Yargıtay · 7. Ceza Dairesi

Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2023/12191 E. 2025/4883 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Ceza Dairesi
Esas No
2023/12191
Karar No
2025/4883
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hâkimliği SAYISI : 2021/5922 D.İş Kabahatli hakkında, 2918 sayılı Kanun'a muhalefet kabahatinden, 314,00 TL idari para cezası uygulanmasına karar verildiği, kabahatli tarafından bu karara karşı başvuruda bulunulduğu, Denizli 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 03.12.2021 tarihli ve 2021/5922 D.İş sayılı kararı ile başvurunun kabulüne karar verildiği belirlenmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 14.04.2023 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.06.2023 tarihli ve KYB - 2023/52341 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.06.2023 tarihli ve KYB - 2023/52341 sayılı kanun yararına bozma isteminin;“Dosya kapsamına göre, kabahatlinin kırmızı ışık ihlâli nedeniyle hakkında düzenlenen idarî para cezasına yönelik itirazı üzerine yapılan incelemede, Denizli 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 03/12/2021 tarihli kararı ile drone ile işlem yapılacağına dair herhangi bir uyarı levhasının bulunmadığı, bu yolla herhangi bir uyarı ve ikâz yapılmaksızın ceza tutanağı tanzim edilmesinin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 25. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle itirazın kabulü ile idarî para cezasının kaldırılmasına karar verilmiş ise de, Denizli ili Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü görevlilerince 16/08/2021 tarihinde saat 10:31'de kabahatlinin ...plakalı aracı ile ...Bulvarı kavşağında kırmızı ışık yanarken geçtiğinin aynı güzergahta sabit kontrol yapan video kameralı kayıt yapan drone görüntüleri ile tespit edildiği, buna ilişkin görüntülerin dosya kapsamında yer aldığı, 5326 sayılı Kanun uyarınca da drone ile işlem yapılırken herhangi bir uyarı ve ikâz levhasının bulundurulmasına yönelik bir düzenlemenin yer almadığı gözetilmeden, itiraz reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Kanun yararına bozma müessesesinin uygulanmasında, 5271 sayılı Kanun'un 309/3. maddesindeki "Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar." şeklindeki düzenleme esas alınarak, kanun yararına bozma incelemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki istem ve gerekçe ile sınırlı olduğu cihetle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki talep yerinde görüldüğünden istemin kabulüne karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, Denizli 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin, 03.12.2021 tarihli ve 2021/5922 D.İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, oy çokluğuyla KANUN YARARINA BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 309/4-c maddesi uyarınca, aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılamayı gerektirmemek üzere, Hakimliğine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.04.2025 tarihinde karar verildi. (K.D) KARŞI DÜŞÜNCE Kabahatli ...hakkında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi üzerine, sayın çoğunluğun istemin kabulü ile kararın bozulmasına ilişkin kararı yerinde değildir. Şöyle ki; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 47/1-b maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı kabahatli hakkında Denizli Trafik Düzenleme ve Denetleme Büro Amirliğinin 16/08/2021 tarihli trafik İdarî para cezası karar tutanağı ile drone ile yapılan uygulamada kırmızı ışıkta geçtiğinden bahisle 314,00 Türk lirası idari para cezasına karşı kabahatli tarafından yapılan başvurunun kabulü ile idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin Denizli 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 03/12/2021 tarihli kararı aleyhine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına bozma istemiyle ihbarname düzenlenmiştir. Dairemizin 08/07/2014 tarih ve 2014/2954-14281 E.K sayılı kararı ile müteakip kararları ve 19. Ceza Dairesinin kararlarıyla istikrar kazanan tüm karalarında belirtildiği üzere; Anayasamızın 2’nci maddesi hükmüne göre “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Anayasa Mahkemesinin yerleşmiş içtihatlarına göre (örneğin 27.03.1986-E:85/31-K:86/111, 08.11.1991-E:91/9-K:91/36 tarihli ve sayılı kararlar) “Hukuk devleti her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, her alanda adaletli bir düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına hakim kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen bir devlettir.” Kısaca, hukuk devleti “faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukukî güvenlik sağlayan devlet” demektir. Hukuk devleti, hukuka bağlı olan devlet demek olduğuna göre, devletin üç erkinden biri olan yürütme organının da hukuk kurallarıyla bağlı bulunduğu kuşkusuzdur. Yürütme organı bakımından, idarî faaliyetlerinin belirliliği ve önceden bilinebilirliği zorunludur. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin idare edilenler tarafından önceden tahmin edilebilir olması gerekir. İdari işlem ve eylemlerde idare bu yetkisini tüzük ve yönetmelik gibi genel kurallarla düzenlemek ve bu düzenlemelere uymak zorundadır. Buna “düzenli idare ilkesi” denir. Keza, yine idarî faaliyetlerin belirliliği ilkesi nedeniyle idarenin, istikrar kazanmış uygulamalarından vazgeçmemesi gerekir. Yine hukuk devleti ilkesi, devletin “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, kamu sağlığını ve çevreyi, ekonomik düzeni, toplum barışını ve düzenini, genel ahlâka ilişkin kuralları ihlal eden eylemleri yani suç ve kabahatleri, ulusal ve evrensel hukuk çerçevesinde, ödetme görev ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak Devletin, esasen ve öncelikle bu kuralların ihlalini önleme görevi bulunduğunun kabulü gerekir. Başka bir deyişle, hukuk devletinin bir erki olan idarenin görevi, öncelikle bireylerin kuralları ihlal etmesini bekleyip cezalandırma yoluna gitmesi değil, kurallara uygun davranma düzeyini ve alışkanlığını geliştirmek olmalıdır. Bu husus “iyi idare ilkelerinin” de bir gereğidir. Keza idarenin (Yürütmenin) iyi idare ilkeleriyle bağlı olması da hukuk devletinin bir gereğidir. Nitekim ülkemizin de üyesi olduğu Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihli ve 999 sayılı Bakan Temsilcileri toplantısında, “İYİ İDARE KONUSUNDA ÜYE DEVLETLERE CM/REC(2007)7 SAYILI TAVSİYE KARARI” kabul edilmiştir. Mezkur Tavsiye Kararının “Açıklık İlkesi” başlıklı 10 uncu maddesinde; “1.İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur. 2.İdare, karar ve işlemlerinden özel kişileri, resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde uygun araçlarla haberdar eder. 3.Kişisel verilerin korumasına ilişkin kurallara uygun olarak resmi belgelere erişim hakkını tanır. 4. Açıklık ilkesi, yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez.” Hükmü bulunmaktadır. Bu arada Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesi kararlarının hukuki niteliğini de izah etme gereği bulunmaktadır: Avrupa Konseyinin hukuksal etkinliği, sözleşmeler ve tavsiye kararları biçiminde ortaya çıkmaktadır. “Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı” Bakanlar Komitesinin, Avrupa Konseyi Statüsünün 15/b hükmüne dayanan, ulusal yasa koyuculara ve idarelere ölçü getiren, üye devletlerin hükümetlerine yönelik kararıdır. Bağlayıcı olmamakla birlikte, kararların uzlaşma ile alınması ve Komite’nin hükümetleri “tavsiyeler doğrultusunda karar alıp almadıklarını bildirmeye” davet etmesi yöntemi tavsiyelerin dikkate alınmasını sağlamaktadır. Zaman zaman Danıştay, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiyelerini, kararlarında gerekçeyi desteklemek için kullanmaktadır. Örneğin, bir gazetecinin sarı basın kartı istemi idarece gerekçesiz bir işlemle reddedilmiştir. Danıştay, ret kararının gerekçeli olması zorunluluğunu kabul ederken diğer nedenlerle birlikte Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiye kararına da atıf yapmıştır. (DİDDGK, E:1995/769-K:1997/525, 17.10.1997, DD, 95, 1998, s.87). (Kaynak: Onur KARAHANOĞLULLARI, İdarenin Hukukla Kavranması: Yasallık ve İdari İşlemler, 2. Bası, Ankara 2012, Turhan Kitabevi, s.107, 395) Konumuza ilişkin idari yaptırım kararının verildiği tarih itibariyle iç hukuk düzenlemesi şöyledir : 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükmüyle “Karayollarında trafik düzenini sağlamak ve denetlemek” görevi İçişleri Bakanlığına tevdi edilmiştir. Aynı Kanunun 33 üncü maddesi hükmüyle de İçişleri Bakanlığı“kanunla yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemek” ile görevli ve yetkili kılınmıştır. Nitekim sonradan yürürlüğe giren 10.07.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürülüğe giren Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 254/1-c maddesi ile “Karayollarında trafik düzenini sağlamak ve denetlemek” görevi İçişleri Bakanlığına tevdi edilmiştir. Aynı Kararnamenin 508. maddesi hükmüyle de Bakanlığın “görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler” yapabileceği düzenlenmiş ancak Yönergede bir değişiklik yapılmamıştır. İçişleri Bakanlığının bu “düzenleme görev ve yetkisi” dahilinde, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönerge hazırlanarak 31.10.2011 tarihli Bakan onayıyla yürürlüğe konulmuştur. “Trafik denetimlerinde; denetim öncesi, denetim anı ve sonrasında, trafik kazalarında ise; kaza mahalline intikal ve sonrasında yapılacak iş ve işlemlerin usul ve esasları ile trafiği yönetme ve düzenleme hareketlerini belirlemek” amacıyla çıkarılmıştır. Anılan Yönergenin; “Radarla hız denetiminde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 34. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde “Sabit denetim yapılması durumunda radar aracı, karayolunun her iki yönünden kolayca görülebilecek ve trafiği tehlikeye düşürmeyecek şekilde konuşlandırılır.” kuralına yer verilmiş iken, 15/09/2014 tarihli Bakan onayı ile yapılan değişiklik ile “… karayolunun her iki yönünden kolayca görülebilecek ve…” ibaresi metinden çıkartılmıştır. “Yol kullanıcılarının bilgilendirilmesi” başlıklı 47 nci maddesinde ise; “(1)Trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek amacıyla, denetimin karayolunun hangi kesimlerinde, hangi sürelerde yapılacağı ve hangi konularda yoğunlaştırılacağı ve bunlarla ilgili risk bilgileri, neden-sonuç ilişkileri ve denetim sonuçlarının açıklanmasında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılır.” şeklinde yer alan hükümde, 15/09/2014 tarihli Bakan onayı ile yapılan değişiklik ile “…denetimin karayolunun hangi kesimlerinde, hangi sürelerde yapılacağı ve hangi konularda yoğunlaştırılacağı…” ibaresi çıkarılarak; “(1)Trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek amacıyla, karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgileri, trafik kazalarının neden-sonuç ilişkileri ve yapılan denetim sonuçlarının açıklanmasında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılır.” Şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi İçişleri Bakanlığı bu Yönerge hükmüyle “trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek” amacıyla trafik denetimleri ile ilgili olarak; Karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgilerinin topluma iletilmesi hususunda ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılmasını öngörmüştür. Böylece, İçişleri Bakanlığı tarafından tesis edilmiş olan bir düzenleyici idari işlemle “trafik denetimlerinin Karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgileri hususlarında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından da azami ölçüde faydalanılmak suretiyle yol kullanıcılarının (özellikle sürücülerin) bilgilendirilmesine” ilişkin bir düzenleme ihdas ettiği görülmektedir. Sözü edilen bu düzenlemelerin, Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin Bakan Temsilcileri toplantısında kabul ettiği yukarıda gün ve sayısı yazılı “iyi idare konusundaki” tavsiye kararının 10. maddesinin 1. ve 2. fıkra hükümlerine uygun bulunmaktadır. Yönergenin 3152 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi hükmüne göre İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşları olan ve mahsus kanunları uyarınca da bu Bakanlığın sevk ve idaresi altında bulunan genel kolluk kuvvetleri içinde yer alan trafik zabıtasını bağladığı da tartışmasızdır. Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince: Yönergenin 34/1-ç ve 47 nci maddesinde 15/09/2014 tarihli bakan onayı ile yapılan değişiklikler, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda “radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı” hususunda yol kullanıcılarının bilgilendirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Zira bu husus aynı zamanda Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin Bakan Temsilcileri tarafından kabul edilen tavsiye kararının iyi idare ilkelerinden olarak kabul edilen “açıklık ve uygun araçlarla haberdar etme” ilkelerinin de bir gereğidir. Yönergenin 47 nci maddesi hükmüne göre, idarenin “yol kullanıcılarını her koşulda bilgilendirmek” ile yükümlü tutulduğu, bu amaçla “ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarında da azami ölçüde yararlanma cihetine gidebileceği sonucuna varılması gerekmektedir. İdare öncelikle kendi mutat vasıta ve yöntemleriyle bilgilendirme yapacaktır. Zira “karayolundan yararlananlara, yol, trafik durumu ve yakın çevre ile ilgili gerekli bilgileri vermek, yasaklama ve kısıtlamaları bildirmek suretiyle trafik düzen ve güvenliğini sağlamak amacına yönelik olarak karayollarında uygulanacak trafik işaretlerinin, standart, anlam, nicelik ve nitelikleri ile diğer esaslar”, 19.06.1985 tarihli ve 18789 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Trafik İşaretleri Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir. Dolayısıyla, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönergenin 47 nci maddesi kapsamındaki bilgilendirmenin, bu Yönetmelikteki usul ve esaslara göre konulacak “trafik işaret levhaları” ile yapılması gerekmektedir. Bu yöntem dışında gerekiyorsa medya ve diğer iletişim araçlarından da yararlanacaktır. Dolayısıyla, bahse konu Yönerge hükmü uyarınca, “radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı” konularında sürücülerin, her şeyden önce trafik işaret levhalarıyla bilgilendirilmesi zorunludur. Trafik denetimlerinin öncelikle, kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla yapılması gerekmekte olup, bilgilendirme yapmadan yol kullanıcılarının kural ihlali yapmasını beklemek, trafik kurallarının konuluş amacına uygun olmadığı gibi çağdaş hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz ve kabul edilemez. Bu nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden CMK.nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına kararın bozulmasına dair talebinin REDDİNE karar verilmesi yerine, yazılı şekilde bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 07.04.2025

Atıf: Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2023/12191, K. 2025/4883, T. 07.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-ceza-dairesi-2023-12191-e-2025-4883-k-33e31d251e88