Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/365 E. 2025/564 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/365
- Karar No
- 2025/564
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1684 E., 2023/1479 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.06.2023 tarihli ve 2022/29 Esas, 2023/3559 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin tescilli ve tanınmış "..." markasının yanı sıra, müvekkili ile özdeşleşmiş ve tanınmış marka niteliğini haiz "M", "MM" ve "MMM" markaları ile logolarının da bulunduğunu, bu markalardan özellikle turuncu büyük harfle yazılmış "M" markasına dayalı seri markalarının olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin 2018/12240 sayılı "M ..." ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, başvurunun Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 5. maddesinin 1. fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri uyarınca reddine karar verildiğini, bu karara yaptıkları itirazın ise YİDK tarafından reddedildiğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, başvuruda yer alan turuncu "M" logosunun markayı ayırt edici hâle getirdiğini, başvuru konusu ibarenin tescili talep edilen mal ve hizmetlerle herhangi bir ilişkisi bulunmadığını, markanın esas unsurunun "..." ibaresi olarak kabul edilmesinin doğru olmadığını, bu hâliyle dava konusu başvurunun ayırt ediciliğinin bulunduğunu, bu ibarenin başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden tanımlayıcı ya da tasviri niteliğinin de bulunmadığını, yine ticaret alanında herkes tarafından kullanılan işaretlerden de olmadığını, davalı Kurumun "..." ibareli başkaca markaları tescil ettiğini ileri sürerek davalı Kurum YİDK’nin 2018-M-5023 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili; YİDK kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 11.09.2019 tarihli ve 2018/331 Esas, 2019/288 Karar sayılı kararı ile; davaya konu marka başvurusu soyut ve somut ayırt edicilik niteliği taşıdığından SMK’nın 5/1-b maddesi koşullarının bulunmadığı, ayrıca marka başvurusunun tanımlayıcı ve vasıf bildirici olmadığı, bu nedenle aynı Kanun’un 5/1-c bendi maddesindeki mutlak ret engelinin de oluşmadığı, yine aynı Kanun'un 5/1-d maddesi koşullarının da somut olayda bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, YİDK'in 2018-M-5023 sayılı kararının iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 30.09.2021 tarihli ve 2020/70 Esas, 2021/1164 Karar sayılı kararı ile; dava konusu marka başvurusundaki şekil unsurunun ayırt edicilik niteliği haiz olmadığından markanın “...” olarak algılanacağı, bu ibarenin "mobile..." ibaresinin kısaltması olarak kullanılmakta olup bir kripto/dijital para biriminin adı olduğu, bu anlamı itibariyle başvurunun tüketicilerce marka olarak algılanması mümkün olmadığından SMK'nın 5/1-b maddesi anlamında ayırt edici olmadığı, anılan ibarenin SMK'nın 5/1-d bendi uyarınca da ticaret alanında herkes tarafından kullanılan bir ibare olduğu ve başvuru kapsamındaki tüm mal ve hizmetler yönünden tescili mümkün olmayan bir işaret olduğu, aksinin kabulü hâlinde bir kripto para biriminin adı olarak kullanılan ve piyasada tedavül eden "..." ibaresinin davacının tekeline bırakılması gibi bir sonuç doğuracağı, her ne kadar başvuruda "M" harfinin davacı adına tescilli tanınmış marka olduğu ve başvurunun da bu markanın serisi niteliğinde olduğu ileri sürülmüş ise de mutlak ret nedenlerinin seri marka gerekçesiyle aşılmasının mümkün olmadığı, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda "M ..." ibaresinin bütün olarak bir kripto para biriminin adı olduğu gözden kaçırılarak yalnızca "coin" ibaresinin para birimi olarak kullanıldığı kabul edilip buna göre değerlendirme yapıldığı, bu sebeple anılan rapora itibar edilemeyeceği, SMK'nın 5/1-b,c,d maddesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenecek hususlardan olması nedeniyle ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasında, davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı taraf 2018/12240 başvuru numaralı "M..." ibaresinin 09, 35, 36... . sınıflarda tescili için Türk Patent ve Marka Kurumuna başvuruda bulunmuş, YİDK 6769 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine dayanarak başvurunun reddine karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesince marka başvurusuna konu ibarenin soyut ve somut ayırt ediciliğe sahip olduğu, tanımlayıcı ve vasıf bildirici nitelik taşımadığı, tescilinin mümkün olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı tarafın istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince "..." ibaresinin ticaret alanında cins, vasıf bildirici özelliği olduğu, ayırt edici özelliği bulunmadığı, kripto/dijital para biriminin adı olduğu gerekçesiyle davacı başvurusunda yer alan tüm sınıflar yönünden davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere "..." ibaresi günümüzde sanal/dijital para birimi anlamını taşıyan ve herkesçe bilinen bir tabirdir. Bu durumda davacının başvuru markası kapsamındaki tanımlayıcı olmayan diğer mal ve hizmetler için 6769 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde öngörülen genel bir tescil engeli bulunmamaktadır. O halde davacı tarafın başvuru markasında yer alan 36. sınıftaki "finansal ve parasal hizmetler" açısından tescil engelinin bulunduğu ancak diğer mal ve hizmetler açısından az yukarıda anılan Kanun maddeleri açısından tescil engeli bulunmadığı gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; dava konusu marka başvurusundaki ibarenin genel olarak sanal/dijital para birimi olan "..." ibaresi olmayıp, özel bir kripto/dijital para birimi olan "mobilecoin" ibaresinin kısaltması olarak kullanıldığı, piyasada tedavül eden, piyasa değeri bulunan ve özel bir para biriminin kısaltması olan "..." ibaresinin, bu anlamı itibariyle dava konusu başvurunun tüketicilerince marka olarak algılanmasının, belirli bir işletmeye ait mal ve hizmetleri, başka işletmelere ait mal ve hizmetlerden ayırt etmeyi sağlamasının mümkün olmadığı, ayırt edici niteliği haiz olmayan bu ibarenin başkaca ayırt ediciliği sağlayan ibarelerle birlikte marka olarak tescili mümkün ise de dava konusu başvuruda böyle bir unsura yer verilmediğinden ve başvuru yalnızca "..." olarak algılanacağından dava konusu başvurunun SMK'nın 5/1-b maddesi anlamında ayırt edici olmadığı, ayrıca söz konusu ibarenin SMK'nın 5/1-d bendi uyarınca da ticaret alanında herkes tarafından kullanılan bir ibare olduğundan başvuru kapsamındaki tüm mal ve hizmetler yönünden tescili mümkün olmadığı, aksinin kabulü hâlinde bir kripto para biriminin adı olarak kullanılan ve piyasada tedavül eden "..." ibaresinin, davacının tekeline bırakılması gibi bir sonuç doğacağı, bozma kararında "..." ibaresinin bütün olarak bir kripto para biriminin adı olduğunun dikkate alınmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; bir mal veya hizmeti sadece çağrıştırıp anımsatan işaretlerin tanımlayıcı olarak kabul edilemeyeceğini, dava konusu marka başvurusundaki ibarenin bütünsel anlamda ayırt edici niteliği haiz olduğunu, ticaret alanında herkesin kullanımına açık bir ibare olarak kabul edilemeyeceğini, "M" harfinin müvekkilinin tanınmış markasına atfen yer aldığını, “mobile” ibaresinin kısaltması olmadığını, sadece “...” ibaresinin esas unsur olmadığını, kurum kararının kendi uygulamalarıyla çeliştiğini, “M” ibaresinin Türkiye’de firma ile imzalanan lisans sözleşmesi kapsamındaki kullanımlar neticesinde ayırt edici hâle geldiğini ve tanındığını, aynı ibareyi içeren seri markaların müvekkili adına tescilli olduğunu, bu sebeplerle tescil talebinin reddedilemeyeceğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıya ait “...” ibareli ve 2018/12240 sayılı marka başvurusu yönünden SMK’nın 5/1-b-c-d bentleri anlamında ayırt edici nitelik, tanımlayıcılık/vasıf bildiricilik ve ticaret alanında herkesin kullanımına açık olma anlamında mutlak tescil engelinin bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre dava konusu YİDK kararının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 5. maddesinin 1. fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Dava konusu markanın başvuru ve dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken SMK'nın 5. maddesinde bir marka tescil başvurusunun Kurum tarafından “mutlak ret nedenleri” kapsamında yapılacak inceleme sonucunda reddedilmesinin koşulları belirlenmiştir. Mutlak ret nedenlerinin ortak özelliği, marka olarak tescili talep olunan işaretin kamuyu ilgilendirmesi veya kamuya mal olmasıdır. Ret nedenlerinin mutlak karakteri icabı, herhangi bir kişinin ileri sürmesine gerek kalmaksızın Kurum ve mahkeme tarafından resen dikkate alınırlar. Zira mutlak ret nedenleri birer def'i değil itiraz sebebidir. 3. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi hariç diğer bentler kapsamındaki mutlak ret nedenlerini, mükellefiyetleri olmamasına rağmen, SMK'nın 17/1. maddesi gereği herkes Kurum'un bilgisine arz edebilir ve ilgililer (tescil neticesinde menfaat kaybına uğrayabilecek kişiler) de aynı Kanun'un 18. maddesi çerçevesinde "itiraz" konusu yapabilirler. İlgililer bu itirazlarından feragat edemezler. İtiraza rağmen YİDK tarafından verilen kesinleşmiş tescil kararına karşı, SMK'nın 1 62... /2. maddeleri ile ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Kurulları Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 8. maddesi gereğince iptal davası ikame edilebilir. 4. Bu davalarda, mutlak ret nedenleri mahkemece resen dikkate alınır. YİDK kararlarının iptali için açılan davalarda mutlak ret nedenleri hakkındaki inceleme ve değerlendirme başvuru tarihindeki koşullara göre yapılır. Mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı SMK'nın 25. maddesi gereğince hükümsüzlük davası açılabilir. 5. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 5/1-b maddesine göre herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. Madde metnindeki ayırt edici niteliği haiz olmamadan kasıt, ilgili tüketici kesimince ibarenin marka olarak algılanmaması olup ilgili tüketicilerce marka olarak algılanabilme hususunda yapılacak değerlendirme, tescil başvurusu kapsamındaki mal ve/veya hizmetlerin de nazara alınmasını gerektirir. Bu anlamda tescil başvurusu kapsamındaki mal ve/veya hizmetler özelinde yapılan değerlendirme neticesinde tescili hâlinde ilgili tüketici kitlesi tarafından marka olarak algılanma ihtimali bulunmayan ibarelerin SMK'nın 5/1-b maddesi anlamında marka olarak tescili mümkün değildir. Önemle belirtilmelidir ki; tescil başvurusu kapsamındaki mal ve/veya hizmetler yönünden SMK'nın 5/1-b maddesi anlamında herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan bir işaret, tescil kapsamı dışındaki diğer mal ve/veya hizmetler bakımından ayırt edici niteliği haiz olabileceği gibi tescil kapsamındakiler yönünden kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanıp marka olarak tescil edilebilir (SMK md. 5/2). 6. Mutlak ret nedenlerinden uyuşmazlık kapsamında tartışılması gereken bir diğer neden ise SMK'nın 5/1-c maddesinde düzenlenen marka tescil başvurusundaki işaretin tanımlayıcılığıdır. Anılan düzenlemeye göre ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler marka olarak tescil edilemezler. Düzenlemenin amacı, herkesin kullanımına açık olması gereken işaretlerin marka tescili yoluyla belirli kişi veya kişilerin tekeline verilmesinin önlenerek kamu yararının sağlanmasıdır (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul 2018, s. 149). Marka olarak tescili istenen işaretin tanımlayıcılığının değerlendirilmesinde, tescili istenen mal ve/veya hizmetler bakımından toplumdaki algının ne şekilde olacağı önem arz eder. Bunun yanında yapılacak değerlendirmede işaretin tanımlayıcılığı, tescili istenen mal ve/veya hizmetler bakımından ayrı ayrı ele alınmalıdır. 7. Uyuşmazlık kapsamında değinilecek son mutlak ret sebebi ise marka tescili için başvurulan işaretin ticaret alanında herkesin kullanımına açık olmasıdır. SMK'nın 5/1-d maddesine göre ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler marka olarak tescil edilemezler. Bu kapsamdaki işaretler marka başvurularında münhasıran yahut esas unsur olarak yer almamalıdır. Öte yandan bu tür işaretlerin yan unsur olarak yer aldığı marka başvurularının, ayırt edici niteliği haiz diğer unsurlarla birlikte ve bütünsel anlamda ayırt edici niteliği haiz olmak koşluyla marka olarak tescili mümkündür. 8. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafça 2018/12240 sayılı ve "M ..." ibareli marka başvurusunda bulunulduğu, anılan başvurunun davalı Kurum'un Markalar Dairesi Başkanlığınca SMK'nın 5/1. maddesinin (b), (c) ve (d) bentlerinde düzenlenen mutlak ret nedenleri kapsamında reddedildiği, bu karara karşı davacı tarafça yapılan itirazın ise dava konusu YİDK kararıyla reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 9. Marka tescil başvurusuna konu ibarenin 5/1-b anlamında ayırt edici niteliğinin incelenmesi sırasında markanın esas ve yan unsurlarının bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması gerekir. Bu bağlamda davacı tarafın marka başvurusunda kullanılan "M ..." ibaresi hem şekil hem renk hem de kelime unsurlarını içerdiği, yuvarlak şekildeki turuncu bir zemin üzerine ve yuvarlak şeklin içerisine büyük harf ve puntoyla "M" harfinin yerleştirildiği, bu harfin hemen altına ise daha küçük punto ve harflerle "..." ibaresinin konumlandırıldığı görülmüştür. Ayrıca anılan marka başvurusunun, davacının turuncu renkli ve "M" esas unsurlu diğer seri markaları arasında yer alacak niteliği haiz bir başvuru olarak kabulü mümkündür. 10. Bu hâliyle "M" unsurunun ön plana çıktığı, bu kompozisyon içerisinde "..." ibaresinin esas unsur olarak yer almadığı, bütünsel anlamda ise unsurların (kelime, şekil ve renklerin) kullanılış biçimi itibariyle ibarenin ayırt edici niteliği haiz olduğu açıktır. Dolayısıyla davacı tarafın marka başvurusundaki ibarenin kapsamındaki mal ve hizmetler bakımından SMK'nın 5/1-b anlamında ayırt edici niteliği haiz olmadığı söylenemez. Başka bir anlatımla; davacı tarafın marka başvurusundaki ibare, kapsamındaki mal ve hizmetlerin ilgili tüketicileri nezdinde marka olarak algılanabilecek niteliği ve bir markada olması gereken kaynak gösterme ve ayırt etme fonksiyonunu ifa edebilecek düzeyde ayırt edici niteliği haiz olduğu söylenmelidir. 11. Bunun yanında davacı tarafın marka başvurusundaki ibarede yer alan "..." ibaresinden ziyade diğer seri markalarında yer alan "M" ibaresinin esas unsur olarak yer alması, ayrıca ibarenin bütünsel anlamda marka olarak algılanabilecek niteliği haiz olması ve başvurudaki "..." ibaresinin yan unsur olarak başvuruda yer alması karşısında; marka başvurusundaki ibarenin kapsamındaki hiçbir mal ve hizmet yönünden SMK'nın 5/1-c maddesi anlamında tanımlayıcı nitelikte olduğu söylenemez. Zira marka başvurusundaki ibarede bütünsel anlamda, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetlerin herhangi birinin karakteristik özelliğini işaret eden vasıf bildirici bir ibare, esas unsur olarak yer almamaktadır. 12. Dava konusu marka başvurusundaki ibarenin bütünsel anlamda ayırt edici niteliği haiz olmasından hareketle; Bölge Adliye Mahkemesince, herkesin kullanımına açık olduğu değerlendirilen ve "mobile ..." isimli kripto para birimine benzerliği vurgulanan "..." ibaresi esas unsur olarak markada yer almadığı gibi davacının mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlayacak şekilde özgün bir kompozisyon içerisinde kullanıldığı açıktır. Kaldı ki dava konusu markanın tescili hâlinde dahi piyasadaki kripto para birimlerinin dürüst ticari kullanımı davacı tarafça engellenemeyeceğinden başvurudaki ibarenin marka olarak tescili, belirtilen anlamda davacı tarafın ibarenin kullanımı bakımından tekel elde etmesi sonucunu doğurmaz. 13. Bunun yanında davacının "M" esas unsurlu seri markalarının varlığı karşısında, anılan seri markalardaki renk ve şekli ihtiva eden dava konusu marka başvurusunun da ilgili tüketici kitlesi nezdinde, bu markaların türevi olan seri bir marka olarak algılanması muhtemeldir. Bu itibarla marka başvurusundaki ibarenin SMK'nın 5/1-d maddesi anlamında ticaret alanında herkesin kullanımına açık bir ibare olduğu söylenemeyeceğinden anılan mutlak ret sebebine dayalı olarak marka başvurusunun reddi hukuka aykırıdır. 14. Neticeden, davacıya ait “...” ibareli ve 2018/12240 sayılı marka başvurusu yönünden SMK’nın 5/1. maddesinin (b), (c), ve (d) bentleri anlamında ayırt edici nitelik, tanımlayıcılık/vasıf bildiricilik ve ticaret alanında herkesin kullanımına açık olma anlamında mutlak tescil engeli mevcut olmadığından anılan mutlak ret nedenleri kapsamında davacı tarafa ait marka başvurusunun reddine dair Markalar Dairesi kararına karşı davacı tarafça yapılan itirazın reddine ilişkin YİDK kararının iptali gerekir. 15. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.