Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2022/13374 E. 2024/10251 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2022/13374
- Karar No
- 2024/10251
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/569 E., 2021/700 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, eşya müsaderesi, nakil araçlarının iadesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz nedenleri; sanıklar hakkındaki cezaların ertelenmesine, nakil araçlarının müsadere edilmemesine, hükmün bozulması talebine ilişkindir. 2. Sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri; sanığın ticari kastının bulunmadığına, suça konu eşyayı kullanmak amacıyla aldığına, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmediğine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmamasına, re’sen dikkate alınacak nedenlerle hükmün bozulması talebine ilişkindir. II. GEREKÇE Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, önleme araması kararına istinaden uygulama noktasında durdurulan, sanık ...'nın sevk ve idaresindeki .... plakalı çekici ve buna bağlı .... plakalı yarı römorkta yapılan aramada, yarı römork kısmında tanklar içerisinde 14.000 litre gümrük kaçağı akaryakıt ele geçirilmiştir. Yakalama işlemi sonrasında sanık ... suça konu eşyanın kendisine ait olduğunu söylemiştir. Sanıklar hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin onbirinci fıkrası uyarınca cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmıştır. Dosya kapsamındaki Tubitak-MAM raporuna göre; motorin cinsi numunenin solvent içerdiği, ulusal marker seviyesinin geçersiz olduğu saptanmıştır. Suçta kullanılan nakil araçlarına ilişkin dosya kapsamına alınan bilirkişi raporuna göre; ele geçen eşyanın yarı römorkun ağırlıklı bölümünü oluşturmadığı, gizli bölmenin bulunmadığı, eşyanın yarı römork kısmında ele geçirilmiş olması nedeniyle de çekiciye ilişkin değerlendirme yapılmadığı belirtilmiştir. Malen sorumlular beyanlarında, sanık ...'e kiralanan araçta ele geçen suça konu eşyadan haberdar olmadıklarını ifade ederek araçlarının iadesini istemişlerdir. Sanık ... savunmasında, diğer sanık ...'nun yanında şoförlük yaptığını, .....'dan ucuz yakıt aldıklarını, yalnızca şoförlük yaptığını ve suça konu eşyanın kendisine ait olmadığını ifade etmiştir. Sanık ... savunmasında, suçta kullanılan nakil aracını kiralayarak nakliye işleri yaptığını, şoförü olan diğer sanıkla ucuz yakıt aldıklarını, malen sorumluların bilgisi olmadan suça konu eşyayı aldığını, şoförü olan diğer sanığın da ilgisinin olmadığını ifade ederek atılı suçu ikrar etmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 7242 sayılı Kanun ile 5607 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikler nedeniyle dosyanın yerel mahkemeye iadesinden sonra, sanıklar savunmalarında gümrüklenmiş değerin iki katı tutarını veya gümrük vergilerini ödeyemeyeceklerini ifade etmişlerdir. Sanıklara 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında ödeme yapmaları halinde cezalarında 1/3 oranında indirim uygulanacağının ihtar edildiği görülmüştür. Suça konu eşyanın gümrüklenmiş değerin Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda "normal değer" aralığında olduğu anlaşılmıştır. A. Suçta Kullanılan Nakil Araçlarının İadesi Hükümlerinin Temyizi Yönünden Ele geçen eşyanın miktarı itibarıyla suçta kullanılan nakil araçlarına ilişkin 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasında sayılan koşulların oluşmadığı gibi iyiniyetli üçüncü kişilere ait olduğu da anlaşılmakla, Mahkeme tarafından nakil araçlarının müsaderesine yer olmadığına karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamıştır. B. Sanıklar Hakkındaki Mahkûmiyet Hükümlerinin Temyizleri Yönünden Tebliğnamede belirtilen görüş yönünden; soruşturma aşamasında sanıklara 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yasal ihtaratın yapıldığı, sanıkların etkin pişmanlıktan yararlanmak istemediklerini açıkça beyan ettikleri anlaşılmakla, tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, katılan ... İdaresi vekilinin ve sanık ... müdafiinin aşağıda yer alan hukuka aykırılıklar dışındaki temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Dava konusu kaçak eşyanın miktarına göre sanıklar hakkında temel cezada 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 61 inci maddesi uyarınca teşdit uygulanarak alt sınırdan uzaklaşılması suretiyle hüküm kurulması gerektiği cihetle, hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onbirinci fıkrasında değişiklik yapıldığı gözetilerek, sanıkların kaçak olarak ülkeye sokulan suça konu eşyayı ticari maksatla bulundurmak eyleminden dolayı 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrasındaki "Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, etil alkol metanol ve alkollü içkiler olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarısından iki katına kadar arttırılır, ancak bu fıkranın uygulanması suretiyle verilecek ceza üç yıldan az olamaz." şeklindeki düzenlemeye göre 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci ve onuncu fıkraları ile 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onbirinci fıkrasının ilgili tüm hükümlerinin olaya ayrı ayrı uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe Kanun'un belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR A. Suçta Kullanılan Nakil Araçlarının İadesi Hükümlerinin Temyizi Yönünden Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle, nakil araçlarının müsaderesine yer olmadığına ilişkin hükümler yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan ... İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün nakil araçlarının müsaderesine yer olmadığına ilişkin bölümünün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA, B. Sanıklar Hakkındaki Mahkûmiyet Hükümlerinin Temyizleri Yönünden Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleri yönünden katılan ... İdaresi vekilinin ve sanık ... müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 21.11.2024 tarihinde karar verildi. KISMİ KARŞI DÜŞÜNCE Sanıklar ... ve ... hakkında, 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün, sanıklar ile katılan ... İdaresi vekili tarafından temyizi üzerine, sayın çoğunluğun sanıklardan ... madafiinin de temyiz talebi olduğu halde nakil aracının iadesine ilişkin temyiz incelemesinin sadece katılan ... İdaresinin temyizine hasredilmesi ile hükmün müsadereye ilişkin fıkrasının onanmasına dair kararı yerinde değildir. Şöyle ki; 1) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2019 tarih ve 2016/10-543 E, 2019/668 K nolu ilamında da belirtildiği üzere, suçta kullanılan ancak müsadere edilmeksizin aracın iadesine dair hükmün, cezayı aleyhe değiştirmeme ilkesi kapsamında değerlendirilemeyeceği dikkate alındığında, işlenen suça bağlı ve suçtan ayrılmayan, sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünün sonucu doğrultusunda değerlendirilmesi gereken bir hüküm olduğu, bu nedenle de mahkumiyet hükmünün sanık/sanıklar tarafından temyiz edildiği durumlarda da temyiz incelemesine konu edilebileceği, kaldı ki 7. Ceza Dairesinin 15.09.2022 tarih ve 2021/1265 E, 2022/12357 K ile 21.09.2022 tarih ve 2021/894 E, 2022/12287 K sayılı ilamları ve bir çok ilamında da sadece sanık temyiz ettiği halde sanığın temyizine göre araç müsaderesiyle ilgili karar verildiği de gözetildiğinde, sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükmünün temyizi kapsamında aracın iadesine ilişkin hükmün sanık ... müdafiinin temyizine göre de incelenmesi yerine, sadece katılan ... İdaresi vekilinin temyizine hasren nakil aracının iadesine ilişkin hükmün temyiz incelemesine konu edilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 2) Yerel Mahkemenin 12.10.2021 tarih ve 2021/700 K sayılı kararıyla sanıkların 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan mahkumiyetine, suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına karar verilmiştir. Temyiz incelemesi yapan Dairemiz, hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin fıkrasının onanmasına, mahkumiyete ilişkin kısmının ise bozulmasına karar vermiştir. Esas hükümle birlikte Yargıtay’ın temyiz incelemesine tabi tutulan müsadere kararının, aynı davanın konusunu oluşturan suça doğrudan bağlı olduğu hallerde suça ilişkin mahkumiyet hükmü bozulduğunda, bu hükme bağlı olarak verilen müsadereye ilişkin hüküm fıkrasının onanması ya da düzeltilerek onanması mümkün değildir. Nitekim doktrindeki görüşler ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları da bu yöndedir. Hükmün bozulması durumunda hüküm tümüyle ortadan kalkar, kısmi kesinleşme olmaz. (Nurullah Kunter, Temyiz Kanunyolunda Reform, Cumhuriyetin Ellinci Yılında Ceza Adalet Reformunun İlkeleri Sempozyumu Kanun Yolları, İstanbul 1973, s 97; Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 5. Baskı, Ankara, Ekim 2017, s. 963; Veli Özer Özbek, M. Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, Ankara 2011, s. 733). Bir karar bozulmakla tümüyle ortadan kalkmış ve hukuki gerekliliğini yitirmiş olacağından mahkeme bozmaya uyarsa yeni bir hüküm kurmak zorundadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.11.1994 tarih ve 1994/5-262/280 E-K; 26.12.1994, 1994/1-350/375 E-K). Yukarda anlatılan doktrindeki görüşler ve Ceza Genel Kurulu kararlarına göre, özetle, bir karar hangi nedenle ve ne yönde bozulursa bozulsun tümüyle ortana kalkacak ve hukuki sonuç doğurma özelliğini kaybedecektir. Yine; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.07.2014 tarih ve 2014/66-365 E-K sayılı ilamı ile birçok ilamında, Dairemiz ile diğer Ceza Dairelerinin ilamlarında belirtildiği gibi müsadere kararı bir güvenlik tedbiri olmakla birlikte hükmün bir parçasını oluşturmaktadır. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise, yani incelemeye konu dosyada olduğu gibi suçta kullanılan aracın müsaderesi işlenen suça bağlı olarak talep edilmişse, mahkemenin kurmuş olduğu hüküm bir bütün olup, bozma kararı verilmesi halinde hüküm tüm sonuçları ile ortadan kalkacak, yerel mahkemece bozma sonrası yapılacak yargılamada müsadere ile ilgili yeniden değerlendirme yapılarak bu konuda da karar verilecektir. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise ancak asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğurabilir. Bu halde sadece müsaderenin infazı mümkün değildir. Hükmün bölünmek suretiyle, asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğuran müsadere ile ilgili fıkranın onanması, hükmün diğer kısımlarının bozulması halinde yerel mahkeme kararının ceza ve güvenlik tedbiri olarak birbirinden ayrıştırılması sonucunu doğuracaktır. Bunların yanı sıra 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 54/3. maddesinde belirtildiği gibi müsadere kararının verilip verilmeyeceği mahkemenin takdirine bırakılan hallerde ki, dosyamızdaki müsadere hususu hakimin takdirinde olup, takdir yetkisinin ve mahkemenin direnme hakkının elinden alınması sonucuna neden olacaktır. Bunun tek istisnası müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili olmayıp müsadere konusu eşyanın üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımının suç oluşturmasıdır. Tüm bu anlatılanlar dikkate alındığında hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin kısmının onanmasına dair sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.21.11.2024