Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/4034 E. 2025/5607 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4034
- Karar No
- 2025/5607
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1545 E., 2025/612 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Akhisar İş Mahkemesi SAYISI : 2021/427 E., 2023/131 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili Şirkette çalışmış eski bir personel olduğunu, davalının iş sözleşmesinin organizasyonel değişiklikler kapsamında 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 17. maddesi çerçevesinde 23.03.2020 tarihinde feshedildiğini, 30.03.2020 tarihinde ihtiyari arabuluculuk sürecinin anlaşma ile sonuçlandığını ve ödemesi kararlaştırılan meblağın ilk taksitinin de 06.04.2020 tarihinde ödendiğini, davalının Şirket ile ilişiğinin kesilmesinin ardından sipariş miktarlarında tutarsızlıklar tespit edilmeye başlandığını, yapılan araştırmalar neticesinde davalının kendisine verilen denetim ve yönetim haklarını kötüye kullanarak maddi menfaat sağladığının tespit edildiğini, davacının müvekkili Şirketin ürünlerinin açıktan satışını gerçekleştirdiğini, fabrikadan kendisinin veya müvekkili Şirketin çalıştığı dağıtımcılara teslim edeceğinden bahisle satış ve dağıtım adı altında çıkardığı ürünleri müvekkili Şirketin bilgisi olmaksızın kendi nam ve hesabına sattığını, sevk irsaliyeleri ile siparişlerin birbirini karşılaması ve müvekkilinin durumu fark etmemesi adına çeşitli firmalara ürün sattığını söyleyerek müvekkili Şirket muhasebe departmanına bu firmalar adına fatura düzenlettiğini ve bu faturaları muhataplarına ulaştırmak amacıyla teslim aldığını ancak söz konusu faturaların muhataplarına hiçbir zaman ulaştırılmadığını, muhatap firmaların bu faturalardan haberdar dahi olmadıkları gibi faturalara konu malları da esasen satın almadıklarının anlaşıldığını, tespit edilebilen tüm usulsüzlüklerin tutanak altına alındığını, savcılığa şikayette bulunulduğunu, davalının müvekkili Şirket bünyesinde çalıştığı sırada gerçekleştirdiği 4857 sayılı Kanun'un doğruluk, bağlılığa ve işverene karşı sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemlerinin esas itibarıyla suç da teşkil etmekte olduğunu, davalının bu eylemlerinin işbu davaya konu arabuluculuk sürecinin yürütülmesi sırasında müvekkili Şirket tarafından bilinmediğini, müvekkili işverenin aldatıldığını ve davalının eylemlerini bilseydi, işbu arabuluculuk anlaşmasını imzalamayacak olduğunu iddia ederek 2020/55501 Arabuluculuk numaralı ihtiyari arabuluculuk dosyasında düzenlenen 30.03.2020 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesinin ve aynı tarihli arabuluculuk son tutanağının irade sakatlığı nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde, davacı Şirket tarafından alınıp uygulanması istenen kararları uygulayan müvekkilinin, bu uygulamalar nedeniyle suçlandığını, Şirketin bilgisi dâhilinde olmayan hiçbir işlemin davalı tarafından yapılmadığını, davacının işbu davayı açarak müvekkiline ödemesi gereken işçilik alacaklarından haksız ve kötüniyetli olarak kurtulmaya çalıştığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının davacı Şirketin satış ve bölge pazarlama müdürü olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin feshinden sonra taraflar arasında 30.03.2020 tarihli arabuluculuk anlaşmasının imzalandığını, dosya kapsamında dinlenen tanık beyanları, davacı Şirketin defterleri ve davalının kendi adına satış yaptığı üçüncü kişilerin fatura ve defterleri birlikte değerlendirilerek hazırlanan bilirkişi raporu ve savcılıkta yapılan soruşturma sırasında dinlenen tanıklar ve aldırılan bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davalının davacı tarafından kendi adına dağıtılması için sayısı belli olarak verilen malların bir kısmını kendi adına (davalının kendi adına) ve hesabına davacının müşterisi olmayan kişilere satış yaptığı ve parasını tahsil ettiği, bu nedenle de davacı Şirketi zarara uğrattığı sonucuna varıldığı, bu durumun da davalının iş görerken özen ve sadakat borcunu yerine getirmediği anlamına geldiği, davalı işçinin iş sözleşmesi sırasında özen ve sadakat borcu ile teslim ve hesap borcuna aykırılık teşkil eden davranışlarını arabuluculuk anlaşmasına kadar gizlediği, böylece aldatma kastı ile hareket ederek aldatma fiilinde bulunduğu, davacı işverenin iş sözleşmesi sırasında bu davranışları tespit etmesinin kendisinden beklenemeyeceği, davacı işverenin bu aldatma fiilini bilseydi arabuluculuk anlaşmasını yapmayacağı bu itibarla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca saik aldatması unsurunun şartlarının oluştuğu gerekçesiyle 30.03.2020 tarihli arabuluculuk son tutanağı ve anlaşma belgesinin iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmeleri sonunda düzenlenen 30.03.2020 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağı içeriğine göre talepler hakkında görüşme yapılarak taraflarca anlaşmaya varıldığı, arabuluculuk tutanaklarının sahteliği ispatlanıncaya kadar geçerli ilâm niteliğindeki belgelerden olduğu, sahteliği konusunda bir iddia olmadığı gibi fiîl ehliyetsizliği, kısıtlılık halleri, baskı hâli ile imzalatıldığı iddialarında bulunulup bu iddiaların yöntemince ispatlanamadığı, ayrıca arabuluculuk müessesinin amacı da göz önünde bulundurulduğunda tüm dosya kapsamına göre İlk Derece Mahkemesince davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davalının müvekkili Şirketi aldatarak iş ilişkisi süresince özen ve sadakat borcunu yerine getirmediğini gizlediğini, bu hususunun ortaya çıkacağını öngörerek arabuluculuk anlaşma teklifinde bulunarak müvekkilini aldattığını şayet davalının bu davranışlarını saklamasaydı davacının arabuluculuk anlaşmasını yapmayacağını, 2.Davalının suç teşkil eden eylemleri nedeniyle hakkında kamu davası açıldığını ve davanın derdest olduğunu, 3. Bölge Adliye Mahkemesinin davacı Şirketin iradesinin arabuluculuk görüşmesi yapılması sırasında fesada uğratılıp uğratılmadığının tespitini yapması gerektiğini, 4.Davalının müvekkili Şirketi aldatması nedeniyle mevcut feshin iptali ve fesih sebebinin değiştirilmesinin sağlanması için öncelikle eldeki davada iptali talep edilen arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalinin sağlanması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin ve son tutanağının geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.