Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/484 E. 2026/75 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2024/484
- Karar No
- 2026/75
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 413-114
I. HUKUKİ SÜREÇ Teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan sanıkların, katılana yönelik eylemleri nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.05.2016 tarihli ve 7-148 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.09.2021 tarih ve 5267-11813 sayı ile; her iki sanığın müşterek fail olarak kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyetleri gerektiği hâlde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince 28.02.2022 tarih ve 413-114 sayı ile; teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 35, 62, 53... . maddeleri uyarınca ayrı ayrı 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba, bu hükümlerin de sanıklar müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.11.2023 tarih ve 742-6827 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.03.2024 tarih ve 6549 sayı ile; "...Tarafsız tanığı bulunmayan olayda, ilk haksız hareketin sanık ...'ın cep telefonundan katılanın eşinin cep telefonuna mesaj gönderilmek suretiyle sanık ...'tan geldiği anlaşılmakta ise de, her iki taraf da, kendilerinin önlerinin araçla kesildiğini ve devamında karşı taraftan ateş açıldığını ileri sürmüşlerdir. Olay yeri inceleme ve ekspertiz raporuna göre, olay yerinde elde edilen mermi kovanlarından yola çıkılarak, olay sırasında üç silah kullanıldığı, bu silahlardan birinin de katılan ...'e ait olduğu, katılanın beyanıyla da sabittir. Buna göre her iki tarafın birbirine ateş ettikleri mevcut delillerle tartışmasız olup, ilk ateşi hangi tarafın başlattığı kesin olarak saptanamadığından, etki tepki dengesinin sanıklar lehine bozulduğunun kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, sanık ... yönünden, olayların öncesinde katılana yönelik haksız bir söz ve davranış da mevcut değildir. Böyle bir durumda, mahkemesince haksız tahrik hükümlerinin tartışılması gerekirken, gerekçeli kararında bu husus hiçbir şekilde tartışılmamış, sanıklar hakkında neden haksız tahrik hükümlerinin uygulanmadığı hususu gerekçesiz kalmıştır. Bütün bu yönleriyle, sanıklar ... ve ... hakkında katılanı kasten öldürmeye teşebbüsten kurulan mahkumiyet hükümlerinde TCK'nin 29. maddesi uyarınca haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğinden, gerekçesiz olarak haksız tahrik indirimi yapılmaması yönündeki yerel mahkemenin kararının bozulması yerine onanmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 10.09.2024 tarih ve 2609-5389 sayı ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 24.11.2014 tarihli rapora göre; ateşli silahla batın bölgesinden yaralanan katılanın hayati tehlikesinin bulunduğu ve yaralanması nedeniyle duyu ve organlarından birinin işlevindeki zayıflamanın sürekli olduğu, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarları Müdürlüğü uzmanlık raporuna göre; katılan ve sanıklar ile tanıklar ..., ..., ... ve ...'nın svaplarında ateş artıklarına rastlanmadığı, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarları Müdürlüğü uzmanlık raporuna göre; olay yerinden temin edilen 9x19 mm çapında MKE yapımı iki adet fişek ile yine 9x19 mm çapında MKE yapımı dört adet kovan üzerinde yapılan incelemede kovanlardan iki tanesinin bir tabancadan, kalan birer kovanın ise ayrı ayrı iki tabancadan atıldığı, bu nedenle olay yerinde en az üç ayrı tabanca kullanıldığı, Anlaşılmaktadır. Katılan; eşine ait telefona sanık ...'e ait telefondan mesajlar geldiğini öğrendiğini, bu nedenle sanık ...'ı aradığını, sanık ...'ın "Bu mesajları ben atmadım, yeğenim atmıştır." dediğini, daha sonra tamamen inkâr edip kendisini yanına çağırdığını, tanıklarla birlikte sanık ...'ın evinin önüne gittiğinde kalabalık bir grup gördüğünü, aracından indiğinde bazı erkeklerin ellerinde sopa bazılarında ise silah olduğunu fark ettiğini, sanık ...'ın yeğeni olduğunu düşündüğü üç kişinin silahları kendisine doğrulttuklarını, aracından indikten sonra omzuna sopa ile vurulduğunu, yere düşmek üzereyken sağ karın bölgesinde acı hissettiğini ve vurulduğunu anladığını, bu nedenle yanında bulunan tabanca ile havaya ateş ettiğini, Tanık ...; eniştesi olan katılan ile sanık ... arasında tartışma yaşandığını, bu konuyu konuşmak amacıyla sanık ...'ın evinin olduğu yere, katılan ve tanık ... ile birlikte gittiklerini, karşı tarafta sanıklar ... ve ... dışında yaklaşık otuz kişinin bulunduğunu, sanıklarda tabanca olduğunu gördüğünü, araçtan iner inmez kalabalık grubun kendilerine saldırdığını, önce sanık ...'ın ateş ettiğini, daha sonra "...!" diye bağırınca sanık ...'in de ateş etmeye başladığını ve katılanı karın bölgesinden silahla vurduğunu, katılan yere düştükten sonra üzerindeki silahla havaya iki el ateş açtığını, daha sonra yaralanan katılanı hastaneye götürdüklerini, Tanık ...; olay gecesi katılanın işlettiği markete gittiğinde katılanın sanık ... ile tartışmaları nedeniyle moralinin bozuk olduğunu öğrendiğini, sakinleşmek için araçla gezmeye çıktıklarında kalabalık bir grubun arabalarla önlerini kestiğini, şahıslardan sanık ...'in elinde tabanca, sanık ...'ın elinde sopa olduğunu, sanık ... "Sık!" diye bağırınca sanık ...'in tabanca ile 5-6 metre uzaklıktan bir el ateş ettiğini, katılanın yaralanıp yere düştüğünü ve belindeki silahını çıkarmaya çalıştığını ancak ateş edemediğini, Tanık ...; olay tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Şubesinde polis memuru olarak görevli olduğunu, sanıkları akrabası olması nedeniyle tanıdığını, tesadüfen olay yerinden geçerken yerde yatan bir şahsı görünce, kaza olduğunu düşünerek aracı durdurduğunu, yerde yatan şahsın yanına gittiğinde yerde bir silah gördüğünü, peçete ile silahı alıp polis memurlarının gelmesini beklediğini, iki dakika sonra görevli polisler gelince silahı onlara teslim ettiğini, olayın nasıl başladığını ve geliştiğini görmediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ...; katılanın iş yeri komşusu olduğunu, servis şoförlüğü yaptığını, bu sırada bir kişinin telefonunu ödünç olarak kullandığını, bu kişinin katılanın eşine mesaj gönderdiğini, bu nedenle katılan ile tartıştıklarını, katılanın kendisini ölümle tehdit ettiğini, bu nedenle polis merkezine gittiğini, Bostancık Caddesi üzerinden ikametine döndüğü sırada yanında annesi, babası, amcası ve eşi bulunduğu hâlde katılanın araçla önlerini kestiğini, katılanın aracından inerek "...'ı bana verin!" diye bağırdığını, katılanın ısrarla bağırması üzerine araçtan indiğini, katılana "Buradayım!" dediğini, katılanın elinde bulunan silahı doldurup kendisini hedef alarak 3-4 kez ateş ettiğini, korkarak olay yerinden kaçtığını, herhangi bir yaralanmasının olmadığını, katılanın eşi ile iş konuşması haricinde herhangi bir konuşma yapmadığını, Sanık ...; sanık ...'ın amcasının oğlu olduğunu, katılanı tanımadığını, katılanla yapılan kavgaya karışmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile doktrinde de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'da, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlemediği önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Katılanın eşinin telefonuna sanık ...'ın telefonundan "Çok güzelsiniz." şeklinde mesaj atılması nedeniyle katılan ile sanık ... arasında telefonda tartışma yaşandığı, bu tartışmadan sonra katılanın yanında tanıklar ... ve ..., sanık ...'ın yanında ise annesi, babası, eşi ve yakınları olduğu hâlde karşılaştıkları, bu sırada sanıkların ateş ederek katılanı karın bölgesinden hayati tehlike geçirecek, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olacak şekilde yaraladıkları, katılanın da üzerinde bulunan silahla havaya ateş ettiğinin kabul edildiği olayda; İlk haksız hareketin katılanın eşine mesaj atılan telefonun sahibi olan sanık ...'tan kaynaklandığı, katılanın olay yerine bu durumu konuşmak amacıyla geldiği, ilk ateş eden kişinin katılan olduğuna dair dosya içerisinde bir tespitin bulunmadığı, sanıklara yönelen ve etki tepki dengesini bozacak nitelikte haksız söz veya davranış da tespit edilemediği anlaşılmakla, sanıklar hakkında TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.