Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/245 E. 2025/524 K. – Maddi Tazminat
Konu: Maddi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/245
- Karar No
- 2025/524
- Karar Tarihi
- Konu
- Maddi Tazminat
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/191 E., 2022/367 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 03.02.2022 tarihli ve 2021/18217 Esas, 2022/1577 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda yeniden bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Ankara ili Mamak ilçesi...Beldesinde davalı şirket tarafından devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazda izinsiz olarak taş ocağı faaliyetinde bulunulduğunu, idare tarafından hazırlanan 05.07.2007 tarihli tutanak ile 2000 ilâ 2004 yılları arasında davalı şirketin aldığı malzeme miktarının 640.0 00... olarak tespit edildiğini, bu malzemenin Bayındırlık ve İskân Bakanlığının belirlediği yıllar itibariyle yeniden değerlendirme oranında artırılması sonucunda bulunan birim fiyatlarına göre toplam değerinin 3.980.000,00 TL olduğunu, alındığı belirlenen bu malzeme bedelinin 2.733.350,00 TL'lik kısmının davalı ... Taş Ürünleri San. A.Ş’nin eyleminden kaynakladığının belirlendiğini, söz konusu şirket tarafından 3213 sayılı Kanun’da değişiklik yapan 5177 Kanun’un yürürlük tarihi olan 05.06.2004 tarihine kadar herhangi bir kiralama işlemi yapılmadığını ileri sürerek 2.733.350,00 TL'nin haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle davanın husumet yokluğundan ve zamanaşımından reddedilmesi gerektiğini, rödavans işletmecisi olan müvekkili şirketin idareye karşı herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, müvekkili firma ile aralarında illiyet bağı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 02.05.2017 tarihli ve 2014/249 Esas, 2017/338 Karar sayılı kararıyla; davacı tarafın 2009 yılı itibariyle zararı ve zarar veren kişiyi öğrendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 60. maddesi uyarınca dava tarihi itibariyle bir yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra davanın açıldığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 28.11.2017 tarihli ve 2017/1135 Esas, 2017/1144 Karar sayılı kararıyla; dava konusu zararın davacı idare tarafından 2007 ilâ 2008 yılları içerisinde hesaplandığı ve sorumlu şirketlerin tespit edildiği, davalı şirketin yeni ünvan ve adresinin ise en geç Mersin Ticaret Sicil Memurluğu'nun 09.12.2010 tarihli yazısı ile öğrenildiği, bu tarihten itibaren BK'nın 60 ve devamı maddelerinde ön görülen bir yıllık zamanaşımı süresi içerisinde dava açılmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20.11.2018 tarihli ve 2018/591 Esas, 2018/7181 Karar sayılı kararı ile; "…Dava haksız eylem nedeni ile uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkin bulunduğuna göre, haksız eylem tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK 60. maddesi uyarınca zamanaşımı süresi fiil ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her halükarda zararı doğuran eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıldır. Davacı ..., kamu kurumu olup, kamu kurumunda zamanaşımı süresi, o kurumun dava açma konusunda emir vermeye yetkili makamının zararın varlığını ve zarar vereni öğrendiği tarihten, yani yetkili makamın olur tarihinden başlar. Şu durumda mahkemece, davacı kurumun dava açmaya yetkili makamın olur tarihinin araştırılması ve sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu yön gözetilmeden eksik inceleme ile ilk derece mahkemesince zamanaşımının dolmuş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik kararının kaldırılarak, ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli ve 2019/58 Esas, 2020/186 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı vekili tarafından davalı şirketin dava konusu arazide izinsiz olarak taş ocağı faaliyetinde bulunulduğu ve bu haksız faaliyet nedeni ile 2000 ilâ 2004 yılları arasında 640.0 00... malzeme alındığı, bu malzeme değerinin 3.980.000,00 TL olduğu, bedelin 2.733.350,00 TL'lik kısmının davalı şirketin eyleminden kaynaklandığı belirtilerek uğranılan zararın tazmini istenilmiş ise de davacı tarafından talep edilen haksız malzeme alınmasının bilimsel olarak miktar itibari ile tespit edilmesinin mümkün olmadığı, davaya dayanak malzeme bedeline ilişkin takdir komisyonu tarafından yapılan hesaplamanın afaki kaldığı, talep edilen tazminatın hükme esas alınabilir nitelikte ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde ispatının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında belirtilen kararı ile; “…Dava, haksız eylem nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Dosya içeriğinden; S:5763 sayılı ruhsat sahasında ruhsat sahibi ... ile davalı şirket arasında 14/06/2012 tarihli rödavans sözleşmesinin imzalandığı, davalı şirketin dava dışı ... ile yapmış olduğu rödavans sözleşmesi ile madencilik faaliyetinde bulunduğu, davacı ... ile davalı şirket arasında bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı, davacı tarafından hazineye ait alanda davalı tarafından haklı sebebe dayanmaksızın malzeme alımı ve üretimi söz konusu olduğu, 3213 Sayılı Madencilik Kanunu'na istinaden maden çıkartmak için alınan ruhsat kullanılmak suretiyle arazinin taş ocağı olarak işletildiği, böylelikle izinsiz ve yetkisiz bir biçimde taş ocağı faaliyetinde bulunulduğu, haksız yere çıkarılan maden bedelinin istendiği ve dava dışı ... ile ruhsat ilişkisi bulunan Hazine'nin bu ilişkiden dolayı rödevans sözleşmesi yapan davalının faaliyetlerinin yasal sınırları aşması dolayısıyla haksız yere çıkarıldığı tespit edilen malzeme bedelininin talep edildiği, mahkemece 09/03/2020 tarihli bilirkişi heyetinden alınan raporda; dava dışı ruhsat sahibi tarafından Mülga Maden İşleri Genel Müdürlüğüne verilen 2002 yılı faaliyet bilgi formunda üretimi yapan kişiler kısmında davalı ... Taş Ürünleri San. A.Ş. ve dava dışı şirketin gösterildiği, iki farklı rödavansçının ne zaman ne kadar üretim yaptığı ile ilgili net bir bilgi yer almamakla birlikte 2002 yılında toplam 781.002 ton üretim ve satışın yapıldığının beyan edildiği, davalı şirket ile yapılan rödavans sözleşmesinin uygun bulunduğunun bildirildiği tarihin 19/09/2002 olduğu ve Eylül ayından itibaren ne kadar üretim yapıldığı ve ne kadarının rödavansçı tarafından gerçekleştirildiğinin tespitinin mümkün olmadığı, ruhsat sahibi tarafından 2002 yılı için İdare'ye verilen faaliyet bilgi formunda rödavansçının imzasının bile bulunmadığı, 2003 yılı için İdare'ye verilen faaliyet bilgi formunda 611.918 ton üretim ve satışın yapıldığının beyan edildiği ve yine faaliyet bilgi formunda rödavansçının imzasının bulunmadığı, 2004 yılı faaliyet bilgi formunda ise 444.738 ton üretim ve satışın yapıldığının beyan edildiği ve yine faaliyet bilgi formunda rödavansçının imzasının bulunmadığı, söz konusu ruhsat sahası ile ilgili olarak rödavansçı olarak faaliyette bulunan davalının o yıllarda ne kadar üretim yaptığı ile ilgili net bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı, ilgili yılların değerlendirilmesi neticesinde yıllık ortalama 612.553 ton üretim yapıldığı, ilk işletme ruhsat aşamasında söz konusu alana ait topografik ham dataların verilmemesi, faaliyet bilgi formlarına istinaden ilgili yıllara ait son durumu gösterir imalat haritasının verilmemesi, arazinin ilk durumunun ne olduğunun bilinmemesi, bahsi geçen yıllarda özellikle 2002-2004 yıllarında ne kadar üretimin rödavansçı tarafından yapıldığının net bilinmemesi, 2002-2004 yılları arasında rödavansçı tarafından herhangi bir üretim faaliyet beyanının (faaliyet bilgi formlarında herhangi bir imzasının bulunmaması) olmaması sebebiyle net bir değerlendirmenin yapılmasının imkansız olduğu, Malzeme Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen rakamlarda herhangi bir bilimsel dayanağın olmadığı ve dava konusu alanda dava konusu süreler arasında üretilen madenin tespitinin yapılmasının bilimsel olarak mümkün olmadığı belirtilmiştir. Haksız eyleme dayalı tazminat davalarında olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Yasası'nın 42/1. maddesi uyarınca ve genel ilke olarak zararın varlığını kanıtlama yükü davacıya aittir. Zararın gerçek tutarını kanıtlamanın olanaksız olduğu durumlarda Borçlar Yasası'nın 42/2. maddesi yargıca tanınan adalete uygun olarak zarar tutarını belirleme görevi ayrık bir düzenleme olup özel niteliği nedeniyle zararın belirlenmesinin olanaksız olması ya da gerekli kanıtların bulunmaması veya davacıdan kanıt getirmesinin istenememesi koşullarıyla sınırlıdır. Somut olayda dava konusu sahada davalı şirketin, dava dışı şirket ile imzalanan rödavans sözleşmesi uyarınca faaliyette bulunduğu ve davacı Hazine ile davalı arasında sözleşme ilişkisinin bulunmadığı sabittir. Bilirkişi Kurul Raporunda; ilk işletme ruhsat aşamasında söz konusu alana ait topografik ham dataların verilmemesi, faaliyet bilgi formlarına istinaden ilgili yıllara ait son durumu gösterir imalat haritasının verilmemesi, arazinin ilk durumunun ne olduğunun bilinmemesi 2002-2004 yılları arasında rödavansçı tarafından herhangi bir üretim faaliyet beyanının olmaması nedeniyle dava konusu alanda üretilen madenin tespitinin yapılmasının mümkün olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda; Borçlar Yasası'nın 42. maddesi gözetilerek davalı şirketin yaptığı sözleşme ve dosya arasında bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle zarar kapsamı belirlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. D. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dosya içerisindeki belgeler ve yasal düzenlemeler karşısında davalının haksız olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazdan malzeme aldığının sabit olduğunu, davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; maden ruhsat sahibi ile sözleşme gereğince faaliyette bulunan davalı şirketin haksız malzeme çıkarması nedenine dayalı tazminat istemine ilişkin eldeki davada, alınan taş ocağı malzemesi miktarının tam olarak belirlenememesi nedeniyle talep edilen tazminatın ispatının mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre ispatlanamayan davanın reddine mi yoksa BK'nın 42. maddesi gözetilerek davalı şirketin yaptığı sözleşme ve dosya arasında bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle zarar kapsamı belirlenip sonucuna göre mi bir karar verilmesinin gerektiği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Borçlar Kanunu'nun 41, 42... . maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle eldeki davada sorumluluğun kaynağını oluşturan haksız fiil ile ilgili yasal düzenlemelerin ve ilkelerin irdelenmesinde yarar vardır. 2. Haksız fiilden doğan borçlar; olay tarihinde yürürlükte olup uygulanması gereken BK'nın 41 ilâ 60 [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 ilâ 76] maddeleri arasında düzenlenmiştir. 3. Borçlar Kanunu’nun; “Mesuliyet şeraiti” başlıklı 41. maddesinde;“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.”. “Zararın tayini” başlıklı 42. maddesinde; “Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim, halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder”. “Tazminat miktarının tayini” başlıklı 43. maddesinde ise; “Hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesini tayin eyler. Zarar ve ziyan irad şeklinde tayin olunduğu takdirde borçludan icabeden teminat alınır.” hükümleri yer almaktadır. 4. Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir. 5. Haksız fiilden söz edilebilmesi için BK'nın 41. maddesine göre şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, bu fiili işleyen kusurlu olmalı, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalı ve sonuçta doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin varlığından söz edilemez. 6. Haksız bir fiil sonucunda oluşan zararı ispat etme yükümlülüğü kural olarak iddia edene ait ise de, gerçek zararın ve miktarının ispat edilemediği durumlarda BK’nın 42. maddesi gereğince hâkim bu zararı, hâlin olağan gelişimini ve zarar gören tarafın aldığı tedbirleri gözeterek takdir yetkisini kullanmak suretiyle belirler. 7. Borçlar Kanunu’nun 42 (Türk Borçlar Kanunu’nun 50/2.) maddesi hükmü zararın gerek miktarını ve gerekse varlığını kesinlikle ispat edecek deliller getirilemediği takdirde uygulanacaktır. Böyle hâllerde, dosyada mevcut deliller olayların normal gidişine göre bir zararın vukuunu kabule elverişli görünüyorsa, zarar ispatlanmış sayılır. Buna karşı BK’nın 42. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için bir zarar vukuunun sadece “muhtemel” görülmesi yeterli değildir. 8. Diğer taraftan, zarar miktarının BK’nın 42. (6098 sayılı TBK’nın 50/2.) maddesi çerçevesinde hâkim tarafından takdir edilebilmesi, davacının bir zarar doğduğunu somut delillerle ispat edememiş de olsa böyle bir zararın doğumunu kabule esas olan ve miktarının tespitini kolaylaştıran olayları ispat etmesine ihtiyaç gösterir. 9. Hâkim takdir yetkisini kullanacağı olaylarda, hâlin mutad cereyanını ve mağdurun aldığı tedbirleri dikkate alacaktır. Hâlin mutad cereyanının dikkate alınmasından maksat davacının ortaya koyduğu delillere göre haksız fiilin işlendiği şartlarda, hayatın normal akışına göre meydana gelebilecek zararların hesaba katılmasıdır. Zarar görenin aldığı tedbirlerin dikkate alınmasından maksat, mahrum kalınacağı ileri sürülen kazançların elde edilmesini kuvvetli ihtimal dahiline sokan unsurlardır (M.Kemal, Oğuzman, / M.Turgut,Öz : Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, 6. Bası, s. 552). 10. Zararı böylece belirleyen hâkim, hâl ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın şeklini ve kapsamını tayin ve tespit eder. Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her somut olayın kendine özgü yapısı içerisinde değişen bir özellik gösterecektir. 11. Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında oluşan eksilmeyi gidermekle yükümlüdür. 12. Zararın ispatı davacıya düşmekte ise de, hâkim gerçek zararın miktarının ispat edilip edilemediğini gözeterek, ispat edilememişse bu zararı kendisi yasada belirtilen koşullarla tespit edecek; ardından da bu zararın giderilebilmesi için tazminat miktarını yine kanunda aranan usul ve esaslar çerçevesinde belirleyecektir. Ancak hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz (Turgut,Uyar:Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 bası, s.549). 13. Miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin mal varlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazmin borcu da o miktarda olmalıdır. 14. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2019 tarihli ve 2019/4-85 Esas, 2019/314 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır. 15. Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde; 5763 sayılı ruhsat sahası içerisinde ruhsat sahibi ... ile davalı şirket arasında 14.06.2012 tarihinde rödavans sözleşmesinin imzalandığı ve davalı şirketin madencilik faaliyetinde bulunduğu, davalı şirket tarafından davacıya ait alanda malzeme alımı ve üretiminin söz konusu olduğu, davacı Hazinenin davalı şirketten izinsiz ve yetkisiz şekilde çıkardığı malzeme bedelini talep ettiği anlaşılmaktadır. 16. Mahkemece alınan 09.03.2020 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; ruhsat sahası ile ilgili olarak rödavansçı olarak faaliyette bulunan davalı şirketin ne kadar üretim yaptığı ile ilgili net bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı, rödavansçı tarafından herhangi bir üretim faaliyet beyanının olmaması sebebiyle net bir değerlendirme yapılmasının imkânsız olduğu, Malzeme Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen rakamlarda herhangi bir bilimsel dayanağın bulunmadığı, üretilen madenin tespitinin yapılmasının bilimsel olarak mümkün olmadığı görüşü bildirilmiş, mahkemece bilirkişi raporu benimsenerek davaya dayanak malzeme bedeline ilişkin takdir komisyonu tarafından yapılan hesaplamanın afaki kaldığı, talep edilen tazminatın hükme esas alınabilir nitelikte ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde ispatının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 17. Eldeki davada, davalı şirketin dava konusu sahada dava dışı şirket ile imzalanan rödavans sözleşmesi uyarınca faaliyette bulunduğu ve davacı Hazine ile davalı arasında sözleşme ilişkisinin bulunmadığı, faaliyet bilgi formlarına istinaden ilgili yıllara ait son durumu gösterir imalat haritasının verilmemesi, arazinin ilk durumunun ne olduğunun bilinmemesi, 2002-2004 yılları arasında rödavansçı tarafından herhangi bir üretim faaliyet beyanının olmaması nedeniyle dava konusu alanda üretilen madenin tespitinin yapılmasının mümkün olmadığı sabittir. 18. Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında, davacıya ait alanda davalı şirketin eylemlerinden dolayı davacı Hazinenin zarara uğradığı uyuşmazlık dışıdır. Bu nedenle oluşan zarardan davalı şirket sorumludur. 19. Bu nedenle davacı Hazinenin zarar miktarının tam olarak tespiti mümkün değil ise de; davalı şirketin yaptığı sözleşme ve dosya arasında bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle BK'nın 42 .maddesi gereğince hâkim tarafından uygun bir miktarın takdir edilmesi ve takdir edilecek bu miktarın davalıdan tahsiline hükmedilmesi gerekmektedir. 20. Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373 maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.