Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/4550 E. 2025/7505 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4550
- Karar No
- 2025/7505
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/414 E., 2025/696 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Ankara 15. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/574 E., 2023/746 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirket nezdinde 2011-2015 yılları arasında demirci ustası olarak çalıştığını, ücretinin net 2.200,00 Amerikan doları (USD) olduğunu, yurt dışında çalıştığında cüz'i bir kısmını elden avans olarak aldığını, davacının fazla çalışma yaptığını, tatil günlerinde de çalışmaya devam ettiği, ancak hak ettiği ücretlerinin ödenmediğini, yıllık ücretli izin alacağı bulunduğunu, iş sözleşmesinin haksız ve hukuka aykırı olarak ihbar süresi tanınmadan feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davacının dava dışı Şirket bünyesinde yurt dışına çalıştığını, müvekkili Şirkette davacıya ait herhangi bir kaydın bulunmadığını, somut uyuşmazlığa çalışılan ülke mevzuatının uygulanması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesi kararı doğrultusunda yargılamaya devam edilerek davacıya ait yurt dışı iş sözleşmelerinin celbedilerek davacının ... ve ...'da çalıştığının tespit edildiği, davacı vekili tarafından ... ve ... iş mevzuatına ilişkin beyanda bulunulduğu, bu mevzuatlara ilişkin çevirilerin dosya arasına alındığı, bu doğrultuda bilirkişiden rapor aldırıldığı ve hesaplanan tutarda alacakların hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta davacı işçinin, davalı nezdinde davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığının sabit olduğu, dosya içeriğine göre davalının süresinde verdiği cevap dilekçesinde, uyuşmazlığa çalışılan ülke iş mevzuatının uygulanması gerektiğini beyan ettiği, davacının, talep konusu yapılan alacakların ilişkin olduğu çalışma döneminde, iş sözleşmesi kapsamında yurt dışında bulunan şantiyelerde çalıştığı, İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde tüm dönem yönünden yabancı hukukun uygulanması gerektiği, maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımının, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 8. maddesi uyarınca hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbi olduğu, ... İş Kanunu'nun iş anlaşmazlığının çözülmesi için başvuru sürelerini düzenleyen 160. maddesi ile ... İş Kanunu'nun mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 242. maddesinde belirtilen sürelerin, zamanaşımı süresi olduğu ve sürelerin dolduğu, davalı tarafça cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunulmuş olup talep edilen alacakların zamanaşımına uğraması sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, görüş değişikliğine bağlı olarak yabancı hukukun uygulanması sonucunda davanın reddine karar verilmesi hâlinde davacı aleyhine vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmediği gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davalı tarafın cevap dilekçesinde yabancı hukukun uygulanması konusunda itirazda bulunmadığını, bilakis Türk İş mevzuatı doğrultusunda beş ve on yıllık zamanaşımı sürelerinden bahsederek Türk hukukuna göre itirazda bulunduğunu, 2. Davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin hatalı olduğunu, 3. 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptal edildiğini, dosyada taraflar arasında sözleşme olmadığını, bu tür sözleşmelerin matbu olduklarından yok hükmünde olduğunu, 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmü açısından ise iptale gerek olmadığını, çünkü işçi bakımından hangi hukuk lehe ise bunun uygulanmasının gerektiği, işbu davada Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, 4. Davalı işveren Şirketin ilgili ülke hukuku açısından davacıya bilgilendirme yaptığına ilişkin dosyada bir tebliğ tebellüğ veya bilgilendirme yazısı bulunmadığını, 5. Davacı Türk olup davalının da Türk hukuku tüzel kişisi olduğunu, davalı Şirket merkezinin Türkiye'de olduğunu, davacının, Türk sosyal güvenlik sistemi içerisinde kaldığını, sosyal çevresinin Türkiye'de olduğunu, ilgili ülkenin sosyalitesinden uzak izole bir şantiyede çalıştığını, iletişim dilinin Türkçe olduğunu, ödemelerin Türkiye'ye gönderildiğini, ... ve ... para birimleri ile ödeme yapılmadığını sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğunu, 6. Ayrıca çalışılan ülkelerin hukukları açısından dahi zamanaşımının, çalışanın hakkının kapsamını öğrendiği tarih olan bilirkişi raporunun tebliği tarihi itibarıyla başlatılması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasında, uyuşmazlığın çözümünde yabancı hukukun uygulama alanı olup olmadığı, talep edilen işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Davacı,11.06.2013-29.07.2014 tarihleri arasında ...'ta, 21.10.2014-04.07.2015 tarihleri arasında ...'da çalışmış olup imzalanan iş sözleşmeleri ile ilk dönem için ... hukukunun, ikinci dönem için ... hukukunun uyuşmazlığa uygulanması kararlaştırılmıştır. Uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü dikkate alındığında, somut olayda seçilen hukukun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Diğer yandan ... İş Kanunu'nun 242. maddesi şu şekildedir: " Çalışanlar haklarını ihlal edildiğini öğrendikleri veya öğrenmesi gerektiği günden itibaren 3 ay içinde Bireysel İş uyuşmazlığının çözümü için Mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. İşveren çalışanın işletmeye verdiği zararın tazminine ilişkin uyuşmazlıklarda zararın tespit edildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde mahkemeye gitme hakkına sahiptir. Bu maddede belirtilen sürelerin geçerli bir nedenle kaçırılması durumunda bu süreler mahkeme tarafından tekrar başlatılabilir...". Sözü edilen düzenlemede belirtilen sürenin, zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm “Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hallerde Türk hukuku uygulanır.” şeklindedir. Türk kamu düzeninin ihlali sonucunu doğuracak hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali hâlinde söz konusu olmaktadır. Ancak her emredici hükmün ihlalinin veya her emredici hükmü ihlal eden bir (yabancı) kuralın, Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Öyleyse iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi; Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda (Anayasa) yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Zamanaşımı süresi, kamu düzenine ilişkin olmadığından dava konusu uyuşmazlığa uygulanan yabancı hukuktaki zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmiştir. Nitekim iç hukukumuzda işe iade davalarında 1 aylık arabulucuya başvuru süresi, işe iade davalarında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabileceğine ilişkin süre, yine idare mahkemesinde dava açmak için öngörülen 60 günlük dava açma süresi daha kısa olup iç hukukumuzdaki 3 aydan daha kısa sürelerle yapılan uygulamaların kamu düzenine aykırı olmadığı kabul edildiğinden, dava konusu uyuşmazlığa uygulanan yabancı hukuktaki 3 aylık zamanaşımı süresinin kamu düzenini ihlal eder nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda ve yukarıda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Türk hukukunda maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımına uygulanacak hukuk, 5718 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, “Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir.” şeklinde düzenlenmiştir. Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm; “Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.” şeklindedir. Yabancılık unsuru taşıyan hukuki uyuşmazlığa uygulanacak hukuk yabancı devletin hukuku ise kural, yabancı hukukun uygulanmasıdır. Bununla birlikte yabancı hukukun uygulanmasının sınırı, doğacak hukuki sonuçların Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamasıdır. Bir yabancı hukuk kuralı Türk hukukunun temel değerlerine, genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine aykırı olması hâlinde kamu düzenimize aykırılığı söz konusu olabilir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararı). Zamanaşımının bizzat kendisi kural olarak kamu düzenini ilgilendiren bir konu olmadığından yabancı hukukta zamanaşımı süresinin Türk hukukundan farklı düzenlenmiş olması, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi kapsamında kamu düzeni müdahalesi gerektirmez. Buna karşılık, uyuşmazlığa uygulanacak olan yabancı hukukta talep hakkının hiç zamanaşımı süresine tâbi tutulmaması, Türk hukukuna nispetle fevkalade kısa bir zamanaşımı süresine tâbi tutulması veya talep hakkında aşırı derecede uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmesi hâllerinde 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi gereğince kamu düzeni müdahalesinin kabul edilmesi gerekmektedir (Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul, Yirmi Birinci Baskı, 2015, s.214; Vahit Doğan, Milletlerarası Özel Hukuk, Ankara, Sekizinci Baskı, 2022, s.314; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, Ankara, İkinci Bası, 2021, s.126; Mesut Aygün, Ali Önal, "Yargıtay Kararları Işığında Milletlerarası Özel Hukukta Zamanaşımı", Legal Hukuk Dergisi, C. 14, 2016, S. 165, s. 4914). Somut olayda davacının ilk çalışma dönemi için uyuşmazlığa uygulanan ... İş Kanunu'nun 242. maddesine göre "Çalışanlar haklarını ihlal edildiğini öğrendikleri veya öğrenmesi gerektiği günden itibaren 3 ay içinde Bireysel İş uyuşmazlığının çözümü için Mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. İşveren çalışanın işletmeye verdiği zararın tazminine ilişkin uyuşmazlıklarda zararın tespit edildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde mahkemeye gitme hakkına sahiptir. ..." Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 36/1 hükmünde, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, mahkemeye erişim hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. ... İş Kanunu'nun 242. maddesinde öngörülen 3 aylık zamanaşımı süresinin fevkalade kısa olduğu, yurt dışında yaptığı çalışmalardan kaynaklı alacakları için Türkiye’de dava açan işçinin mahkemeye erişim hakkını oldukça kısıtladığı açıktır. Sonuç olarak, Anayasa’da temel hak ve özgürlükler arasında yer alan hak arama özgürlüğüne aykırı olan 3 aylık zamanaşımı süresinin kamu düzenini ihlal edici nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ... İş Kanunu'nun 242. maddesinde 3 aylık zamanaşımı süresi öngören kural, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni müdahalesi ile bertaraf edilmelidir. Kamu düzeni müdahalesi neticesinde yabancı hukukunun ilgili hükmünün olayda uygulanmaması ile ortaya çıkan boşluğun ise öncelikle yetkili yabancı hukuktaki başka bir hüküm ile doldurulması gerektiği prensip olarak kabul edilmektedir. Bu şekilde söz konusu boşluğun doldurulamaması hâlinde hâkimin kendi hukukunu olaya uygulayarak uyuşmazlığı çözmesi gerekmektedir (Nomer, s.179-180; Doğan, s.260-261). Somut olayda, Türk kamu düzenine aykırı olduğu için davacının ilk dönem çalışması bakımından uyuşmazlıkta uygulanmaması gereken 3 aylık zamanaşımı süresinin yerine, öncelikle yetkili yabancı hukuk olan ... hukukunda uygulanan genel zamanaşımı süreleri araştırılmalıdır. Tespit edilen genel zamanaşımı süreleri, Türk kamu düzenine aykırı olmadığı sürece, genel zamanaşımı sürelerine öncelik verilmelidir. Ancak yetkili yabancı hukuk olan ... hukukunda öngörülen genel zamanaşımı sürelerinin dahi Türk kamu düzenine aykırı olduğu tespit edilirse, bu durumda hâkimin hukuku olan Türk hukukunda uygulanan zamanaşımı süreleri dikkate alınmalıdır. Açıklanan nedenlerle ... hukukunda yer alan 3 aylık zamanaşımı süresinin kısa olmadığı ve 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni müdahalesini gerektirmediği yönündeki Sayın Çoğunluğun kararına katılamıyoruz.