Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/6427 E. 2022/8301 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/6427
- Karar No
- 2022/8301
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Kullanım Şerhine İtiraza İlişkin İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Kadastro Mahkemesi Taraflar arasında ... Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen davanın reddine ilişkin hükmün davacı Hazine tarafından istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu karara karşı Hazine tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararıyla, temyiz talebinin reddine karar verilmiş ve bu kez davacı Hazine vekilince ek karar temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R ... ili Merkez ilçesi ...., Mahallesi çalışma alanında 3303 sayılı Kanun'un Ek-1. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında, 1588 ada 25 parsel sayılı 690,15 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz, beyanlar hanesine, ''3303 sayılı Kanun' un 3. maddesi gereğince idarenin ve ruhsat sahiplerinin maden arama ve işletme faaliyetlerine müdahale edilemeyeceği ve bundan doğacak zararlarda mülkiyet hakkına dayanılarak bir hak ve tazminat iddiasında bulunulamayacağı, kamu yararı ve ülke güvenliği açısından yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip yabancı şirketlerince iktisap ve sınırlı ayni hak tesis edilemeyeceği ve taşınmazın 14.11.1999 tarihinden evvel olmak üzere ......, oğlu ... ve ...'un kullanımdadır, üzerindeki 3 katlı betonarme binanın ... ve ......, aittir'' şerhi verilerek, bahçe niteliğinde, Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı Hazine vekili, 3303 sayılı Kanun kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında davalı adına kullanıcı tespiti yapılarak Hazine adına bahçe niteliği ile tespit edilen taşınmazdaki kullanıcı şerhinin iptali istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı Hazine tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Sakarya Böge Adliye Mahkemesince, istinaf talebinin esastan reddine kesin olarak karar verilmiş olup, davacı Hazinenin bu kararır temyiz etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararıyla, davacı Hazinenin temyiz talebi reddedilmiş ve iş bu ek karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Anayasanın 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Buna göre, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, adil yargılanma hakkı kapsamındadır. 28.07.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesi ile "Kadastro Mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar ve değere bakılmaksızın 12.1.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir." hükmü getirilmiştir. Hükmün gerekçesinde belirtildiği üzere, bu madde ile söz konusu davaların miktar veya değerine göre istinaf veya temyiz yoluna tabi olup olmadığıyla ilgili uygulamada oluşan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Dava, 3303 sayılı Kanun'un Ek-1. maddesi gereğince yapılan kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Yukarıda açıklandığı üzere Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, hukuk güvenliği ile hukuki belirlilik ilkesi, 28.07.2020 tarihli ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarih 7251 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesi karşısında, tereddüte yol açan usul kurallarının hakkaniyete halel getirecek kadar aşırı şekilci olarak uygulanmaması ve adalet duygusunun rencide edilmemesi gerektiği de gözetildiğinde Bölge Adliye Mahkemesince verilen 27.12.2019 tarihli karara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği kabul edilmelidir. Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ışığında, Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz talebinin reddine ilişkin ek kararının kaldırılarak, temyiz talebinin esastan incelenmesine geçildi. 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere ve temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2. Dava, 3303 sayılı Kanun'un Ek-1. maddesi uyarınca taşınmazın beyanlar hanesine yazılan kullanım şerhinin iptali istemine ilişkindir. 3303 sayılı Taşkömürü Havzasındaki Taşınmaz Malların İktisabına Dair Kanunu'nun Ek-1. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışması kapsamında 2018 yılında yapılan kadastro sonucu, dava konusu 1588 ada 25 parsel sayılı taşınmaz, beyanlar hanesine, 14.11.1999 tarihinden evvel olmak üzere ....,oğlu ... ve ...'un kullanımdadır, üzerindeki 3 katlı betonarme binanın ... ve .......,aittir'' şerhi verilerek, bahçe niteliğinde Hazine adına tespit edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, davacı Hazinenin istinaf talebi kesin olarak esastan reddedildikten sonra, bu kararın temyiz edilmesi üzerine, ek kararla, davacı Hazinenin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz talebinin reddine ilişkin ek kararı sonrası, İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün kesinleştirilerek infazen tapuya tescil edildiği ve akabinde 6292 sayılı Kanun gereğince taşınmazın 25.12.2019 tarihinde davalılar ... ve ...’a satılarak tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır. Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın devamı sırasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup, bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Olumsuz dava şartlarından birisi mevcutsa veya olumlu dava şartlarından biri mevcut değilse, davanın esası incelenemez. Bunun amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava, açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Dava şartının eksik olması halinde nasıl bir usul işlemi yapılacağı, 6100 sayılı HMK’nin 115. maddesinde belirlenmiş olup, buna göre, dava şartı noksanlığının tespit edilmesi halinde davanın usulden reddine karar verileceği ifade edilmiştir. 6100 Sayılı HMK'nin 114. maddesinde, hukuki yararın varlığı, dava şartı olarak kabul edilmiş olup, hukuki yararın davanın her aşamasında mevcut olması gerekir. Mahkemenin, dava açıldığında ve davanın devamında hukuki yararın mevcut olup olmadığını kendiliğinden incelemesi gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; bu nitelikteki davaların görülebilmesi için kullanım kadastrosuna tabi tutulan taşınmazın Hazinenin mülkiyetinde bulunması gerekir. Dava konusu taşınmaz, yargılama sırasında 25.12.2019 tarihinde 6292 sayılı Kanun uyarınca satış nedeniyle davalılar adına tescil edilmiş ve böylelikle Hazinenin mülkiyetinden çıkmıştır. Bu durum karşısında; dava konusu taşınmazın davalılar adına tapuya tescil edilmesi nedeniyle, başlangıçta dava açmakta hukuki yararı mevcut olan davacının, dava açmaktaki hukuki yararı ortadan kalkmış olduğundan, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın esastan reddedilmiş olması isabetsiz ise de, ret hükmü sonucu itibariyle doğru olduğundan, 6100 sayılı HMK'nin 370/4. maddesi uyarınca gerekçesinin açıklanan şekilde düzeltilmesi suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı Hazine vekilinin sair temyiz taleplerinin reddine; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararının 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddeleri uyarınca kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının, gerekçesi açıklanan şekilde düzeltilerek ONANMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.