Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/13169 E. 2013/21205 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/13169
- Karar No
- 2013/21205
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, işyerinde aralıksız çalıştığını son 3 ay sigortasının yatmaması, 2009 yılı Mart-Haziran ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle 17.06.2009 tarihinde iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini belirterek kıdem tazminatıile bazı işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı, davacının ilk dönem çalışmasının devamsızlık nedeni ile sona erdiğini buna ilişkin tutanakların tutulduğunu, ikinci dönem çalışmasının ise 01.04.2009 tarihinde istifa ile sona erdiğini, davacının pişman olduğunu belirtmesi üzerine 05.06.2009 tarihinde tekrar işe alındığını ancak bu seferde 19-20.06.2009 tarihlerinde devamsızlık yapması nedeniyle haklı nedenle işine son verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32'nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8'inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Yasanın 37'nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37'nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından özellikle ilgili meslek odasından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda davacı şehirlerarası tır şoförü olarak sabit ücret+ yol primi esasına göre 2000.00 TL net ücretle çalıştığını iddia etmiştir. Davalı ise davacının asgari ücretle çalıştığı savunmasını yapmıştır. İzmir Kamyoncular ve Kamyonetçiler Esnaf Odası yazısına göre davacı emsali bir işçiye asgari ücret ödenebileceği gibi işveren işçi arasındaki anlaşmaya bağlı olarak maaş dışında prim, ek sefer ücreti, harcırah verilebileceği de belirtilmiştir. Davacı tanığı...davacının net ücretinin 2000.00 TL olduğu, davalı tanığı ise davacının asgari ücretle çalıştığını beyan etmiştir. Mahkemece davacının ücret+gidilen yola göre değişen prim sistemiyle çalıştığı asgari ücrete ek olarak yapılan ödemelerle birlikte son günlük ücretinin net 66.66 TL olduğu kabul edilmiştir. Davacı işyerinde 2007-2009 yılları arasında çalışmıştır. Davacının yaptığı iş gereği asgari ücretle çalışmış olabileceği hayatın olağan akışına aykırıdır. Aynı işyeri ile ilgili olarak daha önce Dairemiz denetiminden geçen 2013/13108 Esas sayılı dosya da davacı ile aynı kıdeme sahip aynı işi yapan şoförün 1500.00 TL ücretle çalıştığı kabul edilmiştir. İlgili dosyada görülen davada mahkemece verilen karar Dairemizce bozulmuş ise de ücretin 1500.00 TL olduğu hususu bozma kararı kapsamı dışında kalıp kesinleşmiştir. Hal böyle olunca hakkaniyet ve uygulama birliği açısından aynı işyerinde aynı işi yapan işçilerin farklı ücret alamayacağı kuralından hareketle davacının da ücretinin emsal dosya da olduğu gibi 1500.00 TL net olarak kabul edilmesi gerekecektir. Mahkemece bu husus yerine getirilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 05.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.