Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2023/13074 E. 2023/7249 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2023/13074
- Karar No
- 2023/7249
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/389 E., 2023/141 K. SUÇ : 5941 sayılı Çek Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Zamanaşımı nedeniyle düşme TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili, sanık müdafii TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. GEREKÇE 20.12.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu'nun (5941 sayılı Kanun) 9 uncu maddesi ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun (3167 sayılı Kanun) yürürlükten kaldırılmıştır. Suç tarihi itibarıyla 3167 sayılı Kanun'a muhalefet suçunu oluşturan eylem, 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde de yine suç olarak düzenlenmiştir. Ancak, 03.02.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6273
sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi ile 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ile iddianameye konu eylemin yaptırımı çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanma kabahatine dönüştürülmüştür. Daha sonra, 09.08.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde yapılan değişiklik ile eylem yeniden suç olarak düzenlenmiş ise de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 7 nci maddesi uyarınca, daha sonra yürürlüğe giren kanun ile eylemin suç olmaktan çıkartılıp kabahate dönüştürülmesi nedeniyle, sanığın hukukî durumunun da sanığın lehine olan 6273 sayılı Kanun ile değişik 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kabahatler açısından soruşturma zamanaşımı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun (5326 sayılı Kanun) 20 nci maddesinde düzenlenmekle birlikte, anılan maddede soruşturma zamanaşımı, kabahat için öngörülen idarî para cezasının miktarına göre belirlenmekte, yaptırım olarak hiç idarî para cezası öngörülmeyen kabahatler açısından soruşturma zamanaşımına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir. Gerek suçlar yönünden 5237 sayılı Kanun'da, gerekse kabahatler yönünden 5326 sayılı Kanun'da zamanaşımı müessesesi düzenlenmekte olup, sırf yaptırım olarak idarî para cezası öngörülmemesi nedeniyle bu kabahatin zamanaşımına tabi olmadığı da kabul edilemeyeceğinden, ortada bir hukukî boşluk bulunduğu anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Kanun'da da zamanaşımı sürelerinin suç için öngörülen yaptırımlara göre belirlendiği cihetle, 5326 sayılı Kanun'da ya da 5237 sayılı Kanun'da, doğrudan kıyas veya yorum yoluyla uygulanacak bir düzenleme bulunmamaktadır. Bilindiği üzere ceza yargılamasının en temel ilkelerinden birisi de sanık lehine yorum ilkesidir. Bu çerçevede, yaptırımı yalnızca çek keşide etme ve çek hesabı açmaktan yasaklanma olan karşılıksız çek keşide etme kabahati yönünden, soruşturma zamanaşımının, sanık lehine yorum ilkesi uyarınca, 5326 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen, yaptırımı idarî para cezası olan kabahatler için öngörülen en kısa zamanaşımı olan 3 yıllık sürenin esas alınması gerektiği kabul edilmelidir. 5326 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme uyarınca soruşturma zamanaşımı kabahatin işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağından ve 5326 sayılı Kanun'da kabahatlerde zamanaşımının durması veya kesilmesi öngörülmediği gibi 5237 sayılı Kanun'a da herhangi bir atıfda bulunulmadığından, kabahat tarihinde işlemeye başlayan 3 yıllık soruşturma zamanaşımının hükümden önce dolduğu anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında, sanığın hukukî durumunun, 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca lehine olan, 6273 sayılı Kanun ile değişik 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekirken, eylemin suç oluşturduğu kabul edilerek, kamu davasının 5237 sayılı Kanun'un 66 ve 67 nci maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
II. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.03.2023 tarihli ve 2022/389 Esas, 2023/141 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekili ile sanık müdafiin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak, soruşturma zamanaşımı dolduğundan kabahatli hakkında İDARİ YAPTIRIM UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle, 20.09.2023 tarihinde karar verildi.