Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/19532 E. 2013/15403 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/19532
Karar No
2013/15403
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Davacı vekili davalının davacıya ait işyerinde çalışırken işten istifa ederek işten ayrıldığını, taraflar arasında imzalanan protokol ile kendisine 6.000,00 TL para verildiğini, davalının iş yerinde kararlaştırıldığı kadar çalışmadığını, ödenen parayı iadesi gerektiği halde iade etmediğini, yapılan icra takibine de itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucu toplanan delillere göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekilinin temyizi üzerine 22. Hukuk Dairesi'nin 21/12/2012 tarihli ilamı ile özetle kısa kararı ile gerekçeli kararın çelişkili olması nedeni ile sair temyiz itirazları incelenmeksizin bozulmuştur.

Mahkeme bozma kararına uymuş, bozma öncesinde topladığı delillere göre davanın yeniden kısmen kabulüne karar vermiştir.

Anayasanın 141'nci maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297nci maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen

vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrasının birbirine aykırı olmaması gerekir.

Somut olayda; mahkeme gerekçeli kararınında “ Davalının davacı işverene ait Özel Türkmen Eğitim Kurumlarında taraflar arasında yapılan 01/05/2006 tarihli protokol gereğince 01/05/2006 tarihinden geçerli olmak üzere 3 yıl süre ile aylık net 2.500,00 TL ücretle istihdam edileceğinin kararlaştırıldığı, iş akdinin davalı işverence protokolde kararlaştırılan süreden önce 20/06/2007 tarihinde feshedildiği, iş akdinin davacı işverence feshedildiğine ilişkin delil bulunmadığı ve davacı işverenin haklı nedenle fesih olgusunu yöntemince kanıtlayamadığı anlaşılmış, Protokolün 4.maddesine göre davacının davalıya kıdem tazminatı olarak 07/04/2006 tarihli tediye makbuzu ile 6.000,00 TL'yi peşin olarak ödediği, ödenen paranın kıdem tazminatına mahsuben yapılan ödeme olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmış, bu nedenle yapılan ödemenin 07/04/2006 ödeme tarihinden 19/12/2007 takip tarihine kadar yasal faiziyle birlikte hesaplanarak,davalı işçinin 01/05/2006-20/06/2007 tarihleri arasındaki fiili çalışmasına karşılık hesaplanacak kıdem tazminatı tutarından indirilerek sonuca karar verilmesi gerektiği anlaşılmış, buna göre bilirkişinin 29/11/2011 tarihli ek bilirkişi raporunda da belirtildiği şekilde davacının icra takip dosyasında talep edilen asıl alacak ile 915,78 TL işlemiş faiz alacağı toplamından oluşan 6.915,78 TL'yi isteme hakkının bulunduğu tespit edilmiş, davacının icra takip dosyasında talep ettiği asıl alacak ve faiz miktarı ile mahkememizce alınan rapordaki alacak ve faiz miktarlarının örtüştüğü anlaştığından davalının Mersin 7.İcra Müdürlüğünün 2007/6210 esas sayılı icra takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiş” gerekçesi ile icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, takibin ise devamı yönünde hüküm kurulmuştur.

Mahkeme, gerekçesinde bir yandan davalı işçinin kıdem tazminatına hak kazandığını, hak ettiği kıdem tazminatının davacının ödediği miktardan mahsubu gerektiğini, davacı işverenin kalanı isteme hakkı olduğunu belirtirken bir yandan da davacı işverenin 6915,78TL'yi talep edebileceğini kabul etmiştir. Gerekçede benimsediği bildirilen 29/11/2011 tarihli bilirkişi ek hesap raporunda davalı işverenin talep edebileceği alacağın davalı işçinin

hak kazandığı kıdem tazminatının mahsubu halinde 3.292,25TL olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Bu hali ile mahkemenin gerekçesi kendi içinde çelişkili olduğu gibi hüküm fıkrası ile de çelişmektedir.

Yapılacak iş; bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar vermektir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, yatırılan temyiz harcının talep halinde davacıya iadesine, 24.09.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/19532, K. 2013/15403, T. 24.09.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-19532-e-2013-15403-k-692dc3288ce8