Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/1785 E. 2026/4400 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1785
Karar No
2026/4400
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/171 E., 2025/1525 K. DAVA TARİHİ : 04.08.2016

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 12.05.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davalı vekili Avukat ... geldi, davacı adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait yurt dışı projelerde 2007-2016 yılları arasında en son marangoz ekipbaşı olarak net 1.650,00 USD sabit ücret ile çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedildiğini, fazla çalışmalarının karşılığı ücretlerin ödenmediğini ileri sürerek bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iş görme borcunu yabancı bir ülkede ifa etmesi sebebiyle taraflar arasındaki ilişkide yabancılık unsurunun bulunduğunu, uyuşmazlığa yabancı ülke hukukunun uygulanması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul 18. İş Mahkemesinin 25.01.2018 tarihli kararı ile; iş hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi uyarınca yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda Türk vatandaşı olan işçinin kamu düzeni de dikkate alınarak yurt dışına gönderilmesinde gönderen kişi ya da şirketin yurt dışındaki yabancı şirket ile organik bağı delillendirildiğinde Türk iş hukukunun uygulandığı ve organik bağ içinde olan Türkiye’deki kişi veya kişilerin işveren kabul edilerek sorumlu tutulduğu, Yargıtayın yerleşik uygulamasının da bu yönde olduğu, dava konusu somut uyuşmazlık açısından 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği, bilirkişi raporundaki hesaplamalara itibar edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 25.01.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 29.09.2022 tarihli kararı ile; dosya içerisinde taraflar arasında düzenlenen iş sözleşmesinin yer almadığı, davacı işçi yurt dışında çalışmış ise de davalı işverenin Türk şirketi ve işyerinin merkezinin de Türkiye olduğu, emsal Yargıtay kararlarında taraflar arasındaki uyuşmazlığın Türk hukukuna göre çözülmesi gerektiğinin kabul edildiği, davalı vekilinin yargılama konusu davada yabancı hukukun uygulanması gerektiğine ilişkin istinaf itirazının yerinde olmadığı, dosya kapsamına uygun bilirkişi raporu içeriğinde belirtilen miktarlar dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği, davalı vekilinin davacının brüt ücretinin hesaplanmasında yurt dışında çalışmış bir işçi olduğunun dikkate alınması gerektiğine yönelik istinaf talebinin kısmen kabul edildiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 29.09.2022 tarihli kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, taraflar arasında davacının çalışma dönemleri yönünden bir hukuk seçimi anlaşması bulunduğundan, dava konusu alacaklar hakkında ... hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin 20.06.2023 tarihli kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten yurt dışı iş sözleşmelerinin matbu nitelikte olup boşluklarının çoğu zaman işveren tarafından doldurularak işçilere imzalatıldığı, taraflar arasında hukuk seçimi yapıldığından söz edilebilmesi için işverenin işçiyi çalışılan ülke mevzuatına göre tâbi olacağı çalışma şartları konusunda bilgilendirme yükümlülüğünü yazılı olarak yerine getirmesi ve tarafların imzalaması ile Kurum nezdinde bu bilgilendirmenin saklanması gerektiği, iş hukukunda güçsüz taraf olan işçinin korunması amaçlı olarak getirilen bilgilendirme yükümlülüğüne uyulmaması karşısında taraflar arasında uygulanacak hukuk seçimi yapıldığının kabul edilemeyeceği, iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu gerekçeleriyle önceki hükümde direnilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 20.06.2023 tarihli kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.12.2024 tarihli kararı ile; tarafların, davacının ...'da geçen birinci dönem çalışması yönünden 16.05.2007 tarihli sözleşme ile yine ...'da geçen ikinci dönem çalışması yönünden 26.08.2009 tarihli sözleşme ile hukuk seçimi yaptıklarının kabulü gerektiği, ayrıca davacı birinci ve ikinci dönem çalışmasının tamamında davalıya ait ...'da bulunan işyerinde çalıştığından mutad işyerinin de her iki dönem için davacının işini fiilen yaptığı ... olduğunun sabit olduğu, bu nedenle yurt dışı iş sözleşmesi imzalanan her iki çalışma döneminde de iş sözleşmeleri ile seçilen hukukun uygulanacağı, Türk hukuku uygulanarak sonuca gidilmesi usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.12.2024 tarihli bozması üzerine yapılan yargılama sonucunda, Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuku ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin dikkate alınması gerektiği, söz konusu iptal kararının altı ay sonra yürürlüğe gireceği kararlaştırılmış ise de yapılan düzenleme ile Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen eksikliklerin giderildiği, işçi ile işveren ilişkilerinde dengenin sağlanmasına ve işçinin daha güçlü şekilde korunmasına yönelik hükümlerin öngörüldüğü, böylece hem tarafların hukuk seçimi özgürlüğünün korunduğu hem de bu özgürlüğün işçinin aleyhine sonuç doğurmasını önleyecek güvenceler sağlanarak hukuk seçimi yapılmış olsa bile sözleşmenin daha sıkı ilişkili olduğu hukukun uygulanmasına imkân tanıyan bir denge oluşturulduğu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153. maddesi, konuya ilişkin Danıştay 8. Dairesinin 30.03.2010 tarihli ve 2008/6287 Esas, 2010/1548 Karar sayılı kararı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2024/7215 Esas ve 2024/13201 Karar sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 tarihli ve 2011/20-231 Esas, 2011/425 Karar sayılı kararı dikkate alındığında iptal kararının derdest olan davalar bakımından da uygulanması gerektiğini, Dairece Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verilmiş ise de usuli kazanılmış hak olgusunun Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnalarının da bulunduğu, örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacağı, benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebileceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar, 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 Esas, 2010/54 Karar sayılı kararları), gerek Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararı ve bu iptal kararı doğrultusunda 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılması nedenleriyle istisnai bir durumun oluştuğundan Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verilmesiyle oluşmuş bir usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ve yeni duruma göre karar verilmesi gerektiği; buna göre davacı işçinin davalı işverenin yurt dışı projelerinde 18.05.2007-24.06.20 09... .08.2009-10.06.2016 tarihleri arasında ...'da çalışmış olup, bu dönemlere ilişkin iş sözleşmelerinde hukuk seçimi anlaşması olduğu, 5718 sayılı Kanun'un 27/4 hükmü uyarınca hâkimin mutad işyeri hukuku ile daha sıkı ilişkili hukuktan hangisinin işçiye daha yüksek standartta bir koruma sağladığı konusunda değerlendirme yapabilmesine imkân tanındığı, bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin yapıldığı yer, dili, işçinin ... sistemine dâhil olduğu yer, tarafların yerleşim yerleri, işçinin sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı yer, ücretinin ödenme yeri dikkate alındığında, davacının da yargılamanın başından beri Türk hukukunun uygulanması isteği doğrultusunda taraflarla daha sıkı ilişkili hukuk olan Türk hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca verilen kesin nitelikteki bozma kararına uyulması zorunlu iken bozma ilâmına uyulduğuna karar verilmiş olmasına rağmen önceki kararda direnilmesinin hatalı olduğunu, 2. Uyuşmazlığa yabancı ülke hukukunun uygulanması gerektiğini, 3. Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceğini, 4. Davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabul edilmesinin hatalı olduğunu, davacının müvekkili Şirketi ibra ettiğini, 5. Ücret miktarının hatalı tespit edildiğini, 6. Davacı tanıklarının davacı ile menfaat birliği içinde olduğunu, beyanlarına itibar edilemeyeceğini, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının reddi gerektiğini, 7. Davacıya yıllık izin ücretinin ödendiğinin bordrolarla sabit olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukukun tespitine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında, davacının 18.05.2007 -24.06.20 09... .08.2009-10.06.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından hukuk seçimi anlaşması bulunduğu, belirtilen dönemler için ... hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği ifade edilmiş, buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesince Türk hukukuna göre yargılama sonuçlandırılmıştır. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. Açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı doğrultusunda hukuk seçimi anlaşması bulunan tüm çalışma dönemi yönünden ... hukukunun uygulanması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/1785, K. 2026/4400, T. 12.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2026-1785-e-2026-4400-k-25a3c2ea117e