Yargıtay · 7. Ceza Dairesi

Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2023/4901 E. 2025/5187 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Ceza Dairesi
Esas No
2023/4901
Karar No
2025/5187
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/299 E., 2021/1124 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın ve nakil aracının müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî ret, kısmî bozma

Malen sorumlunun temyizi yönünden; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 237/1. fıkrası uyarınca kamu davasında katılan sıfatının bulunmadığı anlaşılmakla, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddinin gerektiği,

Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemi yönünden; sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. Malen Sorumlunun Temyiz İstemi Yönünden 06.05.2015 tarihinde talimat mahkemesince dinlenen malen sorumlunun davaya katıldığı takdirde hükme karşı kanun yollarına başvurabileceği ihtar edilmesine rağmen, usulüne uygun katılma talebinde bulunmadığı gibi, mahkemece de katılmasına karar verilmediğinden, 5271 sayılı Kanun'un 237/1. maddesi uyarınca kamu davasında katılan sıfatının ve aynı Kanun’un 260/1. maddesi gereği hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı cihetle, malen sorumlunun temyiz isteğinin 1412 sayılı Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

II. Katılan ... İdaresi Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden Olay tutanağına göre, askeri yasak bölgede güvenlik güçleri tarafından görülen plakasız nakil aracın yanına yaklaşıldığı esnada, araçta bulunan iki şahsın kaçtığı, araçta yapılan aramada ise suça konu eşyanın ele geçirildiği, Pol-Net üzerinden yapılan sorgulama neticesinde suçta kullanılan aracın ruhsat sahibi olan ...'in aracını olay tarihinden önce sanık ...'e sattığını beyan etmesi üzerine sanık hakkında açılan davada sanığın çelişkili beyanlarda bulunduğu anlaşılmakla, sanığın suç tarihinde kullandığı cep telefonu numarası tespit edilerek suç tarihinin bir hafta öncesi ve sonrasına ait HTS kayıtlarının celbi ile, baz istasyonu kaydı incelenerek sanığın suç tarihi ile bir hafta öncesi ve sonrası tarihlerde yakalama yerinde baz istasyonu kaydı olup olmadığının tespit edilmesi, sanığın savunmasında adı geçen ... adlı şahsın 5271 sayılı Kanun'un 48. maddesindeki tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılarak beyanının tespiti, gerektiğinde hakkında suç duyurusunda bulunulup dava açtırılarak tüm bu eksikliklerin giderilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule göre de, 1. Suça konu eşyanın kaçak et olduğu anlaşılmakla, eylemin 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesi kapsamında kaldığı halde, uygulama yeri bulunmayan 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesi delaletine yer verilmesi,

2. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesinde düzenlenen suçun üst sınırının iki yıl olduğu gözetilerek; 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı Kanun’un 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1- (d) bendi ile “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19.08.2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “...kovuşturma evresine geçilmiş...” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “...basit yargılama usulü...” yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olmakla birlikte, iptal kararının sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu, zira 5271 sayılı Kanun’un 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan 5237 sayılı Kanun'un 7. ve 5271 sayılı Kanun’un 251. maddeleri uyarınca sanığın eyleminin “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

3. Dairemizce kabul gören Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.05.2017 tarihli 2015/7-389 Esas, 2017/272 Karar sayılı ve 08.04.2014 tarihli 2013/7-591 Esas, 2014/171 Karar sayılı kararlarında

ayrıntıları belirtildiği gibi; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işleniş yer ve zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler birlikte değerlendirilip, sanığın eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 43. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususlarının tartışılarak belirlenmesi bakımından; Temyiz incelenmesine konu bu dosyaya ilişkin suç tarihinin 25.02.2014, iddianame düzenlenme tarihinin ise 24.02.2015 olduğu, Sanığın Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2024/2339 Esas sayısında aynı gün incelenen dosyasında, sırasıyla suç tarihleri 20.04.2013, 05.04.2014 ve iddianame düzenlenme tarihleri 19.12.2014, 02.02.2015 olan eylemleri ile Diyarbakır 15. Asliye Ceza Mahkemesinin, 2024/164 Esas sayısında derdest olan dosyasında sırasıyla suç tarihlerinin 30.05.2014, 10.06.2014 ve iddianame düzenlenme tarihlerinin 03.09.2014, 19.01.2015 olduğu anlaşılmakla, Suç tarihine ve işlenen suçun niteliğine göre sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 43. madde kapsamında zincirleme biçimde kaçakçılık suçunu oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyaların incelenmesi, gerektiğinde birleştirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi,

4. 5237 sayılı Kanun'un 53/4. maddesi uyarınca kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında aynı maddenin 1. fıkrasında yer alan hak yoksunluklarının uygulanmayacağının gözetilmemesi,

5. 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesi uyarınca adlî para cezalarının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma tedbirine de karar verilebileceği gözetilmeksizin, sanık hakkında adlî para cezasının taksitlendirilmesine ilişkin bentte infaz yetkisini de kısıtlar şekilde adlî para cezasının ödenmemesi halinde cezanın hapis cezasına çevrileceğinin belirtilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.

Açıklanan nedenlerle, katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 10.04.2025 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2023/4901, K. 2025/5187, T. 10.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-ceza-dairesi-2023-4901-e-2025-5187-k-e9ca19f1b668