Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2009/7195 E. 2010/1875 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2009/7195
- Karar No
- 2010/1875
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar ... ve ... tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, raportör üyenin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece hukuki yarar bulunmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, dosya kapsamında toplanan delillere uygun düşmemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, bütünleyici parçanın, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parça olduğu, aynı Kanunun 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Bu hükümler karşısında taşınmaz üzerinde bulunan ve bütünleyici parça niteliğindeki bina, ağaç gibi muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceğinden kural olarak ve aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça muhtesatların mülkiyetinin tespiti dava edilemez ve mahkemelerce de anılan kanun hükümleri gözardı edilerek mülkiyet tespitine karar verilemez. Böyle bir durumda "Çoğun içinde azı da vardır" kuralı ve davacı istemi içinde muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespiti isteminin de bulunduğu gözetilerek davanın buna göre görülüp sonuçlandırılması gerekir. Üzerinde muhtesat bulunan taşınmazların ortaklığının giderilmesinin dava edilmesi halinde, bu muhtesatların bir veya birkaç paydaşa ait olduğuna ilişkin tapu kaydında şerh varsa veya bu hususta tüm paydaşlar arasında oybirliği sağlanabiliyorsa ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemece taşınmazın muhtesatsız çıplak değeri ile muhtesat değerlerini ayrı ayrı belirlenmesi, taşınmazın muhtesatlı değerinin yüzde kaçının taşınmazın arzına, yüzde kaçının muhtesata isabet ettiğinin saptanması, üzerindeki muhtesatla birlikte satılacak olan taşınmazın satış parasının paylaştırma oranları belirlenirken taşınmazın muhtesatsız çıplak değerinin taşınmazdaki mülkiyet payları oranında tüm paydaşlara, muhtesatın değerinin ise sadece muhtesatı meydana getiren paydaş veya paydaşlara verilmesini sağlayacak şekilde oranlama yapılması, satış bedelinin belirlenecek bu oran dahilinde paydaşlara dağıtılmasına karar verilmesi zorunludur. Muhtesatın kime ait olduğu hususunda tapu kaydında şerh bulunmaması veya paydaşlar arasında oybirliği sağlanamaması halinde ise, muhtesat konusunda çıkan uyuşmazlığın ne şekilde çözümleneceği HUMK. nun 567. maddesi hükmünde açıklanmıştır. Buna göre uyuşmazlığın muhtesat değerine göre ve muhtesat değeri Sulh Mahkemesinin görevini aşmıyorsa ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemece, aşması halinde ise görevli Asliye Mahkemesince çözümlenmesi, uyuşmazlığı çözmenin Asliye Mahkemesinin görevine girmesi halinde ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemenin muhtesatın kendisi tarafından meydana getirildiği öne süren paydaş veya paydaşlara bu konuda dava açması için 10 günlük kesin süre vermesi ve verilen süre içinde dava açılması halinde bu davanın sonucunu beklemesi gerekir. Anılan maddede belirtilen 10 günlük süre ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemenin sadece açılan davayı bekletici sorun yapıp yapmaması yönünden bağlayıcı olup, mahkemenin 10 günlük süreden sonra açılan davayı bekletici sorun yapma ve sonucunu bekleme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ne var ki, ister verilen süreden önce isterse daha sonra açılmış olsun, dava sonucunda verilecek tespit hükmünün davanın tarafları açısından koşulları HUMK. nun 237. maddesi hükmünde açıklanan biçimde kesin hüküm oluşturacağı, davanın taraflarını ve ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemeyi bağlayacağı, bunun sonucu olarak muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğine karşı çıkan paydaş veya paydaşların iradesi yerine geçeceği ve bu şekilde oybirliğinin sağlanmış olacağı gözönüne alındığında, daha önce ortaklığın giderilmesi davasının açılmış ve kesin hükme bağlanmamış olması koşuluyla muhtesatın kendisi tarafından meydana getirildiğini öne süren paydaş veya paydaşların buna karşı çıkan paydaş veya paydaşlar aleyhine tespit davası açmakta her zaman için hukuki yararının bulunacağı kuşkusuzdur. Somut olaya gelince, Pazar Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/637 esas sayılı dava dosyasında daha önce davaya konu muhtesatların üzerinde bulunduğu 18 ada 12 parsel sayılı taşınmazın ortaklığının giderilmesi için dava açıldığı ve davanın halen derdest olduğu, ortaklığın giderilmesi davası sırasında davalı ... muhtesatların davacı tarafa ait olduğunu kabul etmemiş, bu davalının karşı çıkması nedeniyle paydaşlar arasında oybirliği sağlanamadığından görülen dava açılmak zorunda kalınmıştır. Dava dilekçesinde davaya konu muhdesatların değeri 20.000 TL.olarak gösterilmiş olup bu değere itiraz da edilmemiştir. Davaya ve temyize konu muhdesatların değeri Sulh Hukuk Mahkemesinin görev sınırı aştığından uyuşmazlığın ortaklığın giderilmesi davasına bakan Sulh Mahkemesince çözümlenmesi mümkün değildir. Bu husus göz ardı edilerek davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde ayrı dava olarak görülmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bu olgu gözetildiğinde davacı tarafın hukuki yararı bulunmadığından söz edilemez. Hal böyle olunca mahkemece davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek, taraflarca gösterilen ve gösterilecek tüm delillerin toplanması, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek davanın esasına yönelik bir hüküm verilmesi gerekirken hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen temyiz harcının istek halinde davacı tarafa iadesine, 2.4.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.