Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2012/2928 E. 2013/4898 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/2928
Karar No
2013/4898
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı karşı davalı ... mirasçıları ile davalı karşı davacı ... ve arkadaşları tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Asıl dava 1481 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın mülkiyetinin tespiti ile tapu kaydına şerh ve tescil istemine, karşı dava ise anılan muhdesat için ecrimisil istemine ilişkindir. Mahkemece asıl davanın kabulüne dava konusu muhdesatın mülkiyetinin davacılara ait olduğunun tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline, karşı davanın ise kısmen kabulü ile 6.000,00 TL ecrimisil bedelinin asıl davanın davacılarından alınarak karşı davacılara verilmesine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosyada toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. 1-Asıl davaya yönelik temyiz incelemesi için belirtmek gerekir ki; aidiyet tespiti davaları kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu dava görülemez. Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında muhdesatın aidiyetinin tespiti davaları yönünden eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur. Somut olaya gelince; asıl davaya konu taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi veya açılmış bir ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, tespit davası 2012/2928-2013/4898 S.2 açılabilmesine imkan tanıyan 1086 sayılı HUMK’un 567. ve Kamulaştırma Kanunun 19.maddesi hükmünün somut olayda uygulanmasına imkan olmadığı gözetildiğinde, davacı tarafın tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı kuşkusuzdur. Yargılama sırasında davalılardan bir kısmının davayı kabulü de dava şartının yokluğunu ortadan kaldırmaz. Öte yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyetinin kural olarak arzın mukadderatına tabi olacağı, muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği, aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça da muhtesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespitinin dava edilemeyeceği, mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemeyeceği kuşkusuzdur. Yine aynı Kanunun 1006. maddesi hükmünde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011 maddeleri hükmünde hangi hakların şerh edilebileceği, 1012 maddesinde de taşınmazın eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Benzer hükümler yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde de mevcuttur. Bununla birlikte 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesinin birinci fıkrası hükmünde ise tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Bu madde gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın kadastro tutanağı ve taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilmesi için 2012/2928-2013/4898 S.3 muhtesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirilmiş olması gerekir. Anılan bu ayrık hükmü dışında kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğü'nde taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başkaca bir hüküm de bulunmamaktadır. Şu halde asıl ve karşılık davaya konu muhtesatın kadastro tespitinden sonra yapıldığının belirlenmiş olması karşısında somut olayda Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmünün uygulanması imkanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda az yukarıda da açıklandığı üzere arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyeti arzın mülkiyetine tabi olduğundan muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin olması düşünülemez ve muhtesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerh ve tescil edilmesine karar verilemeyeceği gibi, mülkiyet olgusunu doğuracak şekilde hüküm de kurulamaz. 2-Karşı davaya yönelik temyiz incelemesine gelince; karşı davanın, dava konusu muhdesatın karşı davacıların murisine (Ahmet Bilge) ait olduğu onun tarafından yaptırıldığı ve davalı tarafça (asıl davanın davacıları) tarafından kullanılıp kiraya verildiği için ecrimisil istemli olarak açıldığı anlaşılmaktadır. Yargılama sırasında toplanan deliller ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere dava konusu muhdesatın asıl davanın davacısı (...) tarafından yaptırıldığı belirlenmiştir. Öte yandan; somut olayda dava konusu muhdesatın gelir getirdiği kanıtlanmadığı gibi paydaşlar arasında intifadan men koşulunun gerçekleştirildiği ve taşınmazın arzının da gelir getirdiğinin öne sürülüp kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda karşılık davada öne sürülen ecrimisil isteminin de yerinde olmadığı kabul edilmelidir. Hal böyle olunca az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirilerek asıl davanın hukuki yarar yokluğundan, karşı davanın ise esastan reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz tarafların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin ödenen temyiz harçlarının istek halinde davacı karşı davalı ... mirasçıları ile davalı karşı davacı ... ve arkadaşları iadesine, 28.03.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/2928, K. 2013/4898, T. 28.03.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2012-2928-e-2013-4898-k-22c8be285572