Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/1618 E. 2024/1903 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1618
- Karar No
- 2024/1903
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1131 E., 2023/679 K. DAVA TARİHİ : 06.03.2020 İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/152 E., 2021/61 K. 1- İlk derece mahkemesince, RES katkı payı sözleşmesi kapsamında fazla ödenen bedelin istirdatı, muarazanın men'i ile sözleşmenin uyarlanması davasında sözleşme ve yönetmelikte enflasyondaki yıllık fiyat artışlarının kümülatif olarak hesaplanacağına dair bir hüküm bulunmadığı, davalı tarafından sözleşme hükümlerine aykırı sözleşmeden önceki teklif mektubunda belirtilen kriterlere göre hesaplama yapılarak ve yıllık fiyat artışları kümülatif olarak hesaplanarak fatura tanzim edilmesinin sözleşme ve mevzuata aykırı olduğu, taraflar arasındaki birim fiyat hesaplaması hususundaki ihtilafta yarışmadaki teklif ve taahhüt değil sözleşme hükmünün uygulanması suretiyle muarazanın giderilmesine, sözleşmedeki hesaplamaya göre fazladan tahsil edilen 13.282.552,95 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, uyarlama talebi yönünden tarafların ahde vefa ilkesi uyarınca sözleşmeyle bağlı olduğu, somut olayda, sözleşmenin uyarlanmasını gerektirecek kriterlerin mevcut olmadığından uyarlama talebinin reddine karar verilmiştir. 2- İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi tarafından; talep edilen bedele borçlunun bir ihtar ile temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren faiz istenebileceği, davacı tarafından davalının davadan önce TBK'nın 117. maddesi hükmüne uygun olarak miktar ve ödeme talebi içeren bir ihtarname ile temerrüde düşürüldüğünün iddia edilmediği ve ihtarname sunulmadığı gözetilerek, kabulüne karar verilen alacağa dava tarihinden itibaren temerrüt faizi yürütülmesi gerekirken, ödeme tarihinden itibaren faiz yürütülmesi doğru olmadığı gerekçesiyle, davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin reddi ile istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 3- Bu karara karşı davalı vekilince ve katılma yoluyla davacı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 3.1. Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine; davalının ana statüsünde özel hukuk hükümlerine tabi olduğunun açıkça düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin idari sözleşme olmadığı, sözleşmenin 3 ncü maddesinde katkı payı tutarının hesaplamasında yıllık tüketici fiyat endeksinin güncelleştirilmesine dair hükmün bulunmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3.2. Dosya kapsamına göre vekalet ücreti yönünden istinaf mahkemesinin karar tarihinde geçerli olan avukatlık asgari ücret tarifesine göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile ilk derece mahkemesinin karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre vekalet ücretine hükmedilmiş olması bozmayı gerektirir ise de, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kısmen kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının "Hüküm" bölümünün 2 nci fıkrası "H" bendindeki "221.450,53 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine, "370.825,53 TL" ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının taraflara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.06.2024 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Borçlar Kanunu'na göre borcun kaynakları sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmedir. Bunun dışında borcun kaynağı bir kanun hükmü de olabilir. Sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Haksız fiilde de uğranılan zararların giderilmesi talep edilir. Sebepsiz zenginleşmede ise, sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Borcun kaynağı bunların dışında bir kanun hükmü ise kanundaki düzenlemenin içeriğine bakılarak sonuca gidilecektir. Taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunması halinde, uyuşmazlığın da sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Tarafların sözleşme hükümlerini farklı yorumlamaları sonucu sözleşme kapsamını aşan bir ödeme yapılmak zorunda kalınmış olması halinde dahi bunun iadesinin istenmesinin dayanağı akde aykırılık hükümleri olup talebin sebepsiz zenginleşmeye dayandığı sonucuna varılmasını gerektirmez. Borçlunun temerrüdünün düzenlendiği TBK 117. madde hükmüne göre; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır. Hükümde temerrüt için ihtarın gerektiği ana kural olarak belirtilmiş ve bu kuralın istisnası olarak ihtar gerekmeyen haller sayılmıştır. İstisna olarak ihtarın yararsız ve gereksiz olması hali sayılmamış ise de dürüstlük kuralının sonucu olarak bu halde de ihtar gerekmeksizin alacağın muaccel olmasıyla birlikte temerrüdün gerçekleşeceği kabul edilmelidir. Öğretide de borcun muaccel olmasından önce borçlunun alacaklıya borcu ifa etmeyeceğini açık olarak bildirmiş ise artık ihtara gerek olmadığı, zira bu beyan ile borcu ifa etmeme iradesi önceden kesin olarak açıklanmış olduğundan yapılacak bir ihtarın hiç bir yararı olmadığı kabul edilmektedir. (Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 22. Baskı (2017) sayfa: 1125, Tekinay/Akman/Burcuoğlu,Altop Borçlar Hukuku Genel Hükümler 7. Bası sf:918, Kılıçoğlu Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 18. Bası sf: 693) Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kuralla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davalı tarafından düzenlenerek davacıya gönderilen faturanın taraflar arasındaki sözleşmeye uygun düzenlenmediği toplanan deliller ile ispatlanmıştır. Davacı düzenlenen faturayı ödemiş ise de fatura miktarına karşı çıktığı ve ihtirazi kayıtla ödeme yaptığı anlaşılmıştır. İhtirazi kayıtla ödeme yapılmış olması alacaklı davalının fatura miktarının doğru olduğu konusundaki ısrarını ortaya koyduğu kadar bu paranın ödenmesi halinde geri verilmeyeceği iradesini de ortaya koyar. Davalının bu davadaki savunmaları ile de bu iradenin varlığı vurgulanmış durumdadır. Bu durumda davacı tarafından bu miktarın kendisine ödenmesi için ihtar çekilmesinin yararsız ve gereksiz olduğu açıkça anlaşıldığından davalı temerrüdü ihtirazi kayıtla ödemenin yapıldığı tarihte gerçekleşmiştir. Temerrüdün gerçekleştiği ödeme tarihinden faize hükmedilmesi gerekirken, temerrüt ihtarı bulunmadığı gerekçesiyle dava tarihinden faize hükmedilmesi doğru olmamıştır. Diğer yönlerden katılmakta isem de, ödeme tarihinden faize hükmedilmesine ilişkin temyiz itirazlarının reddi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.