Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/1061 E. 2024/1939 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/1061
- Karar No
- 2024/1939
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2161 E., 2022/441 K. HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 25. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/26 E., 2022/235 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraflar vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacıların istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 04.06.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacılar vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR 1-İlk derece mahkemesince, davacı arsa sahiplerince açılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca talep edilen metrekare fark bedeli, cezai şart, kira tazminatı, eksik ve ayıplı iş giderim bedeli davası ile ilgili yapılan yargılama sonunda, davalı yüklenici tarafından İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/262 Esas sayılı dosyasında açılan tapu iptal ve tescil davasının, davacı yüklenicinin sözleşmedeki edimlerini tam olarak yerine getirmediği gerekçesiyle reddine karar verildiği, söz konusu kararın kanun yollarından geçerek 06.07.2018 tarihinde kesinleştiği, bu haliyle geçerli bir teslim olmadığından zamanaşımı süresinin başlamayacağı, bu nedenle davalı vekilinin zamanaşımı savunmasının reddi gerektiği, alınan bilirkişi raporu ve ıslah da dikkate alınarak davanın kabulü ile 230.676,00 TL büyük inşa metrekare bedeli, 83.666,66 TL cezai şart bedeli, 40.160,00 TL kira kaybı bedeli, 6.853,40 TL sözleşmeye aykırı olarak yapılan çatı fiyat farkı olmak üzere toplam 361.356,06 TL’nin davalı yükleniciden tahsiline karar verilmiştir. 2-İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflar vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesince, davanın kısmi dava olduğu, davacılar vekilinin belirsiz alacak davası nitelendirmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davalı yüklenici vekilinin istinaf başvurusunun ise; taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine konu binanın yapı kullanma izin belgesinin 16.11.2012 tarihli olması, davacı tarafça davalıya gönderilen ... 9. Noterliği'nin 03.04.2013 tarih ve 09143 yevmiye sayılı ihtarnamesinde iskan tarihi esas alınarak davalının teslimde sadece 10 ay 21 gün geciktiğinin belirtilmesi, sonrasında sunulan dava dilekçesinde de sadece iskan tarihine kadar cezai şart talebinde bulunulmuş olması, yine söz konusu ihtarname ve dava dilekçesinde eksik ve ayıplı işlere ilişkin tazminat taleplerinde bulunulmuş olması, ayrıca davacılar vekilince bilirkişi raporuna itiraza ilişkin olarak sunulan 15.05.2014 tarihli dilekçede davacılara düşen dükkanın 18.03.2013 tarihinde Finansbank'a kiraya verildiğinin belirtilip dilekçe ekinde de buna ilişkin kira kontratı örneğinin sunulmuş olması hususları göz önünde bulundurulduğunda, davalı yüklenici tarafından davacılara bağımsız bölümlerinin tesliminin en geç iskân tarihi itibariyle yerine getirilmiş olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu teslim tarihi esas alındığında ıslah tarihi olan 09.04.2019 tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin fazlasıyla dolmuş olduğu, İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/262 Esas-2015/174 Karar sayılı kararında yüklenicinin yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmemiş olması sebebiyle arsa sahiplerince kendisine teslim edilmeyen tapuyu bu aşamada talep edemeyeceğine hükmedilmiş olduğu, bu davada zamanaşımı değerlendirmesi için esas alınan fiili teslim olgusunun o dosyada tartışılan bir konu olmadığı, bu nedenle sadece o karara dayalı olarak yüklenicinin fiili teslim şartını gerçekleştirmediğinin kabul edilemeyeceği, mahkemece bu değerlendirmeler doğrultusunda, davacı tarafça ıslah ile arttırılan toplam 351.356,06- TL'lik talep bakımından davalı tarafın süresinde ileri sürmüş olduğu zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle zamanaşımı nedeniyle ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde zamanaşımı def'inin yerinde görülmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazının yerinde olduğu belirtilerek İstanbul Anadolu 25. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 29.04.2022 tarih ve 2022/26 Esas, 2022/235 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, Davanın kısmen kabulü ile, 5.000,00 TL büyük inşa metrekare bedeli, 3.000,00 TL cezai şart bedeli, 1.000,00 TL kira kaybı bedeli, 1.000,00 TL sözleşmeye aykırı olarak yapılan çatı fiyat farkı olmak üzere toplam 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. 3-Bu karara karşı süresinde davacı arsa sahipleri vekilince duruşmalı olarak temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine davacılar vekili dava dilekçesinde davasını belirsiz alacak davası olarak adlandırılmış ise de; talep edilen alacakların miktar ve değerinin belirlenmesi mümkün olduğundan HMK'nın 107. maddesine göre belirsiz alacak davası açılamayacağı, ancak belli bir miktar gösterilerek talepte bulunulduğundan davacının davasının HMK'nın 109. maddesinde ifade edilen kısmi dava niteliğinde olduğu kabulünün yerinde olduğu, Bölge Adliye Mahkemesince de belirtildiği üzere yapı kullanma izin belgesinin 16.11.2012 tarihli olması, davacı tarafça davalıya gönderilen ... 9. Noterliği'nin 03.04.2013 tarih ve 09143 yevmiye sayılı ihtarnamesinde iskan tarihi esas alınarak davalının teslimde sadece 10 ay 21 gün geciktiğinin belirtilmesi, sonrasında sunulan dava dilekçesinde de sadece iskan tarihine kadar cezai şart talebinde bulunulmuş olması, yapı kullanma izin tarihi ile ıslah tarihi dikkate alındığında 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla davacılar vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi kararına ilişkin davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, Dairemizdeki duruşmada vekille temsil olunan davalı yararına takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 04.06.2024 tarihinde kesin olarak çokluğuyla ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir (HMK 107/1). Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (HMK 107/2) Madde gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin; davacının kendisinden beklenememesi, bunun olanaksız olması ve açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması alacağın belirsiz olmasının kıstaslarıdır. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılması halinde zamanaşımının tüm alacak için dava tarihinde kesileceği kabul edilmektedir. Bu belirsiz alacak davasının niteliğinden ortaya çıkan bir sonuç olduğu kadar madde gerekçesinde de açıkça belirtilmiştir. Zamanaşımı konusunu kısmi dava yönünden de değerlendirmek gerekir. 818 sayılı BK 133. (TBK 154) maddede dava yoluyla mahkemeye başvurulmuş ise yani dava açılmışsa zamanaşımının kesileceği düzenlenmiştir. Bu maddenin de yorumunun sonucu olarak yerleşik yargılamasal uygulamalarda dava açılmakla ancak dava dilekçesindeki miktar için zamanaşımının kesileceği ve sadece dava açılan miktar için dava tarihinde temerrüt olgusunun gerçekleşeceği kabul edilmektedir. Yargısal uygulamalar bu yönde süregelmiş ise de 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 esas, 2019/3 karar sayılı bir içtihadı birleştirme kararı çıkmış olup yerleşik uygulamadan dönülmesi gerekip gerekmediğinin bu karar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Sözünü ettiğimiz 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında "kısmi davada, dava konusu miktarın kısmi ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin artırılması halinde, artırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceği belirtilmiştir. Bu karar zamanaşımı ile ilgili değilse de İçtihadı Bileştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol gösterici olduğu unutulmamalıdır. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesinde de geçerli olacaktır. Yol göstericilik konusunda kararın tüm gerekçeleri değil; ana sonuçla bağlantılı ve bu sonuca hangi hukuksal nedenlerle varıldığını gösteren temel gerekçeler esas alınmak suretiyle bir sınırlama getirilmesi de içtihadı birleştirme kararlarının mahiyetine uygun bir sonuç olacaktır. Kaldı ki Yargıtay Kanunu 45/5. maddede içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukukî konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlayacağı düzenlenmiş olduğundan benzer konular için de bu içtihadı birleştirme kararının uygulanması bir zorunluluktur. 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesi; ıslahla miktar artırımının ek dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi olduğudur. Bu temel gerekçenin varlığı; kararda yer verilen "...Ek dava ile kısmi dava arasında paralellik mevcut ise de ıslahla ilgili sorunların yine ıslah müessesi kapsamında sonuçlandırılarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle dava değerinin artırılması kısmi ıslah kapsamında olduğundan süregelen davanın devamıdır ki yeni bir dava ve ek dava olarak kabul edilemez. Artırılan tutar için harç yatırılması bir usul işlemidir; yeni bir dava açıldığı şeklinde yorumlanamaz..." biçimindeki açıklamalarda ve "...bu amaçla verilen bir ıslah dilekçesi dava dilekçesindeki istem ve ferilerini ortadan kaldırmayacak, sadece istenilen alacak rakamını değiştirecektir. Hal böyle olunca ıslahla artırılan tutar, yeni bir dava olmadığından, ilk dava dilekçesinde yer alan bütün unsurlar faiz istemi de dahil olmak üzere, ıslahla artırılan kısım için de uygulanabilir olmalıdır..." şeklinde yapılan açıklamalarda açıkça görülmektedir. Bu ifadeler kararın; sonuç kısmıyla da uyumlu ana ve en temel gerekçeleridir Bu karar temel gerekçesinden soyutlanarak yorumlanıp uygulanamayacağına göre, ıslahla miktarın artırılması halinde, bu miktar değişikliğinin, zamanaşımının kesilmesine neden olup olmadığı, zamanaşımını kesecek bir işlem ise hangi tarihte zamanaşımının kesileceği konusunda da kararın bu ana gerekçesinden yararlanılmalıdır. Bu karar ile ıslahla miktar artırımı ek dava olarak görülmemiş ve sadece dava dilekçesinde yazan miktarın değiştirilmesi, diğer bir ifadeyle bu miktarın düzeltilmesi olarak görülmüştür. Bu kararın sonucu olarak miktar artırımına ilişkin yapılan ıslahın da artık ek dava olarak görülmesi mümkün olmayıp dava dilekçesindeki miktar kısmının düzeltilmesi olarak kabul edilmesi gerekir. Düzeltilen dava dilekçesi olduğuna göre davacı tarafından ıslahın teşmil edildiği tarih de ilk dava tarihi olacaktır. Dava tarihine teşmil edilecek şekilde bir ıslah gerçekleştiğine göre, ıslahla artırılan miktar için de dava tarihinin artık ilk dava tarihi kabul edilmesi ve dava açılmakla zamanaşımının kesileceğine dair BK 133/1 bent 2 (TBK 154/1-bent 2) hükmünün ıslah edilen miktar için de ilk dava tarihi esas alınarak uygulanması gerekir. Bu maddede dava açılmakla zamanaşımının kesileceği düzenlenmiş ancak ıslah dilekçesi verilmekle zamanaşımının kesileceği düzenlenmemiştir. Islahla miktar artırımının ek dava niteliğinde olmadığı bu kararın gerekçesinde açıkça belirtildiğine göre bu madde; artık ek dava hükümlerine göre ıslahla artırılan miktar için zamanaşımını kesebilecek bir hüküm olarak yorumlanabilmekten çıkmıştır. Islah yeni bir dava veya ek dava sayılmadığına göre, ıslahın BK 133/1 bent 2. maddeye dayalı olarak zamanaşımını kestiği kabul edilemez. Islah bir dava sayılıp zamanaşımını kesmiyorsa artık BK 136/1. maddede yer alan "Bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar." düzenlemesine dayalı olarak da ıslah edilen miktar için her yargılama işleminde zamanaşımı kesilmeyecektir. Bunun sonucu olarak da yargılama sırasında dahi ıslahla artırılan miktarın zamanaşımına uğraması tehlikesi ortaya çıkacağından, bu durum ıslahla miktar artırımlarını yok denebilecek seviyeye getirebilecek ve ıslahla kolaylaştırılmak istenen hak arama hürriyetinin bir başka yönüyle bu kez sınırlanmasına yol açmış olacaktır. Islahla miktar artırımı dava veya ek dava sayılmadığı için BK 133/1 bent 2. madde gereğince zamanaşımı kesilmez ise de yukarıda da belirttiğimiz üzere bu ıslah dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi ve düzeltilmesi olduğundan ıslahla artırılan yeni istem için de zamanaşımının ilk dava tarihinde kesilmiş sayılması gerektiği sonucuna varılmalıdır. Dava konusunun tümüyle değiştiği tam ıslahta zamanaşımının ilk dava tarihine göre hesaplananacağı doktrin ve uygulamada tümüyle kabul edilir iken dava konusunun dahi değişmediği ek dava dahi sayılmadığı konusunda açık gerekçe içeren ve bu gerekçeyle sonuca giden içtihadı birleştirme kararına rağmen, ıslahla miktar artırımında zamanaşımının ilk dava tarihine göre hesaplanmaması da çelişkili bir uygulama ve yorum olacaktır. Diğer yandan aynı usul işlemi olan ıslahla miktar artırımı temerrüt faizi yönünden ek dava sayılmaz iken diğer yandan zamanaşımı için ek dava sayılmış olacaktır. Bu ise aynı usul kurallarının değişik maddi hukuk taleplerinde farklı uygulanması, farklı yorumlara tabi tutularak farklı sonuçlara varılması anlamını taşıyacak ve başka bir boyutta olmak üzere ayrı bir çelişki oluşturacaktır. Açıkladığımız nedenlerle ıslahla artırılan kısım için zamanaşımının ıslah tarihine göre hesaplanması gerektiği şeklindeki yerleşik uygulamadan 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 esas, 2019/3 karar sayılı bir içtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesini oluşturan medeni usul yorumları karşısında artık dönülmesi ve zamanaşımının dava veya ek dava sayılmayan ıslahla miktar artırım tarihine göre değil, davanın açıldığı ilk tarihe göre hesaplanması gerekir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak açmış ve artırılmış mikta belirleme işlemini de belirsiz alacak davası hükümlerine göre yapmıştır. Davacının cezai şart dışındaki talepleri olan büyük inşa edilen metre kare farkı bedeli, cezai şartı aşan kira kaybı bedeli, Klima ve Jeneratör tesisatı ve sözleşmeye aykırı yapılan arka cephe ile bilirkişilerce tespit edilecek sözleşmeye ve projeye aykırı diğer eksik işler bedeli talepleri yönünden davanın belirsiz alacak davası olarak açılabileceği açıktır. Zira HMK 107. Madde de açıkça tam ve kesin olarak belirleyememe unsuruna yer verilmiş olup davacının bu taleplerine konu gerçek kesin miktarları dava tarihinde tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğundan söz edilemez. Bu alacak kalemleri yönünden belirsiz alacak dava açılması koşulları bulunduğu için davacının belirsiz alacak davası hükümlerine göre yaptığı miktar artırımı da geçerli usul işlemleri olup bu kalemler bakımından tüm alacak için dava tarihinde zamanaşımının kesildiği ve sonrasında her usul işlemi ile de kesildiğinin kabulü gerektiğinden bu alacak kalemleri yönünden davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece dava belirsiz alacak davası olarak görülüp karara bağlanmış ve zamanaşımının dolmadığı kabul edilmiş iken istinaf talebi üzerine belirsiz alacak davası koşulları bulunmadığı, kısmi dava hükümlerine göre zamanaşımının incelenmesi gerektiği gerekçesiyle kaldırıp geri gönderme kararı verilmiştir. Bu kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince bu karar esas alınarak davanın kısmi dava olduğu kabul edilerek karar verilmiş ise de bölge adliye mahkemesinin bu kararı Yargıtay için bağlayıcı olmadığından temyize getirilmesi halinde bölge adliye mahkemesinin görüşü aksine uyuşmazlığın belirsiz alacak davası hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği konusunda bozma kararı verilmesine usulen bir engel de bulunmamaktadır. Cezai şart alacağı yönünden ise sözleşmede cezai şart miktarı belli olduğu için davacı alacağın tamamını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumdadır. Bu alacak kalemi yönünden belirsiz alacak davası açma koşulları bulunmadığı için bu yönden uyuşmazlığın kısmi dava hükümlerine göre çözümlenmesi ve miktar belirlemeye ilişkin talebin de ıslah talebi olarak değerlendirilmesi gerekir. Mahkemece bu yönden kısmi dava hükümleri uygulanmış ise de yukarıda açıklandığı üzere 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararı karşısında ıslahla miktar artırımı ek dava sayılmadığı için artırılan kısım için dahi zamanaşımının ilk dava tarihine göre belirlenmesi gerekir. Dava tarihi esas alındığında ıslah ile artırılan kısım için de zamanaşımı dolmamıştır. Bu durumda zamanaşımı definin reddine karar verilerek işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle bozma kararı verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.