Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2010/1848 E. 2010/1542 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2010/1848
- Karar No
- 2010/1542
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti ve tapunun beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. İddia ve savunmaya duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, dosya içeriğinde toplanıp değerlendirilen delillere hüküm yerinde gösterilen gerekçelere göre mahkemece davacının dava açmakta hukuki yararı bulunduğu kabul edilerek davaya konu muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı hazinenin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne varki, mahkemece davanın kabulü ile davaya konu bina niteliğindeki muhtesatın davacıya aidiyetinin tespitiyle birlikte bu hususta tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh düşürülmesine karar verilmiş ise de varılan sonuç davanın niteliğine, dosya içeriğinde toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1006.maddesinde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011 maddelerinde hangi hakların şerh edilebileceği 1012 maddesinde ise taşınmazın eklentilerinin malikinin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Benzer hükümler yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanuni Medenisinde de mevcuttur. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19.maddesinin 1.fıkrasında ise tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde mevcut her türlü takyit ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, 2.fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhtesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihtas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Bu madde gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın kadastro tutanağının ve taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilmesi için muhtesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirilmiş olması zorunludur. Kadastro Kanununun bu ayrık hükmü dışında kanunlarımızda ve tapu sicil tüzüğünde taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başkaca bir hüküm de bulunmamaktadır. Somut olaya gelince, dosya içeriğinde toplanan delillerden davaya konu muhtesatın üzerinde bulunduğu arsa nitelikli 1170 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin yapılmadığı, taşınmazın tapu kaydının 6.10.2002 tarihinde tescil bildirimiyle idari yolla oluşturulan 1810 parsel sayılı taşınmazın ifrazı sonucu oluştuğu anlaşılmaktadır. Davaya konu muhtesatın üzerinde bulunduğu taşınmazın kadastro tespitinin yapılmadığı gözetildiğinde somut olayda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19.maddesindeki ayrık hükmün uygulanması ve muhtesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi koşullarının oluşmadığı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca davanın kısmen kabulü ile davaya konu muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti ile yetinilmesi, davacı tarafın şerhe yönelik isteminin reddine karar verilmesi, davalı hazine davayı ilk celsede açıkça kabulü söz konusu olmadığına ve yargılama sırasında da vekille temsil edildiğine göre davalı hazine yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nispi vekalet ücreti takdiri ve ayrıca yargılama giderlerinin de taraflar arasında kabul ve ret oranına göre paylaştırılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 22.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.