Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/6381 E. 2013/17323 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/6381
- Karar No
- 2013/17323
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekillerince tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, davalıya ait işyerinde 01/09/2003 tarihinde işe başladığını, bir yıllık sözleşmeler halinde sürekli yenilenen sözleşmelerle 31/08/2011 tarihine kadar çalışmaya devam ettiğini, davalı işyerinin okul olduğunu, son öğretim yılında okulun işleteni olan davalı işveren vakıf yöneticileri ile isim sahibi olan ... Genel Merkezi arasında problemler yaşandığını, vakıf yöneticilerinin gerek işyerinde, gerekse işyeri dışında baskıcı ve tehditkar tavır içerisine girdiğini, okul yönetimi tarafından öğretmenlerin ayrı ayrı odalara çekilerek baskı ve görüşmeler neticesinde komisyon kararlarının imzalatıldığını, ... Genel Merkezi ile yaşanan gerginlik ve kriz ortamının olduğu dönemde davalı Vakıf tarafından Aydın 2.Noterliğinden çekilen ... yevmiye nolu ihtarname ile ... Genel Merkezi ile olan çekişmenin bir eğitim kurumuna ve kurum yöneticilerine yakışmayacak bir şekilde dile getirildiğini, "başvuruya davet "başlıklı sözleşmenin yenilenmesi amacına yönelik davetiyelerin çalışanlara elden tebliğ edildiğini, önceki sözleşmenin sona ermesine iki ayı aşkın bir süre varken yapılan bu davete uymayan öğretmenlerin müstafi sayılacağının bildirildiğini, davalı Vakıf yöneticilerinin sebep olduğu bir eğitim kurumunda olmaması gereken baskı ve çekişmeden dolayı daha fazla öğrencilerine ve kuruma faydalı olamayacağını düşünenerek Aydın 2.Noterliğinden 14193 yevmiye nolu ihtarnamesi ile sözleşmeyi yenilemeyeceğini belirterek, kıdem tazminatı ve Haziran ,Temmuz, Ağustos aylarına ait ödenmeyen ücretleri ve fazla çalışma ücretlerinin hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalı, açılan davanın yerinde olmadığını, davacının sürekli hizmet akdi ile değil 01/09/2010 tarihinde yapılan sözleşmeye istinaden çalıştığını, bu nedenle kıdem tazminatı talebinin yerinde olmadığını, davalıya ait işyerinin ... Koleji adı altında eğitim ve öğretim faaliyeti yapan bir özel okul olduğunu, isim hakkı sahibi ... Genel Merkezinin davalı Vakıf ile olan uyuşmazlığının ihtilaf konusu olarak yargıya taşındığını ve taraflar arasında karşılıklı bir takım iddiaların gündeme geldiğini, ... Genel Merkezinin davalı Vakıfta bulunan ... ismini kullanmaya yönelik hakkın geri alınması için bir takım etik olmayan davranışlar içerisine girdiğini, eğitim öğretim döneminin ortalarında, ikinci dönemin başında öğrenci velileri ve öğretmenler ile Aydın ... Otelde toplantı yapıldığını, bu toplantıya ... yönetim kurulu Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu'nun katıldığını ve davalı Vakfa ait kolejin kapatılacağını, isim hakkının elinden alınacağını, kendileri tarafından yeniden bir okul açılarak öğrenime bu okulda devam edileceğini söylediğini, aynı toplantıda ve müteakip toplantılarda çalışan öğretmelere sözleşme süresinin bitiminde sözleşmenin yenilenmemesi hususunda baskı yapıldığını, tüm öğretmenlerin yeni okulda görevlendirileceğinin taahhüt edildiğini, öğrenim dönemi biter bitmez de tüm öğretmenlerin aynı anda davalı vakfa ihtarname çekerek yeni sözleşme yapmayacaklarını bildirmelerini istediklerini, buna dayanarak okulda çalışan tüm öğretmenlerin noter kanalıyla aynı gün içinde ihtarname çekip işyerini öğretmensiz bırakarak prestij kaybına uğratma gibi istenmeyen bir eylem içine girdiklerini, öğretmenlerin bu hareketlerinin normalin dışında ve günlük hayatta rastlanmayacak türden bir hareket olup tamamen davalıyı öğrenci velileri ve kamu oyunda zor duruma düşürmek için yapıldığını, davalı Vakfın kayıtları devam eden öğrencileri zor durumda bırakmamak ve eğitim öğretime devam edebilmek için başka bir oluşum adına altında kadrolar oluşturarak faaliyetine devam etme kararı aldığını, ancak davacının ve diğer öğretmenlerin öğrenci velilerini telefon ve başka iletişim yollarıyla arayarak öğrencilerin kayıtlarının mevcut okuldan alınarak ... tarafından kurulan yeni okula alınması hususunda faaliyet gösterdiklerini, bu durumun da davalı ... zor duruma düşürdüğünü öğretmenlerin bu haksız eylemleri sonucunda sözleşmelerinin feshedilmesi yoluna gidildiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalıya ait işyeri olan kolejde 01/09/2003 tarihinden 31/08/2011 tarihine kadar birer yıllık zincirleme akitlerle çalıştığı; davacı her ne kadar 27/06/2011 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirmiş ise de iş akdini feshettiğini gösteren bu ihtarnameye rağmen, geriye dönük haklarını saklı tutarak, çalışmasını 31/08/2011 tarihine kadar sürdürdüğü, bu ihtarname davalı işveren tarafından alındığı halde işleme konulmadığı ve davacıyı 31/08/2011 tarihine kadar çalıştırdığı anlaşıldığından gerçek bir fesihten söz edilemeyeceği, davalı işçi geriye dönük haklarını saklı tutarak ayrılmak istediğinden, davalı işçinin talebinin gerçek fesih olarak değerlendirilemeyeceği, ikale olarak değerlendirilmesi gerektiği, davacının ihtarnamesine rağmen, tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleştiği ve yürürlükte bulunan sözleşmenin sonuna kadar davacının çalıştığı sabit olduğundan iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiğinin kabulü gerektiği, davacının İş Sözleşmesinin 23.maddesinde düzenlendiği üzere sözleşme süresi sona ermeden 31/08/2011 tarihine kadar davalı işveren vakfa ait işyerinde çalışmaya devam ettiği, kabul edildiğinden kalan sözleşme süresine ait ücreti almaya hak kazandığı, gerekçesi ile bilirkişi raporundaki miktarlara göre, ücret alacağının kabulüne, kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti isteğinin reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki iş ilişkinin “bozma sözleşmesi” yoluyla sona erip ermediği hususu uyuşmazlık konusudur. Bozma sözleşmesi (ikale) yasalarımızda düzenlenmiş değildir. Sözleşme özgürlüğünün bir sonucu olarak daha önce kabul edilen bir hukuki ilişkinin, sözleşmenin taraflarınca sona erdirilmesi mümkündür. Sözleşmenin, doğal yollar dışında tarafların ortak iradesiyle sona erdirilmesi yönündeki işlem ikale olarak adlandırılır. İş Kanununda bu fesih türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklama (icap), ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur. Bozma sözleşmesinde icapta, iş ilişkisi karşı tarafın uygun irade beyanı ile anlaşmak suretiyle sona erdirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, ikale sözleşmesi akdetmeye yönelik icap, fesih olarak değerlendirilip, feshe tahvil edilemez. Bu anlamda bozma sözleşmesinin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği Borçlar Kanunu hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erdirilmesi, iş hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi, genel hükümlerin yanı sıra iş hukukundaki “işçi yararına yorum” ilkesi de göz önünde bulundurulacaktır. Borçlar Kanunun 23-31 maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin, bozma sözleşmeleri yönünden titizlikle ele alınması gerekir. Bir işçinin bozma sözleşmesi yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından işveren feshi haline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olması hayatın olağan akışına uygun düşmez. İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu halde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. İş ilişkisinin bozma anlaşması yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı halde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı İş Kanunu sonrasında giderek yaygın bir hal almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla fesih gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin bertaraf edilmesi şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında, tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusundaki icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır. Bozma sözleşmesi yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi, iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Yine 4447 sayılı Yasa kapsamında işsizlik sigortasından da yararlanamayacaktır. Bütün bu hususlar, iş hukukunda hâkim olan ibranamenin dar yorumu ilkesi gibi, hatta daha da ötesinde, ikale sözleşmesinin geçerliliği noktasında işçi lehine değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Tarafların bozma sözleşmesinde ihbar ve kıdem tazminatı ile iş güvencesi tazminatı hatta boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklardan bazılarını ya da tamamını kararlaştırmaları da mümkündür. Bozma sözleşmesinin geçerliliği konusunda bütün bu hususlar dikkate alınarak değerlendirmeye gidilmelidir. Somut olayda, davacının 01.09.2003 tarihinde davalı ... ve Kültür Vakfına ait işyerinde işe başladığı, 02.07.2010 tarihli imzalı iş sözleşmesine göre en son 01.09.2010-31.08.2011 tarihleri arasında çalışacağının kararlaştırıldığı, davalı vakıf tarafından 27.06.2011 tarihinde keşide edilen ihtarname ile İş Kanununun 25/2 maddesi gereği iş aktini tazminatsız feshetme hakları saklı kalmak üzere, gelişen olaylar ile ... Genel Merkezi ile olan ihtilafları hakkında davacı dahil 50 öğretmene bilgi verdikleri, davacının 27.06.2011 tarihinde keşide ettiği ihtarname ile de 2011-2012 döneminde davalı işyerinde çalışmak istemediğini, dönem sonunda iş sözleşmesini yenilemeyeceğini, halen devam eden sözleşmesinin bitiminden itibaren 5 gün içerisinde alacaklarının ödenmesini ihtar ettiği, bu ihtarnamenin davalı tarafından 27.06.2011 tarihinde tebellüğ edilmiş olduğu, Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü yazısına göre davacının davalı işyerinden ayrılış tarihinin 01.07.2011 tarihi olarak belirtildiği, ayrılış nedeni olarak davacının görevine son verildiğinin belirtildiği; davacı tarafından sözleşmenin yenilenmeyeceğinin noter kanalı ile 27.06.2011 tarihinde ihtar edilmesi üzerine davalı işveren tarafından iş aktinin 30.06.2011 tarihinde davacının SGK çıkışı yapılarak fiilen fesih edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasındaki hizmet akdinin ikale ile değil, davalı işverenin haksız olarak feshi ile sona erdiği, davacı işçinin kıdem tazminatı hakkının doğduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Mahkemece davacının kıdem tazminatına ilişkin isteğinin kabulü gerekirken reddine karar verilmesi isabetsizdir. 3-Davalının işlettiği Özel Aydın ... Kolejinde öğretmen olarak çalışan davacının dosyaya ibraz edilen 01.09.2010 tarihli iş akdinin 21.maddesi hükmüne göre ”işverenin haklı neden olmaksızın iş akdini sözleşme süresinden önce feshetmesi halinde öğretmenin ayrıldığı tarihten sözleşme bitim tarihine kadar süreyi kapsayan net ücretini ödemeyi kabul edeceğine" dair hüküm gereği çalışılmayan Temmuz ve Ağustos 2011 aylarına ait ücretin tahsiline karar verilmesi doğru ise de; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 408.maddesi hükmüne göre, İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir. Bu durumda davacının Temmuz ve Ağustos aylarında çalışmadığı dikkate alınıp tasarruf ettiği giderler gözetilerek hak edilen alacaktan uygun bir miktar indirim yapılması gerekirken tamamına hükmedilmesi hatalı olup bozma nedenidir. O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 24.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.