesih değil devir olarak yorumlanması gerektiği, kıdem ve ihbar tazminatının başvuru ya da geçiş esnasında henüz doğmadığından, doğmamış haklarından feragat edemeyeceği, bu hususlarla beraber davalı vekilince işçinin kıdem tazminatını kaldıracak bir feshi olgusunun gerçekleştiğine dair herhangi bir kanıt ve belge sunmadığından, davacının kadroya geçiş esnasında kıdem tazminatı almaya hak kazandığı hususu dikkate alınrak davalının tazminat sorumluluğunun tam sorumluluk hesabına göre bilirkişi hesabında belirlendiği bu nedenle davanın talep miktarı kadar kabulü ile davacının ödeme tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. KARAR: 1-DAVANIN KABULÜ İLE, 2.769,41 TL'nin 23/09/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle beraber davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Alınması gereken 189,17 TL karar ve ilam harcından, 59,30 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 129,87 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Arabuluculuk asgari ücret tarifesi kapsamında taraf sayısına göre hesaplanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin karar kesinleştiğinde davalıdan alınarak hazineye gelir kaydı amacı ile tahsil müzekkeresi düzenlenmesine, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan AAÜT uyarınca hesap olunan 2.769,41 vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 5-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvuru harcı, 59,30 TL peşin harç olmak üzere toplam 118,60 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından harcaması yapılan 8 tebligat gideri 111,00 TL, bilirkişi ücreti 600 TL olmak üzere toplam 711,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-HMK'nun 297/ç bendi uyarınca artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı miktar yönünden kesin olmak üzere karar verilerek taraflara açıkça okunup anlatıldı. Katip ¸ Hakim ¸ **Bu Evrak 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunun Kapsamında DYS üzerinden E-İmza ile İmzalanmıştır. **