Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/1370 E. 2026/3169 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1370
Karar No
2026/3169
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1282 E., 2025/1932 K. DAVA TARİHİ : 26.12.2017 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 31. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/99 E., 2023/60 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işverenin yurt dışı projelerinde 1988-2017 yılları arasında fasılalarla genel saha formeni olarak çalıştığını, ücretinin 3.200,00 USD olduğunu, iş sözleşmesinin usulüne uygun ihbar öneli verilmeksizin haksız şekilde feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının çalışmaları kesintili ve proje bazlı olduğunu, davacının tüm çalışmasının müvekkili bünyesinde geçmediğini, dava konusu olayda yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, alacak kalemlerinin zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta Türk hukukunun uygulanması gerektiği, davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatları ödenmesini gerektirmeyecek şekilde haklı olarak feshedildiğinin kanıtlanamadığı, davacının haftalık yasal çalışma süresinin üzerinde fazla çalışma yaptığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştığına ilişkin iddiasının beyanlarına başvurulan tanık anlatımları ile ispatlandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararı ile 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptal edildiği, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, eldeki davada uygulanacak hukukun Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçesi de dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, aksine bir uygulamanın 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 153. maddesine aykırı olacağı, sözleşme ile daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutad işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkimin mutad işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceği, bu nedenlerle davada sözleşme ile daha sıkı ilişkili olduğu anlaşılan Türk hukukunun uygulanmasının hukuka uygun olduğu, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa Mahkemesi hâkiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlığın çözümünde çalışılan yabancı ülke hukukunun uygulanması gerektiğini, 2. Davacının ücretinin hatalı belirlendiğini, 3. Giydirilmiş ücret hesabının hatalı olduğunu, 4. Eksik inceleme ile karar verildiğini, 5. Davacının dava konusu alacaklara hak kazanmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk ve dava konusu alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığına ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın çalışılan ülke hukukuna göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, davacının çalışma dönemlerinin tamamına Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış; Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli karar gerekçesinin yabancılık unsuru bulunan iş sözleşmelerinde uygulanacak hukukun tespitinde esas alınması gerektiği, eldeki davada sözleşmeyle daha sıkı ilişkili olduğu anlaşılan Türk hukukunun uygulanmasının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı işverenin projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçi, 01.03.1988-30.08.1990 tarihleri arasında Libya'da bulunan davalıya ait işyerinde, 12.04.1994-17.12.1994 tarihleri arasında Almanya'da bulunan davalıya ait işyerinde, 24.06.1995-15.12.1995, 19.01.1996-10.11.1998 01.05.1999-11.12.2003, 22.04.2004-10.01.20 05... .03.2005-06.12.2008 tarihleri arasında ...'da bulunan davalıya ait işyerinde, 25.03.2009- 16.10.20 10... .07.2011-11.10.2017 tarihleri arasında Umman'da bulunan davalıya ait işyerinde çalışmıştır. Öncelikle davacının 01.03.1988-30.08.1990 tarihleri arasında Libya'da geçen çalışma dönemi bakımından değerlendirme yapıldığında belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 90/son hükmü şöyledir: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." 5718 sayılı Kanun’un "Kapsam" başlıklı 1. maddesi şu şekildedir: "(1) Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir. (2) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır." 05.01.1975 tarihinde ...'da imzalanan Başbakan tarafından temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti ile Başbakan tarafından temsil edilen Libya Arap Cumhuriyeti Arasında İşgücü Anlaşması'nın (Anlaşma) 1. maddesi ise şöyledir: "İşbu Anlaşma uyarınca Libya Arap Cumhuriyeti’nde çalışan Türk işçilerinin çalışma şartları ve iş sözleşmelerinden doğan hak ve yükümlülükleri Libya Çalışma Mevzuatına tabiidir. Şu kadar ki, işbu Anlaşmanın ve eklerinin işçi lehine olan hükümleri saklıdır." Anayasa'nın 90/son hükmünde usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 5718 sayılı Kanun'un 1/2 hükmünde ise yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk bakımından Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümlerinin saklı tutulduğu belirtilmiştir. Buna göre yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesine ilişkin uyuşmazlığın çözümü konusunda, 5718 sayılı Kanun karşısında uluslararası sözleşmenin uygulanma önceliği bulunmaktadır. Dolayısıyla belli bir ülke hukukunun uygulanmasını öngören uluslararası anlaşmanın varlığı durumunda 5718 sayılı Kanun'un 24. maddesi çerçevesinde hukuk seçimine değer verilmesi mümkün olmadığı gibi aynı Kanun'un 27. maddesi uyarınca iş sözleşmesine uygulanacak hukuka yönelik bir değerlendirme yapılması da mümkün değildir. Buna göre davalının esasa cevap dilekçesinde yabancı hukuk itirazı ileri sürüp sürmemesinin de sonuca etkisi bulunmamaktadır. Yukarıda yapılan açıklamalara göre Ülkemiz ile Libya Arap Cumhuriyeti Devleti arasında yapılan anlaşma hükümlerinin gözetilmesi gerekir. Sözü edilen Anlaşma'nın 1. maddesi hükmü uyarınca işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın çalışılan ülke hukukuna göre çözümleneceğinin kararlaştırıldığı görülmekle davacının 01.03.1988-30.08.1990 tarihleri arasında Libya'da geçen çalışması yönünden uyuşmazlığa, çalışılan ülke olan Libya hukuku uygulanmalıdır. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının da uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için "İptal kararlarının geriye yürümezliği" kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Davacının 15.07.2011-11.10.2017 tarihleri arasındaki çalışma döneminin yurt dışı iş sözleşmesi kapsamında Umman'da geçtiği ve söz konusu iş sözleşmesi içeriği dikkate alındığında talep konusu alacaklar bakımından ilgili çalışma dönemi için tarafların iş sözleşmesi ile hukuk seçimi anlaşması yaptıkları açıktır. Dosya kapsamındaki yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi 15.07.2011-11.10.2017 döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Buna göre 15.07.2011-11.10.2017 tarihleri arasındaki çalışma döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından, davacının bu çalışma dönemi için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk olan Umman hukuku uygulanmalıdır. Davacının 12.04.1994-17.12.1994 tarihleri arasında Almanya'da bulunan davalıya ait işyerinde, 24.06.1995-15.12.1995, 19.01.1996-10.11.1998 01.05.1999-11.12.2003, 22.04.2004-10.01.20 05... .03.2005-06.12.2008 tarihleri arasında ...'da geçen ve 25.03.2009-16.10.2010 tarihleri arasında Umman'da geçen çalışma dönemleri bakımından ise taraflar arasında hukuk seçimi anlaşması bulunduğuna dair dosyada herhangi bir sözleşme veya başkaca delil bulunmamaktadır. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu ... sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında; 12.04.1994 - 17.12.1994, 24.06.1995 - 15.12.1995, 19.01.1996 - 10.11.1998, 01.05.1999 - 11.12.2003, 22.04.2004 - 10.01.20 05... .03.2005 - 06.12.20 08... .03.2009-16.10.2010 tarihleri tarihleri arasında davacı işçi ile işveren davalının tabiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma dönemlerinde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının belirtilen bu çalışma dönemleri bakımından daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğunun kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığından bu çalışma dönemleri bakımından uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2026/1370, K. 2026/3169, T. 14.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2026-1370-e-2026-3169-k-2174f4ce0094