Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2023/5377 E. 2024/4300 K. – Suya El Atmanın

Konu: Suya El Atmanın Önlenmesi

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/5377
Karar No
2024/4300
Karar Tarihi
Konu
Suya El Atmanın Önlenmesi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2007/261 E., 2023/175 K. DAVACILAR : ... vd. Vekili avukat ... DAHİLİ DAVACILAR : ... vd. DAVALILAR : ... vd. vekili Avukat ...,... DAVA TARİHİ : 15.08.2003 KARAR : Davanın reddine TEMYİZ EDENLER : Bir kısım davacılar vekili Taraflar arasındaki suya el atmanın önlenmesi davasında yapılan yargılama sonucunda, mahkemece verilen davanın reddi kararının davacı ... tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı bir kısım davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar dava dilekçesinde özetle; Zonguldak ili, ... ilçesi, ...Köyü hudutları dahilinde bulunan tapunun 104 ada, 61 ve 62 No.lu parsellerinin malikleri olduklarını, atalarından beri sebze ve kavaklarını sulamak için kullandıkları, daha sonra evlerine götürecekleri suyun davalıların kuyu kazması sebebiyle azaldığını ileri sürerek; davalıların suya yaptıkları müdahalenin menine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. II. CEVAP Davalılar cevap dilekçesinde özetle; dava konusu sudan yalnız kendilerinin değil kendileri dışında, kaynağın bulunduğu 104 ada 60 parseldeki diğer tapu maliklerinin ve daha bir çok kişinin faydalandığını, davacıların evinde ve bahçesinde bol miktarda su bulunduğunu, davacıların yararlandıkları ve kuruduğunu iddia ettikleri bahçelerindeki su ile kendilerine ait su arasında bir ilişki olmadığını, suyu kuyu kazarak elde ettiklerini, her iki suyun kaynağının farklı olduğunu beyan etmişlerdir. III. MAHKEME KARARI Mahkeme 30.12.2005 tarih ve 2005/140 Esas, 2005/88 Karar sayılı kararında özetle; davacıların gerekli ıslah çalışmaları yaparak ihtiyaçları olan suyu sağlayabilecekleri gerekçesi ile davanın reddine karar vermiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin 30.12.2005 tarih ve 2005/140 Esas, 2005/88 sayılı Kararına karşı süresi içinde davacı ... temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 05.02.2007 tarih ve 2007/814 Esas, 2007/1073 Karar sayılı kararında özetle; mahkemece davacıların ıslah çalışması yaparak ihtiyaçlarını karşılayabileceği nedeniyle davayı reddetmesinde isabet olmadığı, bunun tarafların tek başına yapacağı bir husus olmadığı, bilirkişi raporunda açılan kuyu nedeniyle suyun eksilip eksilmediği hususunun belirtilmediği, kuyunun kapatılması halinde suyun eski hale gelip gelmeyeceğinin araştırılmadığı, bu nedenle mahkemece gerekli araştırmalar yapılarak tarafların ihtiyaçlarının saptanması, gerekirse mahkemenin, tarafların ortaklaşa yararlanabileceği bir su rejimi oluşturması suretiyle karar vermesi gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen ve Temyiz İncelemesine Konu Karar Mahkemenin 04.04.2023 tarih ve 2007/261 E., 2023/175 K. sayılı kararında özetle; bilirkişi raporunda davacının kuyusundaki sorunun, davalının kuyusu ile ilgisinin bulunmadığı, suyun azalmasının arazinin jeolojik özelliklerine bağlandığı, bu tespitin denetlenebilir özellikte olduğu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin bozma ilamında uyuşmazlığın özü belirlendikten sonra, ayrıca tarafların ihtiyaçları tespit edilerek, gerekirse sudan ortaklaşa yararlanılabileceği bir su rejimi oluşturulması gerekçesi mevcut ise de; davalının arazisindeki su kaynağının özel su niteliğinde olduğunu, bilirkişinin tespit ettiği debisine göre genel su niteliğinde olmadığı, ayrıca davacının kadim kuyusunun yakınında başka bir kuyu açarak su temin ettiği, dolayısıyla ortak bir su rejimi oluşturulması yönünde bir karar verilmesi gerekmediği, tüm dosya kapsamına göre,; davacının kendi arazisindeki suyun azalması ile davalının kuyu açma olayı arasında illiyet bağı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde bir kısım davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Bir kısım davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1. Bilirkişi raporunun hatalı düzenlendiğini, tespitlerinin yanlış olduğunu, 2. Davalılarca kuyu açılması sonucu davacılara ait çeşmenin suyunun bittiğini, 3. Mahkemece bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmediğini, 4. Davalıların açtığı kuyudan boşa su aktığı gerekçeiyle kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, suya el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Gerek Türk Medeni Kanunu'nun 718 inci maddesi gerekse 756/2 nci maddesinde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır. Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan, özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su, kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması halinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu'na tabidir. Bir başka ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise, ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su olarak kabul edilir ve komşular da bu sudan yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera, orman v.b.) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir. Özel su ise, tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Arazinin mülkiyetine tabi olan kaynak suyu; bir başka ifadeyle özel su üzerinde hak sahibi, dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi, kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa elatma varsa, el atmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 756/2 nci maddesi gereğince "Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur" hükmü doğrultusunda kaynak hakkı ancak tapuda düzenlenecek resmi senetle tapu malikinin rızası ile kurulabilir. Yine benzer şekilde Türk Medeni Kanunu'nun 837 nci maddesi de "Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar. Bu hak, aksi kararlaştırılmadıkça başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer. Kaynak hakkı, bağımsız nitelikte ve en az 30 yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir” şeklinde düzenlenmiştir. Madde hükmünde belirtildiği üzere, kaynak irtifakı doğrudan kişiye bağlı olarak kurulabileceği gibi, başkalarına devri de kararlaştırılabilir. Bağımsız ve daimi hak olarak tesis edildiğinde tapu kütüğüne ayrı bir sayfaya kaydı da mümkündür. Kaynak hakkının kazanılmasına ilişkin kanunda açık bir hüküm olmamakla birlikte eşyaya bağlı diğer irtifakların kazanılması hükümleri uyarınca Türk Medeni Kanunu'nun 780 inci maddesinden kıyasen yararlanarak taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (m.704/2). Bu durumda kaynak hakkının, resmi şekilde düzenlenecek sözleşme ile tapu siciline tescil ile kazanılması mümkündür. Gerçekten Türk Medeni Kanunu'nun 756/2 ve 837 nci maddesinde belirtilen kaynak irtifakına konu olabilecek su özel su olup, genel su niteliğindeki yeraltı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Nitekim genel sular taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez. 3. Değerlendirme 1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/5377, K. 2024/4300, T. 03.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2023-5377-e-2024-4300-k-86f24798e922