Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/1338 E. 2026/3920 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/1338
- Karar No
- 2026/3920
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2251 E., 2025/2684 K. DAVA TARİHİ : 15.04.2021 İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 55. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/765 E., 2024/438 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bünyesinde 21.03.2016-27.06.2016 tarihleri arasında ..., 07.08.2016-03.12.2016 tarihleriarasında Kongo Cumhuriyeti şantiyelerinde formen olarak çalıştığını, ... Şantiyesinde dava dışı alt işveren ... Yapı Sistemleri San. ve Tic. Ltd. Şti.nin işçisi olarak çalıştığını, bu dönemden asıl işveren olan davalının da sorumlu olduğunu, Kongo Cumhuriyeti Şantiyesinde sigortasının davalı üzerinden yapıldığını, davalı firmanın ... ve Kongo'da geçen çalışma döneminden birlikte sorumluluğu bulunduğunu, her iki şantiyede de iş sözleşmesinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, ücretinin aylık 4.800,00 USD olduğunu, 3 öğün yemek ve konaklama imkânı sunulduğunu, ... ve Kongo'da çalışırken ayda en az 2-3 hafta tatilinde çalıştığını, normal şartlarda 08.00-18.00 saatleri arasında çalışılmasına rağmen haftanın en az 4 günü saat 21.00-22.00'ye kadar çalıştırıldığını, çoğu kez 30-40 dakikada yemeğini yiyerek çalışmaya devam ettiğini, dinî bayramların ilk günü hariç diğer günlerinin tamamında çalıştırıldığını, bu çalışmalarına ilişkin herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek ihbar tazminatı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının müvekkili Şirkette çalışmasının olmadığını, taraflar arasındaki ihtilaflarda işçinin fiilen çalıştığı yabancı ülkenin hukukunun uygulanacağını, bu kapsamda yurt dışında fiilen çalışan işçinin ulusal bayram ve genel tatil günlerinin Türk hukukuna göre belirlenmeyeceğini, ihbar tazminatı talepleri bakımından fiilen çalışılan ülkenin hukukunun uygulanacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iki dönem hâlinde 21.03.2016-27.06.2016 tarihleri arasında ..., 07.08.2016-03.12.2016 tarihleri arasında Kongo Cumhuriyeti şantiyelerinde çalıştığı, davalının ilk dönem çalışmasından davalının asıl işveren olarak, ikinci dönem çalışmasından işveren olarak sorumlu olduğu, Kongo Cumhuriyeti dönemindeki çalışmasına ilişkin imzalanan yurt dışı iş sözleşmesi olduğu, ... dönemine ilişkin ise davalının yabancı hukuk uygulanmasını talep ettiği, bu hâliyle her iki çalışma dönemine de yabancı hukuk uygulanması gerektiği, bu hâliyle alacakların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden yerinde olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Müvekkilinin sadece Kongo Cumhuriyeti çalışma dönemine ilişkin yurt dışı iş sözleşmesi bulunduğunu, ... dönemine ilişkin yurt dışı iş sözleşmesi bulunmadığını, 2. Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, benzer dosyalarda Türk hukuku uygulanarak karar verildiğini, bu şekilde çelişki yaratılmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, 3. Kongo Cumhuriyeti çalışma dönemine ilişkin, Kongo Cumhuriyeti kanunlarında işçilik alacaklarının hesaplama metodu olmadığını, bu nedenle Türk hukuku uygulanması gerektiğini, 4. Cevap dilekçesinde Türk hukukuna göre cevap verildiğini, bahsedilen mevzuatın Türk hukuk mevzuatı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk ve buna bağlı olarak alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığına ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş; davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, davacının 21.03.2016-27.06.2016 tarihleri arasında ..., 07.08.2016-03.12.2016 tarihleri arasında Kongo Cumhuriyeti şantiyelerinde çalıştığı kabul edilerek her iki döneme ilişkin de yabancı hukuk uygulanmış ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Yapılan açıklamalara göre somut uyuşmazlıkta davacının 07.08.2016-03.12.2016 tarihleri arasında Kongo Cumhuriyetinde geçen çalışma dönemi bakımından hukuk seçimi anlaşması bulunduğundan, seçilen hukukun uygulanmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu ... sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Somut uyuşmazlıkta, dosyadaki bilgi ve belgelere göre yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında; 21.03.2016-27.06.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından taraflar arasında hukuk seçimi anlaşması bulunmamaktadır. Sözü edilen dönemde ...'da çalışan davacı işçi ile işveren davalının tabiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile ... kayıtları dikkate alındığında, hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma döneminde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının 21.03.2016-27.06.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.