Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2021/8763 E. 2022/7849 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/8763
- Karar No
- 2022/7849
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R ... ili Kadirli ilçesinde 2859 sayılı Kanun uyarınca yapılan tapulama ve kadastro paftalarının yenilenmesi çalışmaları sırasında, Oruçbey Köyü çalışma alanında bulunan 144 ada 1 parsel sayılı 9.977,51 m2 (eski 79 parsel 10.000 m2) yüzölçümündeki taşınmaz, davalılar adlarına tespit edilmiştir. Davacı ... İdaresi, taşınmazın orman sayılan yerlerden olup yapılan tespitin hatalı olduğunu ileri sürerek, tespitin iptali ile taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tescili istemiyle Kadastro Mahkemesinde dava açmıştır. Kadastro Mahkemesince, davanın mülkiyete ilişkin olduğu gerekçesiyle verilen, dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine, karar kesinleştiğinde istek halinde dosyanın görevli ve yetkili Kadirli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine ilişkin hüküm, davacı ... İdaresi vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 21.06.2010 tarih ve 2010/6118-8776 Esas, Karar sayılı ilamıyla onanmakla, dava dosyası dosya görevli Kadirli 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda, çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin 30.12.1968 yılında kesinleştiği ve kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... İdaresi vekilince temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, orman iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde; dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır. Mahkemece, çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin 30.12.1968 yılında kesinleştiği ve kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçe gösterilerek davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş ise de, ulaşılan sonuç dosya kapsamıyla uyuşmamaktadır. Şöyle ki; 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle, 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen üçüncü cümlede yer alan "iddia ve taşınmazın niteliğine" ibaresi Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31-77 Esas-Karar, sayılı kararıyla iptal edilmiş olup, gerekçeli karar da hüküm tarihinden sonra 23.07.2011 tarihli ve 28003 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararından sonra, “Kamu Malı” iddiasıyla açılan davalarda, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinin uygulama olanağı bulunup bulunmayacağı konusuna gelince; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2008 tarihli ve 2008/7-717 Esas, 2008/722 Karar sayılı kararında da değinildiği üzere en geniş anlamıyla “Kamu Malı” kavramı, Devletin veya kamu tüzel kişiliğine sahip idarelerin, kamu hizmetlerini ifa ederken kullandıkları ve yararlandıkları malları ifade etmektedir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16. maddesinde “Kamu Malları” başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler hakkında ayrıntılı düzenlemeler bulunmakta, eş düzenlemelere 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinde (madde 641, 912) ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanun'unda da (madde 715, 999) yer verilmektedir. Keza, 3402 sayılı Kanun'un 16/D maddesinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlara da yer verilmiştir. Kamu malları üzerinde özel mülkiyet kurulamaz. Bunlar kamu hizmeti yönünden tahsis edildikleri yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. Kamu malı niteliği kazanmış bir taşınmaz, özel mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa bile Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin 931 ve Türk Medenî Kanunu'nun 1023. maddeleri bu durumda uygulanmaz. (YHGK'nin 30.09.1981 tarihli ve 1979/1-167 Esas, 1981/656 Karar 03.12.2008 tarihli ve 2008/7-717-722). Bu sonuçlara bağlı olarak, Hukuk Genel Kurulunun 21.2.1990 tarihli ve 1989/1-700 Esas, 1990/101 Karar; 18.10.1989 tarihli ve 1989/1-419 Esas, 1989/528 Karar sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; kamu malı niteliği taşıyan bir taşınmazın her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilmesi bir yolsuz tescil olup, bu husus o yerin özde tescile tâbi bulunmama (kamu malı olma) niteliğini değiştirmez (YHGK’nin 26.02.2003 tarihli ve 2003/12-116 Esas, 2003/111 Karar; 25.12.2002 tarihli ve 2002/12-1101 Esas, 2002/1113 Karar sayılı kararları). Kamu malları özel mülkler gibi devir ve temlik edilemezler. Böyle durumlarda, iyiniyet veya tapu siciline güven ilkelerinin uygulama yeri de yoktur. (YHGK'nin 11.06.2003 tarihli ve 13-414 Esas. 2003/410 Karar sayılı kararı) Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.1987 tarihli ve 6/3 Esas, 987/4 Karar sayılı ilâmı da, 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun hak düşürücü süre ve kamu malına ilişkin 31 ve 35. maddeleriyle ilgili olup, içtihadı birleştirme kararı ile kamu mallarında hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı kabul edilmiştir. 766 sayılı Kanunun 31 ve 35. maddelerine koşut düzenlemeler 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12 ve 16. maddelerinde de yer aldığına göre, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı 3402 sayılı Kanun'un yürürlüğü döneminde de uygulama olanağı bulacaktır. Gerek 766 sayılı Kanun'un 31/2. maddesi ve gerekse 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde, özel mülkiyete konu olamayacak, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hakkında Orman İdaresi tarafından açılacak davaların 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı konusunda açık bir hüküm bulunmamakta ve özel şahıslar ile Orman İdaresi arasında bir ayrım da içermemekte ise de, “Kamu Malı” savıyla açılacak davalarda 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı konusundaki Yargıtay kararları yerleşik içtihat halini almıştır. Hal böyle olunca; Mahkemece, açıklanan hususlar gözetilerek, yargılamaya devam edilip işin esasına girilmek suretiyle, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm delilleri toplanıp birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yanılgılı değerlendirme sonucu hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı ... İdaresi vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 10.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.