Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/3465 E. 2022/6065 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/3465
- Karar No
- 2022/6065
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki asıl dava el atmanın önlenmesi; birleştirilen dava ise temliken tescil, olmadığı takdirde tazminat davası olarak görülen yargılama sonucunda mahkemece verilen hükmün Yargıtay 14. Hukuk Dairesince bozulması üzerine yerel mahkemece verilen direnme kararına ilişkin dava dosyası, 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunla 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununa eklenen Geçici 4. maddenin ikinci fıkrası uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 23.09.2013 gün ve 2013/9341 Esas, 2013/11983 Karar sayılı ilamı ile yerel mahkemenin 09.04.2013 tarihli ve 2012/219 Esas, 2013/350 Karar sayılı hükmünün bozulmasına karar verilmiş, mahkeme 23.06.2014 tarihli ve 2014/178 Esas, 2014/349 Karar sayılı ilamıyla hükmünde direnmiştir. Direnme kararı asıl dava davacısı/birleştirilen dava davalısı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Asıl dava davacısı/birleştirilen dava davalısı vekili dava dilekçesinde, davalıların babası olan müvekkilinin maliki olduğu davaya konu 509 parsel sayılı taşınmazın üzerindeki yapıların müvekkiline ait olduğunu ve adı geçen taşınmazı davalıların işgal ettiğini belirterek taşınmaz üzerindeki binaya yönelik davalıların el atmalarının önlenmesini talep etmiştir. Birleştirilen dava davacıları/asıl dava davalıları vekili asıl davanın reddini savunmuş; birleştirilen davada ise dava konusu taşınmaz üzerindeki bina ve bahçenin müvekkillerinin emek ve gelirleri ile yapıldığını, karşı tarafın izni ile 1.000 m2’lik bölümü malik sıfatıyla ve iyiniyetle kullandıklarını belirterek öncelikle temliken tescil, aksi halde muhdesatın aidiyetinin tespitini talep etmiştir. Mahkemece ilk olarak asıl davanın kabulüyle, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin ilk hükmünü asıl dava davalıları/birleştirilen dava davacıları vekili temyiz etmiştir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 14.03.2012 tarihli ve 2012/2625 Esas, 2012/3728 Karar sayılı ilamında "...birleşen davanın davacıları 509 sayılı parsel üzerinde yapılan binanın yapımı sırasında bir katkı sağlamışsa, yapı yıkılamadığı takdirde arazi malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, bu zenginleşmeye karşılık taşınmaz malikinin malzemede katkısı olan kişilere muhik bir tazminat olarak ödenmesi gerekir. Türk Medeni Kanununun 723. maddesi uyarınca ödenecek olan tazminatın tutarı malzeme malikinin iyiniyetli olup olmamasına göre değişir. Üzerine inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen kişi kural olarak iyiniyetlidir. Bunun gibi inşaatı arazi sahibinin açık veya örtülü muvafakatı ile yapan malzeme sahibi de iyiniyetli sayılır. Buna karşılık, üzerinde inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilen veya bilmesi gereken kişi kötüniyetlidir. Malzeme maliki ve arazi sahibi iyiniyetli ise malzeme sahibine muhik bir tazminat ödenmelidir. Muhik tazminatın tespit ve takdiri ... ait bir görevdir. Olayın özelliğine göre malzemenin dava tarihindeki değeri gözetilerek takdir edilir. Malzeme sahibi kötüniyetli ise arsa sahibi malzemenin kendisi yönünden taşıdığı en az değeri öder. Bu değer inşaat nedeniyle taşınmazda meydana gelen objektif değer artışı oranı olmayacağından burada da olayın özelliğine göre hakimin geniş takdir yetkisi bulunmaktadır (TMK.m.4). Mahkemece, ıslah yoluyla öne sürülen davalı ve davacıların tazminat istemleri yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda araştırılıp incelenmeli, oluşacak sonuca göre de bu istek bir karara bağlanmalıdır...” şeklinde gerekçe gösterilerek karar bozulmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda verilen ikinci hükümde, “Birleşen 2008/20 Esas sayılı dosyası üzerinden davacılar tarafından terditli olarak ileri sürülen tazminat davasının kabulü ile 38.603,25 TL tazminatın dava tarihi olan 15/01/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte birleştirilen davanın davalısı olan ...'dan tahsil edilerek davacı ...'ya ödenmesine; 22.398,25 TL tazminatın dava tarihi olan 15/01/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte birleştirilen davanın davalısı olan ...'dan tahsil edilerek davacı ...'ya ödenmesine” şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 23.09.2013 tarihli ve 2013/9341 Esas, 2013/11983 Karar sayılı ilamında, “...Birleştirilen davanın davacılarının temliken tescil talepleri iyiniyetli olmadıkları gerekçesiyle reddedilmiş ve bu ret kararı da Dairemizce onanmış olduğuna göre artık muhdesat sahibi davacıların lehine dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatın asgari levazım bedeline hükmedilmesi gerekirken bilirkişilerce belirlenen değer esas alınarak karar verilmesi doğru görülmemiştir...” şeklinde gerekçe gösterilerek karar bozulmuştur. Mahkeme son olarak 23.06.2014 tarihli ve 2014/178 Esas, 2014/349 Karar sayılı kararıyla ikinci kararında direnmiştir. Direnme kararı incelenmek üzere, Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş ise de 24/11/2016 tarihinde kabul edilen 6763 tarihli Kanunla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununa eklenen geçici 4. maddenin ikinci fıkrası uyarınca direnme kararı incelenmek üzere Dairemize gönderilmiştir. Direnme kararının Dairemizce incelenmesi üzerine, her ne kadar 23.09.2013 tarihli Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma kararında, mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiş ise de açıklanan sebeplerle tazminat miktarı yönünden bir inceleme yapılmadığından bozma kararının yanılgılı değerlendirmelere dayandığı ve mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki akrabalık ilişkisi ile bir kısım tanık ifadeleri esas alınarak davaya konu 509 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki yapının asıl dava davacısı/birleştirilen dava davalısı ...’nın bilgisi dahilinde inşa edildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde asıl dava davalıları/birleştirilen dava davacılarının iyiniyetli oldukları görüldüğünden bu doğrultuda tazminat miktarı yönünden uygun bir bedel olarak muhik tazminata hükmedilebileceği anlaşılmış olup açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnme kararının onanması gerekmiştir. SONUÇ: 1- Mahkemece verilen direnme hükmünün yerinde olduğu anlaşıldığından mahkemenin anılan kararının bozulmasına ilişkin Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 23.09.2013 gün ve 2013/9341 Esas, 2013/11983 Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA, 2- Asıl dava davacısı/birleştirilen dava davalısı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 20.10.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.