Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/692 E. 2025/1241 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/692
- Karar No
- 2025/1241
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2717 E., 2023/1375 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/449 E., 2021/348 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı, davalı vekilince duruşmasız olarak katılma yoluyla temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.03.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davalı vekili Avukat ...ın gelmiş olmasıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen sözleşmeler kapsamında müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, bu sözleşme hükümlerine göre karşılıklı olarak taahhüt edilmiş işlere ilişkin olarak müvekkilinin davalıdan 39.249,24 Euro (155.000,00 TL), tahakkuk eden hakedişinden bakiye 350.000,00 Euro (1.382.500,00 TL), 26 günlük ilave iş bedeli 57.600,00 Euro (227.520,00 TL) alacağı kaldığını, ayrıca müvekkili tarafından verilen 130.000,00 TL teminat mektubu bedeli ile tahmini olarak nakde çevirme nedeniyle fazladan ödenen 50.000,00 TL'lik zararının olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik toplam 50.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında Faz 3 kapsamı ile imzalanan Alt İşveren Sözleşmesinde, sözleşme bedelinin 350.000,00 Euro olarak belirlendiğini, 14.10.2016 tarihli sözleşme kapsamında yapılan işlere ilişkin taraftarca birlikte hakediş belgesi düzenlendiğini, düzenlenen hakediş tutanaklarına uygun olarak davacı tarafından faturalar düzenlendiğini, bu faturaların ödemesinin gerçekleşmesine rağmen davacının 350.000,00 Euro talep etmesinin mümkün olmadığını, davacının, ilave iş bedeli talebine ilişkin müvekkili tarafından davacıya gönderilen 28.02.2017 tarihli ihtarnameyle cevap verildiğini, ihtarnameye ekli liste ile talep edilen iş bedellerinin Faz-1, Faz-2 ve Faz-3 kapsamında kalan işlere ait olduğunu ve sözleşme ile üstlenilmiş olan iş kalemleri için ilave ücret talep edilemeyeceğinin bildirildiğini, davacı yanca çalışanların SGK primlerinin ödenmediğini, bu nedenle sözleşme uyarınca haklı olarak banka teminat mektubunun nakde çevrildiğini, sözleşmenin 10. maddesinde, alt işverenin bu sözleşme kapsamında yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde teminat tutarının müvekkili tarafından gelir kaydedileceğinin düzenlendiğini, müvekkilinin nakde çevrilen tutar ile SGK'ya davacının çalışanları için teminat mektubu tutarının üzerinde prim tutarı ödemek zorunda kaldığını, manevi tazminat şartlarının da oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasında akdedilen son sözleşmenin, 14.10.2016 tarihli olduğu, sözleşmenin l.b maddesinde; "tarafların önceki sözleşmelerden kaynaklanan herhangi bir alacaklarının kalmadığı"nın açıkça kabul edildiği, sözleşmede yer alan bu hüküm karşısında davalının, kesin delil gücüne sahip olan ticari defterlerinde kayıtlı olan 785.050,55 TL'lik ödemeyi yaptığını sözleşmenin ilgili hükmü (ibra hükmü) ile ispat ettiği, son sözleşme konusunu oluşturan işin toplam hak ediş bedelinin 350.000,00 Euro olarak kararlaştırıldığı, davacının bu sözleşmenin konusunu oluşturan işleri yapıp tamamladığının anlaşıldığı, davalı iş sahibinin, işlerin eksik veya ayıplı yapıldığını ispatı yönünde herhangi bir delil sunamadığı, davacının teminat mektubunun davalı yanca haksız olarak paraya çevrilip tahsil edildiği yönündeki iddiası ile davacının fazla iş yaptığına yönelik iddialarını da ispat edemediği gibi davalının hak ediş ödemelerini zamanında yapmaması nedeniyle zarara uğradığına ilişkin iddiasının da yerinde görülmediği, davacının davalının bakiye borcunu ödemede temerrüde düşmesi nedeniyle zarara uğradığını ispat edemediği, bu nedenle davacının davalıdan ayrıca maddi ve şartları oluşmayan manevi tazminat alacağına hak kazanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabülü ile, 36.912,54 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin 16. maddesinde, davacı taşeron tarafından ödenmesi gereken SGK ve vergi yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi halinde doğacak zararlardan davacının sorumlu olacağının düzenlendiği, manevi tazminatın yasal unsurlarının oluşmadığı, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Devam eden sözleşmedeki işler yapılmaya devam ederken müvekkile diğer sözleşmelere imza attırıldığını, bu yönüyle de daha ilk sözleşmenin ödemesi tamamlanmadan diğer sözleşme yapılabilsin diye müvekkil sanki ödemesi tamamlanmış gibi imzasını attığını,
b. Faturası kesilememiş olan bu iş bedellerinin cari hesap kayıtlarına geçmediğini,
c. Davalı şirket tarafından müvekkil adına birkaç kez ödemesi yapılan SGK prim ödemelerinin taraflar arasında karşılıklı anlaşmak suretiyle yapıldığını ve sonrasında müvekkil alacağından mahsup edildiğini,
d. Müvekkilin güvenini suistimal ederek ödemeleri yapmayan davalının, müvekkilinin ticari hayatının sonlanmasına, ayrıca ağır psikolojik çöküş ve buhran yaşatarak ticari itibarının sarsılmasına, bunlardan mütevellit ağır manevi zarara uğrattığı halde manevi tazminat talebinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan etmektedir.
2. Davalı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; a. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu,
b. Faz 3 sözleşmesinde önceki sözleşmelerin ve alacakların karşılıklı olarak ibra edildiğini, davacı tarafın alacağının bulunmadığını,
c. Davacının alacak iddialarını ispat edemediğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Taraflar arasında imzalanan 14.10.2016 tarihli son sözleşmenin (Faz 3) l.b maddesinde, tarafların 14.04.2015 tarihli (Faz 1) ve 03.03.2016 tarihli (Faz 2) sözleşmelerden kaynaklanan herhangi bir alacaklarının kalmadığının kabul edildiği görülmüştür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve 14.10.2016 tarihli sözleşmenin 1.b maddesinin dikkate alınmasına göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince ve katılma yoluyla davalı vekilince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.03.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.