Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/2848 E. 2025/1333 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2848
- Karar No
- 2025/1333
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/131 E., 2023/1032 K. DAVACILAR : ... vd. vekili Avukat ... İLK DERECE MAHKEMESİ:... Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/268 E., 2021/590 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazlardan 131 ada 2 parsel sayılı taşınmazın müvekkilerine babalarından kaldığını ancak 2009 yılında yapılan kadastro çalışmalarında taşınmazın davalı adına tescil edildiğini, davaya konu olan 131 ada 3 parsel sayılı taşınmazın ise 2011 yılında müvekkilleri ile davalı tarafından ortaklaşa satın alınma konusunda anlaşıldığını, davacılar ile davalının kardeş olduğunu, dava konusu taşınmazların davalının köyde ikamet etmesi sebebiyle davalı adına tescil edildiğini, tarafların tapuda düzeltme talebinin konunun dava yoluyla çözülmesi gerektiğinden reddedildiğini ve davalının bu durumu kabul ettiğini ileri sürerek adı geçen taşınmazların müvekkiller ve davalı adına müştereken tescilini talep etmiştir. II.CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; davayı kabul ettiğini bildirmiştir. III.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Dicle Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.12.2021 tarihli ve 2021/268 Esas, 2021/590 Karar sayılı karar sayılı kararıyla "...davalının 20.09.2021 havale tarihli dilekçesi ile davayı kabul ettiği, bu nedenle 131 ada 3 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın kabul nedeniyle kabulüne karar verildiği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi uyarınca tutanakta belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılamayacağı, 131 ada 2 parsel sayılı taşınmaza ilişkin kadastro tutanaklarının 22.12.2009 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 10 yıllık hak düşürücü geçtikten sonra 09.09.2021 tarihinde açıldığı, hak düşürücü sürenin resen gözetilmesinin gerektiği..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile "Diyarbakır ili,... ilçesi, Döğer Mahallesi, 131 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan 4/5 hissesinin iptali ile 1/5 hissesinin davacı ..., 1/5 hissesin davacı ..., 1/5 hissenin davacı ..., 1/5 hissenin davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline; dava konusu 131 ada 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın reddine" karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 01.11.2023 tarihli ve 2023/131 Esas, 2023/1032 Karar sayılı kararındaki " ...İlk Derece Mahkemesince istinafa konu 131 ada 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın 3402 sayılı Kanun'un 12/3 hükmü uyarınca hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ilkesi kapsamında incelenen mahkeme kararının hukuka uygun olduğu..." gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacılar vekili, 1.Taraflar arasında sorun ve husumetin bulunmadığını, 2.Davalının tapusunu vermek istediğini, 3.Kararın hukuki güvenilirliğe ve mülkiyet hakkına aykırı olması sebebiyle hükmün bozulmasını talep etmiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, şahsi hakka dayalı tapu iptali ve tescil ile kadastro tespitine itiraza ilişkindir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” kenar başlıklı 12/3. maddesi şöyledir: "Bu tutanaklardaki belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz" Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2004 tarihli ve 2003/1 Esas 2004/1 Karar sayılı kararının gerekçesinde, "Hak düşürücü süre, doğrudan doğruya hakim tarafından kendiliğinden gözönünde tutulması gereken, davada "itiraz" olarak başvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi "kesme" ve "durma" hükümlerine bağlı olmayan, uyulmama halinde "hakkın" kaybına yol açan yani hakkın özünü ortadan kaldıran süredir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. fıkrasında öngörülen on yıllık sürenin de hak düşürücü süre olduğu kuşkusuzdur." açıklamasına yer verilmiştir. Buna göre anılan yasal düzenlemede belirtilen on yıllık süre, hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması gereken hak düşürücü süre niteliğinde olup, bu sürenin dolması ile birlikte sadece hakkın dava edilebilirliği değil hakkın kendisi de yok olmaktadır. Eldeki davada, davaya konu edilen taşınmazlardan 131 ada 2 parsel sayılı taşınmazın senetsizden 01.08.2009 tarihinde davalı adına tespit edildiği, tespitin itirazsız 22.12.2009 tarihinde kesinleştiği, bu tarihten davanın açıldığı 09.09.2021 tarihine kadar kadastrodan önceki hukuki sebepler bakımından 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği tespiti doğrudur. Ne var ki somut olayda uyuşmazlık; davacının 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan davada, Bölge Adliye Mahkemesince, davalının davayı kabul beyanına üstünlük tanınıp tanınmayacağı noktasında toplanmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (HMK) "Davayı kabul" başlıklı 308. maddesi şöyledir: " (1) Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. (2) Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur." Açıklanan bu hükümden de anlaşılacağı üzere davayı kabul, davalının mahkemeye ulaşması gerekli tek taraflı irade beyanı ile davacının dava dilekçesindeki talep sonucuna kısmen veya tamamen muvafakat etmesi şeklinde tanımlanabilir. Kabul, davayı sona erdiren usul işlemi olmasının yanı sıra aynı zamanda davalı, davacının istemiş olduğu hakkın varlığını da kabul ettiğinden bir maddi hukuk işlemidir. Öte yandan davanın kabulü, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (HMK md. 311). Kabulden söz edilebilmesi için davalı tarafından mahkemeye yöneltilmiş bulunan tek taraflı ve varması gereken bir irade beyanının bulunması, davalının kabule ilişkin bu irade beyanının davacının talep sonucunu konu alması ve kayıtsız, şartsız, açık olması gerekir (HMK md. 308, 309). Diğer taraftan kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda hüküm doğurur (HMK md.308). Bunlarla beraber medeni usul hukukunda kural olarak tasarruf ilkesi uygulandığından, bu ilkeden hareketle davalı da dava konusu üzerindeki tasarruf yetkisine dayanarak açılmış bir davayı kabul edebilir. Bu suretle davalının kabulü davayı sona erdirir. Buna karşın, iki tarafın arzusuna tabi olmayan ve kamu düzenini yakından ilgilendiren davalarda yapılan kabuller, geçerli olmayıp davayı sona erdirmezler. Açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alındığında hak düşürücü sürenin bir hakkı ortadan kaldıran (sona erdiren) niteliğe sahip bulunması, davayı kabulün ise davalının üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir davada, kamu düzenine aykırı bir sonuç doğurmaması şartıyla davacı tarafın ileri sürdüğü hakkın gerçekte var olup olmadığından bağımsız olarak, davaya son veren ve kesin hükmün sonuçlarını doğrun bir taraf işlemi olması karşısında, mahkemelerce, hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan davalarda davayı kabul beyanına üstünlük tanınması gerektiği açıktır. Somut olayda; eldeki davanın konusunun, tapuda davalı adına kayıtlı bulunan taşınmaz olduğu ve davalının bu taşınmaz üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma hak ve yetkisinin bulunduğu, davalının, yargılamanın devamı sırasında, 6100 sayılı HMK'nın 309. maddesinde gösterilen şekilde davayı kayıtsız ve şartsız olarak kabul etiği anlaşılmaktadır. Bu durumda Mahkemece, davalının kabul beyanı dikkate alınarak 131 ada 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden de davanın kabul edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davanın 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir. VI.KARAR Açıklanan sebeple; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.03.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.